Sabah herkes evine giderken, Rakel'in çamtasını toplamasını bekliyordum ki birden Sevde dibimde bitmiş, ödümi koparmış, meraktan dört çakan gözlerimi üzerime dikmişti.
"Dünkü çocuk kimdi?"
"Hangi çocuk?" Biliyordum kimden bahsettiğini elbette.
"Bizi yurds yollayan işte." dedi işaret parmağını içi sır dolu bir balonu patlatmak ister gibi bana art arda batırarak.
"Ceylinlerin karşı komşusu," dedi Rakel.
Sevde'nin gözündeki ışık sönüverdi. "Uff!" dedi yaslandığı yatağımdan kalkıp. "Ben de sevgilin sandım."
"Hahaha," diye güldü konuşmakara şahit olan Hande, "Ceylin'in mi?"
"O ne demek?" diye sordum. I mean I eas gonna say no but why are you saying no?
"Balım, alınma ama sen...Nasıl desem sevgililik bir tip değilsin ki. Yani..." Bana bakıp dudaklarını büzdü. "Hırçınsın, agresifsin falan ya, en azından bakınca öyle..."
Yattığım yatakta dikleştim. Etraftakiler de bunu duydu mu diye bakınıyordum. Neden bilmem bu sözler üzerine canım sıkılmıştı.
"Yanlış bakmışsın o zaman." dedim. "Sevgilimdi."
"Ne!" Sevde eski şevkiyle yanıma gelirken, Rakel katladığı kıyafetinin ardından ağzı açık şekilde bana baktı.
Ne yapmıştım ben?
"Bundan neden benim haberim yok?" Canım arkadaşım, öyle bir şey yok da ondan!
"Daha çok yeni... Utandım!" dedim kızararak. Kızarmamın sebebi böyle salak bir yalan söylemek ve bunu ısrarla ilerletmekti.
"Derhal anlatıyorsun!" dedi Rakel kolumu çimdirip. Diğer kızlar da başıma toplanmıştı. Üç yüz yılda bir görülen yıldız kayması gibi Ceylin'in aşk hayatını dinliyorlardı.
"Ne dedi? Nasıl hoşlaştınız?"
"Birden..." dedim kucağımdaki ellerime zum yaparken. "Kalbim böyle, pır pır... Nasıl desem? Sade poğaça şurana oturur ya, aynı öyle."
"O peki?"
Hafifçe sırıttım. "O da öyle...miş. Öyleymiş!"
"Ya!" diye bağırdı Rakel. "Nasıl oldu anlat! Hadi!" Yatağıma oturup beni kolumdan sarsmaya başlarken.
Evet Ceylin nasıl oldu ya bu iş?
"Öyle oldu işte."
"Önce kim açıldı sen mi o mu?"
"O tabi!" dedim hızlıca. "Meğer pek bi hayranmış bana da haberimiz yokmuş. Uzun zamandır hem de."
"Nasıl dedi? Ne dedi? Ne zaman dedi?"
"Ay yeter!" dedi Rakel en sonunda sorulara dayanamayarak. "Biz gidiyoruz, yürü Ceylo." Beni kolumdan tutup kaldırdı çantasını da koluna asarak diğer kızları umursamadan çıkardı beni yatakhaneden.
"Sen bana şunu baştan anlat bakayım." dedi eve yürümeye başladığımızda.
"Iıı..." Ben ona tam gerçeği söylemek üzereydim ki konuştu.
"Hayır senin biraz meyilli olduğun ortadaydı da Demir Abi'den hiç beklemezdim doğrusu."
Durdum. "O nedenmiş?"
"Kuzum..." dedi "Özür dilerim öyle demek istemedim. Ama hani onun hoşlandığı kızların fenotipi ortada. Hatırladın mı hundan önceli sevgilisi 5 yaş büyüktü?" dedi eliyle bana beş kardeşi göstererek.
"Kart Ayşen."
"Hıı kart Ayşen. Kart Ayşen'den Tazecik Ceylin'e nasıl bir geçiş yaşandı merak ediyorum?" Gözlerini bana diktiğinde bunun ona gerçeği söylemem için son fırsatım olduğunu biliyordum ama bir şey beni bundan uzaklaştırdı.
"Gözü açıldıysa demek ki." diye mırıldandım. Bunu yapma nedenim hiç ortaya çıkmayacağını sandığım küçük yalanımın hoşuna gitmesiydi. O Kibarcık, sürekli dalga geçtiği kıza aslında içten içe aşıkmış meğer, ondanmış bu har gür! adlı küçük yalan.
"Hiii! Sen ciddisin, hemen anlat!" Koluma girdiğinde yürümeye devam ettik. Eve gelene kadar Rakel'e bir aşk romanı yazıvermiş ağzını kulaklarına çekmiştim. Aslında en yakın arkasaşıma böyle bir yalan söylememe gerek yoktu farkındaydım. Beni kızlara ele verecek değildi. Ama yine sonradan anlayacaktım ki bu yalanın bir çok kişi için gerçek olmasını istiyordum.
"Anlatmadığın için daha fazla trip atmayacağım."
"Sağol-"
"Oha Demir!" deri arkamdaki noktaya kitlenerek.
"Ne Rakel-"
"Demir Abi!" Diye birden elini kaldırıp seslenince bana içimden küfretmek düştü. İnatla elimi sallmaya devam etti de etti. Demir'e de başka çare bırakmamış olacak ki birazdan yanımıza varmıştı.
"Naber Rakel?" diye sordu.
Üzerine baktım. Keten pantolon, lacivert polo tişört, saat bilekte, saçlar taranmış, parfüm sıkılmış: yine bir yere gidiliyor. Anca sürt.
"İyidir Demir Abi sen?"
"İyi ben de, dersler nasıl?"
"İyiii." dedi Rakel sırıta sırıta.
