İçeriğe geç

Şifacı

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Şifacı

Bölüm 2

2.Bölüm

Kafamda bir acıyla gözlerimi açtım. Bir an nerede olduğumu algılayamadım. Sonra aklıma uyumadan önce yaşanan her şey geldi. Valeri'nin bana yemek getirmeye gittiğini hatırladım ve yataktan hemen kalkıp etrafıma bakındım. Hava çoktan kararmıştı ve ortalıkta yemek falan da yoktu. Hiç ses de gelmiyordu. İçimi bir ürperti kaplamıştı. Yataktan hızlıca çıkıp odanın kapısına hızlı adımlarla yöneldim. Kapıyı açıp etrafta ses var mı diye dinledim. Aşağı taraftan ufak ufak konuşma sesleri geliyordu. Sesleri duyunca ürpermem geçmişti. Merdivenden yavaş yavaş aşağı inmeye başladım. Son basamakları inerken Albin ve Valeri benim geldiğimi fark edip bana dönmüşlerdi. Albin tezgahın arkasında duruyordu. Valeri ise karşısındaki koltuğa oturmuştu. Beni görünce elini yanındaki yere vurup gelmemi işaret etti. Gidip Valeri'nin yanına oturdum. -İyi uyudun mu? diye sordu gülümseyerek. -Evet, ama başımın ağrısı uyandırdı. -Cok ağrıyor mu? -Fazla değil ama rahatsız ediyor. Cümlemi bitirir bitirmez Valeri ayağa kalktı ve sedyeli odaya girdi. O gelene kadar sessizce etrafıma bakındım. Albin'in bana baktığını hissediyordum ama ne konuşacağımı bilmediğim için çekingen bir şekilde gözlerimi kaçırıyordum. Kucağımda oynadığım ellerime bakarken bir kapı açılma sesi geldi ve Valeri elinde bir ilaçla yanıma geldi. -Al, bu sabah sana verdiğim ilaç. Ağrının geçmesine yardımcı olur. Kafamı teşekkür edercesine sallayıp ilacı aldım ve tek seferde tepeme diktim. Acı tadı fazla almamak için hemen yuttum yine de ağzımın tadı değişmişti. Acılığı hafifletmek için bir kaç kez yutkundum. Yine de acılık kalmıştı. Boş şişeyi yanımda dikilen Valeri'ye uzattım. Yine kısa bir sessizlik olmuştu. Albin tezgahın arkasından çıkıp: -Gelin oturma odasına çıkalım. Orada konuşuruz, dedi. Albin en önde ben ise en arkada merdivenleri çıkmaya başladık. Albin koridorun sağ tarafındaki ilk odaya girdi. Bende oraya yönelecekken Valeri: -Orası mutfak, buraya geç, dedi ve mutfağın karşısındaki kapıyı açtı. Bana eliyle buyur işareti yaptıktan sonra arkamdan o da odaya girdi. İçerisi karanlıktı. Valeri tavanda asılı olan mum avizesini yaktıktan sonra odayı rahat bir şekilde görebilmiştim. Aynı kaldığım oda gibi burası da ufaktı ama samimi bir havası vardı. Odanın sağ çaprazında 2 tane koltuk L şeklinde yerleştirilmişti. Koltukların önünde bir sehpa duruyordu. Kapının hemen solundaki duvarda baştan sona kitaplar duruyordu. Sağındaki duvarda ise bir şömine vardı. Şömine yanmıyordu. Gerekte yoktu zaten. İkimiz de birer koltuğa oturduk. Sohbet başlatmak amacıyla ilk soruyu ben sordum. -Albin amca ne yapıyor? -Bize çay hazırlıyordur muhtemelen. Akşamları bu odada oturur çay içeriz sohbet eşliğinde. Senelerdir yaparız bunu. -Sen hep Albin amcayla birlikte miydin? Buraya çalışmak için geldiğini düşünmüştüm. -Hayır, buraya sadece çalışmak