§
Tam önümde durduktan sonra benim kıyametimi koparacak olan son sözü de o söyledi. "Hoş geldin gelinim."
Omzum da ki çantam yere düştü. Gözlerim sadece karşımda duran adamda takıldı.
Ne yani abim o lanetten beni kurtaramadı mı?
Abim nerede? Niye burada değil ve beni niye savunmuyor?
Elim ayağım titremeye başladı. Ayakta duracak halim yoktu ama bu duruma karşı dik durmalıydım. Eğer şimdi eğilirsem sonra hiç kalkamazdım.
Bana gelinim diyen adama karşı sertçe yutkundum. Ne demek gelinim? Ne demek!?
Kaşlarım çatıldı, etrafıma tekrar bakındım abim cidden yok mu diye.
Yoktu. İşte bu beni yıkardı.
Madem beni bu lanetten kurtarmadın bari yanımda ol. Abimin olmayışına ayrı bir sinirlenmiştim.
Karşımda ki adama "ne dediniz anlamadım, tekrarlar mısınız?" sakin bir şekilde sordum. Sormaz olaydım. "Dedim ki hoş geldin gelinim." kalbim her an durabilirdi. Gözlerimi sakinleşmek için bir süre kapattım tekrar açtığımda daha sakindim. Derin derin nefesler alıp verdim.
Karşımda ki adama saygıyla "gelinim derken? Ben sizin nerden gelininiz oluyorum?" dedim ama karşımda ki adam baya ciddi duruyordu.
İfadesiz babama, ağlayan annemle Bilgeye, Bilge'nin sırtını sıvazlayan Azada bakındım. Kimsede tık yoktu. Sadece durmuş bana bakıyorlardı.
Yalan olması için umudum kalmamıştı, ben gerçekten de bu adamın artık geliniydim. Ne diyecek sözüm ne de umudum kalmıştı.
Yutkundum bu zavallı halime. Annemin sabah lanet dediği benimde alttan aldığım şey başıma gelmişti.
Karşımda duran adam elini öpmem için bana uzattı. İlk başta ele ifadesizce baktım sonra olduğum durumu hatırlayınca geri yüzüne baktım.
Yüzü 50-60 yaşlarında olduğunu düşündürdü. Gözleri aynı akları olan ama çoklu olduğu için akları kapatan kahverengi saçlarıyla aynıydı. Sakalları onu sert göstermişti. Belki de gerçekten de sert biriydi.
Bizde uzatılan eli kim olur olmaksızın öpülürdü ve benim karşımda ki artık babam olduğu için hayliyle öpmem şarttı.
Uzattığı eli öpüp anlıma koydum. O da öptüğüm eli ile açık kahve saçlarımı okşadı. Gülümsedi beni görür görmez nefret dolu bakan adamı eliyle göstererek "bu Baran. Yani senin kocan olacak adam. Haftaya geliriz demiştik ama bu haftada gelebiliriz bence." dedi.
Cevabını bildiğim soruyu yine de sordum "ne için bu hafta buraya geleçeksiniz acaba?" Sesim kısık çıkmıştı.
Gülümsedi. Eli artık oğlunu göstermiyordu, arkasına bağlamıştı. "İstemeye. Hatta bu hafta dini nikahta yapalım. Haftaya düğün derken kısa sürede evleniş olursunuz artık." Her sözü içimi parçalıyordu.
Bir şey diyemedim. Zaten de sormamışlardı. Eğer evlenirsem ben bu adamı sevemezdim çünkü benim sevdiğim vardı. Ben onu istiyordum. Onunla ailem olsun, bir ömürüm onunla olsun istiyordum.
Ama artık bu imkansız.
BALATLI aşireti gittiğinde bile herkes bir rahatlamış durmuyordular. Çünkü biliyorlardı ki ben onlar varken onlara hırçın denizimin sessizliğini sunmuştum. Şimdi ise aileme hırçın denizimin sessiz olmayan yanını sunacaktım.
