Çisem Şenler’den,
“E, o zaman yeni hayatınıza hoş geldiniz kızlar.” Dedi Murat bey gülümseyerek bize bakıp. “Şimdi, hiç vakit kaybetmeden sizlere evi gezdirmeme izin var mıdır?”
Hevesle, “Evet.” Dedim kendimi tutamayarak. Daha bir dakika bile olmamıştı ama kendimi bir ailenin içerisine düşmüş gibi hissetmeye başlamıştım bile. Yüksek oranda çok yanlıştı bu hissettiğim ancak, bana doğruyu yanlışı öğreten olmamıştı sonuçta. Ben düşüyor, düştükten sonra anlıyordum yaptığım şeyin yanlışlığını. Geçmişim düşünüldüğünde de böyle yapmamam daha temkinli olmam gerekiyordu ama yapıyordum işte. Bu aptallık mı yoksa başka bir şey mi? Bilmiyorum. Tek bildiğim, ufacık bir ışık görsem o ışığa tutunduğum.
Tıpkı, babaannemin geleceğine olan inancıma tutunduğum gibi. O inancın ve inancın kaynağı olan ışığın sönmesine rağmen, asıl ışık kaynağımı yok edemedim ve her seferinde gördüğüm o ufacık ışığa tutunduğum. Şuan olduğu gibi. Belki gene yere düşeceğim ama gene de tutunuyorum. İyi hissettiriyor, iyi hissetmeye ihtiyacım var. Kendim gibi hissetmeye ihtiyacım var. İçimde ki neşeli, saf kızı etrafa göstermeye ihtiyacım var.
“O zaman önden buyurun hanımlar,” dedi Murat bey üstünde ki ceketi çıkarıp koltuğun üstüne bırakarak. “Size, evinizi tanıtmak boynumun borcudur.”
“Aslında,” diyerek araya girdi Defne, “Bize biraz zaman verseniz de kendimizi tanısak nasıl olur? Evi daha sonrasında da gezebiliriz” Bakışlarını bana çevirdi. “Senin için sorun olmazsa tabi Çisem”
Omuzlarımı indirip kaldırdım, “Sorun olmaz.”
Onları tanımak, evi gezmekten daha iyi olabilir. Kısmetse bundan sonra ki ömrümü bu beş kızla geçirecektim ne de olsa. Ne kadar da kararlı bir kızım ama.
“Tabi, siz keyfinize bakın o zaman,” Birkaç saniye önce koltuğun üzerine bıraktığı ceketini eline aldı. “Ben bir saat sonra yeniden gelirim.”
Sonrasında da salondan çıkıp gitmişti, biz de bir saat boyunca hiç susmadan konuşmuştuk. Gerçi, Defne kendini tam olarak açmadı bize bir saatlik süreçte. Dinleyen taraf olmayı seçmişti, ben ise hiç susmayan taraf.
Almila, Afra ve Azra hakkında ise bazı bilgiler kapmıştım.
Mesela Almila, yazmayı çok seviyormuş hatta ödüllerinin olduğunu söyledi. Ailesi böyle bir şeyi nasıl görmez anlamıyorum. Onun dışında tatlıya çok düşkünmüş, spor yapmayı seviyormuş ki bunu zaten vücudundan çok net anlıyoruz. Moda ile iç içe, evde görünmez olduğu için deli gibi modayı araştırdığını söyledi…ayrıca neredeyse dünya üzerinde ki bütün film ve dizileri izlemiş olabileceği bilgisini de geçti bize.
Afra ise, kafayı matematikle bozmuş bir kız diyebilirim…hedefi tıp okumakmış zaten ayrıca on iki senelik okul hayatında doksan beşin altında not almadığını söyledi. Şaka gibi ama gerçek. Ağabeyi varmış bir tane, onu buraya gönderen kişi. Et yemeklerine âşıkken, sebze yemeklerinden nefret edermiş. Ağabeyiyle birlikte, üç tane urfa dürüm gömmüşlüğü olmuş. Birde, ağabeyinden bahsederken gözleri parlıyor ağabeyine gerçekten çok düşkün.
