İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 5

sikeyim seni jungkook!

Kac gündür bölüm yazamamıstım cünkü bilin bakalım kim covid bitmesine ragmen mükemmel sansıyla tekrar yakalandı?? Tabi ki ben. Bir de üstüne dün okulda telefonu ilk defa vermemisim (yalan) pat diye arama yapılmasın mı? Götümden akan yerleri bi ben bi müdür biliyo valla.

Neyseee bugün yine yeni bir bölümle karsınızdayımm kitap asırı az okunuyo ve hakettiği değeri kesinlikle görmüyor ama yine de bu ficime karşı umudum tam.

Her bölüm hatırlatıyorum ve yine hatırlatıcam cünkü yapmıyonuz aq YORUM YAZIN lütfen sekerparelerim çünkü okuması çok zevkli ve bölüm yazma isteğimi getiriyor

Öff çok konustum yine aww geçelim bölüme

İyi okumalarrr

×××

Ayrıldıktan sonra kumaş engelinin bulunduğu aletimdeki elini bir

anda pantolonumdan içeriye soktu ve dudaklarıma fısıldadı.

"... 'babacığım'ı tercih ederim."

Dudaklarım kendiliğinden aralanırken duyduğum sözlerin şoku içerisinde kaşlarımı çatlamadan edemedim. Bu herif ne diyordu böyle? "N-Ne?"

Gözlerini devirdiğinde aletimdeki elini indirdi ve saçlarını geriye doğru taradı. Kafasını da geriye doğru eğmişken oflamaya başladı. "Bu kadar seksi olmasaydın seni çoktan küle çevirmiş olurdum..."

Bir şeyler mırıldandığını duyabiliyordum ama kulağıma tam olarak ilişmemişti kelimeleri. Tekrardan yüzlerimiz aynı hizaya geldiğinde dudaklarıma yaklaştı. Bakışları dudaklarıma kayarken kıstı gözlerini. Ardından ise bakışlarını gözlerime kaldırdı ve yavaş bir hamleyle dilini alt dudağımın üstünde sürükledi. Dudağımı yanlamasına yalamaya başladığında hızla geriye çekildim.

"Bana yaklaşmayı kes!"

Gözlerini yummuş, kaşları çatılmıştı. "Bak yakışıklı. Sinirlerimi bozmaya başlıyorsun. Ah...sadece uslu dursana." Elinin ayasını kasıklarına sürte sürte indirerek penisini kavrarcasına sıktığında kendi canım yanmış gibi kaşlarımı çattım.

"Görüyor musun? Sadece boşalmaya ihtiyacım var. Boşalt beni." Her bir kelimesinde biraz daha dibine girerken onu omzularından ittim. "Siktir git! Sapık mısın lan?!"

"Bak... Uyuduğun için kendimi tüm gece zor tuttum zaten. Hmm... Bir nevi sana insanlık yaptım diyelim. (Kıkırdadı arsızca) Olmamama rağmen..."

Son söylediği sözler beynime balyoz yemiş etkisi yaratırken irkildim. Ne demişti? İnsan olmamama rağmen mi? "Nesin sen?"

"Ya kıtsın ya da anlamamazlıktan geliyorsun. Şeytanım diyorum ya sabah beri. Belli ki işte Tanrı, birinden alıyor..."

O sırada elini -sertleştiğini bile fark etmediğim- penisime doğru uzattı. Asker pantolonumun üstünden dürttü. "...Birine veriyor." Ettiği imayı anladığımda boğazımı temizledim.

"Sen çocuk mu kandırıyorsun lan? Şeytanmışsın falan filan... Bebek yok karşında. Adam gibi anlat."

İki elimle çıplak boynuna sıkıca sarmaladım. Sıkıyordum ama öldürecek raddede değildi. Bir cevap almadan öldürmek yararıma olmazdı. Yüzüne arsız bir gülümseme yerleşirken diliyle dudaklarını ıslattı.

"Kimin nesisin sen? Ve en önemlisi, bebek nerede?"

O bebeğe kesinlikle bir şey olmaması gerekiyordu. Tanrı onu bana emanet etmişti. Göz göre göre ölüme terk etmek yerine ona kol kanat gerecektim. Benim yaşadıklarımı yaşamaması için uğraş verecektim. Bu düşünceyle uyumuş, bu düşünceyle kalkmıştım bu sabaha.