Konakta ki herkese bakındım. Abim Agir hariç herkes buradaydı. Hatta bizim aile hariç VALAL aşiretinin baş ailesi de buradaydı.
Derin nefes alıp derince verdim. Annemle Bilge hala ağlıyordu. Asmin koltuk da oturmuş neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu olaylar olurken o kütüphanede ders çalışıyordu kısacası yeni geldiğinden hiç bir olaydan haberi yok.
"Abim nerede?" diye sordum düz sesimle. Kimse cevap vermedi. Tekrar sordum bu sefer sesim daha yüksek çıktı. "Abim Agir nerede!?"
Babam derin nefes aldı, kafasını da bana kaldırarak cevapladı. "Toplantı bittiğinde sinirle çıkıp gitti."
"Nereye gitti? Kardeşini kurtarmadı bari onun yanında dursun."
Babamın omuzları düştü. "Haklısın Asya'm, haklısın ama-"
"Ne baba, kızını koruyamadın şimdi de haklısın diyerek kendini mi afettirmeye çalışıyorsun! Bunu asla affetmeyeceğim baba! Tamam mı? Bunu sok aklına." İşaret parmağımla konukta ki herkesi gösterdim. "Sizde sokun tamam mı?"
Onların ne suçu vardı bilmiyorum. O an o kadar sinirliyim ki kimin suçu var kimin yok umurumda değildi.
Bende tekli koltuklardan birine oturdum. Dirseklerimi dizlerime koyup ellerimle yüzümü sıvazladım. "Tanımadığım bir aşirete gelin gidiyorum ve kocam olacak adamın babası diyor ki bu hafta hem isteme hem de dini nikah yapalım. Peki benim ailem buna ne tepki veriyor? Hiç bir şey!" sesim sonda sakinliğini koruyamadığı için yükselmişti.
Asmin "neler oluyor bu aşalık yerde? Biri bunu bana açıklayabilir mi artık?" dediğinde ayağa sertçe kalktım.
"Ben sana açıklarım Asmin'im. Ablan evleniyor. Kimle? Tanımadığı, sevmediği, neyin nesi olduğunu biriyle. Peki bu kızın babası, dedesi, abisi ne yaptı? Babası daha karşısında ki adama ses çıkaramadan kendine 'ben ağayım' dedi. Dedesi sustu. Abisi de ortalıktan kayboldu. Kardeşinin yanında bile destek olmadı." Asmin bu olanları duyunca şaşırmıştı şu an da sindirmeye çalışıyordu. Bende geri yerime oturdum.
Kapı çaldı. Bir umut abimdir belki diye kapının olduğu tarafa baktım. Gelen kişi ile şaşırmıştım ama abim değildi. Keşke o kişi yerine abim olsaydı.
Umudum yine paramparça olmuştu. Artıkta birleşecek gibi değildi.
Geri önüme döndüm. Gelen kişi kuzenim Kuzeydi. O benim en sevdiğim kuzenimdi çünkü aynı yaştaydık. Neredeyse birlikte büyümüştük, ben nereye o oraya, o nereye ben oraya.
Kuzey bana sarıldı. Bende oma sarıldım. Ona sarılırken iç çekmişti, sanki o da dertliydi ama benim derdimin yanında kendi derdini anlatmak istemiyordu.
Kuzey benden ayrıldı, dedemle babaannemin elini öpüp herkesle selamlaştı. Bileğimden tuttu, odamın yolunu bildiğinden direkt odama götürdü. Odaya girer girmez gözlerim dolmaya başlamıştı bile. Kuzey bana daha sıkı sarıldı. Yüzüme bakmak için geri çekildi. Elleri gözümden akan yaşlarımı nazikçe sildi ama fayda etmedi akmaya devam etti.
Beni yatağımın çaprazımda ki küçük kanepeye oturtturdu. Kuzey yüzüme bakmaya çalıştıkça kendimi sakladım. "Asya, yapma böyle. Benden de mi saklanıyorsun artık? Bana anlat her şeyi. Azad anlattı ama tam anlamadım."
