İçeriğe geç

Şiddetin Oğlu

Bölüm 17 · 13 dk okuma

Şiddetin Oğlu

Bölüm 17

Bölüm-17 Oteldeki Savaş

Günün ilerleyen saatlerinde Deniz para konuşmak için Göktuğ'un odasına gitmişti ve parayı konuştuktan sonra sesleri yükselmeye başlamıştı.

(Deniz)-İyi misin lan sen!?

(Göktuğ)-Zırlama sikerim varlığını!

(Deniz)-Lan bir gece için 100 milyon lira istiyorsun amına koyayım!? 2 haftada ancak kazanıyorum ben onu!

Deniz Göktuğ'un dövüşmek için istediği parayı duyduğunda tepesi atmıştı. Sadece bir gece, hatta birkaç saat için 100 milyon lira vermeye niyeti yoktu.

(Göktuğ)-Hassiktir lan götveren! Tek gecede kumardan en az 50 milyon kaldırıyorsun zaten. 100 milyon vermezsen elindeki herkesi öldürür senin de amına koyarım! Yarağımın başını aldığında kalırsın!

(Deniz)-Dene lan! Öyle eskisi gibi senin altında kalacak durumda değiliz artık! Eskidendi o esip gürlediğin zamanlar! Şiddet Birliği'nde değiliz artık!

Deniz önündeki masayı tekmeleyip Göktuğ'la arasını temizlemişti. Ceketini kenara atmış ve gömleğinin kollarını sıvamaya başlamıştı.

(Göktuğ)-Aynen öyle! Şiddet Birliği'nde değiliz. Yani o sikik götünüzü kurtarıp sizi benim elimden alacak bir Alacakaranlık yok! Biraz güçlenip bölge kralı oldun diye kendini bir yarak sanma!

Göktuğ iyice sesini yükseltip Deniz'e yaklaşmış ve burun buruna gelmişlerdi. Göktuğ uzun boyuyla Deniz'e yukarıdan bakıyordu.

(Göktuğ)-Umut piçi şiddet orospularının ikincisiydi de ne oldu? Koydum amına geçtim!

(Deniz)-Kendi bölgesinden vazgeçip sikik bir hayat yaşadı ve dövüşmeyi bıraktı. Güçlenmesini mi bekliyordun? Haddini bil! Karşında bölge kralı var!

(Göktuğ)-Karşında İstanbul'un Sahibi var lan köpek! Siktirtme bölge krallığını! Zengin bir bölgenin yönetici piçisin diye havalanma hemen!

Göktuğ bu isimlerden nefret ediyor ve aptalca buluyor olsa da aralarındaki farkı net bir şekilde özetliyordu. İstanbul'dan vazgeçmiş ve İstanbul'un bölgelere ayrılmış olması, zamanında Göktuğ'un bölge değil bütün şehrin kralı olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

(Deniz)-Öyle mi!? O zaman şimdi burası için yeni bir kral belirlemeye ne dersin? Eski günlerdeki gibi!

(Göktuğ)-Eski günlere dönmek isteyeceğinden pek emin değilim. Götün yiyecek mi?

Göktuğ yavaşça ceketini çıkartıp kenara attı ve boynunu kütletti. Deniz'de yumruklarını sıkarak bütün elini kütletti.

(Deniz)-Merak etme! Ceset Denizi lakabımı hala bırakmadım. Hala insanları gözümü kırpmadan öldürecek kadar şuursuzum! O siktiğimin lakabını nasıl aldım sanıyorsun!?

---? Yıl Önce---

Saat gece 3'ü vurmak üzereyken siyah saçları tamamen kanla kaplı bir çocuk vardı. Tahminen 12-13 yaşlarında olan bu çocuk elinde kırık bir tahta parçasıyla karanlığın yamacında bir çocukla bakışıyordu. Etrafında her tarafı kesikler içinde olan 15 kadar ceset vardı ve bakıştığı bu çocuk elindeki tabancayı kendisine doğrultmuş duruyordu.

