Thomas, bir dedektifin sahip olması gereken belki de en faydalı yeteneklerinden birinde ustalaşmıştı. Çaktırmadan kulak kabartmak... Bulunduğu yerden, Salazar ile buluştuğu gencin konuştuğu her şeyi dinleyebiliyordu.
"Reboot kaskı mı? İşler ilginçleşmeye başlıyor." Standartlar baya düşüktü belki. Yine de birkaç aylık dedektiflik kariyerinin en ilginç vakalarından birine denk gelmenin mutluluğuyla içkisini yudumlamadan edemedi. Heyecanından içeride otururken şapkasını çıkarmayı düşünemese bile, yine de içerideki en ilginç insan değildi.
Kendisine bakan tavşan kulaklı dişlek kıza yüzüğünü göstermeye özen gösterir şekilde garsona el etti. Hayatında ne bir nişanlısı, ne bir sevgilisi, ne de düzenli selamlaştığı bir kadın vardı. Olmasına yönelik bir çabası bile yoktu. Ama yine de iş başındayken sahte de olsa bir alyansın ne kadar işe yarayabildiğini uzun süre önce keşfetmişti.
Sonunda dikkatini çekmeyi başardığı garsona boş bardağını işaret ederek ikincisini istediğini belli etti. Özel dedektif olmanın artılarından biri, görev başındayken ayık olmak zorunda olmamasıydı. İçkisinin tazelenmesini beklerken etrafta göz gezdirir gibi yapıp Salazar'ın konuştuğu genci gözlemledi.
"Sibernetik geliştirmeler... Acaba gözle görünen daha fazlası var mı?" Bu tarz eklentiler tam olarak yasadışı olmasa da, bu gencin bazı ilginç insanlarla tanışık olduğu anlamına gelebilirdi. Gencin yüzünde görünür olan implanta odaklandı. Son zamanlarda sayısı artmış bazı punk gençlerin sahip olduğundan daha sofistike bir teknolojiydi.
"Hayır, Reboot öncesi..." Daha fazla dikkat çekmemek için bakışlarının hedefini garsonun masasına yetiştirdiği yeni bardağına yöneltti. Yirmili yaşlarının başlarında gibi görünen bu gencin, altı yıl önce gerçekleşen Reboot öncesinde bir implant taktırmış olması ilginçti.
"Belki bir prostetik?.." Ama daha detaylı inceleyerek şansını zorlamak istemedi. Şimdilik konuşulanları dinlemek yeterliydi. Salazar kalktığında onu takip etmedi. Saat ilerlemişken, aralarında zaten bir gerilim olduğu belli olan eşinin yanına döneceğinden emindi. Şimdilik dikkatini bu gencin üzerinde tutmaya karar kıldı.
İkinci kadehinden sonra alkolün yatıştırıcı etkisinin gelmeye başladığını hissediyordu. Ama bu üçüncüyü sipariş etmesine engel olmadı.
"Karamsar görünümlü, yalnız ve düşünceli bir adamın barda ayık olması da dikkat çekici bir şey nasılsa." Salazar gittikten sonra arkadaşlarının yanına dönen genci bir süre daha gözlemledi. Grupta ilgi çekici bir konuşma dönmüyordu. Ayrıca genç, zihnen de orada gibi durmuyordu.
Bir süre daha içeceğiyle eğlendikten sonra gözü yeniden tavşan kıza takıldı. Aslında dikkatli bakınca sevimli bir kadına benziyordu. "Acaba ponpon bir kuyruğu da var mı?" Başını sallayarak odağını yeniden toplamaya çalışırken göz ucuyla gencin dışarı doğru yöneldiğini gördü. Aralarına biraz mesafenin girmesine izin verdikten sonra bardağını kafasına dikip peşinden gitti. Hafifçe yalpaladığının farkındaydı. Neyse ki hedefi ondan da kötü durumdaydı. Genç adam bir köşede duraklayıp midesindekileri boşalttığında, ona toparlanması için biraz zaman verip takibine devam etti. Arkasını döndüğünde Vorkink Robotik temizlik robotları, genç adamın geride bıraktıklarını temizlemeye başlamıştı.