Azra, notları normal..herhangi bir şeye yeteneği olduğunu dile getirmedi. Bu güne kadar kendi halinde yaşamış, orta halli bir ailenin kızı…kardeşi varmış Ekin ama birkaç sene önce trafik kazasında vefat etmiş. Kitap okumaya bayılıyormuş, favori kitabının Sokak Nöbetçileri olduğunu söyledi. Az çok yemek yapmayı da seviyormuş ama damak tadına uyan yemekleri yapmak genel olarak tercihiymiş. Ve bu güne kadar iki tane sevgilisi olmuş.
Defne, pek konuşmamış olsa da, yemek yapmayı çok iyi bildiğini…çocuk psikiyatristi olmak istediğini öğrenmiştik. Sadece bu kadarını öğrendik hatta. Aramızda en yaralı oydu, konuşmamasını ve bize güvenmeye çalışmasını çok iyi anlıyorum. Umarım kısa zamanda bize alışabilir.
Bütün bunları öğrenerek bir saati yedikten sonra ise Murat Bey yüzünde ki gülümsemeyle salona girdi.
“Kızlar, biraz olsun kaynaşabildiniz mi?”
“Evet,” Almila başını olumlu anlamda salladı. “Baya iyi anlaştık sayılabilir galiba.”
“Sevindim” dedi Murat Bey, ardından da ekledi. “Hazırsanız evi gezelim.”
Onu onaylayarak ayağa kalktık ve salondan çıktık.
İlk önce evin girişinde büyük hole geldik ve sağ tarafta ki kapıya yönelerek içeri girdik. Burası devasa bir mutfaktı.
Eskitilmiş ahşap görünümlü beyaz mutfak dolapları, koca mutfağın ortasın da ada ve üç yanı camla kaplı bir yemek masası vardı, masa sekiz kişilikti.
“Defne, yemek yapmak için muazzam bir mutfak. Sen ne düşünüyorsun?”
Mutfağı inceleyen Defne, Murat Bey’in sorusuyla kafasını ona çevirdi.
“Baba evinde ki mutfağın, burasının çeyreği kadar olduğunu düşünürsek…evet muazzam bir mutfak. Fazla lüks ama neyse.”
Lafını söylemese olmazdı. Gerçi bize hiç laf sokmadı şu ana kadar, garezi Murat bey’e.
“Evin geri kalanını gördüğünde, buranın hiçte lüks olmadığını anlayacaksın.”
Murat Bey’e, hiçbir koşulda Defne’ye ya da bize bozulmadı şu ana kadar. Sabır taşı yuttu muhtemelen.
“Hadi,” diyerek araya girdi Almila. “Evin geri kalanına bakalım.”
Murat Bey, onu başıyla onayladıktan sonra mutfaktan çıkarak asansöre yöneldik..şaka gibiydi ama gerçek. Evin içerisinde asansör var ve ev de dört katlı. Allahım, lütfen rüya görüyor olmayayım.
Asansör dördüncü kata geldiğinde, aşırı güzel bir odayla karşılaştık. Bir duvar boydan boya camdı ve boğazı görüyordu. Camın karşısında krem rengi L koltuk vardı. Cam ve koltuğun arasında da orta sehpa. Koltuğun arka kısmında ise kahve makinesi ve kahvelerle dolu olan tezgah duruyordu, hemen yanında da film cd’lerinin olduğu bir bölüm vardı.
“Burası, kafa dinleme odanız ancak oda sadece buradan ibaret değil.” Cd’lerin yanında duran duvara doğru elini duvara doğru ittirdi ve duvar kapı gibi açıldı ve bizi bir sinema odası karşıladı.
“Ohaa” Sesim istemsizce yüksek çıksa da umursamadım. Evin içerisinde sinema odası var. Siyah L koltuk, tam karşısında da beyaz perde. İçerisi tamamen siyahtı.
“Ay sabahlara kadar film izleriz burada.”
Almila, koluma girerek heyecanıma ortak oldu.
Birkaç dakika daha bu odada oyalandıktan sonra bir alt kata indik, burası ise bir kütüphaneydi.
“Bu evden dışarı adımımızı atmasak, dışarıyı asla özlemem.”
Azra, henüz boş olan raflarda gözlerini dolaştırmaya başladığında benim dikkatimi kütüphanenin ortasında ki büyük masanın üstünde durun beş adet macbook çekti.
Ve oldukça dikkatli bakmış olmalıyım ki Murat Bey yanıma gelip, “Hepinize birer tane.” Dedi. Gülümsedim, kendime ait bilgisayarım mı oldu şimdi? Bu-bu çok güzel.