(??)-Yolun sonundasın Deniz. Bu çeteden kaçamazsın.

(Deniz)-Hepiniz ölürseniz kaçmama gerek kalmaz lan! Adamlarını parçaladım. Senin de sonun çok farklı olmayacak.

Çocuk elindeki tabancayı doğrudan Deniz'in kafasına tutuyordu ancak Deniz korkuyor gibi görünmüyordu. Vücudundaki 3 delik ve sayısız kesikle birlikte adrenalini tavan yaptığı için mermiden bile kaçabilirmiş gibi hissediyordu.

Ama, mermiden kaçmasına gerek yoktu.

Çocuk öylece dururken Deniz bir anda elindeki sopayı fırlatmış ve çocuğun dikkatini dağıtmıştı. Dikkati dağılan çocuk yalnızca bir saniyeliğine başka tarafa bakmıştı ve aynı anda karnında tarifsiz bir acı hissetmişti.

(Deniz)-Ben konuşurken tetiği çekmeliydin.

Deniz, çocuk başka tarafa baktığı anda çocuğun karnına başka bir sopayı geçirmişti.

Çocuk ağzından ve karnından kanlar fışkırırken yere yığıldı Deniz derin bir nefes aldı.

(Deniz)-Şimdi.

Dedi ve arkasına döndü. Yumruklarını sıktı.

(Deniz)-Sıra sizde öyle mi?

En kötü ihtimalle 30 kişilik bir grup kendisine doğru ilerliyordu.

(Deniz)-13 yaşında bir çocuk için 30 kişi az değil misiniz ya? Alt tarafı başkan yardımcınızı öldürdüm.

Deniz vücudundaki bütün kasları sıktı ve kanamalarını durdurdu. Çoktan 1 litreden fazla kan kaybetmişti ve daha fazlası onun sonu olurdu. Yerden iki sopasını da aldı ve sağ kolunu sol kolunun üstüne atarak sopaları "x" şekline getirdi.

(Deniz)-Ölmeden bir 10 tanenizi daha alır gibiyim ha, ne diyorsunuz?

Deniz haline gülümsedi ve gelenlere karşı önden atağa geçmek için koşmaya başladı. Aynı anda karşısından da birisi koşmaya başladı. İkili ilk çarpıştıkları noktada Deniz çocuğun göğsünde 2 koca yarık açtı ve durmadan koşmaya devam etti.

Hiç düşünmeden diğerlerinin arasına girdi ve önüne gelen herkese güçlü ya da zayıf saldırmaya başladı. Hiç durmadan sağa sola geçiyor, zıplıyor, gelen darbeleri blokluyor ve saldırıyordu. Yaklaşık 1 dakika kadar buna devam ettikten sonra en sonunda yaraları ve kaybettiği kan miktarı yüzünden fazlasıyla yorulmaya başlamıştı ve ilk baştaki kadar seri hareket edemiyordu.

(Deniz)-O mermileri yemeseydim..!

O mermileri yememiş olsaydı bu kadar kan kaybetmemiş olacaktı dolayısıyla da bu kadar yorgun olmayacaktı. Ama yine de fazlasıyla iş yapıyordu. Hala devrilmemişti. Yani hayattaydı. Hayatta olduğu sürece de dövüşmeye devam edebilirdi.

Derken aralarından bir tanesi Deniz'in kafasına çivili bir beyzbol sopasıyla inanılmaz bir darbe indirmeyi başarmıştı. Darbeyi yiyen Deniz havalanmış ve yüz üstü yere çakılmıştı. Zaten yorgunken ve zar zor ayakta duruyorken bu darbeyi yiyince bilinci neredeyse kapanma raddesine gelmişti.

Beyzbol sopalı çocuk yanına gidip onu öldürmek için sopasını kaldırdığında hemen yan taraftaki fabrikanın çatısından onları izleyen Alacakaranlık gülümsedi.

