İçeriğe geç

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 8 · 24 dk okuma

SIĞINAK (Gerçek Ailem)

Bölüm 8

7. Bölüm

Nasılsınız Fıstıklar ?

👑 İyi ki varsınız❤❤ İyi ki buradasınız. 👑

Keyifli Okumalar

💧

“Buyurun.” Semra abla elindeki tepsidekileri sırayla bize uzatırken daldığım düşüncelerden sıyrıldım. Deliymişim gibi davranırsam beni oraya kapatacaklarını biliyordum. O yüzden olabildiğince anormal davranmamalıydım. Onları inandıracaksa eski Yağmur gibi rol bile yapabilirdim. Sürekli kahkaha atıp espri yapan ama bir yandan ağlayan, sakar, gerildiğinde çenesini tutamayan, herkese iyi gelen…

“İyi misiniz?” Semra ablanın sorusuyla gülümsedim. “Bomba gibiyim.” Uzattığı çayı alıp “Tatlı yemeyeceğim.” dedim. Öğrendiklerim yeterince doymamı sağlamıştı.

Sakince çayı yudumladığımda kapı çaldı. Birkaç saniye sonra da oturma alanına yaklaşan adımları duydum. Poyraz içeri girdiğinde Mehtap elindekileri sehpaya bırakıp koltuğun etrafından dolandı. Poyraz’ın yüzü, Mehtap’ı görmenin vermiş olduğu o gevşemeyle değişirken Mehtap’ın omzunu sardı. Geri çekilip Mehtap’ın alnındaki bandaja baktı, kaşları çatıldı.

“Başka yaran var mı?” Mehtap’ın avuç içlerinde sürtünmeden oluşan kızarıklara baktı. “İyiyim. Semih döndü mü?” Poyraz başını salladı. “Kapıda bekliyor seni.”

“İçeri niye gelmedi?” Poyraz’ın bakışları bana döndü. “Mehtap, zor zamanlar yaşadı. Biraz daha dinlenmesi gerekiyor.” Mehtap, bana dönerken uzanıp ellerimi sıktı ve sıcak bir tebessümle dudaklarını kıvırdı. “Beni düşündüğün için teşekkürler Yağmur. Gitsem daha iyi olur. Söz daha sık görüşmek için çabuk kendime geleceğim.” Onu gerçekten sevmiştim ve sonraki günlerde onunla görüşmekten mutlu olurdum.

“Görüşürüz o zaman.”

“Nişanda?” Mehtap göz kırptığında başımla onayladım. “Nişanda.” diyerek onayladım.

“Gidelim Poyraz.” Mehtap ellerimizi ayırıp hafifçe topallayarak Poyraz’a yaklaştığında Poyraz eğilip onu kucağına aldı. Mehtap, kollarını onun boynuna sardığında gözden kayboldular ve dış kapının kapandığına dair o sesi duyduk.

“Mehtap ve Poyraz mı?” Mehtap nişanlanacağına göre Poyraz’la öyle bir ilişkileri olamazdı. Akraba mıydılar? “Kuzenler.” Baran sanki düşüncelerimi duyabiliyormuş gibi konuştuğunda gözlerimi kıstım. Hiç benzemiyorlardı. Can’la ben veya Baran’la Ceren birbirimize benziyorduk ama onlar böyle değildi. Kalktığım yere oturduğumda Mert içeri girip koltuğa oturdu. Huzursuzluğum artarken gerildim. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmam lazımdı ama vardı işte. Ortamda derin bir sessizlik büyürken çayımı yudumladım.

“Ceren’le Bulut ne zaman gelecek?” Baran sorduğunda Mert omuz silkti. “Fırat sabaha dönmüş olur ama Ceren’in işleri uzadı. Bulut gelmeden önce Nesrin teyzeyle bir şeyler halledecekmiş sonrasında Ceren’le beraber dönecekler sanırım.” Serkan’ın Baran’a baktığını gördüm, Baran bunu fark etmemişti.

“Ben uyuyacağım.” Ayaklandığımda hepsi bana baktı. Geriyorlardı beni. İstemsizce kollarımı kaşıdığımda Serkan’ın ayaklandığını gördüm. “Bakabilir miyim?” İtiraz etmeden kolumu uzattığımda hırkamı sıyırdı, evet yazın ortasında üşüyordum.

“Bunlar ne zamandan beri var?” Gözlerimi kollarımdaki kaşımaktan kabuk bağlamış tırnak izlerine çevirdim. Ne zaman başladığını kestiremesem de buraya geldiğimden beri kollarımdaki kaşıntılar artmıştı. “Bilmiyorum. Kaşınıyorlar sadece.” Mert ve Baran da ayaklandığında iyice gerildim. “Bilerek tırnaklarımı etime geçirmiyorum, gerçekten kaşınıyor.” Savunmaya geçtiğimde Serkan kaşlarını çattı. Serkan’ın elleri kayıp düştüğünde bir el beni ondan uzaklaştırdı.

“Yeter.” Baran’ın dişleri arasından konuşmasıyla bileğimi nazikçe okşamıştı. “İyi geceler Yağmur.” Mert, Serkan’ın omzuna vurup gülümsedi. “Sigara içelim kardeşim.” Emir verircesine söylediğinde Serkan’ın gözleri kollarımdan ayrıldı. Hırkayı çekiştirip tırnak izlerini kapattım.

“Hadi odana götüreyim seni.” Kendim gitmek istediğimi söyleme isteğimi bastırıp merdivende benimle ilerlemesine izin verdim. Elleri benden uzaklaştığı için mutsuzdum, beni rahatlatıyorlardı. “Odanda bekle geliyorum.” Odamın kapısında beni bırakıp merdivenden indi, kıpırdamadan öylece kaldım. Birkaç saniye bile geçmeden merdiveni çıkarken gördüm. Elinde merhem vardı. Benim hala dikildiğimi görünce duraksasa da dudaklarını kıvırıp odama girdi. Peşinden girdim, “Hırkanı çıkar.” dediğini yaptım. Yatak ucuna oturduğumda merhemi açıp yere diz çöktü.

“Kaşıntı kremi. İyi gelecek.” Önce sağa sonra sola kremi sürerken baş parmağı dairesel bir şekilde kremi tenime yayıyordu.

“Dün gece ne oldu? Neyi unuttum ben?” Parmağı duraksadı. “Önemli bir şey olmadı.” Sesinde bunun tersinin var olduğu gösteren bir titreyiş sezdim.

