İçeriğe geç

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 31 · 7 dk okuma

Şeytanını Nasıl Eğitirsin? |taekook|

Bölüm 31

“Cezan bitti, Jungkook.”

selamlar!!

çok uzun bir sürenin ardından tekrar karşınızdayım😭 sınav sürecinde olmam dolayısıyla maalesef bir süreliğine wattye veda etmem gerekmişti. sınav sonrasında döneceğimi bir çok kez söyledim ama işe girdiğim için yazmaya ne vaktim ne takatim vardı. beklediğiniz için hepinize çok teşekkür ederim.

daha fazla lafı uzatmadan Şeytanını Nasıl Eğitirsin'e 32.bölümüyle devam edelim. yorum ve beğenileri unutmayın💖 iyi okumalar

♡

jungkook's pov

"Oğlum, beni özlemedin mi?"

Ama hayır ya!

"Baba?!"

Evet babamdı. Yani Taehyung'la yine 'step dad-horny son' fantezisi falan yapmıyorduk. Ay resmen babamdı ya!

Of ne yapacaktım?!

Tabii o an bunun şokundayken asıl sorunun ne olduğunu unutmuştum bile.

"Oha Yüce Honos evimde!"

Jimin...

Yüce Honos kim, evet bilmiyordum ama bilmeyen tek kişi olmadığın apaçık ortadaydı. "Yüce Honos mu?" Babam baya da tatlı bir yüz ifadesine sahipti.

Taehyung'un üzerimdeki bakışlarını fark edince yavaşça ona döndüm.

Allahım Yarabbim ne yapacaktım ben?!

Taehyung her şeyi az çok bilse de babamı görmemişti daha önce. Şaşırması oldukça normaldi. Baba demesem onu aldattığımı ve eski kocamın evi bastığını bile sanabilirdi. Yani şeytan genlerimiz sağolsun kaç 5 asırlık ömrüne rağmen 30 yaşında duran bir babam vardı. Kudursunlar.

"Baba mı?" Takıldığın şey o mu Taehyung aşkım?

"Bu Yüce Honos ve Dumbledore karışımı yaratık da neyin nesi?" Haklısın Jimin'im. Asıl soru buydu, evet yani.

"Ne Yüce Honos'u, Ne Dumbledore'u?" Hayır, hayır. Asıl soru buydu!

Üst üste gelen sorulara karşın derin ve bıkkın bir nefes aldım. Ardından ise babamın kolunu tuttuğum gibi arkasına geçip sırtından ite ite salona sürüklemeye başladım. "Bi içeri geçelim çay kahve içelim, her şeyi anlatacağım babişko. Sen merak etme."

O anda her şeyden çok olanları Jimin'e nasıl açıklayacağım konusunda kafam karışıktı yani. Ay ne diyim yani bu lavuğa da? Babam dublör de film setinden kaçtı mı diyeyim? Ulan bu kılıkla anca Selena'da Yüce Honos olurdu ayol. Aa biliyordum evet, Selenadaydı o lavuk.

"Yüce Honos'u bilmiyor Taehyung, olaya gel." Jimin arkamdan Taehyung'la konuşa konuşa gelirken Taehyung'un cevapsız kalmasından her şeyi anlatmanın sorumluluğunu bana yüklediğini az çok anlayabiliyordum. Bu nedenle onun ağzına sıçayım.

Neyse o ara kapı salon arası mesafe tabi bitti, biz de koltuklara yerleştik. Babama biraz değişik gelmiş olacak ki, koltuklara imalı imalı bakıyordu. Ee tabi acılar içerisinde yanan insanların külleri üzerinde uyuyan, büyük bir odakla günahlar defterini okurken oturduğu koltuğu ateşlerden oluşan bir adamdı o da. Bana da değişik geliyordu yani.

Dördümüz de oturduk öyle boş boş bakarken bir anda varlığını unuttuğum Jimin hiç bir sorun yokmuş gibi mutfaktan çayları getirdi. O ara gülümseye gülümseye misafirperverliğini takdim ederken Taehyung ile göz göze geldik.

Evet, ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Babam Yüce Honos'u oynuyor, kostümüyle geldi desem bile inanırdı bu mal. Hatta hiç bir şey demesem de olurdu. Yadırgamamıştı özürlü olduğu için. Canım arkadaşım ya.

Çaylarımıza şekerlerimizi atarken ben her zamanki gibi on şekeri saya saya aldım ve atmaya başladım. "... yedi, sekiz..."

