Çıkış zili çaldığında Efe Beytullah'ı ikna etmeye çalışıyor,onu kapıya tün gücüyle sürüklüyordu, daha doğrusu çabalıyordu..
"söz bak herşeyi anlatacağım harfi harfine hadi ama git beni bekliyor...çok merak ediyorum."
Beytullah inatla gitmeyi reddediyor hayır anlamında başını sağa sola sallıyordu "ya ayak bağı olmak istemiyorum ama beraber gidelim n'olur bende görmek istiyorum. Eve gidince meraktan içim içimi yer hadi ya bende geleyim!"
Efe kaşlarını çatıp Beytullah'a baktı "Ya-" derken Beytullah ellerini kaldırdı "tamam tamam, gidiyorum. ama herşeyi anlat tamam mı? gidiyorum ben yarrmı ye bıbı"
Efe arkasından nefes verip kalakaldı. avuç içlerini sıkıp derin nefes aldı "Hadi Efe...yapabilirsin en fazla ne olabilir ki?" ellerini gevşetip omzundaki çantayı kavradı ve merdivenlere yöneldi
『Çatı Katı』(işte o an wuuuhuu)
Efe etrafı kontrol ederek dikkatlice sonunda çatı katına ulaşmıştı kapının üstündeki neon yeşil tabelanın üstünde koşma işaret yapan ve yanında 'Exit' yazan çöp adama bakakaldı derin bir nefes alıp kapının kulpunu kavrayıp sonunda açtı. gözleri Anlık gelen güneş ışığı ile kısıldı, gözlerini kırpıştırıp gözlerini netlemeye çalışırken onu gördü onca ışığın arasındaki tek görünür şey. Arda Soydoğan. yine yüzündeki o alaycı piç gülüşü ve kolları göğüsünde çaprazlanmış bir şekilde duvara yaslanışı ne kadar "serseri" tipinde olduğunu kanıtlıyordu.
"sen..." Diye fısıldadı Efe inanamaz şekilde
"Of rol yapma Efe beni beklediğini biliyorum."
Efe kaşlarını isorgular şekilde çatıverdi.
"Hayır. Neden seni bekleyeyim ki?"
"Çünkü beni seviyorsun."
dedi basit bir şekilde.
"anlamadım?"
"beni seviyorsun."
"Arda sen kız değilsin bilmem biliyormusun?"
"bunun engel olmadığını ikimizde çok iyi biliyoruz Efe."
Efe'nin kalbi hızlandı ve gözlerinin irisi büyüdü bu çocuğun onunla derdi neydi? daha bugüne kadar onunla iletişime kurduğunu bile hatırlamıyorken, üzerine attığı bu iddia kabul edilebilirmiydi?
"ne istiyorsun?" dedi ne diyeceğini bilemez bir şekilde.
Arda birkaç adım yaklaşıp onunla yüzyüze geldi "sadece itiraf etmeni istiyorum."
"neyi?"
"biliyorsun."
"bilmiyorum."
"biliyorsun."
"bu böyle sürecek mi?"
"sabaha kadar yapabilirim."
Efe oflayıp gözlerini kaçırdı "yanlış anlamanı istemiyorum ama...eşcinsel misin?"
"senin için evet."
"benim için?"
"senin için." Diye tekrarladı
"dalga mı geçiyorsun?"
"dalga geçmiyorum. Bak sabah için üzgünüm tamam mı sadece...bunu kabul et." cebinden minik bir mektup çıkarttı üstünde kalpli bir çıkartma vardı
"Efe, biliyorum beni çok tanımıyorsun ama...uzun süredir seni izliyorum."
Efe ayarlayarak yüzüne baktı bunca kız etrafında gezerken varlığından bile haberi olmayan bir çocuğa aşık olması son derece ironik geliyordu kulağa.
"ben...kararsızım üzgünüm. Gerçekten."
Arda bir süre yüzüne bakmakla yetindi, kalbi kırıkmıydı yoksa bir umut ışığı hâlâ arıyormuydu bilmiyordu.
"...düşün sadece tamam mı?"
Efe 'tamam' anlamında başını salladı ardından Arda çantasına sarılıp ordan ayrıldı. Efe boş çatı katında yalnızdı tek duyulan kalbinin ufak atış sesleriydi sevgiden mi yoksa heyecandan mı bilmiyordu. sadece yarın ona ne diyeceğini düşünüyordu "Off" diye mırıldandı duyulmaz bir şekilde
Efe eve döndüğünde Beytullah'a telefon açtı ve adım adım herşeyi odasında bir ileri bir geri volta atarak açıklamalarıyla anlattı. sonunda bitirdiğinde Beytullah'tan ses bekledi fakat gelmedi.
"Alo? Ordamısın Betonum?"
"...NEEE hayır buarada cevabı hepimiz çok iyi biliyoruz Efeciğim. KABUL EDECEKSİN DEĞİL Mİ BALLI TURTAM?" Efe'nin kulakları herzamanki gibi Beytullah'ın bağrışları ile çınlıyordu "ya sakin biraz...kulaklarımın pasını sildin çığrışlarınla he" Beytulla telefonun ardından kıkır kıkır gülüyordu fakat Efe duygularından kararsızdı.