"Sınavlara alkollü girmiyorsun değil mi?" diye sordu kızın yüzünün düşmesine neden olarak.
"Ne vuruyorsun kızın yüzüne?"
"Aa cimcime de burdaymış." dedi beni sonradan fark etmiş gibi yaparak. Gıcık bir gülümseme attım bu şakasına.
"Sorun değil, haklı." dedi Rakel gülmeye çalışarak. "Gençliğimize ver, Demir Abi."
"Öyle Rakelcim, sıkma canını."
Bidi bidi bidi.
"Sen bir yere gidiyordun galiba tutmayalım seni."
"Yoo eve gidiyordum." dediğinde tek kaşımı kaldırıp baktım ona. Bu saatte işi bitmiş olamazdı.
"Öyle mi? Ben de. Hadi görüşürüz o zaman!" dedi Rakel ve apartmana girerek bizi naş başa bıraktı sinsi sarı.
Demiri orda bırakarak eve yürümeye başladığımda arkamdan geliyordu. Çok geçmeden "Şşş!" diye hayvan hayvan seslendi. Bakmadım.
"Şşş!" yine bakmadım.
"Muzo!"
Ayaklarım çivi gibi yere çakıldı. Topuklarımın üzerinde ona döndüm. "Bak bir gün gebertirim seni-"
"Voltajı indir Ceylin," dedi silik bir tebessümle. "İlk seslendiğimde baksaydın."
"Baktım ne var?"
Ters çıkışıma önce sessiz kalsa da içinden ne geçirdi bilmiyorum ama sonra sakince konuştu: "Akşam size yemeğe geleceğiz."
"Ee?"
"Browni yapacaksın."
"Oldu paşam, yanına da ayran ister misin?"
"Cık. Bi limonata patlatırım."
"Ne diyosun sen ya? Ne brownisi? Misafir umduğunu değil bulduğunu-"
"Benim şekerim düşünce çenem de düşer." dedi. "Çenemin bağı çözülür de belki geçen geceki maceranı ağzımdan kaçırırım diye korkuyorum." dediğinde gözlerimi kısıp baktkm ona.
"Uyuz hıyar!"
Sırıttı. "Haydi kolay gelsin," dedi ve yanaşımdan makas alıp yanımdan geçti. Elim yanağıma giderken hızla djrdjrdjm kendimi. Derin bir of çektim. Hıyar!
Eve girer girmez misafir haberini teyzemden almıştım zaten. Selen uyuzun teki olduğundan mütevellit teyzeme ben yardım etmiştim. Onu tatlı derdinden kurtarmak için browni yapacağımı söylediğimde kabul etmemiş, sütlü nuriye yaptığını browninin gavur işi olduğunu onu misafirlerin yemeyeveğimi söyeyip beni zorbalamıştı.
Sorun şuydı ki Demir Bey'e bu bile fazla olmasına rapmen açıkça tehdit edildiğim için o browninin yapılması gerekiyordu ve ben de ısrar edip anca iki kişikik olacak şekilde yapmıştım. Selen parmka bayırmasın diye üstünü örtüp bir kenara koydum.
O akşam, Selen ile uğraşmak üzere odasına girdiğimde hazırlandığını gördüm. Teyzemin kızıydı. En küçük misafire bile takar takıştırırdı, süslenirdi. Belki de öyle olmak gerekiyordu ama ben bir misafir için en fazla pantolon giyebilirdim.
"Ne var Ceylin?" diye sordu küpelerini takarken. Şifonyerine yaslanıp parfümlerini koklamaya başladım. Odaya neden geldiğimi unutmuştum.
"Makyaj da yapacak mısın?"
"Hnm..."
"Tamam kafana sim de dök."
"Salak."
"Sığır."
Odasından çıkıp kendi odama girdim. Boy aynasına baktım. Bedenim yaşıtlarıma göre her zaman daha ileride olmuştu, bu yüzden hatlarımı belli edecek şeyler giymeyi sevmiyordum. Lakin canım güzel güzel bluzlar, elbiseler, etekler de giymek istemiyor değildi ama bir kere alışınca bu zincir kırılmıyordu. Sanki herkes bana bakacak gibi hissediyordum.
Dolabımın kapağını araladım, alıp bir kenara attığım kıyafetlere baktım. Teyzemin sürekli giymem için ısrar ettiği elbiselerden biri ilişti gözüme. Ekru elbisemin üzerinde minik minik kirazları vardı, Kısa kollu kare yaka bir elbiseydi. O an o elbiseyi giymeye nasıl karar verdim hatırlamıyorum ama üzerimden çıkaramadan evvel teyzem osaya dan diye girmiş, beni böyle görünce bir sevinç dolmuştu içine. Çıkarmama da müsade etmemişti haliyle.
"Gebertirim seni Ceylin!" demişti.
Zaten hemen ardından kapı çalmış, misafirler gelmişti. Karşılamak için dışarı çıktım. Demir'in annesi Hüsna Teyze, babası İbrahim Amca, erkek kardeşi Deniz, kız kardeşi Melis. Beyefendi yoktu.
"Ay hoşgeldiniz!" dedi Teyzem ahiretliğini kucaklarken.
"Hoşgeldin Melo," dedim bana sarılan küçük kıza. O hemen idolü Selen'in kıçına takılırken Denizle yumrukları tokuşturduk. "Naber?"
"İyidir kanki senden?"
"Oğlum, ne biçim konuşuyorsun ablanla?"
"Kankim o benim?" dedi yeni ergenliğe girdiği için çatlayan sesiyle. Annesine afra tafra yaparak salona geçerken İlker Amcayla da selamlaşmıştım.
"E demir nerede?" diye sordu Teyzem.
"Ay onun arkadaşlarına sözü varmış, kusura bakmayın dedi."
Arkadaşlarına sözü mü varmış?
Hayvan. Bana o kadar browni yaptırdı?
