§
Tek telefon değil benim dizlerimde yerle buluşmuştu. Ne demek Bilge yok?
Asmin beni tutmaya çalışsada ben çoktan yıkılmıştım. Aynı deprem de yıkılan bir bina gibi yıkılmıştım. Altımda da bir sürü zede bırakacaktım. "Abla, neler oluyo?" dedi Asmin. Cevap veremedim. Geçen sene Bilge'nin başına gelenler aklıma geldi. Bilge'nin o gözünde ki acıyı gördüm. Hissettim tekrar aynı şey olucaktı. Yine acıyacaktı Bilgemin canı. Yine yakacaklardı onun canını.
Asmin konuşuyordu hatta bağırıyordu. Eğer kulaklarım her sese kapanmamış olsaydım duyabilirdim. Mercan bana su dolu bardak uzatıyordu ama vücudum işlevsizdi. Zihnimde Bilge'nin o bağrış sesi yankılandı.
Alanım daralmıştı sanki artık nefer alamıyordum. Göğüs kafesim sıkışıyor, başım dönüyordu.
Annemin "Asyam ne oldu?" dediğini işittim ama cevap veremedim. Tek yaptığım çöktüğüm yerden ağlamaktı. Her aklıma o kansızlar geldiğinde yüreğim parçalanıyor, ateşlerin içine atılıyordu. O kansızlar az kalsın benim kardeşimi elimden alıyorlardı.
Birinin kolanya ile elimi boynumu yanaklarımı ıslattığını hissettim ama ilk başta tepki veremedim. Sonra dan Bilge'nin gül kokusu geldiğinde kendime geldim. Etrefım bakındım tüm aile fertleri etrafımday dı.
Hızla ayağa kalktım. Gözlerim ilk Mercanı aradı. Onunla gidicektim, o abimi karbetmekten ne kadar korkuyorsa abimde Mercanı kaybetmekten korkuyordu.
Mercanı göremeyince "Mercan!" diye bağırdım. Annem iki kolumdan tutmuş beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu sefer her ne kadar seslerini işitsemde aklım Bilgedeydi. Sakinleşemezdim, öfkem, nefretim, hırcınlığım gitmemeliydi. Bu sefer Bilge'nin kılına zarar gelmesine izin veremezdim.
Kolumu annemin ellerinden kurtardım. Mutfaktan çıktım, etrafta Mercanı aradım ama yoktu. Gözlerimi yumdum Bilge'nin vücudunda ki o morlukları görünce hızlıca tekrar geri açmak zorunda kaldım.
Yukarı çıkıp odalra baktım. Hiç bir oda da Mercan yoktu. Nereye gitmişti bu kız?
Terasın önünden geçerken bir kadın ağlama sesi duydum. Terasın kapısından terasa baktım. Mercan terasın demirliklerine tutunmuş ağlıyordu. Yaklaştıkca Mercan'ın "Bunu bana yapamazsın Agir. Hayır, Agir beni bırakmaz" isyan dolu mırıltılarını duydum.
Elim Mercan'ın omzuna koydum. "Mecan?" sesim kısıktı. Yaşlı gözleriyle bana döndü. Kafamı sağa eydim. "Ağlama," dedim ama neden dedim bende bilmiyordum.
Vücudunu bana çevirdi, " nasıl ağlamayayım. Nişanlım beni terk etmiş ağlamayayım." elini yumruk yaparak kalbinin üzerine vurdu. " O abin benim kalbimi alıp attı yere. Ağlamayayım mı?"
"Ne yaptı abim Allah aşkına? Ne etti de böyle sinirlisin?" dediğimde eliyle pantolonun cebinden telefonunu çıkardı. İki üç yere bastı. Telefonu bana çevirdiğinde abimle olan mesajlarını gördüm. Kafamı Mercana çevirdim. "Ne var?" dedim. Tek dediği "oku" oldu.
Kafamı geri telefona çevirdim.
