İçeriğe geç

SILLAGE

Bölüm 3 · 30 dk okuma

SILLAGE

Bölüm 3

"İnsanları öldürmek için yetiştirilmedim."

Bölüm müziği: Gravitational Forces - ITG Studios

Bölüm 2:

"İnsanları öldürmek için yetiştirilmedim."

Snos omuzlarında hissettiği sarsıntı ile gözlerini aralayarak kendisini sarsan kardeşine baktı. Andrey ablasının kendisine dönen gözleri ile ellerini ondan ayırarak bir süre bekledi. Snos daha ayılamadığından dolayı esneyerek gözlerini ovuşturdu ve yaslandığı yatak başlığından doğrularak oturur bir pozisyona geldi. "Sabah sabah, ne oldu?" Andrey kısa süre etrafına bakındı. Kardeşinin bu bakınması ile o da gözlerini odada gezdirdi. Wolfgang odadan daha yeni çıkıyor, Elegans yatağında oturmuş başı önde daha uyku sersemi halinden çıkmaya çalışıyor gibiydi. Fides ise yatağını topluyor özenle yorganını düzeltiyordu. Odada tek eksik olan kişi Fredericdi. Odada onun yokluğu çok da göze batmamış gibiydi. Snos kısık bir sesle kendi kendisine konuştuğunu sanarak "Prens hala gelmedi mi?" demişti. Fakat bu sözlerine kardeşi cevap verdi "Kim?"

"Hiç... Beni neden uyandırdın?" Kardeşi arkasını dönerek işaret parmağıyla kapı eşiğinde duran birisini gösterdi. "O kişi uyanmanızı istedi." Snos gözlerini kapı eşiğine kaydırdığında görevli ile göz göze geldi. Görevlinin çatılan kaşları onun yanlış bir şey yaptığını ortaya koyuyordu. Kardeşi sessizce ablasına seslendi "Sanırım kalkıp yatağını toplamanı istiyor abla."

"Tamam yaparım ama adam öldürmüşüz gibi bakmasına gerek yok." Yerinden kalkarak bozulmuş olan yatağı özenle düzenledi. Görevlinin uzaklaşan ayak sesleri ile Elegans yattığı yataktan çıkarak aklındaki cümleleri çekinmeden sözcüklerle sundu. "Sanki dün akşam hiç saldırıya uğramamışız gibi davranıyorlar. Neyiz biz kıyıda köşede çalışan bir ticaret adamının oğlu ya da kızları mı? Ülke yöneteceğim ben ülke!" Sinirle yatağını topladı ve üstündeki geceliğin bir parçası olan hırkasını da yatak ucuna asarak odadan çıktı. Snos sessizce odadan dışarıya çıkarken Andrey, Fides'in yanına giderek ne yapacaklarını sordu. Snos göz ucu ile izlediği kardeşi adına mutlu olmuştu. O olmadığında bile burada onu koruyacak birileri, arkadaşları olacak gibiydi. Eline taktığı tokayı saçlarına götürerek omuz hizasında salaş bir at kuyruğu yaptıktan sonra kalede dolanarak banyo bölümünü aradı. Kadınlar banyosu olduğunu düşündüğü yere girdi ve tahmin ettiği gibi çıkması ile soğuk su ile yüzünü yıkayarak odadan ayrıldı. Odanın konumunu aklında tutmaya çalıştı.

Koridorda yankılanan adım sesleri ile birkaç konuşma sesinin yükseldiği odanın önünde durdu. Dün yemek yedikleri odaydı burası. Veliahtlar sıra sıra dizilmiş birisini bekliyor gibiydi fakat odada baş köşeye oturmuş olan görevli yüzünden hiçbirinden ses çıkmıyordu. Andrey ona yanına oturması için yalvaran gözlerle baktığında adımlarını onun yanına ilerleterek sandalyeye gıcırtılar eşliğinde oynattı. Masadaki yemeklerden sonra Veliahtlarda gezdirdi gözünü. Su ülkesinin prensi hâlâ etrafta yoktu. Aklına dün geceki gölge geldiğinde elini kaldırarak görevliden izin istedi. Görevliden gelen izin ile ayağa kalkarak konuşmaya başladı. "Dün gece biz burada saldırıya uğradık. Bilmiyorum farkında mısınız ama bizler değerli kişileriz tamam bazılarımızın tekrar tahta geçebilecek kardeşleri var fakat Su, Hava ve Ana krallık gibi ülkeler tek veliahtlarını buraya gönderdi. Bir tane prens hala ortalarda yok ve sizden çıt çıkmıyor duruma bakılırsa bizim de konuşmamıza izin vermiyorsunuz." Görevlinin göz devirmesi ile Snos elini yumruk yapmış kendisini sakinleştirmek için içinden sayı saymaya başlamıştı. Derin bir nefes aldığında tekrar konuşacaktı fakat odaya giren prens ile hava prensi de ayağa kalkmış endişe ile öne doğru bir adım atmıştı. Snos sessizce dün geceki kıyafetleri ile duran prense baktı. Aklındaki soruyu soran kişi ise Fides olmuştu "Nerelerdeydiniz? Herkes sizin adınıza endişelendi." Frederic üstündeki hırkanın kollarını daha da öne çekerek kendisine ayrılan sandalyeye ilerledi. Çektiği sandalyeye daha oturmadan kendisine dönen gözler ile eğilerek özür diledi ve sessizliğini Koruyarak geri yerine oturdu.

Onun bu davranışları diğer veliahtların garibine giderken odadaki görevlinin ağırlığı ile hiçbiri ses çıkartamamıştı. Aralarından tek hareketlenen kişi Wolfgang olmuştu. Geriye doğru ittirdiği sandalye arkaya doğru devrilirken odadan ağzında mırıldandığı küfürler eşliğinde ayrıldı. Snos diğerlerine göz gezdirirken Elegans ile beraber yavaşça yerlerine oturdular. Buraya gelirken kendilerine okutulan belgede öğretmen ve görevlilere saygısızlık yapılmaması sözlerinden çıkılmaması gerektiği yazıyordu. Snos masanın altında, dizlerinin üstünde yumruk haline getirdiği ellerine baktı. Bu maddenin ne kadar leş bir madde olduğunu düşünerek sadece sinirini içinde tutuyordu. Bunu tek yaptığı kişi kraliçe iken kişi sayısının artması daha da sinir bozucuydu.

Sessiz geçen yemekten sonra görevli hiç kimseyi göndermemiş önlerine konan belgeleri okumalarını istemişti. Snos önüne konan belgedeki sayfalara teker teker göz attı ardından da kendilerine verilen görevi açıklayan kişiye baktı. "Hepinizin ilk görevi olduğundan dolayı kolay bir göreve göndereceğim. Kuzeyde bulunan oduncular şehrinde çocuk kaçırma ihbarları geliyor bunun nedenini siz bulacaksınız. Görevli tamamlamanızın sonunda ise her biriniz hangi işleri ne kadar sürede nasıl yaptığınızla ilgili yazı yazarak bizlere vereceksiniz."