"Ay bu elbise de ne yakışmış kızıma?" dedi Hüsna Teyze beni koltuğunun altına alırken. "Demir gelemedi ana çok mahçup gerçekten," bana neden açıklama yapıyordu? Kendimi cevap vermek zorunda hissettim.
"Olsun, sorun değil."
"Değil tabi canım!" dedi arkadan gelen teyzem. "Daha ne yemekler yiyeceğiz biz!"
Hüsna Teyze ile bakıştılar. Nedenini çok sonradan anlayacaktım, tıpkı çoğu şey gibi.
Sofraya oturduk, yemekler yendi, sofra toplantı, tatlıları servis etmek için Selen'le mutfağa girdik.
Üzerini kapattığım browniye baktım.
"Sen onu neden yaptın ki?" diye sordu Selen.
"Sana ne?"
"Ay aman!"
Browniyi döküp dökmeme arasında kaldım. Ay götüm. Yarın Rakel'le piknik yapardık işte mis gibi. Üzerini tekrar kapatıp dolaba koydum.
Selen tatlıları götürürken, telefonuma gelen art arda bildirim ile bakmaktan başka çarem kalmamıştı. Hepsi Rakel'dendi.
Rakel: 20.34
Kanka sana göstermem gereken bir şey var.
Sakin ol ama.
[Video]
Attığı video, bir instagram hikayesinden alınmış ekran kaydıydı. Gece kulübünün birinde, ekrana baka baka şarkı söyleyen insanlardan gözümü arkaya, kızla sarmaş dolaş olan Demir'e çevirdim. Kamera olmasını umursamadan kızın beline kolunu sarmış, diğer elinde içkisini tutarken sırıtarak kulağına nir şeyler söylüyordu.
Yediğim tırnağı ağzımdan çıkardım. "Bak sen şu sütlüye..."
Rakel: 20.36
İyi misin? Konuşalım mı?
Ben: 20.36
Şu an değil.
Yazıp telefonu kapattım. "Zıkkımın kökünü ye. Hıyar ağası seni!"
"Ceylin!" diye seslendi teyzem içerden.
"Geldim!"
Misafirler gittikten sonra, balkonumda oturmuş tiktok izliyordum. Aşağıdan araba sesi geldiğinde sakince eğildim. Deöir'in arabasıydı. Saate baktım. 02:44.
"Hiç gelmeseydin."
Dedim tekrar tiktok izlemeye dönerken. Çok geçmeden Yandaki odanın ışıkları yandı. Sonra da balkonun kapısı açıldı.
O hikayede gördüğüm kombininden farklı bir şey giyiyordu. Kollarını gere gere çıktı balkona. Ellerimi korkulujlara yasladı. Bakışlarım üzerindeydi. Bunu fark etmesi gerekenden uzun sürdü. Kafasını çevirip benim olduğum tarafa baktığında orda olmamı beklemiyor gibi nir ifadesi vardı.
"Muzo..." dedi haffiçe sırıtırken.
Sonra parmaklıkların benim olduğum tarafına döndü.
"Orda mısın?" Benim ışıklarım kapalı olduğu için beni seçmesi zordu.
"Hayır." dedim sertçe.
Güldü.
"Yemek nasıldı?"
"Güzel."
"Sen dilini yedin galiba?"
"Sen de zıkkımın pekini ye."
"Haydaaa!" dedi yalandan bir ayıplamayla. "Noldu kız cimcime? Naptık yine?"
Sessizliğimi korudum.
"Yemeğe gelmedim diye mi üzüldün yoksa? Demişken, benim brownim nerede?"
"Yapmadım." Yalan söylemiştim çünkü yapmama rağmen gelmemesi benim için bir yenilgiydi.
"Yaptın yaptın..."
"Yapmadım? Zıkkımın peki var yer misin?"
"Yaptın, biliyorum." dedi haffiçe gülümseyerek. "O yüzden bu kadar simirlisin."
Tip tip baktım ona. Dişlerimi göstere göstere güldü. Hıyar! "Hadi getir de yiyelim."
Telefonumu alıp ayağa kalktım bir şey söylemeden. Ona son bir kez bakıp içer girdim. Balkonun kapısını kapattım, perdeyi çektim.
Getir de yiyelimmiş...
Yatağa yatıp tiktok izlemeye devam ediyordum ki mesaj geldi.
Sütlü: 2.53
Nerdesin?
Mesajı yukarı atıp cevap beröedim.
Sütlü: 2.54
Alooo?
Cevap vermedim ama yazıyor olduğunu görünce sohbetten de çıkmadım.
Sütlü: 2.54
Hadi muzo ya? Dondum
Muzo?
Cimcimehahshhs
Ceylin?
Küstün mü
Muzom benim, küstün mü cidden?
Küsme
Mesajları görüyorsun biliyorum.
Balkona çık iki dakika içinde brownimle.
Yoksa ben gelirim.
"Uff, siktir git." dedim bildirimlerini sessize alıp tiktoğa dönerken.
Bir kaç dakik geçmişti ki balkonumun camına tıklatıldı. Korkuyla yerimden sıçradım. Tül perdenin ardındaki uzun erkek figürü Demir'den başkası değildi.
"Aptal!"
Hızla perdeyi açtım. Tam tekrar tıklamak üzereyken beni gördü. Dudaklarını oynatarak kapıyı açmamk işaret etti. Sinirle açtım.
"Salak mısın sen balkonumda ne işin var?"
"Ben gelirim dedim." dedi. Gözleri üzerimde dolaştı. Elbisemi üşendiğim için hala çıkarmamıştım. Göz göze geldik. "Brownimi getir." dedi yanımdan geçil sandalyeme otururken.
Dişlerimi sıktım. "Yok browni falan."
"İyi ben gidip alırım-" Sandalyeden kalkmak için hareketlenmişti ki göğsünden iyip oturttum onu. Hareketime şaşırsa da rahatça arkasına yaslandı. "Su da getirir misin?"