Yüzüne baktım. "Neyini anlamadın Kuzey. Evlendiriyorlar işte beni." yutkundu. "Tanımadığım biriyle evlendiriyorlar. Anladın mı şimdi?" Kafamı karşıda ki duvara çevirdim sakinleşmek için.
Saçlarımı kulağımın arkasına topladı. "Eminiz demi, amcam bunu kabul etti yani. Hadi amcamı geçelim Agir abi bunu nasıl kabul edecek." Abim hakkında konuşmak istemediğim için sustum. "Asya saçmalama. Abin içerde yoktu belki de bu boktan işi düzeltmeye çalışıyordur."
Yüzümü onun yüzüne çevirdim. Gözlerinde tedirgin bir duygu vardı. "Kuzey abim eve gelmedi. Toplantı da da sesini çıkartmamış. Beni korumamış. Şu an da nerde ne halt yiyor bilmiyoruz."
"Agir abimden bahsediyoruz demi. Çünkü benim tanıdığım-" sözünü kestim. "Benim tanıdığım Agir de beni yalnız bırakmazdı, kuzey. Ama bu Agir beni yalnız bıraktı."
Pes artık der gibi ayağa kalktı. Yüzünü sıvazladı. Odamın balkonuna çıktı. Bende yanına gittim. Sırtına elimi, omuzuna da başımı koydum. İkimizde konuşmuyorduk tek yaptığımız dertli nefes alıp vermekti.
"Kuzey takma sen. Sen bari yanımda dik dur da destek ol. Tamam mı? Lütfen..." yüzü bana döndü. Gülümsedi ama bu gülüş buruk bir gülüştü. "Ben senin sırtını rahatça yaslanabileceğin bir duvarım Asya. Yıkılmam, kırılmam, dökülmem hep senin için dik dururum. Sen nereye ben oraya. Her ağladığında yanında olacağım ki kimse senin ağladığını görmesin." Dediklerine gülümsedim.
"Söz mü?"
"Söz, maymun Kuzey sözü."
Dediğine içten bir kahkaha attım. Küçükken koltuklar üzerinde maymun taklidi yaptığı için ona 'maymun kuzey' derdim. Bunu küçükken ne kadar kızsa da bazen kendi de bu şekilde dalga geçerdi. Ama bu dalgadan değil içten bir sözdü.
Balkondan içeri girdik. Kuzey telefonundan müzik açtı ve gece boyu müzik söyleyerek dans ettik en son ona yatağımın yanına yer yatağı açtım. Biraz da yatakta konuşup uyuduk.
§
İsteme günü geldi. Evde hiç bir heycan yoktu sadece telaş vardı. BALATLI AŞİRETİ dediğini yapmak için bu hafta isteme yapacaklardı.
Şuan odamda ki kanepede oturmuş sadece düz duvara bakıyordum. Üstüme zorla, koyu yeşil üst vücudumu saran aşağıya doğru genişleyen bir elbise giydirmişlerdi. Saçımı ben salık bırakmak istemiştim. Yüzüme hafifçe makyaj yapmıştım.
İnsan istemediği biriyle bile evlenmek istemese de kendinin de katkısı oluyordu.
Odamın kapısı açıldı. Gelen kişinin ailemden biri sanmıştım. Ta ki "Asya" diyen sert tok sesi duyana kadar. Kafamı sakince kapıya doğru çevirdim.
O gelmişti, bana nefretle bakan adam takım elbiseyle odama gelmişti.
"Evet," ayağa kalktım. "Bir şey mi isteyecektin?" donmuş gibi sadece bana bakıyordu. "Konuşacak mısın? Ne istiyorsun diye soruyorum."
Boğazını temizledi, "seninle konuşmamız gerek."
"Peki," elimle kanepeyi gösterdim. "Ne konuşacağız?" kanepeye oturması balkonda duran sandalyeler den birini aldı, kanepenin önüne koydu. Bende kanepeye oturdum.
