İçeriğe geç

Sil Baştan

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Sil Baştan

Bölüm 3

Bölüm 2

Azra Pekin’den

Her birimiz, buraya gelme nedenini anlatmayan tek kişiye bakarken o da sırasıyla bizlerle göz teması kurdu. Bizleri anlamaya ve ne yapması gerektiğine karar vermeye çalıştığı da çok açık ve net bir şekilde ortadaydı.

Birkaç saniye cevap vermedi, bakışlarını yere indirip düşündü ardından da lacivert takım elbiseli adama dikti bakışlarını.

“Sadece niye buraya geldiğimizi öğrenmek için o kapıdan gireceğim. Gitmek istersem, gideceğim. Gitmem izin vermezseniz de olay çıkarırım.”

Takım elbiseli adam başını olumlu anlamda salladı.

“Sana söz veriyorum Defne, gitmek istersen seni durdurmayacağım. Hatta kimseyi durdurmayacağım. Biz kötü adamlar değiliz.”

Defne, derin bir iç çekti. “Pekala, toplanma nedenimiz neymiş öğrenelim.” Ardından da bizi arkasında bırakarak eve doğru yürümeye başladığında, hepimiz sanki bu anı bekliyormuş gibi onun peşinden eve doğru ilerledik.

Beş dakika sonrasında ise aynı koltuğa beş kız yan yana sıralanmış karşı koltukta oturan adama bakıyorduk. Hiç birimizden çıt çıkmıyordu. Her birimiz karşımızda ki adamın konuşmaya başlamasını bekliyorduk.

Nitekim de öyle oldu, adam koltuğa oturduktan sonra derin bir nefes alıp dirseklerini bacaklarına yaslayarak öne doğru eğilerek bizimle konuşmaya başladı.

“Biliyorum, aklınızda birçok şüphe var. Şüphelerde de haklılık payınız var.” Durdu bir saniye kadar düşündükten sonra konuşmaya devam etti. “Öncelikle, ben Murat sizlerin yardımcınızım yani size notları gönderen bir diğer kiş----“

“Bir diğer kişi derken? Başka biri daha mı var?” Defne, kaşlarını çatarak sözünü kestiğinde onun bu şekilde davranacağını biliyormuş gibi gülümsedi.

“Evet, patron. Size asıl yardım eli uzatan kişi….o olması hepiniz bambaşka yerlerde olurdunuz.” Başını iki yana sallayıp “Neyse, konumuz bu değil” diyerek bu konu hakkında çok konuşmak istemediğini üstü kapalı bir şekilde belli edip, hazırladığı konuşmaya geri döndü. “Kısaca patron beni size bakmam için görevlendirdi---“

“Kendisi niye yok?”

Soruyu soran bu sefer Defne değil, bendim.

Bütün sorgulamaları, tek bir kişinin üstüne bırakmamak gerekiyor.

“Kendisi yok Azra çünkü sizinle yüzleşmesi için zamana ihtiyacı var. Sizin de onunla yüzleşmek için zamana ihtiyacınız var.”

Kaşlarımı çattım.

“Bu saçmalık, ayrıca hala bizi buraya niye çağırdığınızı açıklamadınız.”

“Söyletmediniz, konuya giriş yapmaya çalışıyorum ama izin vermediniz farkında mısınız?”

Kurduğu cümleyle birlikte dudaklarımı birbirine bastırdım. Adam haklıydı, diyecek sözüm yok ancak sorgulama konusunda bizde haklıyız. Hayatlarımıza dokunan birer not ve uçak bileti göndermişlerdi. Bunu nasıl sorgulamayız ki?

“Tamam, konuya girin o zaman.” Defne kollarını göğsünde birleştirdi. Her ne kadar, susacakmış gibi görünse de en fazla iki cümle sonra Murat beyin sözünü kesecek enerjiyi aldım ondan ama sesimi çıkarmadım.

“Sizleri buraya kardeş olmanız için topladık, bu ev sizin her bir metrekaresi hem de. Beşiniz eğer kabul ederseniz bu günden sonra patronun kızları, benim de kardeşlerim olacaksınız. Üniversiteyi kazanmanız için beşinizi de Akar Kolejinin içerisinde bulunan dershaneye yazdıracağız.” Bakışlarını hemen yanımda oturan siyah saçlı kıza yöneltti. “Afra, doktor olma hedefinde sana çokça yerdim edeceğiz. Evli bir kadın değil, tıp okuyan bir kadın olacaksın.” Dediğinde Defne’nin kahkahası doldurdu kulaklarımı hemen ardından da bakışlarımı onun oturduğu yöne çevirdiğim da ayaklanmış olduğunu gördüm.