"Bekle sen," diye dişlerimin arasında mırıldanarak odadan çıktım. Kimseyi uyandırmamaya dikkat ederek mutfağa girdim, içinde browni olan saklama kabını ve bir bardak suyu alıp odama geri döndüm. Ayağa kalkmış eşyalarımı karıştırıyordu. Masa lambamı yalmış, odayı loş turuncu bir ışık kaplamıştı.
Kabı ve bardağı çalışma masama bıraktım. "Zıkkımlan da git." dedim kollarımı göğsümde bağlarken. Kitaplığımdaki kitabı yerine koydu. Bana doğru gelip saklama kabını açtı. Bir dilimi eline alıp kokladı. Göz ucuyla onu izliyordum. Hafifçe güldü. Saklama kabını alıp yatağıma oturdu.
Gözlerini üzerimden çekmeden ısırık aldı. Gözleri elbisemde dolaştı. Dudağının kenarı hafifçe titredi
"İğrenç olmuş bu arada." dedi elindeki dilimi komple ağzına atarken. Ona doğru gidip kabı kucağından aldım.
"Yeme o zaman,"
Kabı tekrar benden aldı. "İster yerim ister yemem, benim değl mi?"
"Öyle mi? Browni sen onu istediğin zaman ye diye mi bekleyecek öyle?"
"Bekleyecek tabi, işi ne?"
"Bekleyecek mi? Kurur gider."
"Kurumaz, şekeri oturur olgunlaşır."
"Kurur." dedim inatla.
"Tamam ben kuru seviyorum o zaman Allah Allah ya!"
"Ona ne şüphe?" dedim. "Bayılırsın kart şeylere...Erkek değil misiniz hepiniz aynısınız!"
"Hala brownilerden mi bahsediyoruz Ceylin?" diye sordu bileklerimi tutarak.
"Başka neyden bahsedeceğiz?" dedim. Gözlerini çevirmeden evvel hafifçe güldü.Gülerken gözleri masamın üzerindeki geçen haftanın denemesine takıldı. Bakmasın diye ondan önce uzanmıştım ki deneme kitapçığını yakalayıverdi. Benden uzaklaşarak sayfaları çevirirken derin bir nefes verdim
"Türkçe 33 doğru 2 yanlış..."
"Verir misin?" diye uzanmıştım ama geri çekti kitapçığı.
"Matematik 29 doğru 5 yanlış... Sosyal 15'e sıfır, Fen 9 doğru 6 yanlış..." Sonra gözlerini kısıp suratıma baktı. "Dalga mı geçiyorsun bu ne?"
Elinden kitapçığı almaya çalışsam da diğer eline aldı hızla.
"Fen 6 yanlış derken? Koklayarak mı yaptın? Matematik'e girmiyorum bile Ceylin."
"Sana ne?!" diye söylendim fısıldayarak. "Verir misin denememi!"
"Bu muhabbeti sene başında yaptık seninle. Denemelerinden haberin olacak dedim, değil mi?" Parmağıyla çalışma masamı işaret etti. "Geç otur yanlışlarına bakacağız."
Denemelerinden haberi oluyordu. Çünkü bu senenin başında bir iddiaya girmiştik. Her denemede belli bir net tutturacağıma dair... Ayrıca yapamadığım soruları çözüyordu, işime geliyordu. Ama bunu göstermek istememiştim işte. Hiç benlik bir deneme değildi. Ayrıca çalışanamıştım tamam mı?!
"Saçmalama saat gecenin üçü! Ayrıca sana ne?"
Bana tip tip bakarak diğer sandalyemi çekti ve masamın önüne oturdu. "Otur." dedi yanındaki sandalyeyi işaret ederek. Derin bir nefes verdim. Oturdum.
"Aç yapamadıklarını."
Ona öldürücü bakışlar atsam da yine de matematikten yankış yaptığım ilk soruyu açtım. Nerede olduğunu bildiği için çekmecemi açıp kalemlerimi çıkardı. En sevdiğim rotring kalemimi kendine alıp soruyu okumaya başladı.
"Nereyi anlamadın?" diye sordu.
Elimdeki kalemle gösterdim. "Şurada sanırım hata yaptım. Ne kadar yapsam da çıkmadı."
Soruyu bir daha okudu. "Gel," dedi soruya biraz eğilerek. Ben de eğildim. "Dikmeyi buradan indiremezsin. İndirirsen hesaplayamazsın. Hem orası taban mı kıt kafa?" dedi kalemle kafama hafifçe vurarak.
"Ne bileyim ya buradan bakında düz gözüküyor."
Hafifçe güldü.
"Bak şimdi," dedi ve soruyu bana anlatarak çözdü. Benim yanlış çevabım E'nin üzerini çizip D'yi işaretlerken dizlerimizin birbirine değdiğini fark etmemle kendimi çok hafifçe çektim.
"Anladın mı?"
"Anladım."
"Anlamayıp anladım diyosan-"
"Anladım yemin ederim."
"Tamam diğerine geç." dedi. Diğer soruyu açtım. Böyle böyle yanlış yaptığım, boş bıraktığımız bütün matematik sorularını çözdük. Yavaştan uykum geliyordu ce sırada fen vardı. Hepsini bitirmeden beni bırakmayacaktı farkındaydım bu yüzden bir şey söyleyemedim.
En son bir biyoloji sorusuna geldik.
"Kalıtımı halletmen lazım artık ama Muzo. Her sene soru gelir bundan her sene. Bak şimdi."
O anlatırken, başımı yasladığım masada gözlerim yavaş yavaş kapandı...
-
Sabah teyzemin seslenmesiyle uyandığımda yatağımdaydım. Üstüm örtülmüştü. Kafamı çevirip balkon kapısına baktım, aralıktı. Demek ki çarpım tablosunu hala bilmediğim için beni azarlaması rüya değildi.