Sonunda hedefin adresine ulaştığında, buranın kendine ait olan daire gibi devlet tarafından sağlanan konaklama birimlerinden biri olduğunu fark etti. "Demek yalnız yaşıyor." Adamın yukarı çıkmasına izin verip apartman girişine doğru yaklaştı. Kapı zilinde yazan isimleri okudu. İçeri giren genç adamın ilk iş olarak ışıkları açmasına sinsice sırıtmasına engel olamadı. "Daire 7, Ruben Fert." Holofonunu açıp zilde yazan ismi arama motoruna tuşladı. Ruben Fert için tek sonuç çıktı. "Değişik isimli kişileri seviyorum." diye düşünmeden edemedi. "Bazen dedektif olmak, ortalarda gezinip biraz meraklı davranmaktan ibaret."
Biraz internette gezinip doğru kişiyi bulduktan sonra, Ruben'in "Merkür" uygulamasındaki kişisel sayfasını okumaya koyuldu.
Ruben Fert, yeraltı öncesi gündelik yaşam müzesinde tur rehberi. Müzenin adınının tanıdık olması, rahatsız edici bir tesadüf hissi uyandırdı. Thomas yüzünü buruşturmadan edemedi. Tesadüfleri çok seven birisi değildi. Kendisi de daha önce bu müzede çalışmıştı. Yakın zamanda burada sergilenecek bir Reboot kaskından haberi yoktu ama uzun süredir müzeyle ilgileniyor da sayılmazdı. Kafasında daha fazla soruyla evine doğru yürümeye başladı.
Daha işlek caddelere geldiğinde, hala sokakta olan birileriyle karşılaşabilme ihtimalini düşününce tekrar ifadesiz, stoik maskesini takındı. O esnada polis memuru Ivan'dan beklediği mesaj geldi.
"Aradığın kişiyi araştırdım. Kendinden daha paranoyak birini nereden bulmayı becerdiğine dahil hiçbir fikrim yok. Adı Finnick Oden. Reboot'tan sonra birkaç sene nöroloji ile birlikte yazılım eğitimi almış. İki senede de sınıfını birinci olarak bitirmiş, ardından ortadan kaybolmuş. Son dört senedir ise sedanter olarak görünüyor ama aslında ortadan kaybolmuş. Herhangi bir aktivitesi yok, kayıtlara geçmiş. Yer yarılmış da içine girmiş. Kredi kartı dahi kullanmamış. Adresi 96 Sagan Caddesi. Bol şans."
"Demek bir hayalet," dedi dalgın bir ses tonuyla Thomas. Alkolün de etkisiyle olsa gerek, olaylar hızlı ve bulanık, neredeyse sürreal bir şekilde ilerliyordu. Bir süre düşündükten sonra eve gitmekten vazgeçerek Bay Finnick'in adresine doğru yola çıktı. Yine partneri olmayan insanlar için ayrılan standart bir lojmandı burası. Katları sayıp Finnick'in dairesinin tahmini katını bulup aynı katta olmayan rasgele bir dairenin zilini çaldı.
"Kim o?"
"İyi günler, 96 numarada oturuyorum da anahtarımın manyetiğinde bir sorun var sanırım içeri giremedim. Kapıyı açabilir misiniz rica etsem?"
Kapı acı bir cızırdama sesi ve ardından mekanik bir klik sesi ile açıldı. Ne de olsa, özellikle bucivarlarda, temkinli olmak için bir sebep yoktu. Finnick'in dairesine geldiğinde cebinde taşıdığı maymuncuk ile içeri girmesi zor olmadı. Hırsızlık eskisi kadar sık karşılaşılan bir şey olmadığından öyle çok güçlü kilitlere de ihtiyaç duymuyordu çoğu insan. İçeri girdiğinde tahmin ettiği bir manzarayla karşılaştı Thomas. Kapıda düzinelerce broşür birikmişti. "İçeriye uzun zamandır kimse girmemiş," diye düşündü Thomas, ona neredeyse tanıdık gelen bir manzaraya şahit olurken. Duvarda, sehpaların üstünde, hiçbir yerde kişisel ya da dekoratif bir şey yoktu. Geldiğinden daha fazla soruyla Finnick'in dairesini terk etti. "Bu gitgide daha fazla olmaya başlıyor."