“Annem bu evin çeyreğini görse Hasan’ı toprağa saniyesinde gömer.” Afra, daha çok kendisine kurduğu belli olan cümleden sonra, derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. “Yani gömermiş, ben de bu sene öğrendim.”
Gülen yüzü yavaşça soldu, annesinin paragöz bir kadın olduğunu hatırlamak onu bir hayliyle üzdü.
Defne de bunu fark etmiş olacak ki, “Ee, rafları istediğimiz gibi doldurabileceğiz dimi?” diyerek saçma bir soru sordu.
Her ne kadar soğuk durmaya çalışsa da, Afra’nın üzülmesine dayanamamıştı. Biraz duygu sömürüsü yapsam, Defne’yi yumuşatabilirim galiba ama bunu yapmayacağım. Kendi kendine alışırdı nasıl olsa.
“Evet, tamamen sizin. Bu ev tamamen sizin zaten.”
“Siz nerede kalıyorsunuz Murat bey?”
Azra’nın yönelttiği soruyla, Murat Bey “Siz ve bey tabirlerini kaldırırsak on numara olacak. Murat deyin lütfen. Soruna gelecek olursam da, iki yan evde oturuyorum ben.”
“Ne o, kaçarız diye dibinize mi yerleştiriyorsunuz bizi? Evin içinde de kamera vardır kesin.”
Defne’ye duygu sömürüsü yapsam mı? Hoş, duygu sömürüsü bizim için geçerli olur Murat’a yumuşamaz sanırım. Adamın iki lafından birine iğneleyici bir şekilde cevap veriyor.
“Kaçacağınızı sanmıyorum,” dedi Murat, sanki Defne ona laf sokmamış gibi gülümseyerek. “Ki, kaçmanızı gerektiren bir durumda yok sizi burada zorla tutmuyoruz ayrıca evet kamera da var ama evin içinde değil evin dışında hırsıza karşı önlem.”
Ovvv, Defne sıfır, Murat bir.
“Defne, bu lafın altında kal. Ağzını açma.”
Almila, sırıtmasını gizlemeden Defne’nin omzuna yavaşça vurup bilgisayarların yanına yaklaştı.
“Sözde kardeş olacağız, ikinci saatte sattın beni sarışın.” Defne’nin sıcacık çıkan ve sanki yıllardır bir aradaymışız gibi kurduğu cümleyle hep birlikte ona baktık…her ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da iki saatte bize alışmıştı. Ve bunu belli ettiğini anladığını an sertçe yutkunup, “Neyse, evin geri kalanını gezelim.” Diyerek asansöre yöneldi.
Defne’nin atarıyla bir alt kata indiğimizde bizi inci uzun bir koridor ve yedi adet kapı karşıladı. Birde koridorun sonunda ki merdivenler.
“Kızlar, odalarınızın olduğu kattayız. Beş oda sizlere ait, bir tanesi misafir odası, merdivenin sağında kalan kapı ise banyo ama daha çok depo olarak kullanırsınız çünkü odalarınızda banyolarınız var.”
Murat’ın sözünün bitmesiyle rastgele bir kapı açarak içeri girdim. Odanın içerisinde sadece yatak vardı, başka hiçbir şey yoktu.
Kendimi, kapının pervazına yaslayarak Murat’a baktım. “Odaların hepsi bu oda gibi sadece yataktan mı ibaret?”
“Haa,” dedi, bize söylemesi gereken bir şeyi yeni hatırlamış gibi. “Odalarınız siz kendinizi oluşturacaksınız. Sizin kişisel alanınız olduğu için odalarınızı dizayn etmedik.”
Gözlerimi yuvalarından çıkacak derecede açtım, “Cidden mi?”
Hayatımda ilk kez kendi odam olacaktı ve ben o odayı kendi zevkime göre mi dizayn edeceğim? Bu çok güzel bir şey.
Murat, aklımdan geçenleri okumuş gibi, “Evet, cidden” dedi.
Cevabı daha da gülümsememe yol açtığında kapısını açtığım odadan içeri girdim. Odada Murat’ın dediği gibi banyo vardı, bir de giyinme odası. Evet, odada giyinme odası vardı.
