İçeriğe geç

Sıcak Şarap

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Sıcak Şarap

Bölüm 2

Arkadaş ?

Saat 2 de dersim var ve saat 9 yani bu da demek oluyor ki komşuma özür hediyesi olarak dün sardığım yaprak sarmaları götürebilecek kadar bol vaktim var! Hem belki hamarat olduğumu düşünür?

Sarmaları en sevdiğim tabaklarımdan birine koydum. Sonrasında üzerime kan kırmızısı bir crop ve siyah bir pantolon geçirdim. Saçlarımı güzelce dalgalandırdım, yana attım ve hafif makyaj yapıp evimden çıktım.

Gerçekten hiçbir güç bunu bana yaptıramazdı ama nedense onunla konuşmak için her şeyi yapabilirim gibi hissediyordum.

Sonunda kendimi elimdeki sarmalarla kapının önünde buldum. Biraz bekledim. Tam kapıyı çalacaktım ki o sırada kapı açıldı ve içeriden o dün ki kadın yani Uraz'ın kardeşi çıktı. Sonunda gidiyordu herhalde. Beni görünce şaşkınca baktı.

-Kime bakmıştın?

Dedi meraklıca. Utancımı gizlemeye çalışarak "Uraz" deyiverdim. Biraz sonra yüzündeki sırıtışı görünce daha da utandım. İçeriye dönüp kardeşine seslendi.

-Balıımm misafirin var!

Çantasını alıp göz kırparak gitti oradan. Urazla baş başa bırakmıştı beni. Ah hayır olamaz Uraz geliyor! Ne yapacağım şimdi?!

-Sen.. Tuğba'ydı değil mi ? Bir sorun mu var?

Ah ismimi hatırlıyordu en azından.

- Evet Uraz Bey adım Tuğba. Aslında bir sorun olduğu için gelmedim sadece komşularımla aramı iyi tutmaya çalışıyorum denilebilir. Şey aslında sabah sizi rahatsız ettiğim için özür maksadında sarma getirmiştim. Biraz yaşlı teyzeler gibi oldu ama sarmaya kimse hayır diyemez diye düşündüm.

Ve Gülümsedim. Ne kadar saçmalıyordum kim bilir? Of of ne diyeceğimi bilemedim bile. Fakat yüzündeki sırıtışı gördüğümde kalbim daha da hızlı atmaya başlamıştı. Bu adam artık bana bakmayı kesip bir şeyler söyleyebilir mi! Yoksa öleceğim...

-Vay, teşekkürler Tuğba ve Bey demene gerek yok sonuçta komşuyuz ya aramız iyi olsun değil mi?

Sarmaları aldı ve göz kırptı.

-Sabah biraz fevri davrandıysam özür dilerim ancak uykumu seviyorum ve bölünmesinden nefret ederim.

- H-haklısın. Bir daha olmaz Uraz.

İlk defa ona arkadaşmışız gibi ismiyle seslenmiştim. Vay be! Bu kadar kolay mıydı gerçekten?

-İçeri gelmek ister misin? Gerçi biraz dağınık ama daha tam toparlanamadım. Dedi ve kapıyı açık bırakıp içeri girdi. Ardından yavaşça ben de girip kapıyı kapattım. Bize iki tane bardak çıkarıp içecek döktü. Eve hızlıca göz attım.

-Vaay zevkiniz iyiymiş. Böyle beklemiyordum.

Dedim şaşkınlık içerisinde.

Güldü.

-Aslında kardeşimin marifeti. Hepsini o seçti. Ben anlamam böyle işlerden.

Of ne olurdu azıcık hayvan olmasaydın. Ne güzel konuşuyorduk işte. Tam da güzel özelliklerini keşfetmeye başlamıştım. Duvardaki madalyayı görünce bir şey bulmuşum gibi hevesle ona baktım ve bardağımı sıkıca kavradım. Konuşmak için ondan güç alıyordum. Doğrudan gözlerine baktım.