Agir'm: bitti
Siz: ne bitti Agir?
Agir'm: yüzüğü attım
Agir'm: affet beni sevdiğim
Siz: ne diyorsun Agir (gönderilemiyor)
Siz:Agir, bana bak Agir (gönderilemiyor)
Siz: yüzüğü atmak ne demek Agir. (Gönderilemiyor)
Daha fazla okumama gerek yoktu. Gözlerimi yumdum başımı gökyüzüne çevirdim. Derin derin nefes aldım. Bu işin içinde bir haltlar dönüyordu. Çünkü abim ölse Mercanı bırakmazdı. Buna adım kadar eminim.
Gözleri geri açtım, kafamı Mercana geri çevirdim. O hala ağlıyordu. Arkama baktım mutfakta ki herkes şuan terastaydı. Hatta Azad da gelmişti.
Ellerimin ikisini de Mercan'ın omuzuna koydum. Kendimce onu dikleştirdim. "Mercan bana bak. Abim seni terk etmez, bunu biliyorsun." Mercan kafasını iki yana sallıyordu. "Mercan kendine gel, abimi böyle bulamayız. Abimi aradın mı?" hala kafasını sallıyordu.
"Evet, evet çok denedim telefon çalmıyor bile. Beni terk etti işte." Çenesini tuttup yüzüme kaldırdım. Gözleri, burnu, yanakları şimdiden kızarmıştı bile. Mercana "ya kendine geliceksin ya da geliceksin Mercan. Başka çaren yok. Bak sana söz abimi bulalım senin eline sopayı vericeğim sende onu dövüceksin." dedim ama sinlemiyordu. "Mercan, böyle yapmaya devam edersen abim yüzüğü atmadıysa bile ben sizin evlendirmeyeceğim... Kendine gel Mercan!"
Kafasını artık kendi isteğiyle dik tutuyordu. Mercan "Tamam, bulalım Agirimi. Bulalım da evlendirmezsen evlendirme ama bulalım. Bir şey olmasın ona." dedi titrek sesiyle. Abimi böylesine sevmesine belli belirsiz gülümsedim. Bu sefer onun elleri beni buldu. Terasın kapısında ki aile fertleri durmuş soru dolu gözlerle bize bakıyorlardı.
"Sen kapı da beni bekle. Ben çeketimi alıcam. Hatta sende git üstünü değiştir, elbiseyle gelme." elleri ellerimden ayrıldı. Mercan terasın kapısından çıktı. O çıktıktan sonra gözlerim kapının yanında duran Azada takıldı. Yanına gittim.karşısında durduğumda bana sarıldı. Bende Azada karşılık sarıldım. Azad kulağıma "özür dilerim abla." diye fısıldadı. Gözlerimi kapattım, çekenildiğim kadar Azad'ın kokusunu içime çektim. Birbirimizddn ayrıldık. Ben odama gittim altıma kot pantolon üstümede geniş siyah bir kazak geçirdim.
Aynanın karşısında salık olan saçımı tepeden topladım. Odamdan çıktım aşağı kata imdiğimde kapıda Mercan ve Azadın beklediğini gördüm. Mercan artık ağlamıyordu. Azad da telefonla uğraşıyordu.
Yanlarına gittiğimde arkamda Asmini hisettim. Bu kızın artık arkamda ani belirmeleri beni ürkütmeye başlamıştı. Asmine döndüm. "Sen nereye Asmincim?" Omuz silkti. "Bende gelicem. Sonucta siz en fazla nereye kadar uzaklaşabilirsiniz ki?" Bıkkınca nefes verdim. "Gelmiyorsun Asmincim. Hadi odana git." dediklerime tekrar omuz silkti. "Asmin hadi. Bir de sen kaybolma." Asmin bana her ne kadar sırıtsa da sinirlendiriyordu.
Azad "Haydi odana güzelim, haydi." dediğinde Asmin ikiletmeden arkasına döndü, odasına olmasa da mutfaka gitti.