"Anlaşma yapacağız." Göz devirdim. Ona "Ne anlaşması, bir de onunla mı uğraşacağız" dedim. Omuzlarını silkti " iyi sen bilirsin. Gerdek gecesinde de bana 'ben istemiyorum' deme." ayağa kalkıyordu ki. Elimle onun elini tuttum oturması için. Elini tuttuğum elime bakınca elimi hızlıca çektim. "Tamam, ne anlaşmasıymış bu." sırıttı.
"Anlaşma, ikimiz içinde en iyisi olacak. İkimizde birbirimizi sevmiyoruz. Evlendiğimiz zaman ikimizde birbirimize dokunmayacak. Parmak uçlarımız bile birbirine deymiyecek." En azından mantıklı bir anlaşmaydı.
"Peki rol icabını nasıl yapacağız? Yani insanlar 'bunlar evli el ele niye tutuşmuyorlar' demez mi?"
Nefesiyle sabır çekti. "O zaman bakarız... Anlaştık o zaman." kafamı salladım. "Evet, anlaştık." El sıkışmak için elimi uzattım. O elimi sıkmadı sadece baktı. Çünkü daha iki dakika geçmemiş anlaşmayı bozuyordum.
Elimi geri indirdim. O odadan çıktı. Dakikalar sonra annesi Sultan anne girdi odama. Yanıma oturdu. Bende ona gülümsedim. Elimi ellerinin içine aldı. Sultan anne "kızım bak inan böyle evlenmeni istemezdim ama bunun böyle olması gerekiyordu. Yani bence kendinizi geleceğiniz için zorlayın" dediğinde anlamamıştım.
Anlamadığım ifademden belli olmuş olmalı ki açıklama yaptı. "Diyorum ki, Baranla bir ömür birlikte yaşayacaksınız o yüzden birbirinizi sevmek için zorlayın. Sevmeye çalışın birbirinizi."
Daha o gelmeden önce oğluyla anlaşma yapmıştık birbirimize dokunmayacağız diye şimdi de annesi gelmiş sevmeye çalışın birbirinizi diyor.
Aslında doğru söylüyordu. Sonuçta bir ömür birbirimizden nefret edemezdik.
"Haklısınız ama buna nen değil zaman kara verir. Zamanla birbirimizi seversek severiz. Sevmezsek de Allah kerim." Dedikler ile suratı düşmüş olsa da belli etmemeye çalıştı. "Haklısın kızım ama siz yine de deneyin. Sonuçta zaman tek başına ilerler siz değil." dedi ve odadan çıktı.
İstemeye daha yarım saat olmasına rağmen herkes yerlerine kurulmuştu. Ben BALATLI aşiretinin hepsinin gelmesini bekliyordum ama sadece baş aile gelmişti. Bu benim için daha iyiydi. Kalabalık sevmiyordum. Bir nedeni de yoktu sadece rahat edemiyordum.
Beni sandalyeme oturttular, yanıma da Baran oturdu. Babamla Mehmet ağa birbirlerine düşman gibi kesilmişken annemle Sultan anne samimi samimi konuşuyorlardı. Biraz daha konuşurlarsa dedikoduya bile başlayabilirlerdi. Belki de başlamışlardı.
Baran, babamın üstüne atlayacakmış gibi bakan babasını dürttü. Baran'ın babasına "Hadi artık sizi mi bekliyeceğiz." dediğini duydum. Onu da doğru duyduysam.
Kuzey, bana bakmak yerine Barana kitlenmiş onu süzüyordu. Baktığı şey sanki Allahın kulu değil de yaratıkmış gibi bakıyordu. Bu bakışına gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
...
Mehmet ağa konuşmak için boğazını temizledi. "Gelelim asıl konuya. Yusuf ağa senin kızı Allah'ın emri Peygamberin kavli ile benim oğlana istiyoruz."