için gelmiyorum. Burası benim de evim. Albin amca beni burada büyüttü. Kendisi babam gibidir. Aklımdaki soruyu sormaya çekindiğim için sadece "Öyle mi?" diyebildim ama Valeri bakışlarımdan anlamış olacakki: -Sormak istediğin bir şey varsa sorabilirsin. Çekinme, dedi. -Ailene ne oldu? diye sordum çekinerek, her ne kadar çekinmemem gerektiğini söylese de. -Benim büyücü olduğumu düşünüyorlardı. Bu yüzden beni terk ettiler. -Büyücü mü? Büyücü gibi değilsin. -Değilim zaten, dedi gülerek. Gülüşünün altındaki acıyı hissetmiştim. -Biz 4 kardeştik. En küçükleri bendim. Farklı doğmuştum diğer kardeşlerimden. Fiziksel olarak da zeka olarak da. -Fiziksel olarak bizden bir farkın olduğunu düşünmüyorum. Normal insansın işte. -Kızıl saçla doğdum, dedi. Ama bunu burada kimse bilmiyor. Buraya geldiğimde saçlarımı boyamıştım. -Buraya nereden geldin? -Norantia'dan. Bu cevaptan sonra boş boş Valeri'ye baktım çünkü Norantia neresi bilmiyordum. Sonra aklıma başka bir şeyi daha bilmediğim geldi. -Biz neredeyiz? Bu sorum onu gülümsetmişti. -Doğru ya, hatırlamıyorsun. Biz şu an İconia'dayız. İconia'da ki ticaret kasabasındasın. Kafamı anladım manasında salladım. -Peki sadece saçın yüzünden mi büyücü olduğunu düşündüler. -Saç rengimin büyük bir etkisi oldu diyelim. Ailemde tek okuma yazma bilen bendim ve çok erken yaşta öğrenmiştim. Annem ilk başta beni terk etmek istememişti ama yaşıtlarımdan daha erken kavradığım için bazı şeyleri, annem de korkmuştu. Daha çok çevresinin baskısı diyelim. Kardeşlerim de istemiyorlardı beni.7 yaşımda bir gün beni bir ormana bırakıp gittiler. 2 gecemi o ormanda geçirdim. Geleceklerini düşünmüştüm ama gelmediler. -Valeri'yi bulduğumda susuzluktan ölmek üzereydi, diye sohbete dahil oldu Albin. Elindeki tepsiyi masanın üzerine bırakıp Valeri'nin yanına oturdu. -Norantia halkı cahil bir halktır. Farklı özellikte bir insan gördüklerinde aralarından dışlarlar. Eğer onlardan farklı davranırsan seni öldürebilirler bile. Neyse ki Valeri'yi sadece ormana bırakmakla kalmışlar. Sen bile şimdi bu saç renginle Norantia'ya gidersen ölebilirsin. Onların bu cahilliği sinirimi bozduğu için oradan buraya geldim. Eski anılarıbı kafasından atmak istercesine kafasını salladı ve çayını yudumlamaya başladı. Turuncu saçlı olduğumu söyleyince aklıma ayna isteyeceğim geldi ama bunu sonra sormaya karar verdim. Şu an Albin'in geçmişini daha çok merak ediyordum. -Peki sen neden Norantia'daydın? Sen de mi oralısın yoksa? -Asla! Oralı değilim ben. Oraya bilgi yaymaya çalışan biriydim sadece. Aslen çok uzaklardan geliyorum. Seyahat ede ede kendimi geliştirdiğim zamanlardı. Valeri'yi bulduğum zaman kendimi epey geliştirmiştim. Onun bir dahi olduğunu fark ettim. Seyahat etmeyi bırakıp onu yetiştirmeye karar verdim. Ben yapamadım ama belki o bir gün öğrendiği bilgileri herkese öğretebilir. Valeri az önceki övgüyü duymazdan gelerek çayını yudumlamaya devam etti. Aslında övgü