Azada döndüm. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu. Benim ona döndüğümü fark edince yüz ifadesini sildi. İki elini havaya kaldırarak "ben arabadayım" dedi ve konaktan çıktı. Mercan normalde kahka atarak gülerdi ama şuan abime olan yası daha ağır basıyordu.
Mercan'ın koluna girdim. Bizde konaktan çıktık. Azad'ın arabasını bulduğumda Azad'ın bir kızla konuşmasını beklemiyordum. Kıza işaret parmağıyla bir yerleri gösteriyordu. Büyük ihtimalle kız bir yeri sormuştu Azad da ona yolu tarif ediyordu.
Yaklaştıkca sesleri netleşiyordu. Kızın konuşması bizim kadar akıcı değildi ama sesinde muazam bir zariflik vardı.
Mercan merakına yenik düşmüş olacak ki soru sorarcasına ismini seslendi. "Azad?"
Azad'ın önünde ki kız bize dönük olmadığı için Mercan'ın sesini duyunca irkilmişti. Azad'ın önünde ki kız bize bakmak için bize döndüğünde yemyeşil gözleriyle göz göze geldim.
Teni neredeyse bembeyaz olduğu için buralı olmasığı şimdi den anlamıştım. Saçları beline kadar uzun ve dalgalıydı. Saçları kahverengi, teni de beyaz olduğu için gözlerini ortaya çıkarmıştı. Kızı kim ilk görse gözleri dikkatini çekerdi. Mesela beni çekmişti.
Azad "gelmeseydiniz" diye azar çekti. Mercanda cevabını verdi. "Ne yapsaydık senin gibi ayaklarımı bir yerlerimize vura vura mı gelseydik? Arabanı bu kadar uzağa park etmeseydin."
Elimi karşımda duran kıza uzattım. O da elini uzatarak elimi sıktı. "Merhaba," dedi kısık sesle. Tırsıyor muydu yoksa utanıyor muydu bunu anlayamamıştım. Karşılık olarak "merhaba" dedim. Kızın soru sormasını bekledim, sormayınca ben ona sordum. "Adın ne?"
"Tomris. Senin?" ismini söyleyince gülümsedim.
"Asya." gözleri parladı, dudakları da hafifçe kıvrıldı. Bunu gördüm. Tomris "ismin çok güzel. Anlamını biliyor musun?" dedi. Biliyordum ama yine de kafamı iki yana hayır anlamında salladım. "Arapça şifa veren, mehrem olan demek. Türkçe olarak sadece bir kıta ama ismin çok hoş." Tomris'in gülüşü hafifçe buruklaştı. Kafasını ellerine indirdi. "Annemin adıydı." Gözlerinin parlamasının sebebi bu olmalıydı. Annesi.
Kafasını tekrar bana kaldırdı. "Yanlış anlamazsan sana bir soru sorucağım." kafasıyla onayladı. "Sen nerelisin?" elini göğüsünün üzerine koydu. "Türkmenim ben. Abilerim asker. Burada görev yapıyorlar o yüzden burada yaşıyorum." Gülümsedim. Mardin de çok vardı böyle eşi ve ya oğlu asker olduğu için yaşayan.
"Tanıştığıma memnun oldum."
Azadla Mercan hala çatışıyordu. Azada "arabaya binmeye ne dersiniz Azad bey." dedim. O Asmin gibi yapmadan arabada sürücü koltuğuna bindi. Mercan Azada göz devirdiği gördüm. Onlar böyle tartıştığında abim hariç kimse karışmazdı çünkü onların kavgaları benimle abimin kavgası gibiydi. İki saat kavga eder sonra da hiç bir şey olmamış gibi devam ederdik. Abimin de onları ayırmasının sebebi Mercan ile yalnız kalmak için bahane olması. Ona göre çok sinirleniyor o yüzden de sakinleşmek için yalnız kalmaları gerekiyordu.