"Bu göreve hepimiz mi gönderiliyoruz?" Soruyu soran kişi Fides'di gözlerini kâğıttan ayırarak görevliye baktığında görevli odadan ayrılan prensi de sözlerine dahil ederek yanıt verdi. "Evet, hepiniz bu görevde rol oynayacaksınız isterseniz prens Wolfgang isterseniz Prens Frederic görevin başkanı olabilir bunu siz seçin. Fakat hepinizin bu görevde rolü olmasını istiyorum." Görevli daha fazla soru sorulmasını beklemeden yerinden kalktı ve ağır adımlarla odadan dışarıya çıktı. Kapıların kapanması ile Snos ayaklanarak odadan dışarıya çıktı. Ara ara elindeki belgeleri kaldırıyor içinde yazanlara bakıyordu. 2 kâğıttan oluşmasına rağmen kocaman bir boşluktu. Kaybolan çocukların isimleri ve soy isimleri haricinde hiçbir bilgi yoktu. Odada geriye kalanlar da ardından çıkmışlardı Frederic sessizce Snos 'un ardından yatak odasına girmişti. Elindeki belgeyi Wolfgang 'ın masasının üstüne koyduktan sonra yatağına ilerleyerek oturmuştu. Prenses ise elindeki belgeleri yatağının yanındaki komodine atarak yatağının üstüne oturmuştu. Odada kendi halinde takılan 2 prense baktı. "Hanginiz baş yönetici olacak?" Onun bu sorusuna ilk cevap veren kişi Frederic olmuştu. "Görevlinin beni ortaya atmasını anlamadım. Wolfgang ana krallıktan geliyorken neden ben yöneteceğim ki?"

"18 Sene önce bütün dünyaya hakimdiniz de ondan." Wolfgang yatağından doğrularak oturur bir halde prense dönmüştü. Prens de aynı şekilde oturduğu yerden bakışlarını ona yönlendirdi. "Bu bir neden değil. Gelecekte yönetecek olan kişi ben değilim sizsiniz. Yani... Görev hakkındaki belgeyi okuduktan sonra görev dağılımı yapsanız iyi olur. Yarından itibaren tam olarak 1 hafta verilmiş." Snos prensin söylediği süre ile kaşlarını çatarak görev yazılı kâğıdı tekrardan eline aldı ve yazıları okudu. Gerçekten de üstünde bir süre vardı ve o bu noktayı kaçırmıştı bile. O kâğıda bakarken prensin konuşmasına cevap gelmişti bile "Merak etmeyin aklımda bir plan var." Odaya tekrardan sessizlik çökerken Snos elindeki kâğıdı bir köşeye koyarak kardeşini arama amacıyla odadan dışarıya çıktı. Taş yapımı koridorlarda ilerlerken odalara teker teker bakıyor, kardeşini arama bahanesiyle kaleyi keşfetmeye çalışıyordu. Arka bahçeden gelen gülme sesleri ile adımlarını istemsiz o yöne ilerletti. Geniş yeşilliklerin arasında oturan üç kişinin yanına ilerleyerek başlarında adeta kazık gibi dikildi. "Ah... Ne ara geldiniz. İsterseniz siz de bize katılabilirsiniz." Elegans onun gölgesinin farkına varması ile arkasını dönerek dikilen prensese baktı. Snos bu teklifi başta reddetmeyi seçse de daha sonrasından kabul etmeyi düşünerek hâlâ üzerinde olan geceliğin eteklerini dizlerinden büktü ve yere nazikçe çömelerek oturdu.

"Andrey'e arkadaşlık ettiğiniz için teşekkürler." Fides sorun olmadığını belirtir gibi elini sallarken gülümseyen dudakları arasından konuştu. "Oldukça sevgi dolu bir kardeşin var. Eğitimlerden öğrendiğim kişiliği beklerdim fakat öyle değil sanırım yanıldım."

"Hayır yanılmadınız. Sadece dış halkın bilmediği şey o eğitimlerin sadece kızlara verildiği." Elegans sorgulayan gözlerle ona döndü ve kafasındaki soru işaretlerini ona sundu. "Sorun olmazsa eğer neden olduğunu bize diyebilir misiniz?" Snos duruşunu düzeltirken annesinin dışarıya sunmadığı ve saçma olarak nitelendirdiği bu bilgiyi onlara sunmuştu. Fakat her kelimesinin ardından kelimelerini törpüleyerek devam etmişti. "Aslında yakında bu bilgi krallıklara sunulacak. Tek gerekçe kadınların cinsellikle ya da başka bir şeyle kandırılması daha zor olması." Asıl nedeni oldukça gizlemiş annesinin sunacağı bilgiden dışarıya çıkmamayı seçmişti. Birkaç ay sonrasında halklara sunulacak olan bu bilgi ülkenin zararına olmayacağını çok iyi biliyordu. "Yani devlet işlerinde hiç mi erkek görevliniz yok?" Bu sefer soruyu soran kişi Fides olmuştu. Andrey'in çoktan bunlardan bahsettiğini sanıyordu fakat durum tam tersini gösteriyordu. Snos gün içerisinde emirleri dışında bu kadar fazla konuşmadığından dolayı kendini değişik hissetse de soruya cevap verme yoluna gitti. Onlarla samimi bir ortam kurmak onun yararına olacağını düşündü. "Kraliçenin aksine benim askerlerimin arasında erkekler mevcut fakat alt kademelerdeler."

Onların bu samimi konuşması Snostan az çıkan daha çok Andrey'in heyecanla cevapladığı konuşmalar ile devam etmişti.

Frederic yattığı yataktan kalkarak kendisine seslenen görevliye baktı. Yutkunmak istedi kalbi gitmemesi gerektiğini söylese de yerinden kalkarak görevlinin adımları eşliğinde odadan çıktı. "Beni takip ediniz lütfen arkamdan ayrılmayın." Kadın görevlinin bu sözlerine sadece başını sallamıştı. Dün geceden geri gözüne girmeyen uykularda aklında yankılanan tek şey öldürülmek istendiğiydi. Hırkasının kolunu birazcık daha ellerine doğru çekti başı önde ilerleyerek görevlinin ardından ilerledi. Güneşin aydınlattığı odaların ardından mumlar tarafından aydınlatan mahzene yol almaları ile aklındaki cümleler çığlıklara dönmeye başlamıştı. Elini saçlarına atarak gözlerini sıkıca kapattı ve görevliye seslendi "Bu yolun sonu nereye çıkacak? Öğretmen beni orada bekliyor olamaz!" Güçlü çıkan ses ile görevli yerinde titreyerek omzunun üstünden arkasına baktı. "Bana denileni yapıyorum efendim."

Biraz daha... Sadece biraz daha...

Kendi sesi sakin olmasını söylerken beyninde yankılanan sesler oradan kaçmasını bu ülkeyi terk etmesini söylüyordu. Saçlarındaki elini indirdi ve derince bir nefes aldı. Elini köprücük kemiğinin üstüne koyarak üç defa pat patladı her vuruşunun ardından kendisinin sakin olmasını söyleyen iç sesi annesinin sen tonuyla beyninde yankılandı. 1... Sakin ol

Karşısındaki görevlinin adımları yavaşladı. 2... Sakin ol

Görevli durduktan sonra etrafına bakındı. 3... Sakin ol

Frederic hırkasının kalın kol bölgesinde elinin ardında sakladığı keskin uçlu bıçağı çıkartarak ani bir hareket ile kadının arkasından boynuna dayadı. Bir eli kadının boynuna tuttuğu bıçakta yer alırken diğer eli ile kadının arka cebinde yer alan kalın objeyi çıkartarak yere fırlattı. Yere düşen kutunun içinden bir şırınga ile kapsül yere düştü. Duvardan seken kutunun ardından kapsül yerde parçalara ayrılırken kadın küfürler eşliğinde gözlerini kapattı. "Sence ilk defa mı öldürülmeye çalışılıyorum? Aptal mıyım ben! Kim gönderdi seni!"

