• • • jungkook's pov Merhaba günlükcan, evet adın artık bu. Napıyon? İyi misin? Sağol abla ben iyiyim. Baktım 4 gündür bu boklu askeriye çekilmiyor. Kendime bi arkadaş bulayım dedim. Çünkü burada arkadaş olabileceğim kimse yok! Aptal Taehyung anca sabahtan akşama kadar dosya mosya, askerler falan onlarla ilgileniyor. Yani çok sıkıldım. Akşam iki elleşmekle de olmuyor ki. Off keşke hiç asker olmak zorunda olmasaydım ya dimi? Ne güzel villada ordan oraya gezerdim. Bir saniye villada mı? Oha şu an fark ettim. Tüm kitap boyunca hayatım villa ve hastanelerde geçti kız! Bu bir şaka olmalı! Yazar hep bana oynuyor zaten! Neyse, eve döndüğümde her yeri gezeceğim. Neden mi? Abla sus zaten biliyorsun yani, summer is calling. Vakit hot summer girl olma vakti! Günlüğe ne yazılır ki? Vallahi hep Taehyung yüzünden! Dedi günlük tut arkadaş olsun sana. Bir insan der, ben arkadaşın olayım, ya hiç olmazından sana bir arkadaş bulayım. Öküz işte. Odun. Hatta ağaç. Hmm... sana galiba başıma gelenleri falan anlatmam lazım. Ee anlatayım o zaman abla. Nolcak işte... hmm... O Jaehyun diye bir komutan bozuntusu var ya. Taehyung'un haberi yok ama hep gözleri üzerimde lubunyanın. Ay yani amaç ne onu da anlamadım? Yani beğendiysen gel açık açık konuş aslanım! Uzaktan bakmalarla olmaz! Korkmaman lazım, gelip açık açık konuşman lazım. Gel itiraf et de, reddedeyim! Aslında yakışıklı adam da işte... Manda Taehyung'a verdik bi kere. Artık o benim namusum. Ha bir de galiba askeriyede torpilli diye adım çıkmış. O ne bilmiyorum ama galiba bomba gibi bir şeydi. Eğer öyleyse, evet doğru, bomba gibi oğlanım vallahi! Taehyung'a da girsin burdan, dimi günlükcan? Of beygir gibi bağırıyor yine. Bi gideyim de bakayım şuna. Hadi bb. ••• "Jungkook!" "Yani başındayım be adam! Ne bağırıyorsun beygir gibi?" Sesimi duyduğu gibi arkasını dönen Taehyung, sonunda bahçede askerlerle olan işini bitirmiş olmalı ki; bankta oturan bedeninin dibinde bitti. Defterimin arasına tüylü pembe kalemimi koydum ve kapattım. Sevgilim geldi ve ellerini iki yanıma yerleştirip üzerime doğru eğilerek yanaklarıma öpücük kondurdu. "Yine kaçtın sandım." "Onun üzerinden geçti artık. Ama bir daha benimle ilgilenme, yine kaçarım. Vallahi artık Jaehyun'lerle görürsün." Yüzündeki gülümseme solarken, yapmacık bir gülümseme takındım. "Şaka yaptım aşkım." Bankta yanıma otururken iç çekti. Kolunu omzuma attı. "Yapma sen şaka aşkım." "Bu aralar hep bir isyankarsın bakıyorum Sebastian. Boşarım seni oğlum. Kendine gel bak." Çattığım kaşlarımı iki parmağıyla düzeltti. "Ne isyanı prensim? Olur mu öyle şey?" Omzundaki elini tuttum. "Olmasın zaten." Kıkırdadı ve boynuma öpücük kondurdu. Kulağıma eğildi. "Daha iyi oldun mu?" Dudaklarımı büzdüm hemen. "Düşman siker gibi şey ettiğin için maalesef hala da iyi değilim. Hepsi senin yüzünden." "Ne? Ben mi dedim beni duvardan duvara vurup inim inim inlet diye?" "Deme zaten Taehyung! Hem demiş olabilirim ama yine de senin suçun!" "İkinci hatta üçüncü turu isteyen de sendin?" "Ee yani?" Göz devirirken banktan ayaklandım. Defterimi de yanıma alırken, aniden ayaklanmam nedeniyle belediye çukuruna dönmüş popişim biraz ağrıdı. Ama ben birazmış gibi davranmak istemiyordum, çünkü neden olmasındı? "Ay Taehyungie..." diye üzüntüyle düşürdüm kaşlarımı ve büzdüm dudaklarımı. Hala oturan Taehyung dudaklarını yaladı. "Ne oldu bebeğim?" "Popişim çok ağrıyor." Anında ayaklandı ve üniformasını temizledi elinin ayasıyla. Elini dizlerimin arkası ve belime attığı gibi kucakladı bedenimi. Mor tutamlarım arasına değdirdi dudaklarını. "Popişini yerim senin." "Sus, sür arabayı." "Araba mıyım ben?" "Eşek misin?" • • • Evet, arkadaş bulma aşamasında mükemmel bir fikire imza atmış ve