Mercan arka koltuğa geçti. Ben de ön kapıyı açmış binecekken Tomrisi buralar da bırakmamam gerektiğini fark ettim. O asker kardeşiydi buralarda onu arayan çok kansız vardı.
"Tomris bin arabaya. Seni de bırakalım gideceğin yere." itiraz edecekti, izin vermedim. "İtiraz yok. Bin arabaya."
Arka koltuğa yöneldi. Bindiğinden emin olduktan sonra bende bindim. Arabada kimse konuşmadı, kimsenin de konuşacak hali yoktu zaten.
Benim üstümde hem nişan hem de gece geç yatmama rağmen erkenden kalktığımdan dolayı yorgunluk vardı. Azad ise Bilgeyi sabahtan beri aradığı için yorgundu. Mercan zaten benim yapmadığımı yaptığı için yorgundu -nişan hazırlıklarına yardım etmişti-
Tomris istese konuşurdu ama utanıyordu bu çok barizdi.
"Şey ben size gidiceğim yeri söylemiş miydim?" diyen Tomrisle dikiz aynasında göz göze geldik. Mercan "Cidden kız söylemde biz bu kızı nereye götürüyoruz." dedi.
Azad kızın nereye gitceğini gayette iyi bilmesine rağmen şakasına bilmiyormuş gibi "Allah Allah biz kızı kaçırmıyor mıyız? Ben de çiftlik evine kaçırırız diye çiftlik evine sürüyordum. Tüh yazık oldu." dedi. Tomris'in yüz ifadesi hemen değişmişti. "Ne, neden, ben ne yaptım ki?" korktuğu sesinden belliydi ki yüz ifadesi de bunu açıklıyordu, yüzün de ki utanç ifadesi yerine korku yerini aldı.
Tomrisin bu hali Azadı keyiflendirmişti. Mercan "şaka yapıyor, korkma." dedi Azad'ın aksine keyifsizce. Azad Mercana göz devirdi.
Araba mavi beyaz bir binanın önünde durdu. Tomris omzundan düşmüş çantasını omzuna geri taktı. Yüzüne ise zarif gülümsemesini. Eli kapı kolunu tuttu. "Teşekkür ederim. Zahmet ettiniz." Dikiz aynasından Tomrisle göz göze gelmek istedim ama benden önce davranan Azadla göz gözeydi.
Arka çaprazım da ki Tomrisi görmek için ona döndüm. Yanakları kızarmıştı. Tomris dikiz aynasından ona bakan Azad dan her ne kadar kaçmak istese de kaçamıyordu çünkü Azad Tomrisin kaçmasına engel oluyor, izin vermiyordu!
Mercan bu bakışmanın uzadığını belirtmek için öksürüyormuş gibi yaptı. Tomris irkilmişti, başını eğdi. Kekeleyerek "T-tekrar teşekkür ederim." deyip arabadan indi.
Kapıyı kapattığı gibi Azad Mercana sertçe döndü. "Niye bölüyorsun Mercan abla ya. Beklemekten öldün sanki."
"Flört etmeyi kısa sürdürseydin... Hadi normal zaman olsa bir şey demezdim ama normal bir zaman değil. Abinle Bilge kayıp farkındaysan." Azad Mercanın dediğiyle aydınlanıp önüne döndüğü gibi arabayı çiflik evine sürdü.
Arabadan üçümüzde indik. Abim ile Mercan buraya bizden çok geldikleri için çiflik evi her ne kadar tek onlara ait olmasa da onlar için ayrı bir mekandı.
Çiftlik evi geniş ve bakılması gereken bir yer olduğu için burada çalışan bir sürü çalışan vardı. Onlardan biri Sait abi bizi görür görmez yanımıza koşarak gelmişti. Sait abi sert sesiyle "Asya hanım siz buralara hangi rüzgar attı?" diye sordu.
Azad ağzımı açmama engel oldu. "Asık seni hangi rüzgar attı da buradasın? Sabah o kadar aradım neden açmıyorsun?"