(Alacakaranlık)-Şiddet Birliği'nin ilk üyesini buldum.

Çocuk kaldırdığı beyzbol sopasını indirirken...

(Alacakaranlık)-Beyzbolcuya yazık oldu gerçi. Güçlü görünüyordu.

... hamlesi aniden boşa gittiğinde afalladı ve tökezleyerek düşeyazdı.

(Çocuk)-Ne oluyor amına koyayım!?

Çocuk elindeki sopaya baktığında sopanın ucunun olmadığını gördü.

(Çocuk)-Lan! Yarısı nerede bunun!?

Sopanın ucu inanılmaz keskin bir bıçakla kesilmiş gibi pürüzsüz şekilde kesilmişti. Çocuk ne olduğunu anlamaya çalışırken gruptakilerden birisi bağırdı.

(Diğer çocuk)-Önüne bak geri zekalı!

Çocuk bakışlarını sopadan ayırdığı anda bütün dünyası karardı ve suratı yok oluyormuş gibi hissederek dizleri üzerine çöktü.

(Çocuk)-GÖZLERİİİĞĞĞMMM!!!!!!!!! GÖREMİYORUM AMINA KOYAYIM!!! GÖREMİYORUMMM!!! GÖZLERİM NERDEEE!?!?!? NE YAPTINIZ GÖZLE...Rİ... ME...

Çocuk acı içinde çığlıklar saçarken kanlar içindeki kafası gövdesinden ayrılarak yere düştü ve orada bulunan herkesi mide bulantısı sardı. Deniz ise çocuğun cesedinin önünde dikiliyordu. Bilinci açık gibi durmuyordu.

Ancak elindeki sopalar öncekinden daha kanlıydı. Deniz bakışlarını diğerlerine çevirdiğinde gözleri yavaşça değişiyor ve mavi renge bürünüyordu. Gözleri mavileşen Deniz sopalarını hazırladı ve diğerlerine baktı. Bir an sonra ise...

... yerinden kayboldu.

***

(Deniz)-Hıaaa!!!

Deniz bir anda derin bir nefesle ciğerlerine hava basıp gözlerini açmış ve oturur pozisyona fırlamıştı.

(Deniz)-Dövüş!? Adamlar ne oldu!?

Etrafı hızlıca gözlemiş ve gördüğü ilk manzara kendisine bakan kocaman bir adam olmuştu. Adam bir cesedin üzerinde oturuyor ve sakin gözlerle kendisine bakıyordu. Deniz adamı görür görmez harekete geçmek istedi ancak bedenini biraz bile hareket ettiremedi.

(??)-Sakinleş.

(Deniz)-Sen kimsin be? O piçlerden biri gibi durmuyorsun.

(Alacakaranlık)-Elbette ki onlardan değilim. Adım Baran Gündoğdu. Nam-ı diğer Alacakaranlık. Devlet bünyesinde görevli bir orgeneralim. Sen ise kuracağım birliğe alacağım ilk çocuksun.

(Deniz)-Alaca? Orgeneral... Birlik? Ne anlatıyorsun sen!?

(Alacakaranlık)-Detayları sonra anlatırım. Yaşıtlarının aksine fazlasıyla güçlüsün. Ve bu gücünü kullanacağım. Etrafına bir bak.

Alacakaranlık ayağa kalktı ve kollarını iki yana açtı. Deniz başını sallayıp kendine gelmeye çalıştı ve ayağa kalkmak için elini yere koydu. Fakat o anda sıcak bir ıslaklık hissetti ve elini kaplayan bu şeyin ne olduğunu görmek için bakışlarını indirdi.

Aynı anda da gözleri kocaman açıldı ve neye uğradığını şaşırdı.

Deniz kanla kaplı kocaman bir "ceset" denizinin tam ortasında oturuyordu.