Keskin metalin ucunda hissetiği damarından gelen titreşim hissi ne kadar geriye çekilmesine neden olabilecek duygular oluştursa da...

"Söylemem." Kadının ani çıkan cevabının eşliğinde Frederic otomatik olarak bütün gücünü geri topladı. Aklında yankılanan geri çekilmesine dair olan cümleleri yok ederek, kadının beyaz ve yumuşak teninde derinlemesine kesik açtı. Etrafa damlayan şarap kırmızısı kan ile kadını bıraktı ve bedenin yere devrilişini izledi. Donuk gözlerle kadının yerde boynunu tutmasını izledi. Karşısındaki kadın canı için cebelleşirken beyninde tek bir cümle dahi yankılanmıyordu. "İnsanları öldürmek için yetiştirilmedim. Lütfen beni zorlamayın." Donuk çıkan ses odada yankılanırken sakinlik ile kapanan gözleri ile yerde yatan kadına baktı. Kendisinin Azrail'i olacak o kadının son gördüğü kişi olmuştu.

Kadının hareketleri kesilip narin parmakları boynundan kayıp indiğinde prens, olduğu yerden birkaç adım öne ilerledi. Bilgi almadan öldürdüğü için pişman olsa da kendisini korumanın tek yolu bu olduğunu çok iyi biliyordu. Elini kadının üstündeki ceplerde teker teker gezdirdi. Sonunda bir not bulduğunda göğüs bölgesinde yer alan cekete ait cebini kontrol ediyordu. Çoktan kan yüzünden kırmızılığın yayılmış olduğu kâğıdı narince çekerek yerinden çıkarttı. Katlı olan sayfalarını yavaş yavaş açarken içinde yazılı olan şeyleri okudu. Kırmızı lekelerin altında özenle işlenmiş olan harflere baktı. Minik bir mırıltı eşliğinde yazıları kendi kendine okudu. "Bu ilacı ona vermen lazım hangi yola yaparsın bilmiyorum ancak uyuduğu zaman ölmesini sağlayacaktır böylelikle hekimler kalp krizi teşhisi koyar ve hiçbir sorun çıkmaz. İstifanı verip oradan ayrılmayı unutma." Kâğıdın sonunda ise bir dairenin içerisine nokta konulmuş şekil ile göz göze geldi o şeklin hemen yanında ise ters dönmüş bir üçgen duruyordu. Bu şekilleri aklında tutmak yerine kâğıdı aynı şekilde katlayarak cebine yerleştirdi ve kendisine hiç kan bulaşmadığını iyice kontrol etmesinin ardından odadan üst kata çıkan merdivenlere ilerledi. Merdivenden ileriye attığı her adım ile içinde büyüyen pişmanlık onun sinirlerini bozuyordu. Ölmesini isteyen birisini öldürmekten neden sinirleniyordu ki?

Güneş ışınlarının hâkim olduğu kata çıkması ile odaya doğru yürümeye başladı. Odaya giden koridora saptığında ise arka bahçeden gelen gülme sesleri kulaklarına ulaştı. Merakla pencerelere ilerleyerek tahta bölümünden camları öne doğru itekledi ve iki tarafa açılışını inceledi. Hemen önünde iki prenses ve iki prens güzel bir konuşmanın içerisinde Snos hariç hepsi kahkahalar içinde eğleniyordu. Gözleri prensese kaydığında kırmızı saçlarını omzunun arkasına savuruşunu izledi. Sabah yemekte at kuyruğu olan saçları açılmış bütün sırtını kaplayarak otların üstüne sarmaşık gibi uzanmıştı. Bir süre daha diğerlerine baktıktan sonra derin nefes alarak odaya ilerlemeye devam etti.

Odaya girmesi ile Wolfgang ile göz göze gelmişti. Elini bıkkınlıkla önce alnına ardından da saç aralarına sokmuştu. Karşısındaki prens çoktan aklındaki cümleleri gücü sahnesinde işitmiş büyük bir şaşkınlık eşliğinde ona bakıyordu. "Ne yaptın lan sen?"

"Burada değilsin sanıyordum." Yatağında doğrularak ona bakan prense bakışlarını çevirdi. Prens aklındaki cümleleri ne kadar yatıştırmaya çalışsa da içindeki sesler çoktan isyan bayrağını çekmişti. "Bilmiyor gibi davranabilirim yeter ki bir şekilde o sesleri durdur. Emin ol tek duyan sen değilsin." Wolfgang eski haline dönerken yatağın yanına bıraktığı kitabı tekrardan eline aldı. "Ama o notu bana ver."

"Teşekkürler ama kendi meselemi ben çözebilirim." Wolfgang'ın ona dönen bakışları ile yere döndürdüğü gözlerini ona çevirdi "Sana ver dediysem ver." Frederic daha fazla direnmenin faydasız olacağını düşünerek elinde kanla kaplı olan kâğıt parçasını onun yanına ilerleyerek komodinin üstüne bıraktı ve yavaş adımlarla odasındaki köşesine çekildi. Üstündeki hırkayı yatak başlığına astıktan sonra sakince yorganı kaldırarak içerisine girdi ve gözlerini kapattı. Aklındaki sesler susmak bilmese de fazla geçmeden uyuyabilmişti.

Snos bitmek bilmeyen muhabbeti kendi adına sonlandırmak için ayağa kalktı. Üstünü temizledikten sonra gideceğini belirterek bahçeden uzaklaştı. Toprak zeminden özenle işlenmiş taş zemine adımını attı. Nereye gideceğini düşünürken odaya giderek dinlenme tercihini seçti ve odaya doğru adımlarını yönlendirdi. Odaya girdiğinde çıkarken yatağında oturan prens artık yatağında üstüne kadar çektiği yorganla uyuyordu. Diğer prens ise elindeki kitaba dalmış bir şekilde yatağında oturuyordu. Sessizce yatağına ilerleyerek örtüsünü kaldırmadan üzerine uzandı ve gözlerini dinlendirdi. Bilincini açık tutmak istese de derince uykuya doğru çekildi.

Tekrar gözlerini araladığında neredeyse güneş dağların ardından yok olmak üzereydi. Mırıldanarak yerinden doğruldu ve etrafına baktı. Frederic hala uyuyor, Andrey yanındaki yatakta oturuyor diğerleri ise odada değillerdi. Andrey'e dönerek kısık çıkan sesi ile ona seslendi "Diğerleri nerede?" Andrey sonunda uyanan ablasına dönerek gülümsedi "Bu kadar uyku fazla değil mi?"