"Azad kardeşim ben sabah bahçede ki işlerle ilgileniyordum. Benim telefonum içeride ya da cebimde oluyor. Açmadıysam içeridedir. Kusura bakma." sesi mahcuptu.
Azad, MERVANİ aşiretinin en küçük erkeği olsa bile o da bir Yusuf MERVANİ'nin evladıydı. Çapkındı, eğlenceli, sinsiydi ama bir o kadar da ağırlığı vardı. Sinirlendiğinde gözü kimseyi görmez kırıp geçerdi.
Mercan umut dolu sesiyle Sait abiye "Agir buraya geldi mi Sait abi?" diye sordu.
"Geldi ama evde değil şuan. Hayır olsun?"
Mercan duruşunu dikleştirdi. Gözlerinde parıltı belirdi. Mercan tekrar "Nereye gitti gördün mü peki?" diye soru yöneltti. Sait abi kafasını iki yana sallayarak " Mallesef Mercan kızım." dedi
Hepimizin tekrar yüzü düştüğünde Sait abi "Ama arabası hala aynı yerde. Çevrelere bakının siz. Buralardadır illa." dedi.
Mercan hiç bir şey demeden ağaçların oraya gitti. Azad'a " Yürü bir de Mercanı kaybetmeyelim." dedim. Azad'la birlikte Mercan'ın arkasından yürüdük.
Nereye gittiğine dair bir fikrim yoktu çünkü buralara geldiğimde hiç ağaçların arasın da gezmezdim. Mercan durduğunda bizde onun yanında durduk. Karşımızda dere ile karşılaştık.
Buralarda dere mi varmış vay be!
Azad benim içimi okumuş gibi "Burada dere mi varmış?" dedi.
Yüzümü etrafta bir şeyler arayan Mercana cevirdim "Burası nere Mercan?" Yine bakmadan etrafa bakmaya devam ettim.
Mercan bana cevap vermediği için onu dürttüm. Dürtünce yüzünü bana çevirdi. Sorumu "Neresi burası?" diye tekrarladım. "Agirle baş başa kamp yaptığımız yer." bakışlarını geri dereye cevirdi. "Kendimizce kamp yapıp eğleniyorduk. Ve beni ilk öptüğü yer burası. Belki buraya gelmiştir diye düşündüm."
Ellimi omzuna attım ve sıvazladım. "Gel ilerleyelim belki dediğin gibi buralardadır."
Azad "Burayı abim neden hiç bana söylemedi? Çok iyi yer burası." dediğinde Mercan sertçe ona döndü. Cevabını da verdi tabii "Niye söylesin burası bizim yerimiz."
Ben bu atışmalarına gülümsedim. Azad "Aman yedik sizin yerinizi. Zaten buraları kendi üstünüze tapulatmışsınız." dediğinde gülümsemekle kalmayıp sesli bir şekilde güldüm.
Mercan Azad'ın omzuna tokat attı. "Evet gerekirse tapulayacağız var mı bir diyeceğin?"
Mercan Azad'a nasıl baktıysa geri dönüş yaptı "Yok abla tövbe. Üstüme iyilik sağlık ne diyeceğim." dedi.
Gülerek " Bayılıyorum bu atışmalarınıza" dedim. Kısada olsa keyfimiz yerine gelmişti.
Bir iki dakika sonra bakış açımıza mavi bir çadır ve odun ateşi girdi. Mercan gördüklerimizle hızlanınca bizde hızlandık. Mercan "Agir!" diye bağırdı. İlk iki dakika hiç ses çıkmadı sonra mavi adırın arkasından abim çıktı.
Gözleri kızarmış, saçları dağınıktı. Mercan abimi görür görmez onun yanına koştu. Abimi böyle görme şokuyla donmuştum. Abimi hayatımda hiç bu kadar dağılmış görmemiştim. Nasıl bu kadar dağılmıştı? Neden?