"Kızım uyansana saat kaç oldu!" dedi teyzem odama girerek. "Alışverişe gideceğiz kalk!" dedi, odanın kapısını açık bırakıp gitti.
Mecburen kalktım. Teyzemin bana yaptığı sandviçi yedim, sonra da hazırlandım. Neden beni de götürüyordu anlamış değildim ama o dolaşırken ben bir yerde oturup kahve içebilir, kitabımı okuyabilirdim belki. Bu yüzden kitabımı da çantama attım.
Beraber aşağıya indiğimizde Hüsna Teyze apartmanın önündeydi böylelikle onun da geldiğini anlamıştım. "Taksiyle mi gideceğiz?" diye sordum. "Akbilimi almamışım çünkü."
"Yok kızım," demişti Hüsna Teyze ki Demir'in Peugeot 3008'i kapının önünde durdu. "Demir bırakacak bizi." dedi gülümseyerek. Hafifçe kafamı sallayarak arka kapı için uzanmıştım ki, Hüsna Teyze beni resmen kenara itti.
"Sen öne geç. Ben bacımla yan yana oturacağım." dedi ve arka koltuğa geçti.
Mecburen öne oturdum, kemerimi bağladım.
"Evladım sana da zahmet oldu teyzesinin kuzusu." dedi Teyzem arkadan. Suratımı buruşturmamak için zor tuttum kendimi.
"Yok Aliye Teyze ne zahmeti, güzel hanımların her daim şoförüyüz." dedi dikiz aynasından sırıtarak. Teyzem ve Hüsna Teyze dudaklarını birbirine bastıra bastıra birbirlerine baka baka güldüler.
"Böyle çok alışverişlere gideriz inşallah!" dedi Hünsa Teyze ve ikisi anlayamadığım bir biçimde bunu çok komik bulup kahkahayı patlattılar.
Alış veriş merkezine gidince Demir bizi indirmiş, işimiz bitince alacağını söylemişti.
Üçümüz mağazalark dolaşa dolaşa gezdik. Teyzemin ısrarlarıyla bana bir kaç parça kıyafet alındı. Daha sonra onlara okul ihtiyaçlarım olduğunu söyleyip yanlarından ayrıldım. Kitapçıya gidip biraz kitap bakmak istiyordum ama yolumun üzerinde gördüğüm makyaj dükkanı ile durakladım. İçeride, bazı kadınlara makyaj da yapılıyordu. İçeri girdim.
İçim kıpır kıpır olmuştu. Rengarenk rujlar, allıklar... Hepsi o kadar tatlı duruyordu ki. Bu yaşıma kadar vişneli nivea, özel günlerde bir rimelden başka bir şey kullanmaktan öteye gidememiştim. Sevmediğimden değil, içten içe çok özeniyordum. Sadece... Sadece kendimi süslenmeye uygun bulmuyordum. Ne yapsam eğreti gibi hissediyordum. Belki de çocukluğumdan beri "Sen ne biçim kızsın?" diye soran mahalle çocuklarından sebepti. Belki de "Hareketlere bak aynı erkek çocuğu!" "Bak Selen hiç öyle oturuyor mu? Selen hiç öyle dağınık geziyor mu?" diye beni telkin etmeye çalışan Teyzemden... Ama bir tanesi vardı ki o da "Muzaffer" diye seslenilmekti. Türkiye'ye gelene dek bunun aslında bir erkek ismi olduğunu bilmiyordum. Demir öğretmişti.
"Muzaffer diye kız ismi mi olur lan? Erkek ismi o!" demişti.
"Hiç de bilem! Muzaffer kazanan demek! Kazanmanın erkeği kızı olmaz, mal!" demiştim ben de.
O da sırıtmış, parmağıyla ilerideki çay ocağında batak atan Muzaffer Amca'yı göstermişti. Pala bıyıklı, saçının ortası seyrek, yaz kış gömlek giyen emekli Muzaffer Amca.
"Bak," demişti. "Muzafferler böyle olur. Sen de büyüyünce öyle olacaksın."
Bana bunu söylemesinin ertesi günü, teyzem beni banyoda eniştemin tıraş bıçağını kullanmak üzereyken yakalamıştı. Ne yaptığımı sorduğunda da zırıl zırıl ağlayarak anlatmıştım ona.
"Pala bıyık olmak istemiyorum! Muzaffer amca olmak istemiyorum!" diye.
Teyzem beni ikna etmeye çalışmış, kızların öyle bıyıkları olmayacağını söylemiş, diğer ismimin Muzaffer olmasıyla bıyıklarımın çıkmayacağını anlatmaya çalışmıştı.
Yine de ağlamıştım.
Bu anı aklıma gelince hafifçe güldüm. Şimdi gülebiliyordum
"Yardımcı olmamı ister misiniz?" duyduğum sesle yanıma gelmiş görevliye baktım.
"Yok ben bakıyordum sadece-"
"Gözleriniz ne kadar güzel," dedi tebessüm ederken.
"Teşekkür ederim,"
"Bu allık gözlerinizi ortaya çıkaracaktır." dedi az evvel baktığım allığı eline alıp. "Şakaklara doğru uyguladığınızda da yüzünüz daha ince gözükür."
"Eminim öyledir..." dedim. "Ama ben bu konuda çok beceriksizim."
"Ücretsiz makyaj stüdyomuz var, size uygun ürünlerle makyajınızı yapabiliriz." dedi. Gözüm hemen yanımda makyajı yapılan kadına kaydı.
"Tamam." dedim kendimi tutamadan.
Görevli gülümsedi. "O zaman sizi şöyle alayım, makyöz arkadaşımı çağırayım." dedi. Bana gösterdiği koltuğa oturdum. Heyecanla beklemeye başladım. Yanımdaki kadının kaşları taranıyordu. Benimkilere baktım. Rakel onları yolalı çok olmamıştı.