“Bu adam manyak kızlar, kaçın kurtarın kendinizi. Üniversiteymiş evmiş, siz çocuk mu kandırıyorsunuz ya? Bunların hepsini karşılıksız yapmaz kimse.” Arkasını bize dönerek birkaç adım attı sonrasında da Murat bey’e yeniden döndü, hıncını alamamıştı belli ki. “Hatta ben size istediğiniz karşılığı da söyleyeyim, bizi erkeklerle birlikte olmamız için zorlayacak üstüne birde para alacaksınız dimi?”

Bütün bunları, gözünü dahi kırpmadan söyledi. Sesinde tereddüt bile yoktu…bizi buraya tabir-i caizse pazarlamak için topladıklarına emindi. Ve açık konuşmak gerekirse ona katılıyorum.

Kimse, Murat beyin saydıklarını karşılıksız yapmaz. İçerisinde bulunduğumuz devasa evi bizi vermek, eğitim hayatımızı üstlenmek. Bunlar karşılıksız yapılacak şeyler değil. Özellikle, on sekiz olmuş genç bir kadınsanız. Keşke olsa ancak, değil. Keşke bu evde yeni bir hayata başlasak ama mümkün değil. Olamaz da zaten.

“Defne” Murat Bey oturduğu yerden kalkıp Defne’nin önünde dikildi. “Baban sana bunu yapmak istedi diye bizde sana bunu yapacak değiliz. Bak, bu evi terk et” Eliyle salonun çıkışını gösterdi. “Tamam, ancak şunu atlıyorsun senin gidecek hiçbir yerin yok.” Derin bir nefes aldı. “Bunu üzülerek söylüyorum ama kaybedecek kimsen de yok, ailen yok artık Defne. Ayrıca düşün senin bir ailen oldu mu ki? Bir baban oldu mu? Bir annen oldu mu? Sen bu yaşına kadar, tek başına büyümedin mi?”

Murat Bey’in söyledikleriyle Defne arkasında ki sandalyeye sıkıca tutunda, ona tutunmasa yere düşecekti sanki.

“Sus” dedi sonrasında da, sesi ilk defa titredi. “Sen demedin mi dinleyin sonrasında isterseniz gidin diye. Şuan gitmek istiyorum, niye lanet olasıca hayatımı önüme yeniden seriyorsun?”

“Çünkü aptallık yapıyorsun, sen aptal bir kız değilsin.”

İkisi de gözlerini dahi kırpmadan birbirlerine baktılar bir süre, ortamda ölüm sessizliği hâkimdi. Ta ki, turuncu saçlı oturduğu yerden kalkıp Defne’nin yanına giderek kolunu tutana kadar, tutuşuyla Defne’ye güç vermek istiyor gibiydi.

“Defne, Murat Bey haklı. Beşimizin de kaybedecek hiçbir şeyi yok.” Bakışlarını bir anlığına Murat beye çevirip ardından yeniden Defne’ye baktı. “Biliyorum bizden kör bir kuyuya atlamamızı istiyor, kabul ediyorum senin söylediğinin başımıza gelme ihtimali de çok yükse----“

Murat Bey, turuncu saçlının sözünü kesti. “Hayır Çisem, yok öyle bir ihtimal.” Sesi sakindi kızmamıştı ancak sertti, bizi inandırmak için sesini sert tutmuştu, belliydi. “Defne’nin söylediği ihtimali silin aklınızdan, yok öyle bir şey.”

“O zaman, bizimle derdiniz ne?” Afra, oturduğu yerden kalkıp kollarını iki yana açtı. “O değil, bu değil. Bizi niye buraya çağırdınız? Ağabeyim nerede? Doğru düzgün bir açıklama yapın artık.” Afra’nın sesi fazlasıyla yüksek çıkmıştı ancak Murat Bey buna aldırış etmedi. Bunların olacağına kendini hazırlamıştı belli ki.

“Amacımız, size iyi bir hayat sunmak ama dünya o kadar kötü bir yer olmuş durumda ki hiç kimse karşılıksız iyiliğe inanmıyor. Yemin ederim” Bakışları her birimiz de tek tek gezindi. “Hiçbirinize hiçbir şey yapmayacağız, amacımız sadece beş mükemmel kıza iyi bir hayat sunmak. İyi bir ev, iyi bir eğitim, iyi bir hayat. Bunları, karşılıksız hak etmediğinizi düşünmeyin.”

“Sizce, hayat bize karşılıksız iyiliği öğretmişe benziyor mu Murat Bey?”

Sarışın, konuşmanın başından beri konuşmazken ilk kez oturduğu yerden kalmadan sorusunu yöneltti Murat Bey’e.

Ve sorduğu soruda o kadar haklıydı ki.

“Öğretmedi, bunu biliyorum. Öğretmedi ve sen her gün bu yüzden ölmek istedin Almila..belki hala daha istiyorsun. Ama biz de tam olarak sen ölmek isteme diye varız.” Bakışlarını hepimizde gezdirdi. “Beni dinlemeye çalışmıyorsunuz, dinleseniz anlayacaksınız.”