"24 saat uyumuşum gibi konuşma da cevap ver. Toplantı falan mı yapıyorlar?" Andrey başını sallayarak ablasının sözlerini onayladı ve ekledi "Evet, Yemek odasında sizi bekliyorlar haber vermem için burada beklememi söylediler." Snos kaşlarını çatarak konuştu "Neden uyandırmayı seçmedin ki aptal gibi beklemene gerek yoktu." Kardeşi ona cevap vermezken yerinden kalktı ve üstüne aldığı hırkayı soğuk hissetmesinden dolayı önünde kapattı. Yavaş adımlarla prensin yanına ilerleyerek yorganın üstünden onu dürtü. "Uyanmanız lazım bizi bekliyorlar." Prens küçük bir mırıltı ile üstündeki örtüyü çekerek yatağının başında ona bakan prensese baktı. Kendisine iletilen kelimeleri anlamlandırdığında yerinden doğrularak oturur bir hale geldi. "Çoktan zamanı geldi mi?" Snos dışarıya doğru yürürken cevap verdi. "Hayır nereden çıkartın? Ben önden gidiyorum sen de geç kalma." Prens cevabını göremeyeceğini bilse de sadece başını sallamıştı. Snos odadan çıktıktan sonra sakince yemek odasına girdi.

Odadakiler kendi arasında konuşuyordu daha çok Fides ve Elegans için geçerliydi bu Wolfgang aralarında oturmuş sessizce ikisini izliyordu. Boş bir sandalyeye oturduktan sonra o da tıpkı Wolfgang gibi sessizliğe büründü. Frederic'in odaya girişi ile Wolfgang oturuşunu düzelti. Snos ise göz ucuyla yanına oturan prensi izledi. "Uykucular da geldiğine göre hepinize görevlerini ve yarından hatta canınız isterse bu geceden itibaren yapması gerekenleri açıklayacağım." Bakışları ilk olarak Elegans ve Fides'e döndü "Siz oduncular şehrinin doğusuna bakacaksınız kayıp ihbarı gelen her aileyi tekrardan sorgulayacaksınız gerekirse kaba kuvvet kullanabilirsiniz. Ben şehrin yöneticileri ve görevli olan polislerle ilgileneceğim" Bakışları Snos ve Frederic'e kaydı. "Siz de kuzey kısmına bakacaksınız dediğim şeyler aynı geçerli. Fakat sizden istediğim tek şey var o da öldürme eğitimi alan kişilerin şiddet göstermesi." Odadaki herkes teker teker onaylarken Wolfgang konuşarak ayaklandı. "En geç yarın da dahil 2. gecede burada toplanacağız yanı o zamana kadar bilgi edinseniz çok iyi olur. Ben bu geceden görevliler ile ilgili bilgi toplamaya yola çıkacağım. Oraya varmanın yaklaşık 12 saat sürdüğünü bilerek kendinizi ayarlayın." Daha fazla bir şey deme gereğinde bulunmadan odadan dışarıya çıktı. Elegans ve Fides kendi aralarında plan yaparak odadan dışarıya çıktı Snos ise Frederic'e bakarak konuştu "Plan ne? Ne yapacağız."

"Bilmiyorum..." Bir süre duraksadıktan sonra Snos tekrar konuştu. "Birkaç saat içerisinde hazırlasan iyi olur akşam yola çıkarız ki yarın sabah erkenden orada olalım." Frederic başını sallarken konuştu "Oraya gittiğimizde de bir şeyler üretebiliriz."

"Mantıklı pekâlâ ben hazırlanmak için bir süre ayrılacağım gitmemiz gerektiği zamanda yanına gelirim." Cevabını ise sessiz bir baş sallaması olarak almıştı. Ayağa kalkarak nezaketen eğildi kapıdan dışarıya adımını attığı an aklında dün geceki gölge belirdi. Arkasını dönerek masaya gözlerini dikmiş olan prense baktı. Dudaklarını araladı fakat içinden kendini ilgilendirmediğini söyleyerek topukları üzerinde dönerek hızlı adımlarla odadan uzaklaştı. Prens kendinden uzaklaşan adımlar ile sandalyesini gıcırtılar eşliğinde geriye doğru ittirerek ayaklandı. Aklında tek olan şey yarın işin yapması gerekenlerin planını çıkartmaktı. Prensesin arkasından odaya ilerledi ve geniş kapıları ittirerek araladı. Onun açtığı kapıdan Snos elindeki havlu ile çıktı ve geniş koridorda uzaklaştı. Frederic omzunun üstünden ona bakarken gözden kaybolan prenses ile odaya döndürdü yüzünü. Odadaki, Andrey dışında, herkes bir hazırlık içerisinde akşam yola çıkmak için eşyalarını çantasına sıkıştırıyordu.

Snos, güzel bir ılık dışın ardından buğulu aynadaki sisleri silerek kendi görüntüsüne baktı. Banyoların bulunduğu yer nedensiz bir şekilde sudan daha soğuktu. Hızlıca üzerine geçirdiği havluyu çekerek bir köşeye koydu. Üzerine siyah boğazlı altına ise siyah bir tayt giydi. Savaş durumunda rahat etmesi içindi bu kıyafetler. Onların üzerine ise beyaz bir gömlek ve kendine ait korsesi bulunan siyah bir etek giyindi. Saçlarındaki havluyı çıkartarak hafifçe salladı ve üzerinde bulunan su damlalarını etrafa saçarak banyodan ayrıldı. Ayağında duş için giydiği terliklerle odaya döndüğünde Elegans ve Fides kararan hava nedeniyle kaleden ayrılıyordu. İlk başta onlar kapıda belirdi ve gülümseyerek ona selam verdiler. Elegansın hemen arkasından beliren kişi ise neredeyse kapı ile boy yarışına giren Wolfgang olmuştu. Yanlarına geldiğinde hepsine eğilerek selam verdi ve doğrulduğunda aklındaki kelimeleri söyledi "Bu kadar erken mi gidiyorsunuz?"

"Çok erken değil aslında, siz de çok geç olmadan çıksanız iyi olur." Fides gülümseyerek Snos 'un sorusuna yanıt vermişti. Snos ise başını sallayarak onaylamıştı. İkisi de el sallayarak önden giden Wolfgang'ın peşinde gittiğinde ise Snos sadece elini sallamıştı. Adımlarını koridorda gittikçe uzaklaşan kişiler ile odaya yönlendirdi. Odaya girdiğinde kendisine köpek bakışları atan kardeşi ile yüz yüze geldi. Onu es geçerek prensin yanına ilerledi "Prens."

"Ah, işiniz bitti mi? Hazırlanmaya başlasanız iyi olacak." Prens, onun sesi ile daldığı eşya yerleştirme işinden sıyrılmıştı. Ona dönerek baktı ve Snos 'un gözlerinin usulca kardeşine kayışını izledi, gülümseyerek sorusunu sordu "Bir sorun mu var?" Kendisine dönen kızıl gözler ile karşı karşıya geldi Snos ne kadar tereddüt ediyor olsa da içindeki hisler ona güvenebileceğini söylüyordu. Şu zamana kadar hislerinin hiç yanılmadığını kendine hatırlatarak lafa başladı. "Andrey 'in kalede tek başına kalmasını istemiyorum özellikle de bir tehlike varken." Snos 'un bahsettiği tehlikeyi hatırlayan prensin yüzündeki gülüşte hafif bir eksilme olsa da tekrardan kendisini toparladı. "Korkuyorsanız eğer burada güvendiğin birisine bırakabilirsiniz. Eğer bana güvenirseniz birisine kardeşinizi emanet edebilirim."