(Alacakaranlık)-Tüm bu cesetler ve bu kan denizi... Senin eserin! Sende benim eserim olacaksın! Bundan sonra herkes sana...

---Günümüz---

(Deniz)-Ceset Denizi lakabını canımı ortaya koyarak aldım ben!

(Göktuğ)-Nasıl aldıysan aldın lan göt! Çokta sikimde!

Ve Deniz daha fazla dayanamayarak ilk yumruğu Göktuğ'un suratına indirdi. Göktuğ yerinden fırladı ve duvara çakılarak ayakları üzerine indi.

(Deniz)-Bugün burada seni hayattan koparacağım! Böylece herkes derin bir nefes alacak!

(Göktuğ)-Yapabilirsen tabii!

Göktuğ bir anda ileri atılıp Deniz'in karnına yumruğu geçirdi ve Deniz savrularak odanın kapısını kırıp geçti. Yerden sekip takla atarak karşı odanın kapısını delip geçti. Odanın kırılan kapısıyla bir kadın çığlığı duyuldu ve bir adam çıplak şekilde ne olduğuna bakmak için kapıya geldi. Kapının parçalandığını görünce şok geçirdi ama asıl şok geçirmesini sağlayan şey üzerine doğru gelen sandalyeydi.

Sandalye adamın kafasına çarptı ve adam olduğu yere yığıldı. Bir an sonra ise Deniz olduğu yerden fırlayarak ayrıldı ve Göktuğ'a sert bir tekme attı. Göktuğ gelen tekmeyi tuttu ve Deniz'in dizini yumrukladı.

Yere düşen Deniz merdiven korkuluklarını tuttu ve bir tanesini kopartıp Göktuğ'a fırlattı. Göktuğ suratını çekti ve Deniz hemen onun bacağına sarıldı. Göktuğ bacağını kaldırdı ve Deniz'i sertçe yumrukladı.

Yediği yumrukla birlikte tutuşu zayıflayan Deniz Göktuğ'u bıraktı ve geri çekildi. Kendine nefes alacak kadar mesafe bıraktı ve sakince bir nefes aldı. Sonra da Göktuğ'a doğru atıldı. Göktuğ sakince kenara çekildi ve dizini bir çekiç gibi Deniz'in çenesine indirdi.

Yediği darbeyle birlikte havaya kalkan Deniz suratına yediği ani bir yumrukla birlikte savruldu ve az önce kopardığı korkuluğa çarpıp merdivenlerden aşağı uçtu. Bir kat düştükten sonra elini merdivene saplamış ve parmaklarını taşın içine geçirip kendini yukarı çekmişti.

Ayağa kalkarken de parmaklarını sapladığı mermeri parçalayıp eline almıştı. Göktuğ üst katta kendisine bakarken taşı ona fırlatmıştı. Göktuğ ise taşı havada yakalamış ve...

Bir anda Deniz'in arkasındaki duvarda küçük çapta bir patlama olmuştu. Yanağı ise kanamaya başlamıştı.

Deniz arkasındaki duvara baktığında az önce attığı taş çapında bir delik gördü.

(Deniz)-O duvar 45 santim lan! Deldin amına koyayım!

Göktuğ olduğu yerden zıplamış ve Deniz'in olduğu yere inmişti. Deniz havadaki Göktuğ'a vurmak için hazırlansa da Göktuğ daha havadayken gözden kaybolmuş ve Deniz şaşkınlıkla etrafına bakarken sırtında patlayan bir darbeyle üst kata geri uçmuştu.

(Göktuğ)-Eskisi gibi olmadığını söylemiştin. Eskisinden de kötüsün.

Göktuğ elleri cebinde merdivenleri çıkarken o kattaki herkes olanları izliyordu. Göktuğ üst kata çıktığında Deniz elinde iki tane tahtayla kendisine bakıyordu. Tahtaları "x" şeklinde tutuyordu.