-Bu madalyayı size ne kazandırdı Uraz Bey?

Dedim merakımı gizlemeye çalışmadan.

-Tenis oynuyordum bir aralar. O zaman kazanmıştım. Liseden kalma tabi. Ayrıca Uraz desen yeterli Tuğba. Neden bu kadar resmi olmak zorundasın ki of arkadaş olabiliriz diye düşünüyordum oysa ki!

NE! ARKADAŞ MI! HADİ CANIM!

Kulaklarıma inanamadım. Yüzüme hemen bir gülümseme yayıldı.

-A hayır hayır ağız alışkanlığı. Kibar olmak isterken alıştırmışım kendime. Yoksa tabiki arkadaşlarıma Bey diye hitap etmem.

Güzel şeyler söylemesini umarak gözlerine baktım beklenti içinde.

-Bey diye hitap etmeyeceksen arkadaş olabiliriz. Samimi olmak isterim ben arkadaşlarımla. Değil mi güzellik dedi ve gülümseyerek içeceğini yudumladı.

Ah buradan hemen gitmeliyim yoksa bu herif bakışlarıyla beni öldürecek.

Gülümsememe engel olamadım.

-Tabi tabi.

Dedim ve ayaklandım. Benle beraber o da kalktı.

-Ih şey benim dersim var da geç kalmadan ona yetişeyim.

Hemen kapıya yürüdüm ama nazikçe elimden tuttu durdurmak için.

-Niye kaçar gibi gidiyorsun? Ben bırakırım seni merak etme.

Kapıyı açtı anahtarlarını, telefonunu ve cüzdanını aldı. Ardından belimden tutup onunla beraber gelmemi sağladı sonra da elini çekti. Kitaplarımı almam gerektiğini söyledim bu yüzden hızlıca eve girdim 10 dakika sonra anca gelebildim çünkü banyoya gidip sakinleşmem gerekiyordu.

-Geldimmm.

Dedim heyecanlı bir sesle. Heyecanıma eşlik etmek için gülümsedi.

-Hoş geldin. Hadi gidelim sen geç kalmadan.

-Hm aslında geç kalmam çünkü dersim saat 2 de.

Dedim ve ardından bunu dediğime pişman oldum.

- E o zaman neden geç kalıyorum diyip kaçmaya çalıştın benden bakalım.

Dedi ciddileşerek. Durup bana baktı.

Ne diyebilirdim ki? Beni heyecanlandırdın bu yüzden hızlıca yanından uzaklaşmak istedim mi diyeyim? Of of.

- Şeyy aslında kaçmak için demedim sizi daha fazla rahatsız etmemek için dedim.

Vay be güzel bahane buldum.

-Emin ol rahatsız olsaydım bunu belli ederim. Ayrıca sizli bizli konuşmayı kes artık!

Dedi ciddice ve yürümeye başladı. Ben de onu takip ettim.

-Alışkanlık olmuş dedim ya siz de azıcık alttan alın bi zahmet!

-Hala siz diyorsun Tuğba iş arkadaşım gibi.

İç çekti. Eh haklıydı. Ben de arkadaşımın bana siz ya da hanımefendi diye resmi şekile cevap vermesini istemezdim. Ama ne yapayım arkadaş olduğumuza inanamıyordum ki!

-Pardooon alışıcam yavaş yavaş Uraz. Biliyorsun ki bu ikinci yüz yüze konuşmamız. İlkinde bana kızmaya gelmiştin.

Dedim bunu ona hatırlatmak istercesine.

-Kızmadım, uyardım.

-Yüzündeki ifade hiçte öyle değildi ama. Korkuttun beni.

Biz böyle konuşurken okula gelmişiz. Tanıdıklarımdan kimse yoktu tabiki. Uraz gittiğinde ben de vizelere çalışmak için kullandım bu vaktimi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.