"Aklınızdaki kişi tam olarak kim? Kardeşim Ateş ülkesinden bunu kabul edecek mi?" Frederic başını sallayarak aklındaki hatırladığı bu ülkede yaşayan arkadaşının adresini söyledi. Kaleye çokta uzakta bir yerde değildi. Snos temkin olarak kendisinin de geleceğini belirtiğinde Andrey de hazırlanmaya başladı. Prenses çantasına gücü bitme ya da kullanmaması gereken durumda işine yarayacak olan savaş eşyalarını aldıktan sonra çantasını sırtına takarak ikisini bekledi. İlk işi biten kişi prens ardından da Andrey olmuştu. At arabası ile Frederic 'in tarif ettiği yoldan ilerlediler. Görevli arkasını dönerek geldiklerini belirtiğinde arabadan ilk inen kişi Frederic olmuştu. Ardından Snos ve en son ise Andrey... Snos gözlerini indikleri alanda gezdirirken şehre yakın bir yerde olmadıklarını anlamıştı. "Kimin yanına geldik demiştiniz?"

"Uzun bir süre benim yanımda çalışan bir arkadaşım. Merak etmeyin kardeşinizi-" Snos, prensin sözleri bitmeden konuştu "Devletten mi kaçıyor?" Tahmin ettiği şeyin doğru olduğunu prensin şaşkın ifadeleri desteklemişti. "Nasıl?" Prensin şaşkınlıktan cevaplayamadığı cümleye çekinmeden hızlı bir yanıt verdi. "Maalesef eliniz benimki kadar kanlı değilmiş." Konuşmaları evden mutlulukla çıkarak prense sarılan kişi ile kesilmişti. Snos kardeşinin yanına ilerlerken, prensten ayrılarak kendisine bakan kişiye eğilerek selam verdi. Çok fazla lafı dolandırmayı seçmeden kendisini tanıtmayla başladı. "İyi günler efendim. Ben, Ateş ülkesinin veliaht prensesi Snos OGON. Kardeşim de benim gibi bir ateş ülkesi insanı ve kısa bir süreliğine size emanet etmek istiyorum. Size güvenmem için bana bir neden sunar mısınız?" Adamın bakışları önce prense ardından da Andrey'e kaydı. Tekrar prensese döndüğünde kızıl gözlerinde yanan alevleri görmüştü bile. Bir süre sadece baka kalsa da titreyen sesini küçük bir boğaz temizlemesi ile düzelti. "Su ülkesinden kaçma nedenim Ateş ülkesidir. Emin olun bana güvenebilirsiniz."

"Bilgi sızdırması mı? Kimin adına ve ne zaman?" Adam aniden gelen sorularla bir süre duraksasa da kısa sürede yanıtladı. "Sanırım o bilgileri başkası istemişti. İsmi Natasha olması lazım. Siz olmadığına göre kardeşiniz ya da ablanız olmalı." Snos hiç beklemeden cevapladı. "En büyük ablam. Amacı neydi Su ülkesinden nasıl bir bilgi alması gerekiyordu? Kraliçe o görevleri her zaman bana verirdi ablama değil." İkisinin konuşmasını kesen kişi Frederic olmuştu "Konuşma uzamadan biz gidebilir miyiz acaba. Hm, Prenses?" Snos 'un gözleri önce konuşan prense ardından da kardeşine döndü. İkisine bakmadan "Afedersiniz." Diyerek Andrey'i kolundan tuttu ve birkaç adım uzaklaşarak eğilmesini istedi. Sanki çok uzak değillermiş gibi kendini güvenceye alma amacıyla kısık sesle konuştu "Hislerim ona güvenebileceğimizi söylüyor fakat temkinde ol. Sana öğrettiğim şeyleri asla unutma sürekli gücün aktif bir durumda olsun. Korkma kullanmadığın sürece zarar görmezsin. Kısa sürede geleceğim sana verdiğim para ile yiyecek ve içecek al. Ben gelene kadar sen, Adalar ülkesinin güçsüz bir insanısın tamam mı Andrey?" Ablasının bu uzun cümlesi bittiğinde derin nefes vererek kendisine uzattığı para dolu torbayı aldı ve cebine yerleştirdi "Abla sakin ol. O Natasha ile çalıştıysa bana bir şey yapmaz."

"Aklımı kurcalayan şeyler var Natasha aptaldır Kraliçe nasıl ona görev verebildi."

"Bence bunu döndükten sonra konuşsan iyi olur. Şimdi gitmelisin." Kardeşinin cümlesine başını sallayarak onayladı ve kendisini bekleyen prens ve arkadaşına ilerledi. Yanlarına geldiğinde bu sefer teşekkürlerini sunmak için eğildi ve doğruldu. "Lütfen kardeşime iyi bakın." Adam gülümseyerek prensese yanıt verdi. "Hâlâ sizin için çalışabilirim efendim." Snos 'un tepkisiz yüzü ile arkadaşı prense döndü ve el sıkışarak veda ettiler. Snos arabaya ilerlerken Prens de hemen arkasından arabadaki yerini aldı. Camdan kendisine el sallayan kardeşine el salladı. At toynaklarının sesi hızlandığında arkasına yaslanarak karşısındaki prense baktı. Frederic ise cama diktiği gözlerini üzerinde hissettiği bakışlar ile içeriye çevirmişti. "Vatana ihanet eden birisi ülkeden nasıl sağ salim kaçabildi... Doğrusu oldukça ilgimi çekti." Snos kesik kesik tamamladığı cümleleri ile prense bakıyordu. Yüzünde hiçbir ifade olmadığından dolayı prens bu cümlelerin alay mı yoksa merak mı olduğunu bilemedi fakat omuz silkerek gülümseme ile yanıt verdi "Dışarıda onların yanında olacak birisini istemişlerdir belki de."

"Kral nasıl halla sizin kellenizi kalenin içerisinde dolaştırmadı, şaşılası."

"Benim yaptığımı anlamadı çünkü. Bence siz de fazla kurcalamayın." Snos gelen cevapla devirdiği gözlerini dışarıya dikti. "Emin olun didiklemeyeceğim." Prens gelen cevapla gözlerini arabanın içerisinden kaydırarak dışarıda akıp giden griliğe çevirdi. "Benimle ilgili olmayan kısımlar beni alakadar etmez fakat arkadaşınızda beni ilgilendiren bilgiler var." İki göz birbirine buluştuğunda cümlesine devam etti. "Arkadaşınızın ağzı sıkı olması için dua edin, prens."

...

"Tanrım yeter artık! Ayaklarım uyuştu durmak istiyorum." Elegans'dan çıkan sitem dolu cümleler ile Wolfgang oturduğu yerden arkasına döndü ve sürücüye ne kadar kaldığını sordu. Sürücünün daha çok yolları olduğunu söylemesi ile en yakın kasabaya arabayı çekmesini istedi. Araç, sürücünün savurduğu ipler ile daha fazla hızlanmış bu geç saatte açık olan barların sokağına girmişti. Elegans oturduğu yerden camlara döndü. Yüzüne yansıyan gaz lambasından yükselen ışıklar ile gözleri parladı. Daha önce adını dahi duymadığı barların isimlerini teker teker okuyordu. Bakışlarını dışarıdan ayırmadan arabanın içerisine doğru heyecanla bağırdı. "Bira içelim lütfen! Hadi...hadi!" Heyecanla çıkan sese Fides sakince sessiz olmasını söylese de Wolfgang tekrardan arkasını dönerek sürücüye "Bildiğiniz bir barın önünde durun lütfen."dedi. Sürücü aklına gelen yer ile emri aldığını belirtmek için başını salladı. Elegans ise duyduğu bu emir ile gülerek yerine oturdu ve arkadaşına sarıldı. "Sen beni susturmaya çalış ama prens kabul etti çoktan!"