(Göktuğ)-Kapı parçalarını kılıç mı yapıyorsun? Peh. Her zaman silah sevmiştin zaten. Her şeyi silah yapabiliyorsun. Yumrukların hariç!

Göktuğ bir anda ileri atılıp düz bir yumruk atmış ve Deniz'in elindeki tahtaları parçalayarak yakasından tutmuştu. Havaya kaldırdığı Deniz'i o katın koridor camına fırlatmış ve Deniz 5 katlı otelin 5. katından aşağı uçmuştu. Ancak...

(Göktuğ)-Ne oldu? Sesin çıkmıyor bakıyorum.

Göktuğ Deniz'i bacağından yakalamış ve düşmesini engellemişti.

(Deniz)-Konuşmaya ihtiyacım yok.

Deniz aniden gerilip Göktuğ'u saçından yakalamış ve kendini çekerek otele girmişti. Çekilen Göktuğ ise Deniz'le yer değiştirmiş ve aşağı uçmuştu. Tabii bu durum Göktuğ için çokta bir tehlike teşkil etmiyordu.

Düşerken sakince alt katın pencere pervazına tutunmuş ve kırıp bir alt kata girmişti. Deniz sakince merdivenlerden inerken Göktuğ üstünü çırpmakla meşguldü. Deniz yürürken elini az önce Göktuğ'un taşla deldiği kısma sokmuş ve orayı iyice parçalayarak iki eline de birer taş almıştı.

(Deniz)-Yüksekten korkmaman ne iyi.

(Göktuğ)-Tek korkum sevişeceğim kadının çirkin olması.

(Deniz)-Etik denen şeyden haberin yok sanırım. İnsanları güzel çirkin diye ayırmamalısın. Yoksa anneciğin sana bunu öğretmedi mi?

(Göktuğ)-Annemden öğrendiğim tek şey insanların nerelerini kesmem gerektiğiydi. Babamda nereye ateş edersem en çok acıyı verir onu öğretti.

(Deniz)-Aman ne tatlı bir aile. Bende ailemden bir iki şey öğrendim tabii. İlk olarak...

Deniz ileriye atıldı ve elindeki taşı Göktuğ'u kafasına geçirdi. Diğer taşı ise doğrudan testislerine geçirdi ve taşı parçaladı. Sonra da Göktuğ'un testislerini sıktı ve onu tek eliyle havaya kaldırdı.

(Deniz)-Üvey babam bana tecavüz etmeye çalıştığında erkeklerin zayıf noktası olduğunu öğrendim.

Göktuğ'u sertçe duvara fırlattı ve hızlıca arkasına geçip onu boyun kilidine aldı.

(Deniz)-İkincisi sırada ise...

Göktuğ'un boynunu tüm gücüyle sıktı ve nefesini kesti. Kemiklerini parçalamak için belki de bir ayıyı bile öldürecek kadar güç uyguladı.

(Deniz)-Öz annem beni para için satmaya çalıştığında bir erkeğin boynunu kırmak için ne kadar güç gerektiğini öğrendim.

Deniz tüm gücüyle Göktuğ'un boynunu kırmak için bastırıyor olsa da ters giden bir şeyler vardı.

(Göktuğ)-Ne kadar kötü bir ailen var.

(Deniz)-Ne!?

(Göktuğ)-Sana insanlara nasıl acı çektirmen gerektiğini öğretememişler. Yazık.

Göktuğ sakince Deniz'in kolunu tutmuş ve o anda bütün kat bir kırılma sesiyle inlemişti.

Göktuğ sadece sıkarak Deniz'in kolunu kırmıştı. Bu da yetmezmiş gibi sanki küçük bir oyuncakmış gibi Deniz'i fırlatmış ve sakince ayağa kalkmıştı.

(Göktuğ)-Değiş hadi. Bu halinle beni yenemezsin. Gözlerini değiştir. Otopilot mu alan mı ne sikimse ona geç hadi.