“Önemli olmasa sabah konuşmak istemezdin…Onu konuşacaktın değil mi? Bizimkilere söylemedin ama önemli bir şey oldu, değil mi?” Bakışlarını kaldırıp kirpiklerinin altından bana baktı.

“Kapı dinlemek yanlış bir davranış Yağmur.”

“Delirdiğimi gizlemeniz de yanlış bir davranış.” Kaşlarını çattı. “İki de bir de delirmekten bahsetmeyi bırak artık.” Kremin kapağını kapatıp yanıma koydu. “Kaşıntı artarsa tekrar sür.” Gitmek için döndüğünde bileğine elimi sardım.

“Bana dün ne yaptığımı anlat.” Durdu. “Lütfen Baran. Yanlış bir şey yaptıysam bilmek istiyorum. Sana kötü bir şey mi yaptım? Söyle.”

Bileğindeki elimi çekti, uzanıp yanaklarımı avuçladı, yüzümü hafifçe beni öpecekmiş gibi geriye yatırırken göz bebekleri büyüyüp mavi olan gözlerini neredeyse yok edecek kadar koyulaştırdı. Gözleri dudaklarımdan tekrar gözlerime kaydığında yutkundum. Onu öpmüş müydüm? Buna cesaret edip unutmuş muydum bir de? Aferin bana.

“Seni seviyorum.” Nefesimi tuttuğumda biraz daha yaklaştı. Gözlerimiz yeminliymiş gibi birbirine kenetlenmişti. “O kadar çok seviyorum ki. İtalya’daki her günüm sana yaklaşamamaktan kafayı yememe sebep oldu. Sadece sana aşığım ve bu durum canımı yakıyor.”

“Bunları mı dedim?” Gülüşünü genişletti. “Evet. Kelimesi kelimesine.” Gözlerinde bu durumdan eğleniyormuş gibi parıltılar belirmişti. Deliliğim dün başlamış belli ki. Bunları söylerken ya sarhoş ya da kafayı yemiş olmalıydım.

“Sen ne dedin?” Baş parmağıyla elmacık kemiğimi okşadı. “Hatırlamıyorum. Unuttum sanırım.” Omzuna vurduğumda elini uzaklaştırıp tatlı bir gülüş attı.

“Dalga geçme Baran.” Merhemi alarak çekmeceye bıraktım. Ona açılmıştım. Sabah bunu konuşacaksa kesinlikle reddedecekti. Geriye döndüğümde Baran’la burun buruna geldik. Kalçam makyaj masama değerken elini enseme sürtüp başımı sabitledi.

“Meleğim…” Bu kelimeye bayılmıştım. Uzanıp dudağını alnıma değdirdi. “Yağmur’um.” Gözlerimi kapattım. Ya bunlar da gerçek değilse? Ya gerçek olursa ve unutursam? Dudakları önce sağ sonra sol göz kapağıma değdi.

Bu bizi öpüyor Yağmur.

Hoş geldin iç ses. Bir süredir yoktun ve evet öpüyor.

“Ya zihnim bana oyun oynuyorsa?” Dudakları geri çekilirken elleri belimi tutup makyaj masasına oturmamı sağladı. Gözlerimi açıp ona baktım. “Ben korkuyorum.” Ellerini iki yanıma yasladığında elimi koluna sürtüp pazılarına geçirdim parmaklarımı.

“O zaman bilinç altına birkaç mesaj bırakmalıyım. Olurda unutursan hatırlaman için.” Uzanıp yanağımı öptüğünde iç çektim. Yıllardır beklediğim bir şeyi unutmuştum. Ona onu sevdiğimi söylerken ki yüzünü ve tepkisini merak ediyordum. “Az öncekiler benim cümlemdi Meleğim.”

Güm. Güm. Güm.

Sadece sana aşığım ve bu durum canımı yakıyor.

Baran bana aşık mıydı? Onu sevdiğim gibi beni seviyordu. Ona olan duygularımı reddetmeyecekti, duygularımız ortaktı, birdi.

“Hangi cümleler?” Güldü. “Hatırlamıyorum. Tekrar söylesene Baran.” Yanağını yanağıma sürtündü. “Yalancısın.” Fısıldayışıyla onun bana yaptığını yapıp yanağına yanağımı sürttüm.

Evet ve bu yalancı duygularını tekrar duymak istiyor Mavim.

“Kalbimdeki biri sensin. Uzun zamandır hep sensin.” Dudağı tekrar yanağıma değdi. “İyi ki sensin.” Yüreğimi kaplayan dalga dalga o sıcaklığa tutundum. Bu gerçekti.

Gerçekti. Unutmayacaktım.

Gepgerçekti.

Öyle bir kelime yok yalnız Yağmur.

“Seni öpebilir miyim?” Geri çekilip gözlerini kırpıştırdı. Tamam bu çok ani olmuştu.

“Tamamen bilinç altıma mesaj göndermek için Baran. Hatırlamamı sağlayan tetikleyiciye ihtiyacım var. Sonuçta tekrar olurda unutursam senin dudaklarını görünce belki de ‘ben bu adamı öpmeliyim.’ demeliyim. Bu amaçla seni öperken hatıralarım geri gelir-“ Dudakları dudaklarımı bulduğunda şaşkınlıkla gözlerim açıldı.

Az önce sen istemedin mi? Neye şaşırıyorsun Yağmur?

Yanağımdaki eliyle yüzümü avuçlayıp dudakları dudaklarımın üzerine tüy kadar hafiflikte sürttü, nefes almak için araladım dudaklarımı. Alt dudağımı dişleri arasına alıp ezerken ellerimi omuzlarına çıkardım. Boştaki eliyle belimi sarıp göğüslerimizi birleştirdi. Nefesim kesilirken geri çekti dudaklarını. Alınlarımızı birleştirdiğinde ne ara kapattığımı bilmediğim gözlerimi araladım. Kapalı gözlerini aralayıp mavileriyle karşıladı beni. Kafasını geri çekerken gülümsedi.

Güm. Güm. Güm.

Kalp krizi geçiriyorum iç ses.

Nutkum tutuldu Yağmur. Sus.