"Merhaba hoş geldiniz," dedi kadın karşıma otururken. "Ilgın ben, size ben yardımcı olacağım."
"Merhaba..." dedim. "Ceylin ben de."
Ilgın Hanım gülümsedi. "İstediğiniz bir makyaj tarzı var mı? Veya kullanmamı istediğiniz bir ürün?"
Alık alık etrafıma bakındım. "Şey..." dedim. "Böyle, kirpikler simsiyah oluyor ya, o çok hoşuma gidiyor aslında."
Ilgın kafasını salladı. "Gözleriniz çok güzel, hacimli maskara öne çıkaracaktır." dedi. Heyecanla kalbim pır pır atıyordu. "Kendinizi bana bırakın," dedi Ilgın. Öyle de yaptım.
Yüzümle işi bittiğinde elime bir ayna verdi. Aynaya baktım. Dudaklarım aralandı.
"Beğendiniz mi? Pembe alt tonlu olduğunuz için biraz correcter uyguladım, göz altlarınız aydınlıktı o yüzden fazla concealer kullanmadım..." Şunu şöyle yapmış, bunu böyle yapmış, bundan şundan sürmüş ve beni... güzel yapmıştı.
"Ee ne diyorsunuz?"
"Ben çok farklı görünüyorum." dedim hala aynada kendime bakarken.
"Hayır," dedi kafasını iki yana sallayarak. "Emin olun çok fazla dokunuş yapmadım."
"Ben pek alışkın değilim de, sanırım o yüzden öyle hissettim." dedim çekinerek.
"Makyaj sizi değiştirmez Ceylin Hanım, zaten sizde olan güzelliğinizin altını çizer. En azından benim yapmak istediğim bu. Siz de bunu çok güzel taşıdınız."
Kadının söyledikleriyle yanaklarımın yanmaya başladığını hissettim. Kafamdaki beyaz klipsli tokayı açıp saçlarımın omzuma dökülmesini sağladı.
Kalbim pır pır atıyordu. Bir yanım "herkes daha önce hiç makyaj yapmadığını biliyor sahtekar!" diye bağırırken diğer yanım kıpır kıpırdı. Saçlarımı biraz daha düzelttim.
"Kullandığım malzemelerden satın almak istediğiniz var mı?" diye sordu.
Aynadaki kendime baktım. "Ben bunu bir daha yapamam ki..." dedim.
Ilgaz güldü. "Yaparsınız. Eliniz alışınca çok kolay. İnternette bir sürü influencer var. Olmadı buraya gelirsiniz, ben yaparım." dediğinde dikkatle aynadaki aksimi inceliyordum.
"Tamam." dedim bir satış stratejisinin kurbanı olduğumu bile bile. "Hepsini alıyorum."
Sonra sanki bütün insanlar bana bakıyormuş gibi hissede hissede yürüdüm AVM'de. Kitapçıya girdim, kırtasiye bölümünde, ki en sevdiğim bölümdür, kafayı yemeye başladım.
Defterleri inceliyordum ki bir el kolumdan tutup beni çevirdiğinde irkildim.
"Kaç saattir seni..." dedi Demir gözleri yüzümde dolaşırken. Çatık kaşları yüzünde sabit kaldı.
"Sen makyaj mı yaptın?" diye sordu.
Kolumu elinden çekip "Sana ne?" dedim. Fark etmişti.
Baş parmağını hızla yalayıp yanağıma sürdüğünde "Iyyy! Salak mısın!" diyordum ki parmağına geçen ten rengine baktı.
Elimin tersiyle parmağını sürdüğü yeri silerken. Makyajın çıkmamasına da dikkat ediyordum.
"Gelirken yoktu böyle bir şey," dedi.
"Şimdi var işte." dedim kafamı sallayarak. Daha sonra gözlerim, Demir'in arkasında iki kitap rafı ötede kitapların arkasına saklandıklarını sanıp dikkatle bizi izleyen Hande ve Nisa'ya takıldı.
Siktir.
Çabukcak bir kahkaha attım, bir kaç kafanın bize dönmesini sağladım. Demir'in omzuna vurdum şakayla.
"Ne oldu Sütlü? Sen de mi istiyorsun?" dedim. Ama Hande ve Nisa hal ve hareketlerimden flörtleştiğimi sanardı.
"Ne saçnalıyorsun?" dedi Demir. "Telefonun kapanmış. Bütün AVM'de seni arıyoruz, hanfendi makyaj yaptırsın-"
"Nasıl," dedim omuzlarından tutup onu kendime çekerek. "Yakından bak rimel yakışmış mı?" Gö ucuyla Hande ve Nisa'yı kontrol ettiğimde sırıtarak birbirlerini çekiştirip duruyorlardı. Neyse ki Demir'in sırtı oblara dönüktü de suratındaki anlamsız ifadeyi görmüyorlardı.
Demir dibine soktuğum gözlerime baktı sessizleşirken. Sonra kafasını Hande ve Nisa'nın olduğu yere çevirecek oldu ki çenesinden tutup bana bakmasını sağladım."Ay gözüme bir şey kaçtı galiba!" dedim hızla bir gözümü kapatıp. "Üfle üfle-"
Gözüme üfledi yavaşça. Diğer gözümle eriyip giden Hande ve Nisa'ya bakıp elimle kış kış yaptım. İkisi de sonunda sözümü dinleyip gittiğinde hala gözüme üfleyen Demir'e döndüm.
Hızla ellerimi omuzlarından çekip geri çekildim. Kafasını karıştırdığım gözlerinden okunuyordu.
Boğazımı temizledim. "İşin bittiyse gidelim." dedim arkamı dönüp kitapçının çıkışına yürüneye başlamadan önce.
--
Demir'in POV
Telefonu çıkarıp Annemi aradım. "Annecim geldim ben, neredesiniz? Paketlerinizi alayım."
"Oğlum tamam da, Ceylin yok."