Wolfgang sessizce ikisinin eğlenmesini izledi. Duran arabadan inen ilk kişi ise o olmuştu içinden bir ses bu gecenin büyük bir hüsranla biteceğini söylüyordu. Derin nefes vererek arkasından inerek hızla bara dalan Elegans'a ve ardından koşmamasını söyleyerek ilerleyen Fides 'e baktı. Küçük bir kıkırtı ile bara girdi. Elegans görünüşü ile mi yoksa patlamış olan enerjisiyle mi olduğu bilinmeyen, bütün meraklı gözleri üzerine dikmişti . Wolfgang sakince ilerleyerek prensin hemen yanına oturdu. Elini sırtına attı kısa süreliğine etrafa attığı keskin bakışların ardından prensin kulağına eğildi. "Azıcık sakin olsan çok iyi olacak." Prens ise etrafına bakarak çoktan bakışları önüne dönmüş olan kişilere baktı ardından omzundaki eli geri ittirerek elini kaldırdı. "1 bira lütfen!" Kalçası tekrardan sandalyedeki yerini aldığında prense döndü "Burada durmamız adına emir verdiğiniz için size teşekkürlerimi sunarım fakat gerisine gelecek olursak kendi eğlencenize bakın lütfen." Beklemediği sözlerle karşılaşan prens tedirginlikle onlara bakan Fides'i daha da germişti. Fakat üstündeki gerginlik prensten yükselen kahkaha ile azalmıştı. Kendisi de elini kaldırarak hem prenses hem de kendisi için içecek istedi.

Masaya gelen 3 bardak ile herkesin eli bardaklarına gitti. Fides küçük bir yudum alırken Wolfgang'ın büyük yudumunun ardından Elegans da art arda yudum aldı içeceğinden. Masaya vurduğu bardak ile kahkahası yükseldi. "Ah... Bunu ilk geldiğimiz gün yapmalıydık!" Fides eli ile sesini alçaltmasını istedi fakat tek aldığı cevap bir omuz silkmesi olmuştu. Wolfgang gergince yerine sinen prensese dönerek "Sorun yok burada kimse sıkıntı çıkartmaz bırak da içsin. Sen de o kadar gergin olma Toprak azıcık rahatla."

Prenses, kendisine yönlendiren bu cümle ile gülümseyerek gergin olan bedenini rahat bıraktı ve içeceğinden küçük bir yudum aldı. İkisinin bakışı Elegans'a döndüğünde çoktan içeceğini bitirmişti. Wolfgang tepkisini gizlemeden ortaya koydu "Çüş! Bayılırsan taşımam bak haberin olsun. Az iç." Elegans ona cevap vermeden tekrardan elini kaldırdı ve bir içecek daha istedi. Wolfgang gelen bardağın üzerine elini koyarak prensin içmesini engelledi. "Sana bir oyunum var. Eğer sorduğum soruların cevabını bilirsen içebilirsin." Elegans bardağın üstündeki eli çekmeye çalışsa da başaramadığında kaşlarını çatarak halinden memnun olan prense döndü. "Bana bak sınırını aşıyorsun ha sen! Çek elini-"

"Su ülkesinin adalardan oluşma nedeni?"

"Ne?" Elegans bir anda gelen soru ile duraksayarak şaşkın bir ifade ile yanıtladı. Prens ise bardağı kendi tarafına çekerek önce Fides'e baktı ve konuşmasına devam etti "Sen cevaplama." Gözleri tekrardan Elegans'a kaydı. "Su ülkesinin adalar içerisinde kurulma nedeni nedir, Prens?" Gülen dudakları arasında bardağından bir yudum alarak cevap bekledi. Elegans emin olduğu cevap ile gururla yanıtladı soruyu "İyileşmesi sadece su ile olduğundan dolayı."

"Doğru! Al bakalım." Bardağı tekrardan eski yerine kaydırırken Elegans parlayan gözleri ile bardağı eline alarak birkaç yudum alma amacıyla dudaklarına götürdü fakat iki yudumdan sonra bardak dudaklarından çekilerek tekrardan kendisinden uzaklaştırıldı. "Daha tam içemedim ama-"

"Toprak krallığının bayrağındaki kılıç neden kırık?" Elegans bilmediği bu cevap ile gözlerini usulca prensese kaydırdı. Fides'in bilmediğini belirten omuz silkmesi ile bakışları bıkkınlıkla prense geri döndü. "Yeter ama oyun oynamak istemiyorum."

"Bilmiyor musun yoksa? Ah yazık oldu..."

"Başka bir soru daha sor. Bu sefer bileceğim." Wolgang'ın dudaklarından kısa süreliğine bir hım sesi döküldü. Aklına bir soru geldiğinde bina içerisinde dolanan gözleri prense kitlendi. Prens bir anda kendisine dönen bakışlarla gerildi. "Tüm dünyada 16 yıl önce yasaklanan eğitim ne?" Bu sefer gelen basit soru ile prensin hevesi geri yerine geldi ve küçük bir kahkahadan sonra cevapladı. "Zihin kapama! Bardağımı ver şimdi!" Bardak önüne geldiğinde bu sefer hızlıca kaptığı bardak ile ayaklanmış ve bütün içeceği kısa bir sürede bitirmişti. Wolfgang elini uzatsa da kendinden kaçan prense kaşlarını çattı "Hile yapma!"

Elegans omuzlarını silkerek elindeki boş bardağı masaya koydu. Geri yerine geçerken oturmadan ayakta prensin üzerine eğildi. Kendi üzerine ilerleyen kişi ile Wolfgang olduğu yerde geriye doğru çekildi. "Sıra ben de." Bir süre duraksayarak soru düşündü ardından aklına gelen soru ile duruşunu düzelti. "Dün akşam ki adam. Cidden gitti mi yoksa kale içerisinde mi gizlendi?" Elegans sorduğu sorudan sonra yerine oturarak içindeki korkunun yüzüne yansımasına izin verdi. Ortamdaki neşe dolu hava bir anda bozulmuş karanlığa bürünmüştü. "Snos hiçbir şey yapmamışken sırf halkından dolayı aldığı bu tehdit... Belki onu korkutmadı ama ben korktum." Saçlarının üzerinde hissettiği el ile beraber eğmiş olduğu başını kaldırarak karşısında ona içtenlikle bakan prense baktı. "İlk olarak o tehdit tamamen ortadan kalktı ama nasıl kalktığını size diyemem. İkinci olarak Ateş neden yalan söyledi bilmiyorum ama saldığı ona değil, Su'ya olmuştu." Elegans saçlarının üzerinden çekilen el ile yüzüne sözlerden dolayı bir şaşkınlık yaymıştı.