"Güzelim abartmadın mı sanki?"

"Sanane."

"Ne gıcıksın ya."

"Sensin o. Dokuz ve oooon." Hemen karıştırıp gözünün içine baka baka sesli bir yudum aldım.

O ara Jimin babama çay vermişti. Ay bu sahneyi kesinlikle merak ediyordum!

Babam çaya baktı. "Bu ne?"

Jimin güldü, elini ağzına koydu. Bize döndü ve sessizce konuştu. "Ay bu deli ayol." Sonra babama döndü. "Çay çay beyamucacığım!"

Ne beyamucasından bahsediyordu bu ya? Adam 30 anca duruyor diyorum bu beyamuca diyor.

Babam biraz ters bakıyordu. "Niye bağırıyorsun? Hem... soğuk bu." Vallahi de sıcaktı. Yalan söylüyordu.

"Aa ısıtayım mı? Sıcak da aslında ama-"

"Gerek yok."

O anda babam gıcık olduğu için elindeki çay bardağını aniden alevlendirdi ve çaydan adeta ateşler çıkartarak bir yudum aldı.

"N-Nası yani...?"

Ha bir de, Jimin bayıldı.

•

•

•

3 saattir Jimin hala uyanmamıştı. Hazır o uyanmamışken biz de babamla konuşuyorduk.

"Düğünü de zemheride yaparız artık."

"Baba, Taehyung insan farkındaysan ve artık ben de?"

Bir anda kahkaha attı. "1 asırını dolduracak bir de insanım diyor!" Ama bir görün nasıl samimiyetsiz! Ay ne gıcık bu da.

"Bir asır mı?!" Taehyung bunu bilmiyordu, değil mi...

Ya niye hep benim başıma geliyordu olaylar üst üste. Yalan söylemek çok zordu. Sürekli insanın yalanı ortaya çıkıyordu vallahi stres hep. Ay neyse artık söylemiyorum yalan falan!

"Yalan söylüyor ya aşkım. 18 yaşındayım."

"Çüş Jungkook." İkisi de aynı anda dediğinde dank etti kafama tabi. Biraz fazla abartmıştım sanırım. 18 de değil de, 20 falan deseydim iyidi.

Göz devirdim. "Tamam biraz yaşlı olabilirim yani."

Yanımdaki tekli koltukta oturan sevgilim bana doğru dönerken ensemi kaşımaya başladım. Asla utanıp çekindiğimden değil, mor turamcıklarım ensemi kaşınıyor diyeydi. Ay bi de tutamcık ne yahu, tövbe tövbe.

"Ne kadar yaşlı mesela?"

Yutkundum. "Az bişicik işte."

"Ne kadar az?"

Öksürdüm. "Ye..y...ir...yaş işte." Biraz sesim çıkmıyor olabilirdi ama hastaydım yani, anlayış biraz.

"Ne?"

Tırnaklarımla ilgilenirken karşımda kıvranışımdan zevk alan babama göz devirdim. "Y..di..y...ell...bir işte."

"Hayatım ne diyorsun?"

Bir anda döndüm. "Yedi yüz elli bir! Oldu mu?"

"Çüş amına koyayım!"

Babam girdi bi anda. "Hey hey Taehyung! Aile var burda ne biçim konuşuyon ya*ram-"

"Oha baba ne diyorsun?"

"Ne ölmesi, bayılmışım-" yanı başımda bayıldığını unuttuğum arkadaşım ses çıkarınca çığlık atmamla sesi bölündü. Ödüm bokuma karışmıştı resmen.

Ortam çok değişikti. Neyin ne olduğunu anlamamıştım. Babam bir anda gelmişti. Arkadaşım bayılmıştı. Taehyung'la ilişkimizi açıklamış ve değişik bir şekilde olumsuz bir eleştiri yememiştim. Çünkü büyük ihtimalle bu gece Taehyung'u öldürmeyi düşünüyordu.

Ha bir de her şey üst üste gelirken bir anda şeytanın ele başı ayağa kalkıp silkelenmesin mi? "Her neyse hadi gidelim."

Bana mı bakıyordu bu?

"Ne duruyorsun? Hadi hazırlan." dedi gözlerimin içine baka baka. Ne diyeceğimi bilememiştim o an. "Ne? Nereye?"

Güldü. "Nereye olacak? Eve." Pelerinini düzeltti. "Cezan bitti Jungkook."

