-Beni duyabiliyor musun? Hey! Beni duyabiliyor musun? Kafamın sarsılmasıyla uyanmıştım. Birisi yanağıma hafifçe vuruyordu. Gözlerimi açmaya çalıştım. İlk açtığımda hiçbir şeyi net göremedim. Bir kaç kez gözlerimi kırpıştırdım. Kendime geldiğimi görünce yanımdaki kişi beni sarsmayı bırakmıştı. Daha sakin bir sesle: -İyi misin? diye sordu. Cevap vermedim çünkü konuşacak gücü bulamadım kendimde. Yattığım yerden yavaşça kalkmaya çalıştım. Zorlandığımı görünce yanımdaki kişi sırtımdan destek vererek doğrulmama yardım etti. Vücudumu dikleştirdiğim anda kafamda bir acı hissettim. Ensemin üstü çok kötü ağrıyordu ve bu ağrıya ek olarak başım da dönüyordu. Acıyla oflayarak elimi kafamın arkasına götürdüm. Kafamın arkası şişmişti. -Neredeyim ben? diyerek etrafıma bakındım. Bir orman açıklığındaydık. Etrafımızda bir sürü beyaz çiçek vardı. Her yeri kaplamışlardı, öyleki alt taraftaki çimenlerin neredeyse görünmüyordu. Yer yer yosun bağlamış kayalar ve değişik mantarlar vardı çevremde. Bir de beni meraklı gözlerle inceleyen birisi. -Kimsin sen? diye sordum. -Ben Valeri, dedi karşımdaki genç. Uzun kahverengi saçlarını ense hizasından at kuyruğu yapmıştı. İnce çerçeveli gözlüğünün arkasından yeşil gözleri meraklı ve endişeli bir şekilde beni süzüyordu. -İyi misin? -Hayır, başım çok dönüyor. -Ne oldu sana? Kısa bir an düşündüm. Bana ne olmuştu? Boş bakışlarla baktığımı fark edince Valeri: -Sen, hatırlamıyor musun? Hayır anlamında kafamı salladım. -Peki ya adın? Adını hatırlıyor musun? -Adım... Zihnimi zorladım. Derinlerde bir yerde bir kelime vardı ama bir türlü dilimin ucuna getiremedim. Kendimi daha fazla zorladım. "Adım..Adım neydi?" Ama aklıma gelmedi. Ben adımı hatırlamıyordum. Aslında, ben hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Bu farkındalığa varınca birden telaşlandım. Dönen ve ağrıyan başıma ek olarak kalbimde hızlı hızlı atmaya başlamıştı. -Ben..Hatırlamıyorum.. dedim titreyen sesimle. Ağlamamaya çalıştım ama gözümden süzülen bir yaş, tuttuğum diğer yaşların boşalması için yeterli olmuştu. -Şşş, sakin ol, diyerek sırtımı sıvazladı Valeri. Ellerim ve vücudum titriyordu. Valeri hızla yanındaki çantayı alıp içinden bir matara çıkarttı. Bana uzatıp içmemi söyledi. Titreyen ellerimle matarayı sıkıca kavrayıp içmeye başladım. Sakinleşmem gerekiyordu ama kalbim daha hızlı atmaya başladı. Nefes almakta zorlanmaya başladım. Derin nefesler çektiğimi gören Valeri hemen duruma müdahale etti. -Bana bak. Bana bak! Gözlerime bak. Bir şey yok. Şimdi Nefes al ve yavaşça ver. Beni dinle. Dediği gibi derin bir nefes alıp yavaşça dışarıya verdim. İlk sefer zorlanmıştım çünkü aldığım nefesi hızla atan kalbim yüzünden hızla vermek istemiştim ama Valeri'yi dinleyerek yavaş bir şekilde nefesimi dışarıya saldım. Bunu birkaç kez tekrar ettirdi. -Al..Ver.. Aferin. Şimdi nasılsın? Yavaş yavaş sakinleştiğimi hissediyordum. Tekrar telaşa kapılmamak için konuyu hızla atan kalbimden kafamdaki şişliğe çektim. -Kafam dedim, titrek sesimle ve elimi şiş yere götürdüm. -Burası ağrıyor ve