"Frederic mi? Neden o?" Bu sefer konuşmaya dahil olmayı seçen prensesten gelmişti soru. Wolfgang yağmur bulutu gözlerden zümrüt yeşili gözlere döndü. Merak ile parlayan gözlere karşı bir süre dursa da sonunda cevap vermişti. "Atalar... Ah şu büyükler her şeyi bizler için zorlaştırmayı seçiyorlar. O da bizler gibi büyüklerinin günahlarını sırtlanıyor sadece. Unutma oranın adı Su ülkesi değil, Yıkılmış Krallık." Ardından ellerini birbirine çarparak ikisinin de düşüncelerden sıyrılmasına neden oldu. Gözlerin kendisine dönmesi ile ayaklandı. "Bu kadar aylaklık yeter. Kalkıp önümde tıpış tıpış ilerleyin." Cebinden çıkarttığı birkaç kâğıt parçasını hesap için masaya bırakırken diğer ikisi ayaklanarak arabaya doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Arabaya bindiğinde ikisi de karşılıklı oturuyordu ve bir süre girişte durarak hangi tarafa oturacağını seçti.

Elegans'ın yanına ilerleyerek oturduğunda araba hareket etmeye başladı. Elegans arada bir aracın dışarısında kayıp giden ışıklara kendisini kaptırıyordu. Fakat karanlık ormana girmeleri ile dudağını büzerek araç içerisinde oturan arkadaşı ile konuşmaya başlamıştı. Fides onun hevesle anlattığı şeylere aynı şekilde karşılık veriyordu. Wolfgang ise ikisinin bu koyu sohbetini dinliyor hiçbir şekilde lafa atlamıyordu. Ormandan ilerlerken arabanın içerisindekiler haricine dışındakilerin seslerini duyduğunda, Wolfgang kaşlarını çatarak dışarıya baktı. Fakat zifiri karanlık olan ormanda kim vardı da iç seslerini duyabilmişti?

Bir süre sessizce izlediği ormandan sesler duymaya devam etmiş arkadan gelen arabaya saldıracaklarını öğrenmişti. Arabadaki kişi değil de içindeki ganimetlerin peşinde gibilerdi. Arkalarından hiçbir araba gelmediğini düşünerek bakışlarını arabanın içerisine geri çevirdi. Halla bu ikili hevesle konuşuyordu. Bir yerde Elegans duraksayıp Wolfgang'a dönmüştü. "Haklı değil miyim? Doğru değil mi bilgim?"

"Anlamadım?" Wolfgang'ın anlamsız bakışları eşliğinde Elegans bir süre sessizce ona baktı. "Sadece Su ve Ana krallıkta tek Veliaht var değil mi?" Wolfgang önce Fidese ardından da Elegansa baktı. Bu konu nereden açılmıştı çok merak etmişti. "Sen de tek veliaht değil misin?" Wolfgang'ın tereddütle sorduğu sorunun ardından Elegans gördün mü dercesine arkadaşına baktı. "Beni tek Veliaht sanıyorlar. Benim 4 tane ablam var! 4 abla..."

"Çüş." Wolfgang kendisine engel olamayarak söylediği tepkisinden geri atmadan cümlesine devam etti. "Ne demek 4 abla. Tek erkek sen misin?" Elegans bu cevap karşısında garipser bakışla karşısındaki prense baktı ve alayla bir cevap verdi "Yok ya. Benden önce 3 tane daha erkek var. Prens aklın nereye gitti senin 4 ablam var diyorum. Sence benden başka erkek olsa beni mi gönderirler?" Wolfgang gülümseyerek kafasını salladı "Haklısın. Demek bu yüzden bu kadar güzelsin."

"Bir erkeğe güzel denilmez. Sana hiç mi adap öğretilmedi?" Kendisine sinirlenen prense karşı kahkahalar atarak eğlendiğini ortaya koydu. "Ne o? Sinirlenmiş gibisin." Ellerini birbirine kenetleyerek diğer tarafa dönen prens "Benimle muhatap olma. Olman gerektiğinde sana haber vereceğim, prens." Karşılaştığı bu küçük çaplı masum sinir ile prens keyifle arkasına yaslandı ve etrafa bakındı "Emredersiniz, efendim." Bu süre içerisinde ise Fides olduğu yerde arabanın duvarına yaslanarak uyurken Elegans'ın ayakta tutmaya çalıştığı başı prens in omuzuna düşmüştü. Wolfgang ise bütün gece dışarıyı izleme kararı alarak uyanık kalmayı seçmişti.

...

Snos arabada hissettiği hafif sarsıntı ile dinlenmesi için kapattığı gözlerini araladı. Etraftaki zifiri karanlık ile nerede olduklarını tahmin dahi edemiyordu. Sarsıntının bir kaya nedeniyle olacağını düşünerek geri arkasına yaslandı fakat içindeki huzursuzluk gözlerini kapatmasına izin vermedi. Önünde uyuyan prensin yüzüne baktı. Huzur içerisinde gözlerini kapatmış ayakta kollarını göğsünde birbirine kenetlemiş şekilde uyuyordu. Saatler öncesinde arabanın içindeki ışıklar uyuma nedeniyle söndürülmüştü. Sadece araba sahibinin önünü görebilmesi için ön tarafta gaz lambası vardı

Arkadan vuran turunculuk onda ayrı bir güzellik oluşturuyordu. Gözlerini dışarıya kaydırdarak arabanın gölgesine baktı. Üst kısmına ait olan gölgenin hareketliliği oldukça garip görünüyordu. Gölgenin nedenini fark ettiği an ani bir şekilde öne atlayarak prensin yanında hızla yerini aldı. Bu hareketi Frederic'i derin uykusundan koparmıştı. Sersemlik ile sağına döndüğünde aniden kapanan ağzı ile susmasının işaret eden prensesle karşılaştı. Başını salladığında dudaklarındaki el yavaşça aşağıya doğru süzüldü. Prenses işaret parmağı ile dışarıda yansıyan insan gölgesini gösterdi.

"Benim tarafıma geç ve yere yatarak iyice saklan onu ben halledeceğim." Frederic başını sallayarak sessizce ayağa kalktı ve karşı taraftaki oturma yerine geçerek gölgenin ağırlıkta olduğu yer yerine diğer tarafa geçerek bekledi. Snos ise kişinin bulunduğu tarafın tersinde kalan pencerenin önüne geçti kendisini sarkıtarak sessizce ayakları üstünde pencerede durdu ve ulaştığı araba tavanından kendilerine saldıracak olan kişiye baktı. Üzerinde hiçbir ülkeye ait bir işaret bulamadığında elini tutunduğu yerden çekerek karşısında kapşonunu kapatmış olan kişiye tuttu. "Sürpriz!" Karanlık ormanı kaplayan kırmızı ışık ve kocaman bir patlama sesi ile prenses yerinden hareket etmezken Frederic ellerini kulaklarına götürerek olduğu yerde başını yere doğru eğdi. Sanki patlamanın nedeni olan şey ona doğru geliyormuş gibi kalbi kulaklarında atıyor gibiydi. "Hay anasını sikeyim bir bitmediniz!"