İşte bunu cidden beklemiyordum. Bir anda ayaklandım ben de onun gibi. Karşısına dikildim. "Ne gitmesinden, ne bitmesinden bahsediyorsun sen baba? Ben gitmiyorum hiç bir yere."

Derin bir nefes aldı, kolumu tuttu ve geldiği gibi kapıya doğru dönerken beni de peşinden sürüklemek adına ilk adımını attı. "Saçmalama Jung-" O sırada diğer kolumdan tutan Taehyung, duraksamamızı sağladı. "Bay Jeon, siz kimin evinden kimi götürdüğünü sanıyorsunuz?"

İşte bu benim sahnemdi. Bir bir şaka mı?

İlk defa dizilerdeki o sahneyi yaşıyordum ve doğrusu acayip götüm kalkmıştı. Babam yerine ikinci erkek olsaydı daha çok kalkardı ama bu da bir şeydir.

"Sen bu işe karışma Taeyang."

"Taehyung benim adım."

"Neyse ne. Sen bu işe karışma."

Taehyung biraz sinirlenmişe benziyordu. Sinirli bir sırıtış vardı yüzünde. Azdırıcı hrr. "Siz bana ne yapacağımı söyleyemezsiniz." Zaten o yapmasa da biraz sonra kurtulacağım babamın elinden beni bir çırpıda kurtardı ve beni arkasına aldı.

"Jungkook hiç bir yere gitmiyor."

Sırtı da ne genişti ya. Maşallah sırt sırt değil Fatih Sultan Mehmet Köprüsü! Vay anam babam be!

"Sen kim oluyorsun da Jungkook hakkında karar alıyorsun?"

"Asıl siz kim oluyorsunuz da Jungkook hakkında karar alıyorsunuz?"

O anda aslında bir anda olaya girip 'hiç bir şeyden haberi olmayan kişi benim, oturup neler döndüğünü anlatmak zorundasınız' diye bağırması lazımken; olanları film gibi kameraya çeken Jimin sanki çok önemli bir şey kaydediyormuş gibi gururla gülümsüyor ve kafa sallıyordu.

"Ben onun babasıyım! Aynı zamanda kralı! Benimle gelmek zorunda."

Jimin'in o anda bile yüz ifadeleri değişmemişti çünkü odaklanma problemi olduğundan babamın dediklerine değil benim kameraya bakıyor oluşumla ilgileniyordu. Kamera arkasından sinirle ağzını oynatarak "kameraya bakmasana mal" diyordu.

Bazen harbiden kadir gecesi mi doğdun ey jungkook diye düşünüyordum vallahi!

"O zaman Jungkook'a soralım isterseniz. Sonuçta kendi kararlarını almaya baya da bir yetiyor yaşı, değil mi?" diyerek döndü arkasını Taehyung bana doğru.

Laf sokmuş olsa da gülümsedim samimiyetsizce. "Ha ve ha."

"Gel buraya Jungkook." diyen babama döndüm.

"Sanane ayol."

Derin ve sinirli bir nefes verdi son defa. Çenesini oynattı. Sinirli olduğunu belli etmemek istese de elleri yumruktu ve kıvılcımlar çıkıyordu, görebiliyordum. "Sen bilirsin Jeon Jungkook. Sonra ağlaya ağlaya göklere dualar etme ama."

Tripli tripli salondan çıkarken birinci defa durdu. "Minho'yla beraber yollatırım eşyalarını, bir daha oraya giremeyeceksin!"

Yes be, bedava cennet bileti.

Havalı olduğunu sandığı cümlesinden sonra yürümeye devam ettiği sırada tekrar durdu. Ay yeter artık.

Jimin'e doğru baktı. Son bir gıcıklık yapmadan gitmezdi tabi ya! Elini kaldırdı ve parmağını kaldırdığı gibi şıklattı. Ardından ise puf diye yok oldu.

Yok olsa da sesi kulaklarımda duyuldu.

"Hadi şimdi de yırtın bakalım açıklamaktan."

Kanı bozuk.

O her ne kadar kötülük için uğraşsa da, eninde sonunda açıklamak zorunda kalsam da, az da olsa vakit kazanacağım bir şey yaşanmıştı.

"Nası yani..?"

Çünkü Jimin tekrar bayılmıştı.

•

•

•

Acayip saçma ve içime sinmeyen bir bölümdü. Artık hiç yazma hevesim yok inanın. Sırf yeni bölüm diye zorlanıyorum diye attım. Sıktıysam kusuruma bakmayın. Yazım yanlışı var mı diye kontrol etmedim pek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.