“Şimdi söylediklerimi iyi dinle.” Hala yüzü birkaç santim dibimdeydi. Nefeslerimizin birine karışması bile dikkatimi dağıtıyordu. O da aynısını hissetmiş olacak ki başını hafifçe uzaklaştırıp göğsünü şişiren bir nefes alıp verdi. “Delirebilirsin, unutabilirsin… Seninleyim. Korkunu hissedebiliyorum ama korkmana gerek yok…Oraya bir daha girmene izin vermeyeceğim.” Bu korkumu onunla paylaşmamıştım ama anlamıştı. Baran Deniz, her zaman beni anlardı. Gözlerimin yandığını hissettiğimde cık cıkladı.

“Hayır ağlamak yok. Ben bunları ağla diye söylemiyorum. Denizdeki olayı saklama nedenini anlayabiliyorum. Bundan sonra ne görürsen ne duyarsan bilmek istiyorum. Tamam mı? Saklamak yok.” Gözlerimi kırpıştırdığımda gözyaşlarım yanağımdan dökülmeye başladı.

“Oraya girmek istemiyorum.” Dayanamayıp gözlerimi kapattığımda tekrar tekrar göz kapaklarımı öptü. “Söz veriyorum, önünden bile geçmene izin vermeyeceğim.” Geçmişimde o hastanede yaşadıklarım belirgindi. Bana orada yapılanlar, yalnız kalışlarım, oradaki sessiz çığlıklarım…

Tekrar oraya girmeyeceğiz Yağmur.

“Geç kaldığım için özür dilerim. Korkağın tekiyim.” Başımı göğsüne yasladığında hafifçe hıçkırdım. Saçımla oynarken bir yandan dudaklarını saçlarıma dokunduruyordu. “Ağlamandan nefret ediyorum.” Kendi kendiyle konuşurmuşçasına fısıldamıştı.

“Hem…” Geri çekilip güldü. “Bulut’un yeminini hatırlamıyor musun?” Yanaklarımdaki yaşları silip gülümsedim. Asla unutmuyordum. “Yağmur, her zaman ya doğanın içinde ya da denizin karşısında olacak. Kimse onu değil dört duvar arasına, apartman dairesine bile hapsedemez. Bu olursa eğer orayı yakarım.” Abimin yeminini tekrarladı. Bulut beni hastaneden çıkardığında aylarca annem ve dedemle konuşmamıştı. Dedemin suçu yoktu, iyi olmamı istemişti, babamın ölümünü atlatmamı istemişti. Annemse tam tersiydi. Canımı yakmak istemişti. Orada beni bir elimin parmağını geçmeyecek kadar ziyaret etmişti, geldiğinde gelmediği zamanlardan çok daha fazla yanmıştı canım.

Abin senden nefret edecek Yağmur.

Babasının ölümüne sebep olduğun için Bulut seni asla affetmeyecek Yağmur.

Sen lanetlisin, lanetin etrafındaki herkesi mutsuz edecek Yağmur.

“O odada konuştuklarımızın ne kadarını duydun bilmiyorum ama oradaki hiçbiri seni oraya tekrar kapatma seçeneğini konuşmadılar bile. Kendi kafanda kurma ve konuş. Sen sustuğunda kafanın içindeki cadı konuşmaya başlıyor…” Ellerini havaya kaldırıp güldü. “Benzetmek için cadı dedim.”

“O cadıyı susturamıyorum.” Yanağımı okşayıp alnıma uzun bir öpücük bıraktı. “İçindeki cadınla güzelsin.” Gözlerimi kıstım, hakaretmiş gibi geliyordu. “Bulut yüzünden cadı kelimesi sende iyi şeyler çağrıştırmıyordu. Doğru. Lafımı geri aldım.” Muzipçe kaşlarını kaldırıp kollarını belime ve dizlerimin altına geçirip kucağına aldı bedenimi, yatağın üzerine bıraktı.

“Şimdi uyuyorsun, en ufak durumda beni uyandırabilirsin. Geceleri pek düzgün uyuyamam ve-”

“Uykun her zaman hafiftir.” Cümlesini tamamladığımda elinin tersini yanağıma sürdü. “İyi geceler. Mavim.”

“İyi geceler Meleğim.” Odadan çıktığında gözlerimi kapatıp örtüyü boynuma kadar çektim. Buraya geldiğimden beri hissettiğim tüm negatiflikler dağılmıştı bile. Parmak uçlarım dudaklarıma değerken gülmeye başladım.

Baran’da seni seviyor Yağmur ve sende bunu çok sakin karşıladın.

Evde çığlık ata ata koşayım mı iç ses?

Yap.

Başımı yastığa gömüp kahkaha attım.

Aptal aşıksın Yağmur.

***

“Günaydın.” Koşudan döndüğümde Poyraz’ın bahçede dikildiğini gördüm. Korumalardan birine odaklanmıştı. “Günaydın.” Poyraz bana dönüp başını salladı. “Ve teşekkürler.”

“Sabah sabah gördüğün en güzel şey olduğum için mi teşekkür ediyorsun? Ne demek.” Poyraz gülecek gibi olduğunda başını çevirdi. Kenara kayıp gülüşünü görmek için başımı eğdiğimde elini dudaklarına sürtüp gülüşünü sildi. Boğazını temizlerken tekrar suratsız ve ciddi korumam haline geldi.

“Mehtap’ı ormanda bulduğun için teşekkürler. Eve getirdiğiniz için de.” Gözlerindeki minnet dolu ifadeyle göğsümü şişiren bir nefes alıp verdim. Bu konuda problemimin ne olduğunu bilmiyordum ama birilerine iyi gelmek, yardımcı olmak…Tüm bunlar beni, ben yapıyormuş gibi hissettiriyordu. Birilerini mutlu etmek mutsuz etmekten çok daha iyi geliyordu.

“Onu neden öldürmek istiyorlar?” Sorumla omuzları gerildi. İşaret parmağını burnuna sürttüğünde konuşmak istemediğini anladım. Onu abimlere yaptığım gibi sıkıştıramazdım, sonuçta ailevi bir mesele bile olabilirdi. “Ya da boş ver.” Elimi sallayıp yanından geçtim. Dün anlatmadığım bir detayı anımsarken omzumun gerisinden ona döndüm.

“Bir kadındı. Emri veren kadındı.” Kaşlarını çatılırken gözlerinde kafası karışmış bir ifade belirmişti. “Mert’e söylemeyi de unuttum ama adamlar bir kadından bahsediyordu, emir aldıkları ve onunla çalıştıklarına pişman olduklarından.” Başını salladığında bahçenin etrafından dolaşıp arka tarafa çıktım. Mert önündeki bilgisayara ciddiyetle bakıyordu.