Beklediğinden daha yoğun bir gün geçirmişti. Yeniden kazanılmış bu amaç duygusu ve barda yuvarladığı dört kadeh sayesinde uykuya dalarken hiç zorluk çekmedi. Sabah uyandığında yakalandığı tatsız baş ağrısını defetmek için kafasına bir maden suyu dikti. Kahvaltı için bir şeyler atıştırıp hazırlandıktan sonra müzeye doğru yola koyuldu. Ivan'ın parasını ödedikten sonra bakiyesi suyunu çektiğinden bu kez toplu taşımayı tercih etti.
Müzeye vardığında kapının önünde duran polis arabasıyla şaşırdı. İçeri girip gezmeye gelen birisi gibi etrafı gözlemledi. Tanıdık bir yüz görünce ise oraya doğru yöneldi.
"Selam Chadwick."
"Selam Thomas, uzun zaman oldu."
"Haddinden fazla uzun hem de. Nasıl gidiyor?"
"Sorma, ifade vermem gerekti. Geri zekalının biri sergi için gelen Reboot kaskını etkisiz hale getirmeyi unutmuş. Başka bir geri zekalı da tanrı bilir hangi ahmakça sebepten ötürü, bu kaskı denemeye karar vermiş. Saatlerdir tekrar tekrar polislerin sorgusunda soruları cevaplıyordum." Chadwick'in yüzünde baygın bir ifade vardı.
"Kimin hafızası sıfırlandı?" diye sordu Thomas şaşkınlıkla. Olay ilgisini çekmişti. Burnuna pis kokular geliyordu.
"Tanımazsın, işe sen ayrıldıktan sonra başlayan biri. Ruben adında bir çocuk. Sen neler yapıyorsun, hangi rüzgâr attı seni buraya?"
"Bilirsin, işsizim bir süredir. Sedanter olmak her zamankinden daha çekici gelmeye başlayınca ben de bu dürtüye kapılmayayım dedim. Eski iş yerime uğramak, iş imkanlarını bir kurcalamak mantıklı geldi," dedi Thomas tereddüt etmeden. Gelmeden önce bu yalanı prova etmişti.
"Şanslı olabilirsin, daha yeni bir pozisyon açıldı," acı acı güldü Chadwick. "Tabii eski pozisyonunun aşağısında, ama eğer ilgileniyorsan bir başvuru bırakabilirsin. İş için eninde sonunda görüşmelere başladıklarında araya sıkıştırırım."
"Sağ ol Chadwick," dedi Thomas başını sallayarak. "Bunun üzerine düşüneceğim. Karar verirsem ulaşırım."
"Nasıl bir işe bulaştım ben böyle?" diye mırıldandı. Kendi kendine konuşma alışkanlığı son iki gündür geri gelmişti. Ancak bu geri dönen rahatsız edici semptomun ağzında bıraktığı kötü tadı görmezden gelerek düşünmeye devam etti: "Neye tanık oldun da sonunda hafızanı silmeye karar verdiler? Bu iş nerelere uzanıyor?" Araştırmasını derinleştirdikçe kafası daha da karışıyordu. "Konuşmamız gerekiyor," diye mesaj attı Timothy Backwater'a. Bu işi soruşturmak için gerekli kaynakları sağlamak için çok fazla şansı yoktu. "Elinde böyle bir kaz varsa, tüylerini usulce yolmak gerek." Yanıt gecikmedi. "Dinliyorum."
"Holofonda olmaz. Barış Parkı'nda olacağım iki saat sonra."
"Peki, neden holofonda olmayacağını anlamasam da orada olacağım." Timothy buyurgandı.
Barış Parkı, Sığınak tarihindeki en büyük terör saldırısının gerçekleştiği alana kurulmuştu. Yapımında hiçbir masrafı esirgememişler, özel tohumlar getirilerek tüm çimler, ağaçlar ve çiçekler için fotosentetik hücreler kurulmuş, nem seviyelerini ayarlamak için devasa bir biyosfer oluşturulmuştu. Estetik açıdan en özel kuş türleri klonlanmış ve parka salınmıştı. Ancak burayı seçmesinin nedeni sembolik önemi değildi. Suç oranları endişe verici düzeylere ulaşmadığından ve parkın özenle oluşturulmuş doğal görüntüsünü bozmaktan kaçınıldığından, etrafta bir tane bile kamera bulunmuyordu. Thomas banklardan birine oturdu ve cebinden dürbününü çıkararak kuş gözlemci gibi davranmaya başladı. Bir süre sonra Timothy'nin geldiğini fark edip yaklaştığında, "Beni tanımıyormuş gibi yanıma oturun," dedi. Timothy, bu gizliliğin sebebini anlamasa da söyleneni yaptı.