Odanın içerisi ise oldukça genişti, yatağın sol tarafında cam vardı. Odanın köşesinde ise küçük bir balkon.
“Çisem, hadi aşağıya iniyoruz.”
Afra’nın sesiyle odayı incelemeyi kestim. “Geliyorum.”
Sırada ki durağımız iki kat aşağısı olmuştu. Salonun ve mutfağın olduğu katı da geriye bırakıp, bodrum denilebilecek katı inmiştik ancak buraya bodrum kat denemezdi. Evin içerisine spor salonu yapmışlardı. Kapalı bir yüzme havuzu da vardı fakat spor salonu olan kısımla arasında cam vardı.
“Vay be, istediğim her saat spor yapabilecek miyim yani?”
Almila, büyülenmiş gibi spor aletlerine baktı. Bu kız, gerçekten spora âşık galiba.
Yani, ben şu aletlere bırakın büyülenmiş gibi bakmayı, severek dahi bakamam. Anca korkarak bakarım, birine binsem falan maazallah bir yerimi sakatlarım.
“Evet, burası da evin son yeriydi. Gerçi zemin katta bir oda daha var ama orası ilerde yardımcı alırsak onun odası olacak. Oraya bakmanıza gerek yok,” Konuşmasını yarıda kesti Murat ve bakışlarını Defne’ye çevirdi. “Tabi, isterseniz kendiniz daha sonradan bakabilirsiniz.”
Cümlede ki, ima bir tek benim dikkatimi çekmedi dimi?
“Kızlar, her sabah burada spor yaparız dimi? Size yardımcı olurum ben.” Almila’nın dikkatini çekmemiş. Ortaya attığı fikirde benim dikkatimi çekmedi.
“Almila, kendimi sakatlamak istemem. Siz yaparsınız sporu.”
Kaşlarını çatarak bana baktı ama herhangi bir şey demedi.
“Ee, evi nasıl buldunuz?”
Murat’ın sorusuna, Azra bisiklete benzer spor aletine oturarak cevap verdi. “Beyaz saraydan hallice.”
“Artı bir” diyerek, Azra’ya katıldığımı belli ettim.
Afra ve Almila’da, bize katıldıklarını benzer cümleler kurduklarında Defne gene sessiz kalmıştı. Bu nedenle Murat,
“Defne, sen nasıl buldun?” diyerek, kendisine laf sokulmasını istediği belirtti dolaylı yoldan.
“Beş kişi için fazla küçük bir ev. Biliyorsundur, ben beyaz sarayda yaşıyordum.”
Murat, yüzün de gülümsemeyi silerek ciddi bir ifadeye bürüdün, “Beyaz saray değildir o, kız kulesidir.”
‘Sen tutsak bir prensestin ve ben seni tutsak olduğun yerden kurtardım’ mı dedi o dolayı yoldan?
“Neyse ne, ev güzel. Öldürülmezsek, hayatımızı bu evde sürdürebiliriz.”
Defne, yediği ikinci golle gene atarlanarak kalesinden kaçtı.
“Peki, o zaman, sizi bu evde yalnız bırakma vaktim geldi. Her şeyi konuştuğumuzu düşünüyorum a---“
“Düşünme, her şeyi konuşmadık.”
Defne, gene oldukça sert bir şekilde Murat’ın sözünü kestiğinde derin bir nefes alıp verdim.
Murat ise gene gülümsemişti. “Benim anlatmam gereken her şey hakkında konuştuk. Sorusu olan yoksa, sizleri evinizde ilk geceyi geçirmeniz için yalnız bırakacağım.”
Soran gözlerle bize baktığında, sorumuzun olmadığını belirttik.
Zaten, soru sorsak da cevaplayacağınızı düşünmüyorum.
Bizden aldığı cevaplardan sonra zemin kata çıkmıştık ve Murat evin kapısına doğru yürüyerek, yarın öğleden sonra geleceğini, mutfakta ihtiyacımız olan her şeyin var olduğunu söylemiş ardından iyi geceler dileyerek…beş kızı koca evin içerisinde yalnız bırakmıştı.
Ve bu yalnız kalış, bütünleşmenin başlangıcıydı.
Defne Ateş’ten
Yatmakta olduğum yataktan yavaşça doğrulup oturur pozisyon aldım.
Koca evde ki ilk gecemizdi saat on biri geçmiş durumdaydı. Ve ben iyi mi yoksa kötü mü yaptım diye düşünmekten asla uyuyamadım.