Babam sanki önceden beni vermemiş gibi şimdi de kendince dertli şekilde "verdim" diyecekti. Lakin içere koşan adımlarla giren Mehmet ağanın adamı buna izin vermedi.
"Ağam" dedi devamını Mehmet ağanın kulağına fısıldadı. Mehmet ağa adama şaşkınca baktı. "Ee yarın ya da bugün getir." Bize döndü, "imam yarın akşam yola çıkıyormuş. O yüzden ya bugün ya da yarın sabah kıyabilirmiş." boğazı kuruduğu için yutkundu ve devam etti, "size uyarsa bugün kıyalım ama bugün olmaz yarın olsun derseniz de olur."
Babam bana döndü. Yüzümde istediği gibi bir ifade alamayınca Barana döndü. Ben barana bakmamıştım ama babamın yüzünden anlaşıldığı kadarıyla onun da yüzünde ifadesizdi.
Babam geri Mehmet ağa döndü. "Yarın gelsin. Bugün isteyin gidin. Yarına kadar Allah kerim." Mehmet ağa babamın dediğiyle yanına gelen adam döndü. Bir şeyler fısıldadı ve gönderdi.
Beni tekrar istediler bu sefer babamı engeliyen bir şey olmadığı için o da verdi.
Sanki daha toplantıda beni onların eline vermemiş gibi.
"Asya Bilge nerede, gördün mü?" elimdeki kepçeyi kahve dolu kazandan çıkardım. O kadar kalabalıktık ki herkese tek tel çezveyle yapmam üç günümü alabilirdi.
Omuzlarımı silktim. "Bilmiyorum, beni isterken de ortalıkta yoktu." kepçedeki kahveyi son fincana döktüm.
"Bir bu eksikti zaten. Bir Bilge kaybolmamıştı, o da kayboldu." anneme döndüm. Anneme "Başka kim kayboldu ki?" diye sordum. "Abin de yok ya. Ondan dedim." fincan tepsisinden birini ellerine aldı.
Mutfak balkonunda Abime ulaşmaya çalışın Mercan içeri girdi. Abimin nişanlısıydı ve abim kaybolduğundan beri her gün neredeyse her saat arıyordu. Tabi ki de ulaşamıyordu.
"Yine açmadı. Onu gördüğüm an, ona beni ve Asya2yı yalnız bırakmak ne demekmiş göstereyim." dedi Mercan.
Annem " ne yapacaksın ki ona sen ona bağıramıyorsun bile." dediğinde ben güldüm ama Mercan'ın yüzü düştü. Mercan'ın abime olan aşkı lisede başlamıştı. Lakin akrabalarından dolayı abime açılamamıştı. Açılamamasına sebep olan akrabaları ona açılmasına da sebep olmuştu.
Eğer halası Mercanı oğlu ile evlenmesi için zorlamasaydı şuan ne abimle nişanlı olurdu ne de onunla iletişimi olurdu.
Mercan kuzeniyle evlenmemek için abime onu kaçırması için mesaj atmıştı. Abimde bu tür işlere boş gelemediği için Mercanı kaçırmış iki hafta bizim çiflik de tutmuştu. İşte abimde Mercana orda gönlünü kaptırmıştı. Sonra abim işi Mercanı akrabalarından kaçırmaktan daha çok kendine kaçırmıştı. Mercan'ın babasını da bir güzel tehdit etmişti. Mercan'ın babası da elaleme laf olmamak için Mercanı abimle evlenmesini kabul etmişti.
En azından severek evlenmişlerdi.
"Olsun, ben de bağırmadan gösteririm." o da bir tepsi aldı. Annem içeriden iki üç kız yollamıştı, onlarda kahve dolu kahveleri alıp içeri gitmişlerdi.
Baran için özel bir fincan vardı. O fincana odaklanmış öylece bakıyordum.
"Abla, neyi bekliyorsun? Biliyorum bu senin için zor ama yapacak bir şey yok." elini sol omzuma koydu iki kere de vurdu cesaret vermek için.