"Şüphelerinizde haklısınız Bay Backwater. Eşinizin tehlikeli ve tekinsiz insanlarla etkileşimde olduğunu doğruladım. Aldatmayla ilgili bir şey bulamadım ama gördüklerim oldukça ilgimi çekti. Eşiniz tehlikeli kişilerle iletişimde olabilir," dedi Thomas, Timothy'ye bakmadan. Söyledikleri aslında gerçekten çok uzak değildi. Ancak Timothy'nin endişelerini daha da artırmak için kelimeleri özenle seçmeye çalışmıştı. Tereddütle yerde gözlerini gezdirdikten sonra sözlerinin Timothy Backwater'ı manipüle etmeyi başardığını neşeyle fark etti: "Hayatım, sen nasıl bir işe bulaştın böyle?" Timothy birkaç saniye melankolik bir şekilde çimenleri seyrettikten sonra konuşmaya devam etti :"Salazar'ın neden bu insanlarla iletişime girdiğini ve ne amaçladığını kesin olarak bilmem gerekiyor. "Doğal olarak ücretim arttı, öhöm, aldığım risk arttığından." Diyerek atladı Thomas. "Ayrıca iş üzerinde yaptığım harcamalar için sizden ücretimden ayrıca iki bin kredi rica etmek zorundayım."
Timothy, ani konu değişikliği ve para hakkındaki konuşmadan rahatsız olmuştu. Holofonunu çıkarıp holografik panele yaptığı birkaç dokunuşla para transferini gerçekleştirdikten sonra "On bin kredi hesabınızda, lütfen Bay Sharp, kesin sonuçlarla gelin. Salazar'ın bu kişilerle neden görüştüğünü, ne amaçladığını merak ediyorum. Thomas memnuniyetle başını yukarı aşağı sallayarak onayladı: "Eşinizin günlük rutini hakkında bilgi sahibi misiniz veya bugünkü planlarıyla ilgili bir şey biliyor musunuz?"
"Sanıyordum ki, zaten biliyorsunuz," dedi Timothy, "Burada buluşmayı tercih ettiğinize göre. Kocam bu saatlerde sıkça buraya uğrar.Ben de kocamı metresi ile basmak için buraya çağırdığınızı düşünmüştüm zaten. Bugün de barış parkına uğrayacağını söyledi." Yine bir tesadüf, "belki de değil dir?" diye düşündü Thomas, paranoyasını mantıklı bir açıklamayla bastırmaya çalışarak. "Dinlenmeksizin konuşmak için tüm Sığınak'taki en uygun yer belki de burası sonuçta." Kendisinin de bu parkı sevmesinin nedeni buydu. Timothy Backwater ayrıldıktan sonra Salazar'ı beklemeye başladı. Beklerken not defterini çıkarıp, diğer küçük hobisiyle ilgili bir broşür daha hazırlamaya başladı.
"Teröristler gerçekten azınlık mıydı? Öyleyse neden herkesin hafızası silindi? Yüzeyi neden özgürce gözlemleyemiyoruz? Devasa bir deneyin içinde miyiz? Devlet başka neleri saklıyor olabilir? Sen kimsin!?" Arka sayfayı açıp oraya da büyük harflerle "YA HER ŞEY YALANSA?" yazıp eserini incelemeye koyuldu.
Bu küçük broşürü, diğerleri gibi çoğaltıp, küçük parçalara ayırıp, kameraların görmediği yerlerde etrafa yerleştirmeyi planlıyordu. Dışarıdan paranoyak bir manyak gibi göründüğünün farkındaydı. Ama Reboot'tan beri toplumda ve devlette bir şeylerin yanlış gittiği düşüncesini içinden atamıyordu. "Bir adamın hobisi olmalı." Diye düşündü, kendini haklı çıkarmak istercesine.