Duyduğum şeyle yerimde durdum. "Ne denek yok?"
"Bir saat önce ayrıldı yanımızdan. Aradık şimdi telefonu cevap vermiyor. Ne yapsak anons mu ettirsek?"
Derin bir nefes verdim. "Siz nerelere baktınız?"
"Giriş katı ve birinci katı dolaştık da yoktu..."
Aklıma gelen şeyle hızla asansöre ilerledim. "Tamam anne ben onu bulurum, siz arabaya geçin." Asansör geldiğinde kitapçı'nın olduğu katın tuşuna bastım. Telefonu kapalıydı, büyük ihtimalle şarjı bitmişti.
Kitapöıya girip kırtasiye bölümüne yürüdüm. Oradaydı, arkadan da olsa onu her yerde tanırdım. Kahve saçlarını kalabalığın içibden elimle koymuş gibi seçerdim. O da olmazsa kokusunu takip ederdim.
Sanki evde yazıp da kullanmaya kıyamadığı bir milyon tane defter yokmuş gibi defter bakıyordu.
Ona doğru ilerledim. Kolundan tutup kendime çevirdim. "Kaç saattir seni..." diye başlasam da bitirenedim.
Makyaj mı yapmıştı bu?
"Sen makyaj mı yaptın?"
Şaşkın şaşkın bana baktı, sonra kolunu elimden çekti. "Sana ne?" dedi tepeden çıkan sesiyle.
Parmağımı ıslatıü yüzüne sürdüm kontrol etmek için. Elime ten rengi boya bulaştığında Ceylin "Iyy Salak mısın?" diye yüzünü siliyordu.
"Gelirken yoktu böyle bir şey?" dedim nereden çıktığını anlamaya çalışarak.
"Şimdi var işte," dedi huysuzlaşarak.
Kirpikleri, yanakları, dudakları boyanmıştı. Yemyeşil gözleri ortaya çıkmıştı, midemde nedenini anlayamadığım, rahatsız edici bir ağrı hissettim.
Bir kahkaha attı. Omzuma vurdu. Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Ne oldu Sütlü? Sen de mi istiyorsun?" diye sordu. Sütlü. Bana ne zaman Sütlü dese, dudaklarını parmaklarımla kıstırıp bükmek istiyordum ki bir daha konuşamasın.
"Ne saçnalıyorsun?" diye sordum. "Telefonun kapanmış. Bütün AVM'de seni arıyoruz, hanfendi makyaj yaptırsın-"
"Nasıl," dedi omuzlarımdan tutup beni kendisine çekti. "Yakından bak rimel yakışmış mı?"
Sanki yeşil gözlerini metrelerce uzwktan görenezmişim, seçenezmişim gibi sordu bir de. Algısı kıt Ceylin. Daha sonra bir yere baktığını sandığım için gözlerini takip edecek oldum ama öenemden tutup kafamı ona çevirdi.
"Ay gözüme bir şey kaçtı galiba!" dedi hızla bir gözünü kapatıp. "Üfle üfle-"
Yavaşça üfledim gözüne. O gözlere girmesine izin vereceğim toz daha anasının karnından doğmamıştı. Sonra ellerimi omuzlarımdan çekti, parmak ucundan indi.
Neydi bu şimdi?
Boğazını temizledim. "İşin bittiyse gidelim." dedi arkasını dönüp kitapçının çıkışına yürüneye başlamadan önce.
Peşinden baktım kafamı yavaşça iki yana sallarken.
İçimden bir ses felaketimin yakın olduğunu söylüyordu. Çünkü bütün çabalarıma, yıllarca verdiğim emeklere rağmen, Ceylin ne kadar güzel olduğunun farkına varmıştı.
-
"Hadi iyi akşamlar komşum!" dedi Teyzem ayakkabıları içeri alıp kapıyı kapatırken. Hızla odama girip, elimdeki torbalardan makyaj malzemesi dolu olanı dolabımın en ücra köşesinde saklamak üzere çıkarmıştım ki Teyzem odaya girdi.
"Ceylin!" dedi sırıta sırıta. Yakalandığım için saklama gereği duymadan ona döndüm.
"Efendim Teyze?"
Teyzem yanıma gelip yüzüme baktı. "Güzel kızım benim!" dedi ve beni çekip iki yanağımdan da öptü. "Oh!" Sonra elimden tutup yatağa oturttu.
"Gel bakayım..." dedi ve ellerimi tuttu.
"Ne oldu Teyze? Ne bu prosedür?"
"Şimdi sana bir şey soracağım ama bana dürüst olacaksın."
"Senden ne zaman bir şey sakladım Teyze, aşk olsun!"
"Saklamadın evladım. Ama çekinmek de yok tamam mı? Teyzenim ben senin."
"Allah Allah Teyze sor?"
Ellerimi sıkıca tutup parıldayan gözlerle bana doğru eğildi. Ağzı kulaklarına varıyordu.
"Senin yoksa Demir'de gönlün mü var?"
"Ne!?" diye sordum hızla yataktan kalkarken. Teyzem hala parıldayan gözlerle bana bakıyordu. "Ne saçmalıyorsun Teyze?"
"Kızım varsa söyle," dedi elini göğsüne koyarken. "Ben ziyadesiyle mutlu olurum!" dedi ve kikirdedi.
"Teyze kimden bahsettiğinin farkında mısın? Sütlü'den bahsediyoruz!"
"Öyle deme çocuğa!"
"O kibarcık!"
"Ceylin!"
"Teyze rica ediyorum bir daha bana böyle saçma sapan sorular sorma!" dedim.
Teyzem sessizleşse de yüzünün pembeliği, dudaklarındaki ainsi gülümsemesi gitmedi. Uzunca bir süre yüzümü inceledi. Sonra yavaşça başını salladı, çemberinin kenarıyla yüzündeki teri sildi.
"İyi." dedi ağına görünmez bir fermuar çekerken. Ama hala o gülümsemesi yüzündeydi.