Ani patlamalar orman içerisinde birbirini takip ederken Snos saldırılarını çoktan arka tarafa çevirmişti bile. Frederic olduğu yerde hiç kıpırdamadan dururken Snos 'un oluşturduğu sesler tüm ormanı kaplıyordu. Prenses geride hiçbir kişinin kalmadığını anladığında arabanın içerisine geri girerken üstündeki kolları yanmış olan gömleği çıkartarak sadece siyah boğazlı ile kalmıştı. "En sevdiğim gömlekti." Yakınarak oturduğu yerde bakışları karşısında duruşunu yeni düzeltiyordu. Kendisine dönen gözlerde tamamen korku vardı. Sorun olmadığını demek için dudağını araladığında prens ön taraftaki sürücüye seslendi "Biraz duralım!" Araba sürücüsünün çektiği ipler ile atlardan çıkan sesli kişneme ile araba olduğu yerde durdu. Frederic arabanın durmasını dahi beklemeden ayaklanarak arabanın kapısını açmış ve durur durmaz da kendisini arabadan dışarıya atmıştı.

Frederic aklında yankılanan seslerin susmasına yarayacağını düşünerek elini kulaklarına götürdü fakat tam tersi bir şekilde sesler daha fazla artmıştı. Patlama sesleri beyninin içinde bir taraftan diğer tarafa geçiyor ondan kurtulmasına engel oluyordu. Kulaklarından çektiği elini önce göğsünün üstüne getirdi. Kulaklarında atan kalbini hissettiğinde az da olsa zihnindeki bulanıklık geçmişti. Elini yukarı doğru kaydırarak göğüs kafesinin üzerine getirdi ve sanki boğuluyormuş gibi güçlü birkaç vuruş yaptı. Onun bu hareketi ile Snos hızlıca arabadan inerek yanına gitti ne olduğunu sorsa da prens'den herhangi bir cevap gelmiyordu. Prenses, kendisine acımadan vuran ellerin üzerine getirdiği el ile prens'in durmasını sağlamıştı. "Delirdin mi sen? Bu da neydi böyle?"

"Ben..." Etrafına bakınan prens nerede olduğunun yeni farkına varırmış gibi duruyordu "Özür dilerim. Arabaya geçelim mi? Gitmemiz lazım."

"Hayır bir süre dışarıda duralım arabayı süren kişi de iyi değil gibi." Prensesin bu sözleri ile mavi gözleri araba sürücüsüne kaydı. Ağaç köküne yaslanmış ilk defa çatışma ortasında kalmanın tedirginliğini atmaya çalışıyor gibiydi. Sürücüye bakarak dudaklarından cılız birkaç söz döküldü "Pekâlâ, bir süre duralım." Ellerinin üstündeki sıcaklığın çekilmesi ile gözleri, önünde kendisine bakan prensese kaymıştı. Sanki gözlerinin içinden zihnine yazılı olan düşünceleri okuyor gibiydi. Bu fikir ile prens gözünü ondan kaçırarak arabanın merdivenlerine ilerledi ve demirden yapılmış hafif çıkıntıya oturdu. Snos sessizce izlediği bu hareketlerden sonra aklındaki soruyu çekinmeden prense yöneltti "Sana ne yaptılar? Daha demin yaptığın şey bir tür yatıştırma metodu gibiydi sanki."

Prensin yüzüne yayılan gülümseme ile aklına gelen ilk cümleleri söyledi. "Yeni uyandığımdan dolayı korktum sadece. Başka bir neden aramayın ne kendime acı çektirmeyi seviyorum ne de başka bir şey." Prenses adı kadar emin olduğu bu yalanlara karşı çıkmak yerine umursamamayı seçti. Bir süre oturarak hem sürücünün hem de 'iyi' olan Prens'in rahatlamasını bekledi. Araba sürücüsünün kendisine gelmesi ile oturdukları yerden kalkarak yerlerine geçtiler.

Snos hareket eden arabanın içerisindeki ışığı bir süreliğine kapatmayı düşünse de Prens'in de uykusunun kaçtığını anladığından dolayı kapatmadan sessizce oturmayı seçti. Dışarıyı usulca izledi karanlık olan ormandan dışarıya çıkmışlar mum ışıkları ile aydınlatılan yerlerden çıkarak ışığın geliştiği yerlere yaklaştılar. Kendi bulundukları kale şehrin en fakir tarafı ve gaz lambalarondan uzak olan tarafıydı. Eski usul mum aydınlatması ile idare ediyorlardı.

Gözlerine çarpan kraliyete ait at arabası ile hafifçe öne ilerleyerek sürücünün arabaya yanaşmasını istedi. Yanlarına doğru ilerledikleri araba hiç kuşkusuz diğer Veliahtlara ait olan arabaydı. Arabanın durması ile Snos dışarıya çıktı ve camdan içeriye baktı. Koltuğa uzanmış prens ve diğer tarafta duvarda yaslanarak uyuyan prenses vardı. Wolfgang'in dışarıda olduğunu düşünerek arabanın diğer tarafına ilerledi ve prens tam karşısında duruyordu. Hava serin olduğundan dışarıya çıkmak istemeyen Frederic ise camdan onu izlemekle yetinmişti.

Kendisine doğru gelen Prenses ile bir kaşını havaya kaldırdı. "Demek bize yetişebildiniz." Sessizce yanına gelen Snos'a baktı. Snos ise yanına geldiğinde durma amacını ona açıklamakla başladı. "Yolda gelirken saldırıya uğradık. Size karşı herhangi bir saldırı oldu mu?" Prensin olumsuz şekilde sallanan başı ile dudaklarının arasından kısık bir seste küfür döküldü. "Senin için geldiklerini düşünmüyor gibisin sanırım." Snos da onun yaptığını yaparak başını olumlu anlamda sallamakla yetindi. "Sanırım bir süre saldırılar sadece onun üzerine olacak. Tüh... Ben senin kelleni isterler sanmıştım." Snos kendisi için denen alay dolu cümleler ile kaşlarını çattı ve önündeki uzun boylu prense baktı. "Ne demek istiyorsunuz?" Wolfgang geniş omuzlarını yukarı aşağı sallarken elini cebine koyarak etrafa bakındı. "Nasıl anlamak istersen Ateş."

"Snos."

"Ha?"

"Snos. Adım Snos."

"Banane." Snos sinirle elini saçlarına atarak yan tarafa yatırdı. Ne kadar geri laf söylemek istese de kendisini geri tutarak sessizce arkasını dönmekle yetindi. Arkasından gelen konuşmayı ise arabanın arka tarafında kısa süreliğine bekleme ile dinledi "Prensi korusan iyi edersin. Bir bakmışsın veliaht prenses değil de suikastçı prenses olmuşsun."

Biten kelimelere içinden cevap vererek arabaya geçti ve yerine oturduktan sonra sürücüye gidebileceklerini iletti. Arkasına yaslanarak kayıp giden şehir ışıklarına baktı. Kendi kendine mırıldandı "Bu gece bitsin artık." Bakışları prense kaydığında prensin çoktan yaslandığı duvara başını yasayarak uyuduğunu fark etti. Onun için zorlu bir gece olmuş gibiydi. Varmalarına saatler kalsa da uyumak için gözlerini kapattı. İçinden bir ses yarın gereğinden fazla bir şekilde gücünü kullanacağını söylüyordu. Hafifçe havaya kaldırdı

ğı elini aniden yumruk yapması ile aracın içindeki mumlar sönmüştü. Elini birbirine kenetleyerek kendisini derin uykunun kollarına bıraktı.

Devam edecek...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.