Theo o geceden nefret etmişti.
Daha doğrusu…
Kendisinden nefret etmişti.
Raaven’ın “Heyecanlandın.” derken yüzündeki o kendinden emin ifadeyi düşündükçe sinirleniyordu. Bir Alfa’nın onun üzerinde bu kadar etki bıraktığını fark etmesi hoşuna gitmemişti.
Çünkü Theo kontrolü severdi.
Kontrolünü kaybetmeyi değil.
Bu yüzden ertesi gece bara gelir gelmez kararını vermişti.
Oyunu bu kez o oynayacaktı.
“The Abyss” her zamanki gibi kalabalıktı. Müziğin basları duvarları titretiyor, mor ışıklar insanların teninde kayıyordu. Theo barın arkasında çalışırken üstündeki siyah gömleğin birkaç düğmesini özellikle açık bırakmıştı.
Bilerek.
Feromonlarını da.
Normalden biraz daha yoğun yayıyordu.
Mekândaki Alpha’ların davranışları hemen değişmişti. Bakışlar uzuyor, insanlar farkında olmadan bara yaklaşmak için bahane arıyordu.
Theo bunu hissettikçe içten içe sakinleşiyordu.
İşte buydu.
Kontrol yeniden elindeydi.
Ta ki kapı açılana kadar.
Raaven içeri girdiği anda ortam yine değişti.
Theo istemsizce başını kaldırdı.
Lanet olsun.
Adam hâlâ aşırı etkileyiciydi.
Bu gece siyah yerine koyu gri bir gömlek giymişti. Kolları dirseklerine kadar sıvalıydı. Kaslı ön kolları ışığın altında belirginleşiyor, koyu saçları hafif dağınık duruyordu.
Ve gözleri…
Direkt Theo’ya bakıyordu.
Sanki mekândaki başka kimse yokmuş gibi.
Theo sırıtıp bakışlarını kaçırmadı.
“Yine mi sen?”
Raaven bara yaklaşırken hafifçe başını eğdi.
“Memnun olmadın mı?”
Theo alaycı şekilde güldü.
“Takıntılı görünmeye başlıyorsun.”
Raaven oturduğu anda Theo önüne bir bardak bıraktı.
“Bu sefer ne içiyorsun?”
“Seni sinirlendiren her neyse onu.”
Theo’nun dudakları istemsizce kıvrıldı.
Bu adamla konuşmak sinir bozucuydu çünkü sürekli karşılık verebiliyordu.
Theo bara yaslandı. Bu kez aralarındaki mesafeyi özellikle kısa tuttu.
Raaven’ın gözleri boynuna kaydı.
Theo bunu fark etti.
Ve bilerek biraz daha yaklaştı.
Orman meyveleri kokusu ağırlaştı.
Mekândaki birkaç Alpha huzursuzca kıpırdandı.
Raaven ise hiç hareket etmedi.
Ama çenesinin hafif sıkıldığını Theo gördü.
Tam istediği şey.
“Ne oldu?” dedi Theo yumuşak bir sesle.
“Kontrolünü kaybetmeye mi başladın?”
Raaven bakışlarını sonunda gözlerine kaldırdı.
O bakış Theo’nun omurgasından aşağı sıcak bir ürperti gönderdi.
“Tehlikeli oynuyorsun.”
Theo hafifçe gülümsedi.
“Belki oynamayı seviyorumdur.”
Raaven tam cevap verecekken sarhoş bir Alpha Theo’ya fazla yaklaştı.
“Elini çek üstümden.” dedi Theo soğukça.
Ama adam feromonların etkisiyle kendinden geçmiş gibiydi. Theo’nun beline dokunmaya çalıştığı anda Raaven aniden ayağa kalktı.
Adamın bileğini öyle sert yakaladı ki kemik sesi geldi.
Mekân bir anda sessizleşti.
Raaven’ın feromonları baskıyla yayıldı. Ağır. Ezici. Tehditkâr.
“Dokunma.” dedi düşük sesle.
Adamın yüzü saniyeler içinde soldu.
Theo birkaç saniye Raaven’a baktı.
Sonra yavaşça ona yaklaştı.
“Onu korkutacaksın.” dedi sakin şekilde.
Raaven hâlâ adamı bırakmamıştı.
Theo başını hafif yana eğdi.
“Kıskandın mı yoksa?”
İşte o anda Raaven’ın bakışları karardı.
Gerçekten karardı.
Theo’nun içgüdüleri bir saniyeliğine alarm verdi.
Ama artık çok geçti.
Raaven adamı bıraktıktan sonra doğrudan Theo’ya döndü. Theo geri çekilmedi.
Raaven yaklaşmaya devam etti.