Gerçi, kızların hepsi çok tatlıydı. Çisem özellikle, neşe küpü gibi bir şeydi. Hepsinin yüzlerin de kırgınlık olsa da…göz bebeklerinde ki pırıltıyı da gördüm. Açık konuşmak gerekirse, ilk günden hepsini sevdim bile denebilir. Bunu belli etmeye çekiniyorum ama olsun. Zamanla anlarlardı beni nasıl olsa. Zamanla, birbirimizi tanıyacağımız gibi.
Murat Bey’den de laf yememeği öğrenmem lazımdı. Adama ne laf söylersem söyleyeyim asla sinir olmamış, üstüne beni sinir etmişti. Bizi kötü yola sürüklemeyeceklerse bile sırf lafları yüzünden sevmeyebilirdim Murat Bey’i.
Neyse, bir yola girmiştim..sonuna kadar gidecektim. Şimdi, mutfağa inerek bir şeyler hazırlasam iyi olur…en son saat kaçta yemek yedim hatırlamıyorum. Kızların da bir şeyler yediğini görmemiştim, evin içerisinden de ses çıkmıyor, herkes odasına çekilmiş durumda. Belki uyumuşlardı bile ama uyumuş olsalar bile uyanırlarsa ve açıkmış olurlarsa yemek görsünler mutfakta.
Ayaklarımı yatağımdan sarkıtarak yataktan kalkıp odadan çıktım. Işıkları açmadan merdivenlerden inip mutfağa geldiğimde mutfağın lambasını açarak kapısını kapattım. Kızların hepsi, et yemeklerini sevdiklerini söylemişlerdi. Et yemeği yapamam ama fırında köfte ve pirinç pilavı yapabilirim. Onları yaparken, ben açlıktan bayılabilirim ama olsun.
Derin bir nefes alıp bileğimde ki tokayla saçlarımı toplayıp dolapları karıştırarak ihtiyacım olan bütün malzemeleri mutfağın ortasında ki adanın üstüne koydum ve bakışlarımı mutfakta gezdirdim. Bu mutfak hayalimde ki mutfağın neredeyse aynısıydı. Bunu bilerek mi yaptılar, yoksa tesadüf mü bilemiyorum. Umarım tesadüftür.
Mutfağı incelemeyi kesip, köfteleri yapmaya başladım. Yaptığım köfteleri yuvarlak tepsinin içine koymaya başladım….yirmi dakikanın sonunda köftelerin hepsini yaptığımda, geçen sene çalıştığım iş yerinden dolayı nasıl kullanıldığını bildiğim fırını ayarlayıp köfte dolu tepsiyi fırına yerleştirdim, süreyi de kırk beş dakikaya ayarlayıp pirinç pilavını yapmak için işe koyuldum.
Saat, bir’e çeyrek kala..yemekler hazırdı. Ve kendi karnımı doyurmaya başlamıştım.
Karnımı doyurduktan sonra ise mutfak çekmecelerinin birinde bulduğum bant, kalem ve not defterini alıp;
‘Fırında köfte var, pirinç pilavı da yaptım. Umarım hepiniz seviyorsunuzdur. Afiyet olsun, yemekleri beğenmeniz dileğiyle’ yazdıktan sonra buzdolabının üstüne asarak, bulaşıkları yıkayıp tezgâha dizdim kurumaları için.
Saat ikiyi üç geçe, odaların olduğu kata, bütün ışıklar kapalıyken çıktım. Allaha emanet tutunarak yürüyordum. Ta ki, Çisem odasından çıkarak telefon flaşını bana tutana kadar.
“Defne, sen de mi uyumadın?”
Işığın, gözlerime gelmesini engellemek adına elimi gözüme siper ettim. “Acıkmıştım da, bir şeyler atıştırdım mutfakta.”
“Ha, şey” dedi flaşı yüzümden çekmeden. “Bende acıktım…o yüzden mutfağa iniyorum.”
“Tamam, o zaman afiyet olsun sana.” Dedim gülümseyerek.
“İyi geceler o zaman, sabah görüşürüz.”
Söylediği son cümleye gülümsemekle yetinip, odamın içerisine girdim. Çisem’de merdivenlere yönelmişti.
Umarım yemekleri severdi.