Eren'in nefesi kesildi.
Karşısında duran kişi gerçekten kendisiydi.
Aynı yüz.
Aynı gözler.
Sadece daha yaşlı ve daha yorgun.
Sanki yıllardır uyumamış gibiydi.
"Sen..."
Eren konuşmakta zorlandı.
"Gerçekten ben misin?"
Yaşlı Eren başını salladı.
"Anlatacak çok şey var. Ama vaktimiz yok."
Tam o sırada telefon titredi.
Yeni mesaj geldi.
"ONA GÜVENME."
Eren şaşkınlıkla ekrana baktı.
Sonra yaşlı haline döndü.
"Bu mesajları sen göndermiyor musun?"
Yaşlı Eren'in yüzü ciddileşti.
"Başlarda evet."
"Başlarda mı?"
"Sonra kontrolü kaybettim."
Odanın içindeki hava birden soğudu.
Pencereler sarsılmaya başladı.
Yaşlı Eren korkuyla kapıya baktı.
"Hayır..."
Eren şaşırdı.
"Ne oldu?"
Yaşlı Eren fısıldadı:
"Bizi buldular."
Bir anda evin bütün camları çatladı.
CRAAAK!
Eren korkuyla geri sıçradı.
Telefon tekrar titredi.
Bu kez mesaj tek kelimeydi.
"KAÇ."
Yaşlı Eren hemen pencereye koştu.
"Arka merdivenden çıkacağız."
"Ama neden?"
"Çünkü onlar insan değil."
Tam o anda salondan ağır ayak sesleri duyuldu.
Tak...
Tak...
Tak...
Sanki biri değil...
Bir şey yürüyordu.
Kapı yavaşça açıldı.
Ama dışarıda kimse görünmüyordu.
Boşluk vardı.
Karanlık vardı.
Ve o karanlığın içinden iki parlak göz açıldı.
Eren'in kanı dondu.
Yaşlı Eren bağırdı:
"KOŞ!"
İkisi birden odadan fırladı.
Merdivenlere yöneldiler.
Arkalarından gelen ses gittikçe yaklaşıyordu.
Tak...
Tak...
Tak...
Tak...
Tam apartmandan çıkacakları sırada yaşlı Eren durdu.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
"Olmaz..."
"Ne oldu?"
Yaşlı Eren titreyen eliyle sokağı gösterdi.
Eren dönüp baktı.
Ve gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi.
Çünkü sokağın her köşesinde...
Her çatıda...
Her pencerede...
Aynı siyah kapüşonlu varlıklar duruyordu.
Ve hepsi aynı anda ona bakıyordu.
Devam edecek... 😱📱👁️👁️👁️