Deniz ayağa kalkarken nefret dolu gözlerle Göktuğ'a bakıyordu. Tüm gücü bile Göktuğ'a karşı yeterli gelmiyordu. Allah aşkına ne kadar güçlüydü bu piç!?

(Deniz)-Bu halim yetmiyor belki ama "alan"a karşı senin bile bir şansın yok. Yalnızca Alacakaranlık ve onun ligindekiler alana denk olabilir.

(Göktuğ)-Siktirtme lan Alacakaranlığını!

Göktuğ öfkeyle hemen yanındaki duvarı yumrukladı ve koca duvar patlayarak etrafa dağıldı.

(Deniz)-Pekâlâ. Madem bu kadar çok istiyorsun.

"Şu andan itibaren Deniz Bey aklını kaybediyorsun. Ya öl ya öldür. Ama ne olursa olsun... birini yaptığından emin ol."

Derince bir nefes alan Deniz'in gözleri yavaşça değişmeye başladı. Kalp atışları ilk önce yavaşladı ve sonra da sanki bu yavaşlık bir hazırlıkmışçasına hızlanmaya başlayarak bir silah gibi çarpmaya başladı. Deniz'in vücudu ısındı, göz bebekleri önce maviye sonra da kırmızıya döndü. Ve tam olarak aynı anda Deniz...

... yok oldu.

Göktuğ aniden bir esinti hissetti ve otelde değil de havada olduğunu anlaması uzun sürmedi. Bu hız karşısında kocaman bir gülümseme sundu ve havada takla atarak yere ayakları üzerinde indi. Çakıldığı yer içine gömülmüş ve etraf toza gömülmüştü.

Etraftaki insanlar şok içinde neler olduğunu anlamlandırmaya çalışıp kaçışırken tam 4 kat aşağı düşmesine rağmen Göktuğ biraz bile etkilenmemişti. Kafasını kaldırdığında Deniz'in de aynı yükseklikten üzerine atladığını gördü. Gülümseyerek yumruğunu sıktı ve havadan gelen Deniz'e geçirmek için hazırlandı.

Deniz tam üzerine inmişken Göktuğ'un suratına bastı ve yumruğu yemeden zıplayıp arkasına geçti. Göktuğ'un ensesine sert bir tekme attıktan sonra koşup sırtına bir yumruk geçirdi ve önündeki duvara çarpıp otelin giriş katına girmesini sağladı.

Patlayan duvardan içeri girdi ve o anda suratında patlayan bir darbeyle dışarı fırladı. Göktuğ tüm bu güçlenmeye rağmen onunla baş edebiliyordu. Ancak Deniz çoktan aklını kaybetmişti bile. Fırlayarak çıktığı delikten koşarak geri girmiş ve olabilecek en güçlü şekilde Göktuğ'un suratına yumruğu geçirmişti.

Tek bir yumruğun yarattığı patlamayla birlikte giriş kattaki bütün camlar patlamış, yumruğu vurduğu nokta çökmüş ve duvarlar çatlamıştı. Göktuğ ise savrularak uçmuş ve bir asansörün kapısını delip geçerek içine girmişti.

Darbeyle birlikte şok etkisi oluşan asansör kendi kendine çalışmış ve yukarı doğru hareket etmeye başlamıştı. Tavanda yanan titrek ışık ve cızırtılı asansör müziği altında Göktuğ sakince omuzlarını çırpmış ve üstündeki tozları defetmişti.

Yaklaşık 15 saniye sonra asansör üçüncü katta durdu. Kapılar açıldığında Göktuğ ve Deniz yan yana duran asansörlerden aynı anda çıktılar. Kısa bir süre boyunca tepki vermeden dikildiler ve birbirlerine baktılar.

Birkaç saniye sonra ise Deniz bu tepkisizliği bozarak Göktuğ'a saldırmış ve onu yumruklamak için kolunu germişti. Göktuğ ise ileri atılıp Deniz daha gücünü bile toplayamadan yumruğunu tutmuş ve kendi yumruğunu geçirmişti.