“Yağmur bir gelir misin?” Mert başını kaldırmadan sormuştu. Bazen kulaklarında hatta kafasının arkasında gözü olduğunu düşünüyordum. Yanına yaklaşıp koltuğa oturduğumda başını kaldırıp dikkatle yüzümü inceledi. “Tatile Antalya’dan devam edelim diyoruz.” Gözlerimi kıstım. Zaten tatildeydik. Balıkesir’den başka bir tatil için Antalya’ya mı geçecektik?

“Burası sana iyi gelmiyor Yağmur, tatiline başka bir yerde devam edersen kafan daha hızlı dağılır.” Burayı sevsem de haklıydı. Burası benim zihnimde bir kapıyı açmıştı ve o kapıdan hiç hoş olmayan duygular geçmişti.

“Siz gelecek misiniz?” Başını salladı. “Hepimiz geleceğiz.” O zaman beni bir yere kapatmazlardı. Baran’ın verdiği sözü anımsarken derin nefes alıp verdim. “Bana ne oluyor bilmiyorum.”

“Kafayı yiyorsun. Dönem dönem olur böyle şeyler.” Bunu o kadar rahat ve umursamaz bir ses tonuyla söylemişti ki istemsizce gülmeye başladım. Gülüşümü gördüğünde dudaklarını kıvırdı.

“İçeridekilere söyleme ama eğer biri hastaneye kapatılacak olsa bu ilk Serkan ve ben olurduk.” Gülüşüm kahkahaya döndüğünde gözlerini kıstı. “Yok öyle bir şey, siz deli değilsiniz, demeliydin.” Kırılmış gibi başını çevirdiğinde omzuna kolumu doladım.

“Çekil. Bu şirinliklerin içeridekileri manipüle etmene sebep olur. Beni edemezsin.” Ona daha sıkı sarıldığımda uzaklaşmayı bırakıp belime yasladı elini. “Başımın belasısın cidden. Sarılmaktan hoşlanmadığımı söylemedim mi sana ben?” Söylemişti ama tersini düşündüğünü bilecek kadar onu iyi tanıyordum. Herkesin sarılmaya ihtiyacı vardı. En çok da Mert Sezgin’in.

“Tamam yeter. Serkan görecek daha da yapışacak bana.” Geri çekildiğimde Mert’in bakışlarını kaçırıp etrafa baktığını gördüm. Sevgi gösterilerini reddetse de bundan hoşlandığını biliyordum. “Antalya’nın neresine gideceğiz?” Kollarımı çekip bilgisayar ekranına baktığımda Antalya’daki otellere bakıyor sanmıştım. Ama kamera görüntüleri vardı ekranda.

“Marketteki kameralar.” diye açıkladı. Fareyle birkaç yere tıkladığında Bulut, Serkan, ben ve Baran kadraja girdik. “Şurası kör nokta.” Eliyle işaret ettiği kısımdan sonrasında Baran’ın uzanıp çay aldığı reyonun olduğunu biliyordum. Baran kamerada belirirken ben aksi istikamette ilerleyip dışarı çıkmıştım.

“Dışarının kameraları haftalardır arızalıymış. Sokağın başı ve sonunu gören kamera var ama o da senin olduğun kısmı görüntüleyemeyecek kadar dar görüşe sahip.” Ekrandaki kamera görüntüleri geçip giderken aklıma takılan tek bir şey vardı. Hayal gördüğümden emin olduğum kişiyi gördüğümü kanıtlamak için neden bu kadar çabalıyordu ki?

Deli olmadığımızı kanıtlamaya çalışıyor gibi geldi bana Yağmur.

“Ne diye öyle bakıyorsun? Sakın tekrar sarılayım deme, sıkarım kafama.” Bunu yapabilecek delilikte olduğu için sadece gülümseyerek bakmaya devam ettim. “Bu gruptaki favorim sensin.” Bilgisayarı kapatıp güldü.

Ya hepsine aynı şeyi söylüyorsun. Biraz tutarlı yalan mı atsan Yağmur?

“O hastanede olduğun dönem diğerleri kadar senin yanında olmadığımı biliyorum.” Gülüşü silinirken parmaklarını birbirine kenetleyip ellerine bakmaya başladı. Bulut ortadan kaybolduğunda her yerde onu aramış bir yandan da kendi işlerinin peşinden koşması gerekmişti. “Ama oranın sana iyi gelmediğini de biliyorum. İstanbul’a gidip o yüzden Asım amcayla konuştum. Ufak da olsa açık aradım ama yok. Kamera kayıtlarında da bir şey yok. Deliriyorsun demiyorum ama bir şekilde burası senin bastırdığın duygularını gün yüzüne çıkartıyor olmalı. Farklı hissettiğin bir zaman var mı? Nasıl başladı, ne tetikledi anlamamız için dikkatli düşünerek cevap vermelisin.” Düşünmeye çalıştım. Buraya geldikten birkaç gün sonra ilk kez babamın katilini görmüştüm. Öncesinde dengesiz ruh halinde olsam bile reglim yaklaşacağından umursamamıştım.

“Bilmiyorum Mert. Ama geceleri bastırıyor özellikle. Herkes uyuduktan sonra uyanmaya başladım. Normalde çok uyumam ama gece uykusuna önem veriyorum. Uykularım kaçtıkça daha da gariplikler arttı.” Dirseğimi koltuğun arkasına yaslayıp elimi çenemin altına koydum.

“Serkan’ın dün neden kolunla aniden ilgilendiğini biliyor musun?” Üzerimdeki hırkanın kol kısmına baktı. “Neden hepimiz bu sıcak havalarda kısa kollu gezerken sen hırka giyiyorsun? Neden eskisinden çok daha fazla tatlı yiyorsun? Neden kollarını durmadan kaşıyorsun?” Bunları hiç düşünmemiştim. Mevsim geçişi olduğu için alerjim çıkmıştır diye kaşınıyorum sanmıştım. Doğanın içindeydik ve her gün koşuya gidiyordum. Ormandaki herhangi bir bitki bile kaşıntıma sebep olabilirdi. Ormanda koşarken hastalanmak üzere olup üşüyor da olabilirdim.