şişmiş. -Bir bakayım, dedi ve arkama geçti. Elimi dikkatlice çekti ve şiş yeri incelemeye başladı. -Başın dönüyor mu? Kafamı evet anlamında salladım. -Peki miden bulanıyor mu. -Hayır, bulanmıyor. -Anladım. Aldığın bir darbeden dolayı bu durumdasın. Kafanın arkasına aldığın darbe yüzünden hafızanı kaybetmiş olmalısın. Hiçbir şey hatırlamıyor musun? Biraz düşündüm. Yaşımı düşündüm. Adımı. Yaşadığım yeri. Bunları hatırlamaya çalıştım ama hiç birini hatırlayamadım. -Hayır, hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Valeri bir süre durdu. Ne yapacağını düşünüyor gibiydi. Biraz sessizlikten konuşmaya başladı. -Bak, ben bir şifacıyım. İstersen seni bizim şifahanemize götürebilirim. Albin amcam belki bize bir şeyler önerebilir. Olur mu? Ona güvenmeyeceğimi düşünerek konuşuyordu galiba ama açıkçası şu an birinden destek almaya ihtiyacım vardı ve Valeriye güveniyordum. -Olur, dedim sadece. Yerimden kalkmaya çalıştım. Ne kadar süredir yatıyordum bilmiyordum ama her tarafım tutulmuştu. Bir ara başım döndü ve gözlerim karardı. Tam öne doğru sendelediğim anda Valeri koluma girdi. -Yürüyebikecek misin? Kafamı evet anlamında sallasamda Valeri de ben de bu onaylamama inanmamıştık. -Bu böyle olmaz, dedi. Daha çok kendi kendine konuşur gibi söylemişti bunu. -Gel, şuraya otur. Beni dışı yosunlanmış bir kayanın üzerine oturttu. Kayanın dibinde büyüklü küçüklü şirin mantarlar çıkmıştı. Valeri çantasından bir mendil çıkartıp bana uzattı. -Önce bunu al, dedi. Mendili alıp gözyaşlarımı ve burnumu temizledim. Sonra çantasından minik, mantar tıpalı cam şişe çıkarttı. İçinde beyaz bir toz vardı. Yere çöküp başka malzemerlde çıkartmaya başladı. Boş bir cam şişe daha ve su çıkarttı. Su ve tozu boş şişede karıştırıp çalkaladı. Ayağa kalkıp hazırladığı karışımı bana uzattı. -Bunu iç. Sersemliğini alacaktır. İlaç etkisini göstermeye başladığında yola çıkarız. Uzattığı şişeyi aldım. İçmeden önce kokladım. Çiçek gibi kokuyordu. Kokusuna aldanıp bir anda tepeme diktim ana tadı hiç çiçek gibi değildi. Az kalsın acılıktan tükürüyordum ki son anda yuttum. Yüzümü istemsiz bir şekilde ekşittim. Valeri bu halimi girunce gülerek: -Acı mı? Yüzümü hala buluştururken kafamı evet anlamında salladım. -Biraz bekleyelim şimdi, dedi ve oturduğum kayaya sırtını yaslayıp yere oturdu. Bir dizini kendisine çekmiş otururken sessizce etrafına bakınıyordu. Ne yapacağımı bilemediğimden ben de sessizce kayanın üstünde oturmuş etrafımı inceliyordum. Yaklaşık 5 dakika sonra Valeri çantasını açıp içinden bir sandviç çıkarttı. -Aç mısın? dedi sandviçi uzatarak. Aslında aç hissediyirdum ama bir yandan da canım yemek istemiyordu. Bu yüzden reddettim. "Emin misin?" der gibi baktıktan sonra, sandviçi gerçekten almayacağımı anladı ve önüne dönüp kendisi yemeye başladı. Tekrar sessizliğe gömüldük. Bir beş dakika daha geçtikten sonra kafamdaki sersemliğin hafiflediğini hissettim. Eskisi kadar şiddetli donmuyordu artık. Gökyüzüne baktım. Güneş tepeyi yavaş yavaş terk etmeye başlamıştı. -Gideceğimiz yer ne kadar uzakta? diye