Asmin'e döndüm. Altında ki siyah kumaş pantolon ile üstünde ki zümrüt yeşili keten gömlek onu yaşımdan büyük gösterse de çok yakışmış hem de ciddi göstermişti.
Asmin'e gülümsedim. "Tamam geliyorum." tepsiyi elime almış giderken beni durdurdu. "Tuz attın mı kahveye? Atmadıysan bu işin ne anlamı var ki." Asmin'e döndüm. Bıkınca baktım ona. "Asmin saçmalama. Sanki isteyerek evleniyorum." Tekrar önüme döndüm.
"Abla asıl koymazsan isteyerek evlendiğin düşünülür. Eskiden kahveye tuz koyulmasının sebebi evlenmek istemediği için koyulurmuş." açıklamasıyla hızla arkamı döndüm. Tepsiyi tezgaha bıraktım, tuzu alıp kahvenin içine insanı tansiyon çıkaracak derecede koydum. Yani ben öyle koyduğumu düşündüm.
Baran'ın önüne konulan sehbaya tepsiyi koydum. Baranla göz göze gelsek de ondan hiç bir duygu alamadım. Bana ne nefretle ne de sevgiyle bakıyordu.
Herkes Baran dönmüş heycanla bekliyordu. Baran kahveyi içmek için kahve fincanına uzandı. Baranın içmesini beklerken içimde olan savaş fincanı dudaklarına yaklaştırdıkça artıyordu.
Engelesek mi? Dedi sağ tarafım. Bırak geberip gitsin diye tepki gösterdi sol tarafım. Sağ tarafım günah derken sol tarafım sanki onunki sevap diyordu. Haklıydı sol tarafım onu sevmeyen kızın geleceği ile oynuyordu. Sağ tarafımda haklıydı günahtı bu Allah'ın kuluna verdiği sağlığı bozmaktı.
Benim iç savaşım devam ederken elim yavaş yavaş kalkmaya başladı durdurmak için. Ama yetişemedim içmişti. Yüzümü hafifte olsa buruşturdum. Onunda buruşturmasını sinirlenmesini bekledim ama o beni şaşırtmıştı. Hiç bir tepki vermemiş hata ard arda iki üç yudum daha alıp bitirmişti.
Neler oluyor be dedi sol tarafım. Sağ tarafım hala korku ile bekliyordu.
Baranın kahveyle karışık ela gözleri benim kahvelerime döndü. Göz göze gelince irkilmiştim ama o ifadesizce baktı. Elinde ki fincanı tepsiye geri bıraktı. Benden sonra babasına döndü. "Kahvelerinizi içtiyseniz kalkalım." bu seferde babama döndü kalkmak için iznini istedi. Babamda bunu dört gözle beklediği için izin sizindir dedi.
BALATLI AŞİRETİ bir kişi çoğalırken MEVANİ AŞİRETİ bir kişi azalmıştı. Haftaya tamamen bir aşiret çoğalacak bir aşiret azalacaktı.
Babamlar da kapıya kadar eşlik etmişlerdi. Baranın da gitmesi gerekirken o benimle yalnız kalmıştı.
"Baran gitsene. Neyi bekliyorsun?" ikimizde ayaktaydık. O benden kat ve kat uzun olduğu için ben ona aşağıdan o bana yukarıdan bakıyordu.
Niye sırıtıyor bu zürafa diye isyan etti sol tarafım. Sağ tarafım sol tarafımı ciddiye almamış gibi yalnız zürafalar uzun, ince olurlar. Sence bu adamın ince bir hali mi var? Diye sordu.
"Kahveyle beni tansiyon hastası mı yapmaya çalıştın cidden?" biri var mı diye bakındım etrafıma. Baranın sorusunu cevapsız bırakmadım. "İnan sana zarar vermek isteseydim bu tuzlu kahveyle olmazdı."
"Peki nasıl olurdu?" bana kafasını eğdi.