“Ben hep tatlı yerim. Bu göbek neden oldu sanıyorsun?” Gergince güldüm, Mert aynı ciddiyetle bakıyordu bana. Sanki zihnimin içine bir ayna tutmuşta oradan her şeyi görebilecekmiş gibiydi. “Ne?”

“Bir şeylerden şüpheleniyorum-“

“Şüphelendiğin şeylerden emin olmadan asla dile getirmezsin. Biliyorum.” Saçlarımı karıştırıp ayağı kalktı. “Şüphelerle yaşanmaz, sen içeridekilere haber ver. Biz nişandan sonra geçeceğiz. Ceren, abin ve Fırat oraya gelecekler direkt.”

“Nişan mı? Abimle gidecektik.” Başını salladı. “Ben de abin değil miyim? Benle gideceksin.” Gözlerimi kıstım. Bulut’un huzursuzluğunu anımsadım. “Semih Günay kötü biri mi?” Sorumla tekrar yanıma oturup dirseklerini dizine yasladı.

“Kötü biri olsa Asım amca onun nişanına gitmeni ister miydi?” Başımı sağa sola salladım. Dedem asla beni tehlikeye atmazdı. Babamın ölümüyle daha çok kanatları altına almıştı beni. Sanki babamın mirasıydım ve kaybetmek istemiyor gibiydi. “Bugüne kadar Semih’in bana bir yanlışı olmadı ama abinle anlaşamıyor. Sadece Bulut’la alakalı bir durum yok. Semih’te Bulut’la ne zaman denk gelse ayrı bir öfkeyle yaklaşıyor. Aralarındaki olayı bilmiyorum, Semih bir keresinde aynı kadını seviyoruz demişti, korumak istiyoruz.” Duraksadı ve elini yüzüne sürttü. Aynı kadın mı? Mehtap’ı mı seviyordu abim?

“Mehtap ikisinin aşkı falan mı?” Şaşkınlıkla sorduğumda Mert suratını buruşturup ters ters baktı. “Bulut’un Mehtap’ı tanıdığını bile düşünmüyorum. Mehtap’la nasıl denk gelsinler ki? Mehtap belli bir yaşa kadar Balıkesir’in bir köyündeymiş zaten, Poyraz onunla merkeze geldiğinde Semih’e emanet etmiş, yani Bulut’la Mehtap arasında bir şey olamaz.”

“İbrahim’le Baran’ın arasındaki mesele gibi bir mesele olabilir mi? Aynı kadın-“

“Mercan ile İbrahim birbirini seviyordu. Baran hiçbir zaman ilişkinin kara kedisi olmadı Yağmur. İbrahim buna inandıysa kendi salaklığı. Mercan’ın İbrahim’e nasıl baktığını hala anımsıyorum. Aşıktı. Aşka inanmayan birini inandıracak kadar aşıktı hem de. Ayrıca bu konuyu nereden biliyorsun?” Baran’a bu konuyu bir gün sormalıydım. Eğer Mert’in anlattığı gibi bir şey yoksa neden İbrahim dedikleri Baran’ın canını sıkıyordu ki?

“Biliyorum işte, anlat bana. Baran’ın hiçbir bağlantısı yoksa bu adam deli mi? Kaç yıldır karışıyormuş Baran’a, bir sebebi yoksa neden?” Arkasına yaslanıp kollarını göğsünde kenetledi. “Bazen nedenlerin bir cevabı olmaz. Olur işte. Açıklayamazsın. İbrahim’i açıklamaya çalışmayı bıraktım. Semih ve Bulut ise farklılar. Aynı şehirde bile değiller ama birbirlerine öfke duyacak nedenleri var. Bulut bu konuda konuşmuyor, Semih zaten benim arkadaşım değil. Asım amca biliyor ama.” Gözleri düşünceli bir ifadeyle kısıldığında kaşlarımı çattım. Dedem her zaman her şeyi bilirdi, susardı, işine geleni açıklardı.

“Bu Semih, babamın oğlu olmasın.” Sözcükler dudaklarımdan sıyrıldığında Mert kaşlarını kaldırdı. “Bunu bende düşündüm ama baban anneni seviyordu Yağmur. Onu aldatır mı? Sizin eve geldiğimde, birbirini seven anne baba görüyordum hep.” Bu konuda haklıydı. Babam da annem de birbirine deliler gibi aşıklardı. Daima yan yanaydılar. Ta ki babamın öldüğü güne kadar… Ölüm onları ayırmıştı bile.

“O zaman dedem birinden çocuk yapmıştır.” Mert aniden kahkaha attığında gözlerimi kıstım. Komik bir şeyden bahsetmemiştim ki. “Bir Demir’le daha uğraşamam, iki- üç- tane yeterli.” Üçüncümüz Serkan’dı. Dedem, Serkan sokakta kalmasın diye nüfusuna almıştı – Serkan, Kara olarak kendi soyadını seçtiği için kâğıt üzerinde asla bir Demir olmamıştı- ve onu en az bizim kadar torunu olarak benimsemişti. Yine de o Serkan Demir’di. Kabul etse de etmese de.

“Ben bir Demir eksiltip içeri kaçayım.” Ayaklandığımda asker selamı verdim. “Nişan için kıyafet alacağım.” İtiraz edecek gibi olduğunda “Korumam yanımda olacak.” dedim. Hoşnutsuz bir ifadeyle salladı başını. Bana yaptığı gibi saçlarını karıştırdığımda öfkeyle homurdandı, hızla içeri adımladım. Durduk yere canımdan olmak istemiyordum.

İçeri girdiğimde gözlerim koltuğa yayılmış adamı buldu. Baran elindeki tablette çizim yapıyordu. O kadar odaklanmıştı ki kaşları çatılmıştı. Ona adımlarken göz ucuyla bahçedeki Mert’e baktım. Arkası dönük bir şekilde telefonuna bakmaya başlamıştı.

Baş parmağımla çatış kaşlarının ortasına baskı yaptığımda Baran’ın çizim yapan eli durdu. Başını kaldırıp gözlerimizi kesiştirdiğinde yüzündeki ciddiyet yok oldu, gülüşünü genişletti. “Seni koltuğundan etmemem için çok çalışmana gerek yok. Söz sana bir koltuk ayarlarım.” Elindeki tableti yanına bıraktığına bacaklarının arasına girmeme izin verdi. Elimi omzuna sürterken bakışlarım yorgun çehresinde dolaştı.