sordum Valeri'ye. Altındaki manayı anlamış olacak ki: -Akşam olmadan varırız merak etme. Ama biraz yürüyeceğiz, dedi. -Kendimi daha iyi hissediyorum. Bence artık gidebiliriz, dedim ve oturduğum kayadan yavaşça kalktım. Ben kalkınca Valeri'de ayaklandı. -İyi değilsen biraz daha durabiliriz. Acelemiz yok. -İyiyim ben. Gidebiliriz, dedim. -Peki, ama yorulursan söyle. Dinlenebiliriz, dedi. Kafamı tamam anlamında salladım sonra açıklıktan çıkıp ormanın içindeki patikaya girdik. Yavaş yavaş yürüyorduk. Bu sırada da etrafımı inceliyordum. Canlı yeşilden oluşmuş ağaçlara renkli renkli mantarlar eşlik ediyordu. Yer yer devrilmiş bir ağaç köküne ya da topraktan çıkmış kalın bir köke rastlıyorduk. Yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşün ardından ormandan çıkmıştık. Önümüzde uzun çimenlerin ve çalıların olduğu bir düzlük uzanıyordu. Çeşit çeşit ağaçlar da etrafa yayılmıştı. Sessizce yürümeye devam ettik. Yorulduğumu hissettiğim bir noktada Valeri'ye dinlenmek istediğimi söyledim. Çevresinden yüksekte kalan bir toprak parçasının üzerine oturup soluklandım. Başımın dönmesi geçmişti ama her an dönecekmiş gibi hissediyordum. 5-10 dakika dinlendikten sonra yürümeye devam ettik. İleride ufak tefek evleri görmeye başlamıştım. 10 dakika kadar bir süre sonra ufak evler kocaman olmuştu. Sakin ve kendi halinde bir kasabaya benziyordu. Bir kaç ara sokaktan dolandık, değişik dükkanların önünden geçtik ve en sonunda Valeri beni kasabanın meydanına getirmişti. Meydanın ortasında bir havuz vardı. Kimi insan etrafında oturuyordu, kimi çocuk da çevresinde koşuşturuyordu. -İşte, şifahane şurası. Eliyle işaret ettiği yere baktım. Meydanın ve çevresinde dizilmiş dükkanların arasında kendini belli eden bir yapıydı. Diğer dükkanlar taştan yapılma binalardı ama şifahane tahalardan oluşuyordu. Belli ki ev olarak da kullanılıyordu çünkü iki katlı bu binanın üst katında, orada yaşayan birilerinin belli olduğu bir balkon vardı. Giriş kapısının solunda cam vardı ve içeriyi görebiliyordunuz. Valeri kapıyı açtı ve kapı girişinin üstündeki zil, içeridekilere birilerinin geldiğinin haberini verdi. Sol tarafta bir tezgah vardı. Tezgahın arkasında, duvardaki raflarda çeşitli eşyalar duruyordu. girişin hemen önünde de bir koltuk vardı. Koltuğun ilerisinde, giriş hizasında üst kata çıkan bir merdiven bulunuyordu. Merdivenin solunda biraz arka tarafta da bir kapı vardı ve tahminimce o kapının arkasında tedavi yapılıyord. Bunu doğrularcasına içeriden yaşlı bir adam ve baştan aşağı siyah kıyafetler giymiş biri çıktı. Siyah pantolon, siyah ayakkabılar, siyah bir gömlek ve siyah eldivenler. Gömleğinin kolunu sıvamıştı. Tezgaha doğru ilerlerken eldivenlerini çıkarttı ve bize gözlüklerinin arkasından bir bakış atıp tezgahın arkasına geçti. Yaşlı adam da tezgahın önüne geçti. Siyahlı adam raftan bir şey alıp yaşlı adama uzattı. -Bunu akşamları bir kaşık alıp sıcak suyla karıştır. 