Bir adım.
Bir tane daha.
Sonunda Theo’nun sırtı duvara değdi.
Raaven iki kolunu da onun iki yanına koyduğunda Theo’nun nefesi hafif takıldı.
Fazla yakındı.
Vücudundan yayılan sıcaklık bile hissediliyordu.
Theo çenesini kaldırdı.
“Korkutucu olmaya mı çalışıyorsun?”
Raaven eğildi.
Dudakları Theo’nun kulağına çok yakındı artık.
“Hayır.” dedi kısık bir sesle.
“Sana son bir kez uyarı veriyorum.”
Theo’nun kuyruğu istemsizce hareket etti.
Raaven bunu fark etti.
Lanet olsun.
“Benimle böyle oynama.” diye devam etti Raaven.
“Çünkü bir noktadan sonra kendimi durdurmam zorlaşacak.”
Theo’nun kalbi hızlandı.
Ve en kötü kısmı…
Raaven bunu duydu.
Theo bunu gözlerinden anladı.
O kısa anlık bakış değişimi… bir avcının hedefinin zayıf noktasını bulduğu andaki bakıştı.
Theo’nun nefesi istemsizce hızlandı.
Ve bundan nefret etti.
Çünkü kontrol yine kayıyordu.
Raaven birkaç saniye geri çekilmedi. İkisi de hareket etmiyordu. Mekândaki müzik bile uzaktan geliyormuş gibi hissediliyordu artık.
Theo sonunda dudaklarını araladı.
“Egon gerçekten korkunç.”
Raaven’ın bakışları dudaklarına indi.
“Buna rağmen geri çekilmiyorsun.”
Theo cevap vermedi.
Çünkü çekilmiyordu.
Lanet olsun.
Raaven’ın kokusu çok yoğundu. Sıcak, baskın ve insanın düşüncelerini dağıtan türdendi. Theo kendi feromonlarını kontrol altında tutmaya çalışsa da bunun giderek zorlaştığını hissediyordu.
Raaven hafifçe eğildiğinde Theo’nun sırtı tamamen duvara yaslandı.
“Şimdi ne olacak?” dedi Theo alçak sesle.
“Beni tehdit mi edeceksin?”
Raaven’ın eli duvarın kenarında yavaşça kaydı. Parmakları Theo’nun belinin hemen yanında durdu.
Dokunmuyordu.
Ama dokunmaması daha beterdi.
“İstesem seni şu an herkesin önünde dışarı çıkarabilirim.” dedi Raaven sakin şekilde.
Theo’nun gözleri hafifçe daraldı.
“İsteseydin çoktan yapardın.”
Raaven birkaç saniye sustu.
Sonra çok hafif gülümsedi.
“Akıllısın.”
Theo’nun kalbi yine hızlandı.
Bu adamın sorunu buydu.
Gücünü bağırarak göstermiyordu. Sessizdi. Kontrollüydü. Ve bu, onu daha tehlikeli yapıyordu.
Theo başını hafif yana eğdi.
“Bana bakmayı bırak.” dedi yumuşak bir sesle.
“Hayır.”
Cevap o kadar hızlı gelmişti ki Theo birkaç saniye afalladı.
Raaven’ın bakışları hâlâ üzerindeydi.
Sanki Theo’ya bakmayı bırakırsa bir şeyi kaçıracakmış gibi.
Theo bunu fark ettiği anda içinde garip bir sıcaklık oluştu.
Tehlikeli bir sıcaklık.
Çünkü ilk kez biri onu sadece arzulamıyormuş gibi hissettirmişti.
Raaven onu inceliyordu.
Çözmeye çalışıyordu.
Ve Theo’nun içgüdüleri bunun kötü sonuçlanacağını söylüyordu.
Tam o sırada mekanın ışıkları bir anlığına titredi.
Ardından dışarıda gök gürültüsü patladı.
Theo refleksle başını çevirdiği anda Raaven’ın eli aniden beline geldi.
Sert. Güçlü.
Theo’nun nefesi kesildi.
Raaven onu kendine doğru çekmişti.
Sadece birkaç santim.
Ama yeterliydi.
Theo artık Raaven’ın göğsüne değdiğini hissedebiliyordu.
Mekândaki birkaç kişi dönüp onlara baktı.
Theo’nun kuyruğu istemsizce gerildi.
“Raaven.”
Sesi beklediğinden daha kısık çıkmıştı.
Raaven başını hafif eğdi.
“Ne?”
Theo cevap veremedi.
Çünkü Raaven’ın feromonları artık tamamen etrafını sarmıştı.
Ve en korkunç kısmı…
Theo geri çekilmek istemiyordu.