"Teyze!" dedim. "Bak yemin ederim haftasonları gelmem, yurtta dururum görüsün!"
"Aman iyi canım!" dedi. "Bir şey demedik!" Sonra çıktı odadan. Oda bana bir hayli basık geldiğinden ben de balkona çıktım. Daha sonra öğrenecektim ki, yan balkonun sahibi benimkine benzer bir sorgu sualden geçiyordu.
O haftasonu Teyzem sayesinde aklım allak bullak oldu. Pazartesi okula döndüğümde ise bizim yatakhanede tek bir muhabbet hakimdi: Ben ve Demir.
Hande ve Nisa'ya yaptığım küçük piyesi tamamen unutmuştum. Ama onlar sağolsun ilk dersten son derse kadar herkesin öğrenmesini sağlamış, kendilerine eğlence biçmişti. Böyle dememe rağmen içim içimi yese de, dudaklarımın arasından buna karşı gelen hiç bir şey söyleyemiyordum.
Beni sürekli bir şeyler anlatmam için zorluyor, benim gibi bir soğuk nevalenin aşk hayatıyla -hayal ürünü de olsa- yakından ilgileniyorlardı. Onları tatmin etmek için bir iki hikayeyi çoktan uydurmuştum bile.
"Ee sonra me oldu?"
"Sonra sabah bir uyandım," dedim. "Yatağımdayım. Üzerimi örtmüş, baş ucuma da bir not bırakmış."
"Ne yazmış ne yazmış!" diye sordu Sevde beni sarsarak.
"Günaydın yazmış."
"Ay bu kadar mı?" diye sordu Hande. Hayal kırıklığına uğrayan sesiyle hemen atıldım.
"Hayır tabi! Devamı özel... Söyleyemem..." Hayalimdelki sevgilimin "öküz" damgası yemesini istememiştim. Bu Demir bile olsa.
Hayal gücü de çok çalışan biri olduğum için kızların hoşuna gidecek tirden hikayeler uydurabiliyordum. Genç kızlık damarlarına verilen saf eroin gibiydim. Artık çoğu, kendi sevgililerinin benimki kadar romantik olmayışından dahi yakınıyordu.
Ama bu piyesi sekteye uğratan şey, benim katılmadığım bir gece gezintisinden dönen kızların bana gösterdiği fotoğraf olmuştu.
Rakel, Sevde ve Elif geri döndüklerinde ben bahçedeki çardakta oturmuş test çözüyordum. Utana sıkıla yanıma geldiklerinde bir karın ağrılarının olduğunu anlamıştım.
"Kanka," demişti Rakel. "Sana göstermemiz gereken bir şey var."
Telefonunu açıp bana bir fotoğraf gösterdi Demir, bir kız ile yakın temas halindeydi. Dudaklarına bir şeyler fısıldıyordu. Bir fotoğrafa ne kadar uzun süre bakılırsa baktım.
"Böylelerdi hep dip dibe." dedi Elif de utana sıkıla. Beni kendime getirdi. Hızla Rakel'in telefonunun ekranını kapatıp arkama yaslandım Yanaklarımın içini ısırıyordum.
"Ceylin bir şey söyle." dedi Sevde yanıma otururken.
Gözlerimin yandığını hissediyordum. Midemin de hakeza. Reflümden kaynaklanıyor olsa gerekti, çünkü ben bu manzaralara alışkındım.
Yan balkonumdan kahlaja sesleri gelirdi, kulaklığımı takıp ders çalışmaya devam ederdim. Demir, instagramdan bir fotoğraf paylaştığında yorumlarda hep "o" ince mesajı veren "o" kız olurdu. İki aile bir yere gittiğimizde elbet onunla flörtleşen birileri çıkardı. Benim asla olamayacağım, olmaya teşebbüs dahi edemeyeceğim güzellikte ve olgunlukta kadınlar her zaman onunla olmuştu. Buna alışkındım.
Şimdi böyle hissetmemin nedeni o aptal Sütlü'nün beni arkadaşlarıma rezil etmesiydi. Kalbim bu yüzden her zaman yedekte tuttuğu acil durum parçasını çoktan çıkarıp yerine takmıştı bile.
"Ceylin..." dedi kızlar bana acıyarak. Beni kendime getirdiker.
Rakel parmağını uzatıp yanağımı sildiğinde kaşlarımı şattım hafifçe. O ne ara akmıştı?
"Kimseye bir şey söylemeyin." dedim oturduğum yerden kalkıp hızla eşyalarımı toplarken.
"Söylemeyiz!" dedi kızlar. "Ama bir şey yapmayacak mısın?"
"Evet!"
"Ara onu nerede olduğunu sor!"
"Hatta gidip basalım!"
"Allah belasını versin!"
Durakladım. En başından beri Rakel'e bunun bir yalan olduğunu söyleseydim herhalde bunlar başıma gelmeyecekti diye düşündüm.
Topladığım kitapları tekrar masaya bıraktım ve cebimden telefonumu çıkardım geri otururken.
Demir'in numarasını çevirirken kızlar beni izledi. Rakel sıkıca elimi tuttu.
Telefon uzunca çaldı. En sonunda açmayacağını düşünmüştüm ama açtı.
"Alo, Ceylin? Bir şey mi oldu?" Arkadan müzik sesi geliyordu.
"Pislik." dedim sertçe. "Her şey bitti."
Kızlar kafalarını salladı. "Allah belanı versin de," dedi Sevde. Söylemek için dudaklarımı araladım ama söyleyemedim. Onun yerine telefonu suratına kapattım.
O zaman, kendimi hikayenin bu parçasını kızlara borçlu olduğumu düşündüğüm için yaptığımı söylemiştim kendime. Ama aslında, bu borç, yandaki balkonu dinlerken göz yaşları test kitabına damlayan Ceylin'e ödemem gereken bir borçtu.