Ama gel gör ki... Sabah kucağımda o masum, minik bebeği bekliyor iken bu herifle uyanmıştım. Üstelik çıplaktı ve çok tuhaf davranıyordu. Gerizekalı olduğumu zannediyor olmalıydı herhalde. Lakin onun bana yapmaya çalıştığı oyunu çoktan anlamıştım. Sadece ağzından laf almaya çalışıyordum.

"Cevap versene!" Bağırışım duvarlardan tekrar kulaklarıma yankılanırken o sanki bağırmamdan zevk alıyormuş gibi gülüyordu. Boğazını sıkan ellerim daha da hiddetlenirken dişlerimin arasından tısladım.

"O bebeğe bir şey olursa... Seni siker atarım!" Tıslarcasına duyulan tehditim onda bir şey uyandırmış olmalı ki zevk alıyormuşcasına yumduğu gözlerini heyecanla açtı.

"Sonunda yola geldin demek... " Ben onun boynunu kıracakmış gibi sıkan ellerime rağmen nasıl hiç takılmadan ve nefesleri düzensizleşmeden rahatça konuşabildiğini düşünürken o alt dudağını ısırmıştı.

"Ben de onu istiyorum ya zavallı insan." Anlamsızca kaşlarım çatılırken boynundaki ellerim gevşedi. Nedensizce her bir saniye, içimde bir şeyler onun bana doğruyu söylediğini söylüyordu. Kulağımda duyulan uğultularından tut, şiddetimden etkilenmeyişine kadar her an soru işaretleriyle beynime dolmaya başladığında onun gerçekten de insan olup olmadığına emin olamadığımı fark etmiştim.

Son sözlerinden sonra dudaklarıma eğildi. Bakışları bakışlarımı bulmuş, çatık kaşlarım istemsizce yumuşamaya başlamıştı. O ise bana parlak gözlerle bakıyordu. Belki içinde bir duygu yoktu ama bir ışık vardı. Parlıyordu ateşe verilmiş gibi. İrislerinden kendi gözlerimin yansımasını gördüğüm sırada sıcak nefesleri yüzümü ısıtmaya başlamıştı.

Nedensizce tepki veremiyordum. Bal rengi gözlerine kapılıp gitmişcesine duraksamıştım öfkeme mola vermiş gibi. Sadece bir kaç kelime söylemeye, ona karşı duruşumu dik tutmaya çalışıyordum ama gittikçe daha da açıldığını fark ettiğim gözlerine baktığım her bir saniyede özkontrolümü daha da bırakmaya başlıyordum.

Beynim talan ediliyordu. Bu benim kontrolüm dışında olduğundan tek kelime dahi edemedim. Sadece beynime dolan sinyallere odaklıydım.

Dudaklarıma bırakılan fısıltıyla irkildim.

"İçime gir Taehyung. Boşalt beni."

Duymayı beklediğim şey bu değildi. Gerçek anlamda şaşırmıştım ama en çok şaşırdığım nokta ismimi onun ağzından duymamdı. İsmini ona söylememiştim bile. Bunu nereden...

Kaşlarım havalandığında geriye sendeledim. Beynim eski hâline gelirken onun irislerinedeki ateşi fark etmemle ağzımdan kısık bir küfür fırlamıştı. "Siktir..."

"Sen gerçekten ş-şeyt-"

"Bu cidden canımı sıkmaya başladı." Bir anda dudaklarıma kapandığında duraksadım. Ellerini boynuma yerleştirirken kendini bana çarptırıyordu sertçe. Eli pantolonumu zorlayan aletime yerleştirdi ve avuç kayarak okşamaya başladığında genzimden bir inilti kopmuştu.

Sanki bedenim benim kontrolüm dışında hareket etmeye başlarken ellerim bir anda fermuarımın üstüne ilerlemeye başladı. Fermuarımı neden indirmeye başladığımı bile anlayamadan karşımdaki erkek beni gerisin geriye iterek yatağa uzanmamı sağladı ve üzerime çıktı. Çıplak bacaklarını açarak aletimin üzerine otururken dudaklarını üzerinden çekti ve zaten çekilmiş olan fermuarımı biraz daha çekerek pantolonumu indirdi.

Onu istiyorum.

Beynimde çalkalayın ses benim sesimdi. İç sesim. Öyle sarsılmış hissediyordum ki, iç sesim bile benden bihaber konuşuyordu. Bir terslik vardı. Kesinlikle bir terslik vardı.

Beni istiyorsun. İçime girmek, sıcak duvarlarıma çarpmak, bana sahip olmak istiyorsun.

Onun sesiydi bu. Dudaklarını oynatmadan bana iletiyordu sözlerini. O gerçekten bir şeytandı.