“Akşam uyandın mı?” Onun bakışları da benimkiler kadar dikkatliydi, olumsuz bir şekilde başımı salladım. “Nedense dün çok huzurluydum.” İmamı anlamış olacak ki başını sağa yatırdı. “Seni daha fazla öpmeliyim o halde.” Elimi omzuna vurup ısınan yanaklarımı görmesin diye bacaklarının arasından uzaklaştım.

“Dur bakayım yüzüne.” Ayaklandığını gördüm. Çenemi tutup yüzümü ona bakmam için çevirdiğinde eline vurdum. “Bayılıyorum buna.”

“Şimdi biri görecek.” Baran bana cevap vermek için dudaklarını araladığında aniden eğlenen yüz ifadesini silip sıradanlaştırdı.

“Antalya da çok kalmayız gibi.” dediğinde bakışları bahçeye açılan cama kaydı. “Antalya’ya sende gelecek misin Mert?” Omzumun üzerinden baktığımda Mert’in içeri girip başıyla onayladığını gördüm.

“Evet. Niye gelmeyeyim ki?” Gözlerini kısarak Baran’ı süzdü. “Lan Bulut’ta aynısını İstanbul’a gittiğimde sormuştu. ‘İstanbul’a gelecek misin Mert?’ Siz ikiniz bir haltlar karıştırıyorsunuz.” Bakışları bana döndü. “Bu ikisinin ne yaptığını biliyor musun?” Bulut’un değil ama Baran’ınkini biliyordum. Mert’e karşı dürüst olduğum için bir an duraksadım.

“Baran bana İtalya’da birini sevdiğini söyledi, o yüzden gitmiş oralara.” Mert şaşkınlıkla Baran’a bakarken Baran’a döndüm. Bana söylenen buydu. Yalan sayılmazdı sonuçta.

“İtalyan mı? Sen yabancı biriyle yapamazsın ki.” dedi Mert merakla adımlarını Baran’a doğru atarken. Baran bana neden bunu söylediğimi anlamadığına dair bakarken omuz silktim. Başka gerçekleri söylememden iyiydi bu.

“Size iyi sohbetler, bavul, alışveriş falan…” Merdivene koşuşturduğumda Mert’in, Baran’ı sıkıştırmaya başladığını duyabiliyordum. Serpil’in odasının kapısını tıklattım birkaç kere ama ses yoktu. Hafifçe araladığımda odasının boş olduğunu gördüm. Odanın kapısını kapatıp Can’ın kapısını tıklattım, o da yoktu. Huzursuzluğumu umursamamaya çalışarak hızla duş alıp spor kıyafetlerimden kurtuldum. Buraya sıradan kıyafet getirmiştim, kutlama veya nişan için hiçbir kıyafetim yoktu.

Acaba Mehtap yaşadıklarını nasıl atlatacaktı? Biri beni öldürmek istediğinde babam gitmişti, şimdi tekrar aynılarını yaşama düşüncesi korkularımı arttırıyordu. Babamın düşmanları ölmemi istemişti ama başaramamışlardı, dedem onları durdurmuştu, hatta belki de öldürmüştü. Mehtap’ın peşindekiler ise kaçmıştı. Umarım çizdiğim resimlerden bir şey çıkardı ve adamları durdurabilirlerdi.

Saçlarımı kurutup çantamın içine ihtiyacım olanları tıkıp odamdan çıktım. Merdiveni hızla inerken dış kapıdan içeri gülerek Can ve Serpil girdi. İkisinin yanakları al aldı, gözleri ışıl ışıl. Enerjilerindeki pozitiflikle bir an afalladım. Şey gibi görünüyorlardı, bir çift.

“Alışverişe gidiyorum. Gelmek ister misin?” Serpil’le gözlerimiz kesiştiğinde gülüşünü küçültüp başını sağa sola salladım. “Yorgunluktan ölüyorum.” Neden yorgun olduğunu merak etmemeliydim. “Bugünlük beni pas geç. İyi alışverişler sana.” Serpil ve Can yanımdan geçip oturma alanına giden koridorda gözden kayboldular.

Aniden kolum tutulup misafir banyosuna çekildim, kapı ardımdan kapanırken sırtım kapıya yaslandı. “Alışveriş mi? Ne için?” Baran’ın meraklı bakışları yüzümde geziniyordu. “Bende geleyim mi?” Öyle masumca sormuştu ki gülmeye başladım. Beni sık boğaz etmek istemiyordu ama bir yandan etrafımdaki koruyucu bariyer olmak istiyordu.

“Senin işlerin var Baran-”

“Her zaman sana vaktim var.” Yanaklarını avuçlayıp parmak ucumda yükselerek yanağına öpücük kondurup geri çekildim. Yüzündeki ifade daha da yumuşadığında kaşlarımı kaldırdım. “Hızla bir kıyafet bakıp geleceğim, Poyraz ve birkaç koruma eşlik edecek.”

Abim ve Fırat İstanbul’a gitmişlerdi ama yine de baş mimarları burada kalmıştı. Gereken işi online olarak halletmeye çalışıyordu. Ne kadar çabuk o kadar hızlı gevşeyip rahatlayacaktı. İbrahim denen adam her kimse onlara tatildeyken bile rahat vermiyordu.

“İbrahim kim?” Baran’ın yüzü aniden ifadesizleştiğinde boğazını temizledi. “Poyraz’ın yanındaki diğer korumalar kim?” Beni duymazlıktan mı geldi o? Gözlerimi kıstım. Bundan hoşlanmamıştım. Kapıyı açmak için arkamı döndüğümde kapıyı kapatıp ellerini kafamın iki yanına yasladı. Arkamı dönüp öfkeyle ona baktığımda kaşlarını çatmıştı.

“Bazen sinirimi bozuyorsun…” Bana yaklaşıp mırıldandığında çenemi dikleştirdim. “Geçmişin karanlık kısımlarını kurcalama Yağmur. Neden bu kadar meraklısın ki?” Bu benim karakterimin asıl olayıydı. Daima meraklı olmuştum ve benden saklanan bir şey olduğunu anladığımda soru sormaktan asla yorulmazdım.

“Bunun cevabını vermeyeceğim çünkü odunsun Baran.” Ellerini ittiğimde kolları arasından çıktım. “Bana anlatmak istemediğini söylesen yeterliydi ama sen duymazlıktan geldin.” Yüzündeki ifadede çatırdamalar gördüm. “Sen benim sinirimi daha çok bozuyorsun. Karanlıkmış…” Ne yaptığımı kontrol edemeden bacağına tekme attığımda şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırıp vurduğum yeri ovuşturdu. “Merak etmiyorum seni. Bana ne Baran Deniz’den.” Kapıyı açmak için tekrar arkamı döndüğümde kollarını bana dolayıp sırtımı göğsüne yasladı.

