Theo resmen delirmiş haldeydi.
Raaven’ın kokusu zihnini dağıtıyor, düşüncelerini birbirine karıştırıyordu. Feromonlar havayı o kadar ağırlaştırmıştı ki nefes almak bile zorlaşmıştı.
Ama Theo geri çekilmiyordu.
Çekilemiyordu.
Raaven’ın eli hâlâ belindeydi. Güçlü parmakları Theo’yu kendine yakın tutarken ikisinin arasında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Theo dudaklarını araladığı anda Raaven aniden onu öptü.
Bu sadece ani bir dürtü değildi.
Günlerdir bastırılan gerilimin sonunda kırılmasıydı.
Theo’nun parmakları istemsizce Raaven’ın gömleğine tutundu. Raaven onu sanki kontrolünü kaybederse bırakacakmış gibi sıkı tutuyordu.
Öpücük derinleştikçe Theo’nun başı dönmeye başladı. Raaven’ın feromonları, sıcak nefesi ve ona dokunuş şekli Theo’nun düşüncelerini dağıtıyordu. Sanki bütün dünya bulanıklaşmıştı da geriye sadece Raaven kalmıştı.
Raaven öpücüğü bozduğunda ikisinin de nefesi düzensizdi.
Theo birkaç saniye boyunca konuşamadı. Başını toparlamaya çalışıyordu ama Raaven’ın kokusu hâlâ etrafını sarmıştı. Bu adamın yanında düşünmek bile zorlaşıyordu.
Raaven alnını kısa süreliğine Theo’nunkine yasladı. Gözleri hâlâ karanlıktı.
“Beni gerçekten delirtiyorsun.” dedi boğuk bir sesle.
Theo normalde böyle anlarda alay ederdi. Gülümser, provoke eder, insanları çıldırtırdı.
Ama şu an kalbi o kadar hızlı atıyordu ki düzgün düşünemiyordu bile.
Yine de geri adım atmadı.
“Kontrolünü kaybetmekten korkuyorsun.” diye fısıldadı.
Raaven’ın çenesi hafifçe gerildi.
“Senin yanında”
Dudakları Theo’nun kulağına yaklaşırken sesi daha da alçaldı.
“Evet.”
Bu cevap Theo’nun beklediği şey değildi.
Bir anlığına gerçekten sustu.
Raaven sonunda ondan uzaklaşıp derin nefes aldı. Sanki kendini zor tutuyordu. Theo bunu ilk kez bu kadar net görüyordu.
Ve bu… tehlikeli şekilde hoşuna gidiyordu.
Raaven gözlerini tekrar ona çevirdi.
“Burada kalırsak işler kötüleşecek.”
Theo kaş kaldırdı.
“Belki kötü şeyleri seviy—”
“Theo.”
Sesi uyarı gibiydi.
Theo’nun kuyruğu hafifçe hareket etti. Sonra sırıttı.
“Tamam, tamam. Bu kadar ciddi olma köpüş.”
Raaven birkaç saniye ona baktıktan sonra bileğini tuttu.
Sert değil.
Ama kararlı.
“Gidiyoruz.”
Yağmur yeniden başlamıştı.
Theo arabaya binmemek için birkaç kez laf attı ama Raaven onu görmezden geldi. Sonunda aracın kapısı açıldığında Theo gözlerini devirdi.
“Kaçırılıyor muyum şu an?”
“İstersen öyle düşün.”
Theo arabaya oturduğunda deri koltukların kokusu bile pahalıydı. Araç sessizce hareket ederken içeride garip bir gerilim oluştu.
Theo camdan dışarı bakmaya çalıştı ama Raaven’ın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu.
Sonunda dayanamadı.
“Ne?”
Raaven direksiyonu tutan elini hafifçe sıktı.
“Sana bakmayı bırakmak zor.”
Theo’nun kalbi yine saçma şekilde hızlandı.
Lanet olsun.
Theo sonrasını çok net hatırlamıyordu.
Yorgunluk, feromonlar ve gecenin ağırlığı birbirine karışmıştı.
Uyandığında ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.
İkinci fark ettiği şey ise yatağın aşırı rahat olmasıydı.
Theo gözlerini araladığında geniş, karanlık ve inanılmaz lüks bir odayla karşılaştı. Tavandan yere kadar uzanan camlar, şehir ışıkları, koyu renk mobilyalar…
Ve kapının yanında duran Raaven.
Üstündeki gömleğin birkaç düğmesi açılmıştı. Kolları sıvalıydı. Ama yüzündeki ifade önceki geceden farklıydı.
Daha sakin.
Daha dikkatli.
Theo doğrulmaya çalışırken başı hafif döndü. Bedeninde ağrılar vardı. Ayrıca sanki Raaven'in feramonlarıyla banyo yapmış gibi Raaven'in feramonlarıyla kaplıydı
Raaven hemen yaklaştı.
“Yavaş.”
Theo ona birkaç saniye baktıktan sonra kısık sesle konuştu.
“…Bu senin evin mi?”
“Evet.”
Theo etrafına tekrar baktı.
Sonra yavaşça sırıtıp yastığa geri yaslandı.
“Vay canına.” dedi uykulu bir sesle.
“Köpek bayağı zenginmiş.”