İrislerinde o ateşleri gördüğüm an anlamalıydım demek istedim. O üstünden atmak istiyordum ama kendimi durduramıyordum. Kontrol bende değil gibiydi.

Sanki, hipnoz ediliyormuşum gibi...

Boxerımı indirdiğinde damarları seğiren aletim ortaya çıkmıştı. Etkileniyor olduğum gerçekti ama bu kadar azdığımı fark etmemiştim bile. Aletimi gördüğümde acıyla yüzümü buruşturdum. Rahatlamaya ihtiyacım vardı.

O ise aletimi gördüğünde arsızca kıkırdadı. Dilini dudaklarının üzerinde gezdirerek iştahla yaladı. Üzerimde aşağıya eğilerek aletimle aynı hizaya geldiğinde gözüm seğirdi. Gözlerimi zar zor onunkilere indirdim. Ona bakmaya bile mecalim yoktu sanki. Ah Tanrım... bana ne oluyordu?!

Dilini dışarıya çıkartarak ağzını araladı ve gözlerini gözlerime dikti. Göz temasımızı kesmeyerek yavaşça penisimin ucunu ağzına aldı. O anda sanki beynim uyarılmış gibi dudaklarım aralanmış, gözlerim büyümüştü.

Ağzı... Sıcacıktı. Bu sıcaklık seğiren aletime uyarı gibi gelmiş sertliğimi katlamıştı. Ağzının içine doğru çektiği penisimi havasızlığa mahkum ederken ağzını ilerilerime ilerletti. Hiç beklemediğim bir şekilde bir anda tüm aletimi ağzına aldığında sesli bir şekilde inlemekten alıkoyamadım kendimi.

"Ahh.." Aletim sanki her geçen saniye daha da zevke sürüklenirken duyduğum adım sesleriyle ne zaman kısıldığını bile bilmediğim gözlerimi açtım.

Mingyu hâlâ gitmemiş olmalıydı. Ah sikeyim, ona erkenden gitmesini söylemiştim! Lanet olsun!!

"Taehyung!" Odamın koridorunda yankılanan sesiyle çok fazla uzaktan gelmediğini anladım. O anda gerçekliğe dönmemle -sanki kontrolüm tekrardan bana geçmiş gibi- üzerimdeki bana ağız işi veren erkeği durdurmam bir oldu.

"Ah... ne oldu yine?"

Adım sesleri tam olarak kapının önüne yaklaştığında kapıdaki bakışlarımı ona döndürdüm. "Sikeyim olamaz. Saklan. Hemen saklan." Onu omuzlarından tutup hızla kaldırmamla odamın kapısının çalınması bir oldu.

Bana anlamsız bakışlarla bakarken onu hızla gardıropa soktum ve kulağına yaklaştım. "Tek bir çıt bile çıkartırsan sana yemin ediyorum ki çok kötü olur. Mahvederim seni."

Yan bir gülüş attığı sırada tam çekilecekken ellerini ensemde birleştirdi. Başını geriye attığında dudaklarının dudaklarıma sürtünmesi kaçınılmaz olmuştu.

"Yaa... Öyle mi? Ne yaparsın mesela?"

Tam dudaklarımı konuşmak için araladığım sırada kapının ardından duyulan ses ile bakışlarımı kapıya yönlendirdim. "Sevgilim! Sana kahvaştı hazırladım."

Mingyu'nun dedikleriyle kaşlarım sinirle çatılırken ensemde ki elleri nedeniyle epeyce yakınımda duran erkeğin kısık kıkırtısını duymam bir oldu. Başını eğmiş gülüyordu.

"Sevgilim demek... Ne komik ama."

"Sevgilim falan değil." Benim için hiç bir şey ifade etmeyen bir yabancı da olsa şu anda ona bir açıklama yapmak istemiştim. Mingyu ile artık o hitapla anılmak istemiyordum.

"Biliyorum." Eğdiği başını kaldırdı. Kaşlarım daha da çatılırken onun hizzamdaki yüzü dibimde bitti. Burnunu burnuma sürttü beni yoklamak ister gibi. "Aslında... Senin hakkında her şeyi biliyorum Komutanım."

Son sözüyle mesleğime kadar bildiğini anlarken dilimle yanağımın içini dürtükledim. Köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Bir yandan çalınan kapı ve bir yandan boynumu sarmalayan ve gitmeme izin vermeyen ellerle... Köşeye sıkışmış, Tanrı'dan sabır diliyordum.