1 hafta sonra ağrıların geçmezse yine gel. Tamam mı? Yaşlı adam teşekkürlerini sunarak kendisine verilen ilacı alıp dükkandan çıktı. Gözlerimi çıkan yaşlı adamdan ayırıp karşıma çevirdiğimde bana sorgulayan bakışlar atan bir çift gözle karşılaştım. Ne diyeceğini bilemedigim için Valeri'ye baktım ama Valeri konuşmadan adam söze girdi. -Ne şikayetin var? -Ben.. Ne diyeceğimi bilemedim. Direkt "Hafızamı kaybettim." diye söze girsem olur muydu? Ya da en başından uzun uzun mu anlatsaydım? Benim düşünürken ki sessizliğini yanlış yorumlayan adam çekindiğimi düşünüp: -Özel bir durum mu. Tedavi odasına geçelim istersen. -Hayır özel bir durum değil ama.. Elimi enseme götürüp gerginliğimi azaltmaya çalışırken Valeri söze giriverdi. -Bu kız hafızasını kaybetmiş. Adamın gözleri Valeri ve benim aramda gidip geldi. -Albin amca, tedavi odasında konuşalım mı. Uzun bir konu. Albin amca, hiçbir şey demeden az önce çıktığı odaya geri girdi. Bizde arkasından girdik. Biz girdiğimiz gibi kapıyı kapattı ve bana odanın sağ tarafında duvara dayalı olan muayene sedyesini eliyle işaret etti. -Otur, dedi kısaca ve odanın diğer tarafında duran masanın sandalyesini çekip karşıma oturdu. Valeri ikimizin arasında ayakta duruyordu. -Neler oldu anlatın bakalım. Valeri başından geçenleri anlattı. Beni nasıl bulduğunu ve şikayetlerimi söyledi. Sözünü bitirdiğinde Albin ayağa kalkıp bana doğru geldi. Sedyenin üzerinde omuzlarmı kasmış, ellerimi bacaklarımın arasına almış oturuyordum. Albin yanıma gelip eliyle kafamı öne eğdi ve kafamda şiş olan yeri inceledi. -Ağrın geçti mi? -Geçti. -Görüşün nasıl? -İyi. -Miden bulanıyor mu? -Hayır. Elini kafamdan çekti. Karşıma geçip: -Beyninde bir hasar yok gibi duruyor. Yine de bir kaç gün seni gözetlemeliyim. Hafıza kaybına gelecek olursak..Adını hatırlıyor musun? -Hayır. -Kaç yaşındasın? Nerelisin? Bunları hatırlıyor musun? -Hayır, kendim ve geçmişim hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum. Albin biraz düşündü ve en sonunda söze şöyle girdi. -Hafıza kaybın temelli de olabilir geçici de. Hangisi olduğunu bize zaman gösterecek. Eğer kendin hakkında bir şeyler hatırlamaya başlarsan önümüzdeki günlerde, hafıza kaybın geçici demektir. Uzun süre geçtikten sonra hala bir şeyler hatırlamıyorsan, üzgünüm ama hafızanı temelli kaybetmişsin demektir. Nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Öylece Albin'e bakıyordum. Sanırım şoktaydım çünkü hiçbir şey hissedemedim o an. Aklıma bir soru gelmişti ve sessizliğimi bölerek: -Tekrar nasıl hatırlayabilirim? -Sana eski anılarını hatırlatacak şeyler yaşarsan beynin o an yaşadığın şey ile eski anıların arasında bir bağlantı kurabilir. Bu da eski anılarının gelmesine yardımcı olabilir. Ama bu olmayadabilir. Yani beynin eski anılarla bir bağlantı kurmaz ve hatırlayamazsın. Benim ne tepki vereceğime baktı tekrar konuşmaya devam etmeden önce. Hiçbir şey demeden devam etmesini bekledim. -Sana "Hafızanı geri kazanacaksın." diyerek umut veremem. Sana tavsiyem, ümidini yitirme ama kendini de yeni bir hayata hazırla. -İyi de ne yapacağım? Gidecek bir yerim yok .Kimseyi tanımıyorum. Nasıl yeni bir hayata başlayacağım? -Seni