Vaktin farkında olmadan propaganda broşürleri hazırlayarak saatleri harcadı. Sonunda Salazar'ın geldiğini fark edip Timothy'nin bahsettiği fare suratlı adamla buluştuğunu gördüğünde on beş tane broşür hazırlamıştı bile. Tıpkı Timothy ile çevirdiği küçük oyun gibi Finnick ve Salazar da birbirlerini tanımamazlıktan geliyorlardı. Oturdukları bank diğer banklara stratejik olarak uzak seçilmiş gibiydi. Kendisi de bu bankı seçmediği için kendine kızdı. Dikkat çekmeden onları dinleyebileceği bir mesafeye geçemezdi. Sabırla konuşmalarını bitirmelerini bekleyip, Finnick'in kalkmasının ardından Salazar'ı aynı sebeplerden, daha sonra bulmanın daha kolay olacağına kanaat getirip azat etti. Onun yerine Finnick'i takip etmeye karar verdi.
"Bakalım aslında nerede yaşıyorsun Finnick Bey," takibe başlamasından çok geçmeden Finnick'in garip yürüyüşünün ardındaki sebebi anladı. Adam daireler çizerek yürüyor, düz gitse çok kısa sürecek mesafeleri uzatarak yürüyordu. Birden adamın ne yapmaya çalıştığını anladı. "Kameraları atlatmaya çalışıyor." Şehirdeki tüm kameraları takip etmek ve hafızada tutmak büyük bir kararlılığın göstergesiydi. "Ya da belki deliliğin? Her ne yapıyorsa benden daha titiz ve dikkatli." Diye düşündü. Etkilenmekten kendini alamamıştı. Tek kusuru adamın montu üstünde, parlayıp dikkat çeken elektronik bir eklenti idi. Finnick onu fark etmemiş gibiydi. Şehrin "Kureta" adı verilen gözetleme sistemiyle yaptığı bu zarif dans, şu an dikkatinin çoğunu meşgul ediyor gibiydi.
Şehirden iyice uzaklaştılar ve terk edilmiş endüstriyel alanlardan birine doğru yöneldiler. Yaklaşık yarım saat de burada yürüdükten sonra Finnick ani bir hareketle keskin bir dönüş yaptı. "Hassiktir," dedi Thomas, "Beni kandırdı." Belindeki tabancasını kavrayarak Finnick'i takip etmek için hızlandı. Finnick'in döndüğü aynı köşeden döndü. Tabancasını kılıfından çıkararak yavaşladı. Döner dönmez çıkmaz bir sokakta olduğunu memnuniyetle gördü. Sol tarafta açık kalmış bir kapı vardı. Yavaşça kapıyı açıp silahını doğrultarak içeri yöneldi.
"Köşeden köşeye... etrafı dikkatlice tara." Eğitimini hatırlamaya çalışıyordu. İçgüdülerinin körelmediğini umdu. Yeteri kadar etrafı taradıktan sonra eşikten içeri girdi. Kapı terk edilmiş bir fabrikaya açılıyordu. Yerde sayısız cam kırığı ve bir köşede dağınık bir yatak vardı. Etraf güzel bir şekilde döşenmemişti belki. Yine de bir insanın yaşamak için ihtiyaç duyacağı zaruri şeyleri barındırıyordu. "Burada yaşıyor olmalı."
Etrafta mobilya niyetine eski bir üçlü kanepe ve bir bilgisayar masası duruyordu. Bilgisayar masasının üzerinde ise bu mütevazi yuvanın yıkık döküklüğüyle tezat oluşturacak kadar iyi görünen üç ekranlı bir bilgisayar duruyordu. Ekranları son modeller gibi holografik paneller değil. Müzede çalışırken insanlara anlattığı gibi eski moda led ekranlardı. "Elimden kaçmış olabilirsin Bay Finnick. Ama en azından elim boş dönmeyeceğim," dedi.
Silahını kılıfına koyup bilgisayarı kurcalamaya başladı. Bu ilkel ekranlara rağmen bilgisayarın diğer donanımları gayet sofistikeydi. Etrafı kolaçan ettikten sonra bilgisayarı kurcalamaya devam etti. Bir şeye odaklandığında, hele de ilgisini çeken bir şey bulduysa, tüm dikkatini yöneltirdi ona Thomas oldum olası. Bu sefer de öyle oldu. Üstelik bu kez o kadar da haksız sayılmazdı. Buldukları onu o kadar şaşırtmıştı ki yaklaşan temkinli ayak izlerini de ona doğru savrulan demir borunun çıkardığı rüzgâr sesini de yahut kafasına çarptığında çıkan endişe verici derecede tok darbe sesini de duymadan kendini yerde bulduğunda kafasında hala birbirinden ilginç sorular dönüyordu.