Deniz savrularak uçtuğu yerdeki duvarın köşesine çakılmış ve yere düşmüştü. Bir başkasının başına gelse %100 ihtimalle felç kalacağı bu sert darbeden sonra Deniz öylece ayağa kalkmış ve yeniden Göktuğ'a saldırmıştı. Göktuğ bu sefer kenara çekilmiş ve onu bacağından yakalamıştı. Sonra da bir sağa bir sola duvardan duvara vurmaya başlamıştı.

En az 10 defa duvardan duvara Deniz'i çarptıktan sonra onu fırlatıp suratından tutmuş ve tüm gücüyle yere vurmuştu. Deniz'i yere o kadar sert vurmuştu ki bütün duvarlar çatlamış hatta duvarlardan bir tanesi paramparça olmuştu. Zemin dağılmış ve 3. kattan 2. kata düşmüşlerdi.

Göktuğ bununla da kalmayıp Deniz'i merdiven boşluğuna fırlatmış ve Deniz 2 kat aşağı düşerken Göktuğ'da arkasından atlamıştı. Deniz merdivene tutunup kendisini gelişine yukarı atmış ve kendisine doru yaklaşmakta olan Göktuğ'un çenesine kafa atmıştı. Darbeyi yiyen Göktuğ 1. kata sekmiş ve korkulukları ezerek yere yapışmıştı.

Ayağa kalkarken Deniz merdivenden zıplamış ve havada bir yumruk atarak Göktuğ'u savurmuştu. Savrulan Göktuğ takla atıp ayakları üzerinde kayarak düşmekten kurtulmuştu. Ancak daha ayağa kalkamadan Deniz suratına bir tekme geçirmişti.

Ancak Göktuğ bu tekmeyi yakalamış ve Deniz'i tutup fırlatmıştı. Bir kez daha fırlatılan Deniz ayaklarını duvara dayamış ve kendisi duvardan fırlatarak Göktuğ'un suratına yumruğunu geçirmişti. İkisi birlikte zemine çakılırken bu katın zemini de parçalanmış ve giriş kata yeniden gelmişlerdi.

Göktuğ dizini kullanıp üzerinde duran Deniz'i atmış ve ayağa kalkmıştı. Sonra da ona doğru atılıp suratından yakalamış ve resepsiyona fırlatmıştı. Resepsiyonun masasını kırık koluyla yumruklayıp Göktuğ'a fırlatan Deniz tüm hızıyla ileri uçarken Göktuğ masayı yumruklamış ve parçalamıştı. Deniz ise bu boşluktan faydalanıp Göktuğ'un karnına matkap gibi bir diz darbesi indirmişti.

Ancak Göktuğ bu darbeden sonra ne sarsılmış ne de yerinden oynamıştı. Sadece gülümsemiş ve...

(Göktuğ)-Sen en iyisisin!

Deniz'in suratına bir yumruk indirmişti.

Yediği yumrukla birlikte yere çakılıp oradan seken Deniz havadayken Göktuğ yumruğunu iyice sıkıp gerilmiş ve Deniz'in omurgasını parçalamak için hazırlanmıştı. Ancak Deniz bir anda havada ters dönüp Göktuğ'un yumruğunu yakalamış ve dizine basarak kendini Göktuğ'dan uzaklaştırmıştı.

Sonra da uzaklaştığı noktada yeni bir saldırı için bedenini öne doğru eğerken...

... yere yığılarak yüz üstü yere çakılmıştı.

Deniz'in bayıldığını gören Göktuğ burnundan akan kanı silmiş ve bir sigara çıkarıp yakmıştı. Sigarasından derince içine çektikten sonra oldukça sakin bir ses tonuyla...

(Göktuğ)-Tebrik ederim. Alacakaranlığı saymazsak beni bu kadar zorlayan ilk kişisin.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.