“Haklı,” dedi Çisem, Murat beyde ki bakışlarını bize yöneltti. “İçeri girdiğimizden beri konuşturmadık adamı.” Bakışlarını Defne’ye çevirdi. “Defne, beşimizin de kaybedecek hiçbir şeyi yok belli ki. Geç otur, tamamen dinle. Sonra istersen git ama sonuna kadar dinle.”

Çisem ve Defne çok kısa bir an bakıştılar, o kısacık an ise saatlerce konuşmaya bedel oldu.

Defne, başını olumlu anlamda salladı Çisem’le birlikte kalktığı koltuğa geri oturdu. Afra’da onları taklit ederek yeniden yanıma oturduğunda, Murat Bey’de yeniden karşı koltukta ki yerini aldı.

“Kızlar, biliyorum güven sorunlarınız var, hatta birçok sorununuz var. En büyük sorununuz da geçmişiniz. Size fırsat, bir el var sizin o geçmişten kurtarmak için uzatılmış sizin tutmanızı bekliyor. Bu ev, aylık yüz bin bin tl harçlık, beşinize ayrı ayrı araba, eğitim masraflarınızın karşılanması. Hepsi sizin dudaklarınızdan dökülecek ‘evet’ kelimesiyle sizin olacak. Hatta, her biriniz dört tane kardeşe sahip olacaksınız. Beşiniz, birbirinize bağlanacaksınız çünkü ortak bir duygunuz var, o da acı.” Bakışlarının binince, bizlerde gezdirdi. “Karar sizin, ister evet diyerek o eli tutun. İster hayır diyerek kurtulmaya çalıştığınız geçmişle yaşamaya devam edin.”

Murat Bey susarak kararı bize bıraktığında, sözü Defne aldı. “Bu patron bizi niye bir araya getirdi?” Sesi, sakindi…kızmak için değil aklında ki soruları yok etmek için sormuştu bu soruyu.

“Geçmişiniz, sizi bir araya getirmemiz için yeterli bir sebep.”

“Murat Bey” Öne doğru eğilip kol dirseklerini bacaklarına dayadı. “Bizden binlerce var dışarı da. Benim gibi onlarca genç kız babasından şiddet görüyor. Çisem gibi binlerce kişi var yetimhanede büyüyen, Afra gibi genç yaşında zorla evlendirilen. Bana gerçeği söyleyin, bizi seçmekte ki amacınız ne?”

Birkaç saniye cevap vermedi, sustu. Ardından da Defne ile göz temasını koparmadan, “Her biriniz patronla birer kez karşılaştınız, beşinizin de ona iyiliği dokundu. O yüzden sizi seçtik.” Dedi.

Sonrasında ortama kısa bir sessizlik çöktü, Defne dahil her birimizin ‘kabul etsek mi?’ diye düşündüğü bir sessizlik. Bu sessizlik çok kısa sürdü, çünkü;

“Aman be” diyerek Çisem oturduğu yerden kalktı. “Ben tamamım, annemi ve babamı daha beş yaşındayken toprağa gömdüm. Babaannem desen beni terk etti. Eee sunulan teklif on numara beş yıldız. Ben varım.” Elini öne doğru uzattı. “Başka, ben varım diyen var mı?”

“Doğduğumdan bu yana görünmezim, hatta şuan evde olmadığımı annemlerin fark ettiğini bile düşünmüyorum.” Diyerek ayağa kalktı Almila ve elini Çisem’in elinin üstüne koydu. “Ben de varım.”

“Bana, bu evin adresinin yazılı olduğu kağıdı ve uçak biletini ağabeyim verdi. Bir bildiği vardır herhalde.” Afra’da ayağa kalktı, “Bende varım” deyip elini Almila’nın elinin üstüne koydu.

“Babam ve annem” dedim burukça gülümseyerek, “Beni, cahilce bir kan davası yüzünden gözlerini bile kırpmadan ölümün kucağına ittiler. Belli ki onlar için ölüyüm” Ayağa kalktım, elimi Afra’nın elinin üstüne koydum. “Ben de varım.”

Bakışlarımız yine Defne’ye çevrildi, en sona o kalmıştı. En ağır travma onun omuzlarındaydı…kendini en sona bırakmasını anlıyordum bu yüzden.

Gerçi, gözlerinde kabul etmek istediği okunuyordu. Sadece korkuyordu.

Ayrıca, Defne’nin gözlerinde ki o korkuyu sadece ben görmedim, Çisem’de gördü. O yüzden “Defne,” dedi, boşta olan elini ona uzattı. “Kabul etmek istediğin gözlerinden okunuyor. Hadi, gel.”

Yanaklarını şişirip oturdu yerden kalktı, Çisem’in elini tuttu “Dua edin, pişman olmayalım” dedikten sonra elini elimin üzerine koydu.

Ve beş kız dibinin aydınlık mı, yoksa karanlık mı olduğunu bilmediğimiz o kuyunun içerisine el ele atladık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.