“Aniden bu kadar hızlı öfkelenmen normal değil farkındasın değil mi?” Kollarını gevşetmek yerine daha da sıktı. “Seni sinirlendiren ben değilim. Tanıyorum seni. Başka bir şeye sinir oldun, hıncını alıyorsun benden.” Kısmen haklıydı. Can ve Serpil meselesi canımı sıkıyordu. Karışmamak için geri çekilmiştim, haddim de değildi ama Serpil’in, net karar vermeden Can’a yaklaşmasına sinirleniyordum.

“Sinirimi bozan sensin. Son zamanlarda takındığın gizemli hallerin. Vazgeçtim. Hepiniz sinirimi bozuyorsunuz.” Yanağını yanağıma yasladığında derin bir soluk alıp verdim. Bu kadar büyük tepki verecek bir şey olmamıştı, duygularımı kontrol edemiyordum resmen.

“İbrahim liseden arkadaşımdı.” Kollarından çıkmak için çırpınmayı kestiğimde iç çekti. “Sevdiği kadının ölümünden beni suçladığını sanıyor ama en büyük öfkesi kendisine. Öfkesini kontrol edemediği zamanlarda da bana geliyor. Bir nevi terapistim.” Tatsız bir gülüş sıyrıldı dudaklarından.

“Mercan’ı seviyor muydun?” Kollarını daha da sıktı.

“Bunu mu konuşacağız?” Kaşlarımı çattım. İç çekti. “Hayır… Onunla sadece arkadaştık Yağmur. Mercan İbrahim’i, İbrahim de onu seviyordu. Nasıl aralarına girdiğimi anlayamadım bile.” O zaman İbrahim ruh hastası piçin tekiydi. “Bu konuda konuşmasak olur mu?” Kollarında ona döndüğümde elleri belime kaydı. Baran’ın gözlerindeki acıya aşinaydım. Ailesi, babam öldüğünde aynı ifade vardı yüzünde. Ölümlere şahit olmak onu kötü etkiliyordu, Mercan’ın intiharına da şahit olmak yıllar önce yaşanmış olmasına rağmen hala onu etkiliyordu demek ki.

“Ölümleri durduramayız.” Sözcükler dudağımdan sıyrıldığında babamın ölümü canlandı zihnimde. İçten içe biliyordum, babamın ölümünü durduramazdım. Yine de bu kendimi suçlamama engel olmuyordu.

“Daha iyi bir şeylerden konuşalım.” Heyecanla elimi kolundan omzuna doğru sürtündü. Konuyu değiştirmezsem daha önce kaybettiğimi adamları konuşmaya başlayacaktık. Ne o ne ben bunu konuşmaya hazır olamıyorduk. “Mehtap ve Semih’in nişanına benimle gelir misin?” Gözleri kısıldı. “Abim gelemiyormuş, Mert ve Can’la gideceğiz. Gelecek misin?”

“Bu yüzden mi merkeze gidiyorsun alışverişe?” Başımı aşağı yukarı salladım. “Gelirim.” Yanağıma uzandı, dudaklarını değdirdi. “Seninle her yere gelirim.” Bugün fazlasıyla üzerime mi titriyordu?

“Baran Deniz?” Başını geriye çekip konuşmamı bekledi. “Bugün biraz fazla tatlısınız.” Gülüşünü genişlettiğinde kollarını sıkıp beni bedenine hapsetti. “Biliyorum, benim gibisi dünyada tek.” Geri çekildiğimde başımı sağa sola salladım.

“Güzel anların katilisin.” dedim ilk geldiği gün bana dediği gibi. Hafifçe gülüp beni serbest bıraktı, cık cıkladım. “Dünyada tek olan Baran Deniz, ben çıkıyorum. Alışveriş yapacağım.” Beni engellemediği için banyodan çıktım ve dış kapıya adımladım. Ayakkabımı giymeye başladığımda Baran’ın telefon sesi kulaklarımı doldurdu. Koridordan geçip çalışma odasına adımladığında “Efendim Bulut.” dedi.

Bulut öğrendiğinde ikimizi de lime lime edecekti.

💧

Alışverişlerden nefret ederdim. O yüzden hızla ilk beğendiklerimi alıp çıkardım. Alışveriş yapabileceğim mağazaların olduğu bir sokağın başında dikiliyordum. İlk seçeceğim mağazadan tek seferde kıyafet almaktı hedefim.

“Şuradakine ne dersin?” Poyraz beklememden sıkılmış olacak ki eliyle şık kıyafetlerin sergilendiği vitrini gösterdi. Başımı onaylarcasına sallayıp oraya adımladığımda Poyraz dışındakiler etrafa dağıldı. “İçeri olacağım ama seni rahatsız etmeyeceğim.” İçeri girdiğimizde etrafa bakınıyordu. Gözlerim Poyraz gibi takım giymiş adamlara kaydı.

“Bunlar sizden mi?” Başını sağa sola salladı. Belki de alışverişe gelmiş başka kişilerdi. Umursamayıp elbise askılarının arasında dolaşmaya başladım. Nişana, siyah elbiseyle gidemezdim. Acaba Mehtap ne renk giyecekti? Ona göre farklı bir renk seçmem doğru olurdu.

Gözlerim pembe bir elbiseyi bulduğunda adımlayıp yaklaştım. Tamamen dar bir elbiseydi, göbeğimi saklayacak korseyi bulabilirsem satın alabilirdim. Askıdan alıp soyunma kabinlerinden birine girdim. Elbiseyi giyerken kumaş bedenimi sardı ve gereksiz bir özgüven hissetmemi sağladı. Kabinden çıkıp aynanın önüne geçtim. Tam da tahmin ettiğim gibi göbeğim belli oluyordu ama korseyle çözülürdü.

Arkamda bir adam belirdi. Aynadan kendisine bakacakmış gibi sıra beklerken gözlerimiz aynada kesişti, yüzündeki şaşkın ifadeyle gözlerimi kıstım. Bakışları etrafta gezinip sabitleştiğinde baktığı yöndeki Poyraz’ı gördüm. Poyraz, selam verir gibi gözlerini kapatıp açtı ve hafifçe başını salladı. Birbirlerini tanıyorlar mıydı?