"Sen bunu boş ver de git artık." kendini dikleştirdi. Çeketi'nin iç cebinden bir tane altın nişan yüzüğü bir tanede gümüş nişan yüzüğü çıkardı. Altın olan yüzüğü bana uzattı. "Al tak bunu. Bilerek yüzük takmalarını istemedim. Bu isteme göz boyamaktan başka bir şey değildi." Bana uzattığı yüzüğü onun parmak uçuna dahi değmeden aldım.
"O zaman niye yüzük takıyorum? Sonuç da isteyerek evlenmeyeceğiz." yutkundu.
"Tak işte ne için sorguluyorsun ki." omuz silktim. Yüzüğü tepsiye koydum sonra takarım diye.
"İyi takarım. Git şimdi yeteri kadar durdun bence."
Kafasını salladı. Tam gitti demiştim ki geri döndü. "Tak o yüzüğü yarın elinde göreceğim onu." deyip geri gitti.
O yüzüğü onun kafasına geçirelim dedi sol tarafım. Sağ tarafım sol tarafıma sadece iki kelime etti SUS ARTIK!
Tepside ki yüzüğü aldım. Altın yüzüğü sol yüzük parmağıma taktım. Tepsiyi de alıp mutfağa gittim. Arkamda yine Asmin belirdi. "Naber, biz yokken ne konuştunuz, ben sizi gördüm baya uzun konuştunuz hatta sana yüzük verdi." elimi elinin arasını alırken gözü tepsiye takıldı. Asminin kaşları çatışınca bende tepsiye baktım. Tepside bembeyaz inci tanesi vardı. Asmin bana baktı ben oma baktım. Bir süre birbirimizle bakıştık.
"Abla sen tepsiye inci mi koydun yoksa ben mi yanlış görüyorum?"
Sertçe yutkundum.
Kafamı iki yana salyarak "hayır ben koymadım. Ve hayır yanlış görmüyorsun tepside inci tanesi var." dedim.
Asmin buna içtenlikle gülümsedi. Ben hala ne olduğunu anlamamıştım. "Neden gülüyorsun, Asmin?"
"Bilmiyor musun abla?"
Mercan bir anda kapıda belirdi. "Neyi bilmiyor mu?" bizim yanımıza geldi. Onumda ilk dikkatini çeken inci tanesi olmuş olmalıydı. O da gülümsedi. İlk bana sonra da Asmin'e baktı.
"Bakışmayı bırakın da bu incinin anlamı ne? Ben neyi bilmiyormuşum onu söyleyin bana." Mercan bana döndü. "İnci tanesi saflığı, güzelliği ve zarafeti simgeler." Ne vardı bunda?
Mercana "yani?" diye sordum. Kafasını hafifçe sağa eğdi. "Yanisi seni saf, güzel ve zarif buluyor bunu sana anlatmak istemiş." şoka uğramıştım. Çünkü bana göre ayıp olmasın, tepsi boş kalmasın diye koymuştu.
Telefonum çalmaya başlayınca konu yarıda kaldı. Ben daha tepki vermemiştim.
Arayan Azad'dı. Telefonu açtım. Azad telaşlı sesle " Abla Bilge yok. Yemin ederim sabahtır arıyorum ama yok. Bilge yok. Tüm yerlere baktım. Uçuruma dahi baktım, yok! Abimi arıyorum açmıyor. Çiflik de ki evin telefonunu arıyorum açılmıyor telefon. İkisi de yok. Ne yapacağımı şaşırdım." dedi. Sesi titriyordu.
Bu sefer de Azad benim yıkımım olacak, kıyametimi kopartacak o sözü söyledi. "Abla, Bilge ya tehlikedeyse. Abime bir şey olduysa. Ya ikisi de öldüyse?"
Telefon ellerimden kayıp yele buluştu. İşte bu tek benim değil herkesin sonu olurdu. Bu kıyamette tek gitmezdim, herkesi bir hortum gibi içime çeker o yıkma o kıyamete sürüklerdim.
...
Finitttooo