"Taehyung! Uyuyor musun yoksa hâlâ?" Kulağımda yankılanan ses yüzünden yüzümü buruştururken alt dudağımı ısırdım. Etrafta dolanan bakışlarım tekrardan onu buldu. Hışımla sordum. "Adım ne demiştin?"

Dudağını büzdü ve ardından gülümsedi. "Benim gibi bir mükemmelliyetin ismini nasıl unutabilirsiniz aklım almıyor Komutanım." Amma kendini beğenmişti. Ama bunu görmezden gelecektim şu anda.

"Jeon Jungkook." diye devam etti lafına. O sırada ellerimi kaldırarak ensemdeki ellerinden kurtardım kendimi. Oldukça sessiz olmaya özen göstererek ona eğildim.

"Şimdi seninle bir anlaşma yapalım Jungkook. Eğer ki, Mingyu'ya yakalanmazsan işte o zaman istediğin gibi seni boşaltırım. Hemde tükenene kadar."

Dudaklarının kenarları yukarıya kıvrıldı duyduklarıyla. "Tükenene kadar yani... Seni dibine kadar azdırdığımı bu kadar belli etmeseydin keşke." Yutkundum.

Doğruydu ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Şimdilik sadece sessiz sedasız dururdu. Sonra da ağız işini verip siktir olup giderdi. Tanımadığım biriyle yaptığım anlaşma... Sonuçta benim isteklerim doğrultusunda ilerliyordu. Bana istediğimi verdikten sonra ona istediğini vermek zorunda değildim. Ki bu durumda olmamın sebebi de oydu. En iyi şekilde de düzeltmek zorundaydı. Saklanacaktı.

"Kim Taehyung! İçeriye giriyorum bak!"

Jungkook'u dolaba soktuğum gibi yatağıma geçtim. Uyuyor numarası kessem belki siktir olup giderdi. Kapının açılma sesiyle sırtım kapıya dönük şekilde uzanıp gözlerimi yumdum. Aletim o anda gerçekten ağrımaya başlamıştı. En kısa zamanda boşalmaya ihtiyacım vardı gerçekten. Tam bunu düşünürken aklıma Jungkook'un sıcak ağzı gelince aletim dürtüklenmiş gibi oldu.

Cidden... Nasıl bu kadar sıcak olabilirdi ki? Çok kısa sürmesine rağmen verdiği haz olağan üstüydü.

"Uyuyor musun sevgilim?" Hitabıyla kendimi tutamayıp ona döndüm. "Bana sevgilim demeyi kes artık." Yüzü solarken burukça gülümsedi. "Uyumadığını biliyordum."

Pikeyi belime kadar indirdiğinde dizlerimi havaya kaldırdım. Başımı yatak başlığına yaslarken sinirle ona döndüm. "Erkenden git demedim mi ben sana? Neden hâlâ burdasın?"

Derin bir nefes verirken elindeki kahvaltı tepsisini yatağıma bıraktı. Yanıma oturacağı sırada boğazımı temizleyerek onun anlayacağı dilden oturmasını engelledim. Yüzü düşerken göz devirdi. Sonrasında ise tekrar gülümsedi.

"Sana kahvaltı hazırlamadan gitmek istemedim. Kahvaltıyı hep aksattığını biliyorum. Bu yüzden en güzel kahvaltıyı hazırladım sana. Jambonlu omlet, avakado sal-"

"İstemez." dedim hışımla. Yutkundu. Alt dudağını dişleri arasına alırken onu sinirlendirmeye başladığımı anladım. Sinirlensindi. Gram umrumda değildi. Sadece beni rahat bırakmasını istiyordum ben.

"Bak Taehyung. Anlıyorum beni anlamamakta ısrar ediyorsun ama bir de benden dinle."

Tam konuşmak için ağzımı aralayacağım sırada dizlerimi kırıp ayaklarımı yere yasladığım bacaklarımın arasından, pikenin yüzeyinde fark edilecek şekilde bir hareketlenme görünce duraksadım.

Bir anda boxerımın üstüne düşmesiyle kapanan aletim açılınca gerildim. Aletim de hissettiğim tanıdık sıcaklıkla dudaklarımı araladım. Kaşlarım çatılmış, sırtım yay gibi gerilmişti.

Sikeyim seni Jungkook!

×××

Umarım bölümü beğenmişsinizdir bebeklerim yorum ve oy atmayı unutmayın seviliyorsunuz.

Diğer bölüm smut haber verenziii

Bölüm sonu

2 yorum