“Aynayı işgal ettim, buyurun.” Sağa çekildiğimde arkamdaki yabancıya döndüm. Yüzündeki şaşkınlığı silip aynaya yaklaştı. Üzerindeki takım da gömlek de simsiyahtı. Ona tehditkâr bir hava katıyordu. “Nişan için abartı mı dersiniz?” Bana döndüğünde birkaç saniye cevap veremedim. Yabancı bir adam bana üzerindekiyle ilgili fikir mi danışıyordu?

“Sevdiğiniz kadın başka biriyle nişanlanıyor ve sizde bu takımla o nişanı mı basacaksınız?” Kaşlarımı kaldırdım. “Tahminim doğru mu?” Dudakları keyifle kıvrıldığında tüm o tehditkâr enerjisi yok oldu.

“O kadar mı kasvetli?” Üzerindeki takıma göz ucuyla bakıp etrafına göz gezdirdi. “Nişanlım kendi işimi kendim görmem gerektiğini söylüyor. O yüzden buradayım. Ama sanırım nişana mafya baronu gibi gitmem iyi bir fikir değil.” Üzerimdeki elbiseye hızla bakıp kaşlarını kaldırdı. “Parti mi?”

“Bir nişana davetliyim bende. Babamın bir dostunun oğlunun nişanı.” Kaşlarını kaldırdı. Aramızda sessizlik büyürken boğazımı temizledim. “Kıyafetler konusunda, abimler sayesinde birkaç fikrim var. Belki de nişanlınızın giyeceği elbiseye uygun tonda bir takım seçmelisiniz.” Başını salladı ve oturma alanındaki karton alışveriş poşetine yaklaştı, içinden mavi tonlarında bir nişan elbisesi çıkartıp kaşlarını kaldırarak baktı. Güzel elbiseydi.

“Açık tonda bir takım giymelisiniz, kravatınızı vs. nişanlınızın elbisesindeki tonlarda seçerseniz daha uyumlu görüneceksiniz.” Suratını buruşturup elbiseyi tekrar yerine koydu. “Hanım evladı gibi görünmemi mi istiyorsun?” Sizli bizliden senli benliye geçmişti bile.

“Ben tavsiyemi verdim. Uyup uymamak sana kalıyor.” Elbiseme son kez baktıktan sonra soyunma kabininde üzerimi değiştirdim. Dışarı çıktığımda konuştuğum adam ve etraftaki adamlar yoktu. Elimdeki elbiseyi çalışanlardan birine uzattığımda kasaya götürdü. Ödeme yapmak için kasaya yaklaştım.

“Ödemeniz tamamlanmış.” Elindeki alışveriş poşetini aldığımda kaşlarımı çattım. Kadın bir kâğıt uzattığında açıp okumaya başladım.

Hanım evladı gözükeceğimi bile bile tavsiyene uyuyorum. Mehtap’ı kurtardığın için teşekkürler. Mehtap ve benden bir hediye olarak al lütfen. Yarın nişanımızda olmanın şerefine bir hediye.

Semih Günay

Şaşkınlıkla kâğıda bakakalmıştım, konuştuğum adam Semih’ti. Babamın yakın arkadaşının oğlu olan… “Kim olduğunu biliyordun, değil mi?” Poyraz’la mağazadan çıktığımızda sormuştum. Benimki de soru muydu? Adamın kuzeninin nişanlısıydı, tabi ki kim olduğunu biliyordu. “Buraya gelmemizi bilerek mi seçtin?” Poyraz sorularımı cevapsız bırakıp yürümeye devam etmişti, cevabımı almıştım bile. Semih’in şaşkın yüz ifadesinden hiçbir şeyden haberi olmadığını anlıyordum.

Meşhur Semih buydu demek. Gözümün önüne çift olarak geldiklerinde uyumlu bir çift olduklarını hissedebiliyordum. Ama sevdiği kadın saldırıya uğramışken neden nişan alışverişini ısrarla kendisi yapmak için evden uzaklaşmıştı ki?

“Mehtap gerçekten iyi mi?” Poyraz başıyla onayladı ve arabanın kapısını açıp içeri girmemi bekledi. Tam karşımdaki koltuğa yerleştiğinde kapı kapandı. “Mehtap sayende çok daha iyi.” Sormak istediğim bu değildi. Sırf geçmişte beni öldürmeye gelmiş adamın hayaletini bile görmüş olmam iyice kafayı sıyırmama sebep olurken Mehtap bu durumda nasıl hissediyordu, bunu merak etmiştim. Nişan konusunda endişelenmeye devam ediyor oluşu saldırıyı çok umursamadığını gösteriyordu.

“Mehtap çok güçlü biri Yağmur. Aklın onda kalmasın. Bir iki kez ağlar ama yine ayağı kalkar. Hem onun Semih’i var yanında.” Semih’e karşı duyduğu güvenle biraz da olsa rahatlamaya çalıştım. Abimin onunla ne sorunu olduğunu bilmemek diken üstünde hissetmemi sağlıyordu. Birkaç dakikalık konuşmamızdan anladığım kadarıyla iyi birine benziyordu.

Görünüş aldatıcıdır Yağmur. Görünüşe asla güvenme.

Babamın cümlesi zihnimde yankılandığında irkildim. Semih sandığım gibi biri de olabilirdi, olmaya da bilirdi. Sanırım her zaman olduğu gibi zamanını beklemem gerekiyordu. Telefonum titrediğinde açıp ekrandaki mesaja baktım.

Baran : İstanbul’a gitmem gerekiyor. Nişana katılamıyorum.

Kaşlarım çatılırken omuzlarım düştü. İbrahim denen adamı pataklamak istiyordum.

Yağmur : Senin yerine de göbek atacağım.

“Erkekleri öldürmek istiyorum.” Öndeki korumaların dikiz aynasından baktıklarını gördüm. Poyraz gözlerini kıstığında gülümsedim. “Size kıyar mıyım? Aşk olsun.” Siz bana kıyabilecek güçteydiniz. Ama konumuz bu değildi.

Bir gün çenem yüzünden kesin ölecektim.

💧

Bölüm sonrası sohbet köşesi

İnstagram: ayseilhanl / #sığınak

TikTok: ayseilhanli / #sığınak

Yeni bölümde görüşmek üzere...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.