bir kaç gün gözetim altında tutacağım. İyi olduğuna emin olduktan sonra, istersen burada bizimle birlikte çalışabilirsin. -Şifacı mı olacağım? -Yazabiliyor musun? Aklımdan bir kelime belirleyip nasıl yazacağımı hayal etmeye çalıştım ama hayal edemedim. Nasıl yazı yazılır unutmuştum. Mahcup bir ifadeyle kafamı iki yana salladım. -O zaman seni eğitmeye en temelden başlayacağız. Temel eğitimlerini tamamladıktan sonra şifacılık konusunda seni eğitebilirim. Şimdilik dinlen, sonra bize ufak işlerde yardım edebilirsin. Albin cümlesini bitirdikten sonra dışarıdan bir zil sesi duyuldu. Şifahaneye biri gelmişti. Albin ayaklandı. Kapıya doğru giderken Valeri'ye: -Onu misafir odamıza götür. Biraz dinlensin, dedi ve çıktı. Valeri yanıma gelip sedyeden inme yardım etti. -Gel, beni takip et. Biz tam çıkacakken içeriye Albin ve yanında yaşlı bir kadın girdi. Biz çıktığımız anda Albin arkamızdan kapıyı kapattı. Biz de yavaş yavaş merdivenden yukarı çıktık. Merdivenin sonunda bizi dar bir koridor karşıladı.sağ ve sol tarafa iki tane yan yana oda vardı ve karşımızda da bir oda vardı. Valeri beni karşımızdaki odaya götürdü. İçeriye girdiğimde beni sade bir oda karşıladı. Odanın sonunda sağ tarafta bir yatak vardı. Yatağın hemen yanında bir komodin duruyordu. Komodinin üstünde sol tarafta geniş bir pencere vardı ve az önce dışarıda gördüğüm balkon bu odanın balkonuydu. Odanın solunda duvara dayalı bir dolap duruyordu. Kapının hemen yanında ise bir masa ve sandalye vardı. Küçük ama ferahtı. -Sen biraz dinlen. Ben de sana yemek getireyim. Toparlanmana yardımcı olur, dedi Valeri ben odayı incelerken. Dönüp teşekkür ettim. Kapıyı arkasından kapatmadan önce kafasını salladığını gördüm. O çıktıktan sonra gidip yatağa uzandım. Önce üstümdeki kıyafetler ile yatıp yatmam gerektiğini düşündüm ama üzerimdeki kıyafetten başka bir kıyafetim yoktu. Seçeneğim olmadığı için üstümdeki tozlanmış elbisemle yatağa girdim. Kafamı yastığa koyup tavanı izlemeye başladım. Hiç uykum yoktu ama aklımda bir sürü soru vardı. Ben kimdim? Ailem var mıydı? Evim neredeydi? Adım neydi? Kaç yaşındaydım? Bütün bunlar aklımdaki cevapsız sorulardı. İçimi bir hüzün kaplamıştı yine. Yattığım yerde bir şey daha aklıma gelmişti. Acaba dışarıdan insanlara nasıl görünüyordum. Yattığım yerden doğrulup oturur pozisyona geldim. Elimi saçlarıma götürdüm. Saçlarım uzun değildi. Kulağımın biraz altındaydılar ve turuncu renkteydiler. Yüzümüde görmek için bir aynaya ihtiyacım vardı. Etrafıma bakındım ama hiçbir yerde ayna göremedim. Belki dolapta vardır diye düşünüp yataktan çıktım ve gidip dolabı açtım. İçinde bir kaç çanta ve boş raflar vardı. Çok fazla kurcalamadan geri kapattım. Gidip komodinin çekmecelerini de kontrol ettim ama oralar da boştu. En son Valeri'den istemeye karar verdim ve tekrar yatağa geçip onun gelmesini bekledim. Dakikalar geçti ama gelen giden yoktu. Göz kapaklarımın ağırlaşmaya başladığını hissediyordum. Bir süre sonra göz kapaklarım iyice ağırlaştı ve uyku beni tamamiyle ele geçirmişti.
Bölüm 1
1.Bölüm