sayılmazdı. Gerçek olanı söylemişti Albin. Valeri bir dahiydi. Bu yüzden ailesi tarafından dışlanmıştı. -Şimdi bizi boş ver, dedi Albin. Biraz da senin durumunu konuşalım. Hatırladığın bir şeyler var mı? -Sadece konuşmayı hatırlıyorum, dedim gülerek. Valeri, bu esprimi beklemediği için az kalsın ağzındaki çayı püskürtüyordu. Albin gülerek: -Psikolojin sağlam duruyor. İçinde bulunduğun duruma çabuk adapte olmuşsun. Sadece gülümsedim. Aslında içten içe endişelerim vardı ama espri yapınca kendimi rahatlamış hissetmiştim. -Elimizde hiç bir ipucu yok senin hakkında ama belki de önemli birisindir, dedi Albin. Neden böyle düşündüğünü sordum. -Saldırıya uğramışsın çünkü. Kafanın arkasından darbe aldığına bakacak olursak, muhtemelen sana gizlice saldırdılar. Ölüp ölmediğini kontrol etmemişler ama. - Evet, iyi ki, dedim iç çekerek. - Önemli insanlar genelde şehirde olur. Kasabalarda değil. Ama ben seni bulduğumda ormanın içindeydin. O zaman orada ne işin vardı. Ayrıca kıyafetlerin halkın giydiği kıyafetlerden, dedi Valeri. -Doğru, dedi Albin düşünceli bir şekilde. Elimizde geçmişine dair hiçbir şey yok. Yarın kasabanın ağzını araması için birini yollayacağım. Belki kayıp bir kız haberi vardır. Yoksa da, sabah da söylediğim gibi, istersen hafızanı geri kazanana kadar burada bizimle kalabilirsin. -Teşekkür ederim. Burası dışında bildiğim bir yer yok şu an. Bu yüzden teklifinizi kabul ediyorum. -Peki, sana nasıl seslenmemizi istersin? -Lilyum diyelim mi, diye bir öneri sundu Valeri. Seni bulduğumda lilyumların içinde yatıyordun. -Olur, güzel isim, dedim gülümseyerek. -Peki o zaman Lilyum, birkaç gün dinlen. Sonra Valeri senin hocan olacak ve sana okuma-yazma öğretecek, dedi Albin ve oturduğu yerden kalkıp: -Artık yatma vakti, dedi. -Yatmadan önce bir şey isteyebilir miyim? Aynanız var mı? Albin, odadan çıkıp elinde bir aynaynla geri geldi. Yuvarlak, gümüşten yapılmış ve üzerinde oyularak yapılmış desenleri olan bir aynaydı. Aynayı alırken bana "Senin olabilir." dedi. -Teşekkür ederim, deyip aynayı açtım ve kendime baktım. Mavi gözlerim, solgun yüzümde kendini belli ediyordu. İnce turuncu kaşlarım ve minik bir burnum vardı. Elimle yüzüme dokundum. Aynadaki yansımaya uzun uzun baktım. Bu yansıma bendim. Bir anda aynadaki kızın geçmişini unuttuğunu hatırlayınca için buruklaştı. Ağlamamak için düşünmemeye çalışıyordum ama beynim ısrarla hüzünlü düşünceler getiriyordu aklıma. Belki ailem beni merak ediyordu, belki de minik bir kardeşim vardı. Belki arkadaşlarım beni arıyorlardı. Belki iyi bir öğrenciydim. Bunların hiç birini bilmiyordum ve bu tür düşünceler aklıma geldikçe göz yaşlarımı tutmakta zorlandım. Valeri gözümde biriken yaşları görmüş olacak ki elini omzuna teselli edercesine koydu ve o dokunuş, göz yaşlarımı daha fazla tutamamama neden oldu. Aynayı kapatıp içimde biriken tüm duyguları göz yaşlarımla birlikte boşalttım. Bu gece de bu şekilde bitmişti.

Bölüm sonu

1 yorum