Mercan abime sarılınca abimde bir saniye bile düşünmeden ona sarılıp yüzünü boynuna gömdü. Abim Mercanın kokusunu özlemişti. Bunu tanıyı abimle Mercanı tanımayan biri bile bilirdi. Mercanla abimi böyle görünce yüzümde gülümseme bilirdi. Bazen abimle Mercanın ilişkisini kıskanıp aralarına giriyordum ama bu sefer girmedim.
Onlar bana aşka inandıranlardı.
Abim bir insan ne kadar sevebilirse seviyordu. Mercanda bu seveni ne kadar sevilirse o kadar seviyordu.
Abimle Mercan sarılıp koklaşırken arkadan bir yerlerden ağlama sesi geliyordu. Biri hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Hepimiz sesin geldiği yere baktık.
Bu ses Bilge'nin ağlama sesine benziyordu. Umarım ben şizofreniye bağlayıp Bilge'nin sesini duymuyorumdur.
Azad "Galiba ben garipten Bilge'nin ağlama sesini duyuyorum." dedi. Ona dönerek "tek sen değilsin bende duyuyorum" dedim. Abim " ben sesin geldiği yere gideyim de bakalım Bilge mi." dedi ve sesin geldiği yere gitti.
Abimi dört beş dakika bekledikten sonra yanında Bilgeyle birlikte geldiğini gördüm. Bilge sekiyordu. Galiba ayağını burkmuştu.
Azad "Bilgem" diyerek yanına gitti. Bilge'nin diğer omuzuna da abim gibi girip bizim yanımıza getirdiler.
Bilge hala ağlıyordu. Abim Bilgeyi kamp sandalyesine oturtturdu. Dediğim gibi ayağını burkmuştu.
Hepimiz şaşkınlıkla Bilgeye bakıyorduk. En sonunda sessizliği Azad bölerek " Siz ikiniz neden buradaydınız?" dedi. Mercan da ona katılarak "Evet, siz hangi akılla kaçtınız? Neyle? Siz aptal mısınız?"dedi ve beni göstererk devam etti. "Bu kızı bugün istemeye geldiler. Haberiniz var mı? Hadi kızı kırtaramadık bari yanında olun kızın. Hangi akılla kaçıyorsunuz? Kız -afadersiniz ama- bok gibi bir gün geçiriyor. Hem istemediği biriyle evleniyor hem de sizinle uğraşıyor. Siz kaçtınız bu kız nasıl kaçsın? Bu kız kaçamıyorsa sizde kaçmayacak ve bu kızın yanında olucaktınız."
Haklıydı beni kurtaramadılar bari yanımda olsalardı.
Mercanın ardından Azad devam etti. " Bugün ablam istendi. Kızı yılbaşı ağıcı gibi süslediler. Sırf sevmediği bir adamla evlenecek diye. Siz ne yaptınız ablamın kötü gününde yanında olmak yerine kaçtınız." Bilgeye döndü " Ablam, sen böyle birşey yaşasaydın ölümüne seni koruyup kollardı senin gibi kaçmazdı." Abime döndü "Sana bir şey bile demek istemiyorum. Ablamı kurtaramadın bari yanında olsaydın. Ablam sizin yüznüze tükürse haklı. Ki ablam yine sizi düşünüp bulmaya geldi. Banane de diyebilirdi." dedi.
Sinirlenmişti boynunda ki damar şişmişti.
Abim ve Bilgenin başları eğilmişti. Ortamı düzeltil eve gitmek istiyordum. Bugün benim için yeterince yorucu geçmişti.
Onlara arkama dönerek yavaş yavaş yürümeye başlayarak "Haydi eve gidelim madem herkes tam... Bu arada, abi Mercana ne yazdığını iki kez düşün." dedim.
Mercan aydınlaşmış olduğunu hissetim ki arkamdan aydınlığını kanıtlayacak bir tokat sesi geldi. Onlar görmedi ama ben gülümsedim. Her ne kadar üzseler de onlar benim ailemdi.
...
Finittooo