askeriyenin yemekhanesine kaçmıştım. Evet, kaçmıştım. Çünkü Taehyung benimle yine ilgilenmemiş ve tuvalete gitmişti. Ama bakın hemen demeyin, "kız fırıldak! ne kaçıyorsun hemen?" diye. Ben ona demiştim bakın. Benimle ilgilenmezsen, kaçarım yine demiştim! Evet sonra "şaka yaptım" da demiştim ama bunun yalan olduğunu siz de biliyorsunuz! Oraları karışmayın şimdi. Neyse, sonuç olarak yemekhanedeydim ve mutfaktaki ablalarla konuşuyordum. "Aşçı abla inanabiliyor musun, beni bırakıp tuvalete gidiyor ya? Ayrılayım değil mi?" Abla aslında pek de Koreli'ye benzemiyordu ama bence anlıyordu yani dediklerimi. "Abla bir şey desene." "Mwana, una wazimu?" "A-Abla?" "Umekuwa ukisumbua na ubongo wangu tangu asubuhi. Je, ninapaswa kukusikiliza?" Bakışlarım etrafta gezinirken, Uganda gülü hala kendi kendine söylendiğinden sinirlenmeye başlamıştım. Ellerimi masaya vurup ayaklandım hemen. "Ayol anama babama mı sövüyorsun sen? Hayırdır kızım?!" "Nina kazi ya kufanya! Nenda ukafanye kazi yako!" "Asıl seni yako! Aa deliye bak! Şeytanım kızım ben! Seni bi yako, vallahi aklın çıko! Manyak karı." "Nenda zako!" "Ay hoşt ulan! Aa çatlak ayol..." Kınayan bakışlarımı Uganda çatlağından çekerek yavaştan mutfaktan çıkmak adına adımladım ve tam da o sırada yemekhane taburlerinden birinde oturmuş telefonda konuşan Komutan Jung'u gördüm. Tam yavaştan kaçayım diye hızlı adımlarla kapıya varmıştım ki, bir anda adımı seslenmesiyle duraksadım. "Asker Kim!" Arkamı dönüp, çatılı kaşlarıyla karşılaştığımda her zamanki yapmacık gülümsememi takındım. "Ay ben ne bileyim Kim?" "Komik mi asker?" Kollarımı birbirine bağladım. "Evet." Telefonunu cebine yerleştirdi ve bana doğru adımladı. Yüzündeki flörtöz gülümseme biraz sinir bozucuydu. "Acıktın mı? Bu saatte yemek çıkmaz ama... İstersen aşçıya söyleyeyim?" "Ah aman kalsın." Bakışlarımı uzaktaki çatlak kadına döndürüp tekrar ona döndüm. "Siz de yemeyin bu kadından. Manyak mı ne." "Neden? Bir şey mi dedi sana?" "Unga bunga zako yako bir şeyler dedi işte. Neyse. Ben gideyim Komutanım." diye önünde eğildiğimde yüzünü yana eğdi. "Komutan Kim yüzünden mi sürekli kaçıyorsun benden?" "Hayır, çok gıcık ve samimiyetsizsiniz. Bir de sürekli beygir gibi bakıyorsunuz uzaktan. O yüzden sizinle konuşmak istemiyorum." "Oha." Gözleri etrafı turlarken, boğazını temizledi. "Yani... Açıksözlü birisin, bu iyi." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Sağolun Komutanım. Hadi bye." Tam tekrardan gidiyordum ki, tekrardan durdurdu sözleriyle Jaehyun. "Taehyung ile aslında uzun zamandır arkadaşız. Ama aramız son günlerde açıldı gibi. Benim hakkımda kötü şeyler düşünüyor olabilir. Sende de kötü bir imaj çizmişimdir." Boğazını temizleyip ellerini ceplerine koyarken, bir adım yakınlaştı. "Ama asıl kötü olan ben değilim Jungkook." Kaşlarım çatıldı o anda. Bir elimle kolumu tuttum. "Ne demeye çalışıyorsunuz?" Dudaklarını birbirine bastırdı. "Ben bir şey demiyorum. Desem de inanmayacaksın. Doğrusu, gözlerinle görmen." "Neyi Komutan Jung? Söyler misiniz?" Dudağının bir kenarı usulca havalandı. "Gel benimle." Benim bir şey dememe izin vermeden bir bileğimi tutup ilerlemeye başlayınca ben de istemsizce peşinden gitmek zorunda kaldım. Yemekhaneden ve ardından bulunduğumuz bloktan çıktık. Uzun ve geniş bahçeyi geçip yan taraftaki askeri hastaneye giriş yaptığımızda, artık tutuşunun acıttığı bileğimi çektim. Diğer elimle ovaladım. "Ne diye getirdiniz beni buraya?" Derin bir iç çekti ve bir elini havaya kaldırarak işaret parmağıyla bulunduğumuz revir kapısının önünden içerideki iki kişiyi gösterdi. Taehyung ve yalnızca bir kaç hafta önce benim yanık izlerimle ilgilenen doktorum Karina oradaydı. Biraz fazla yakınlardı. Tam Taehyung'a bir şey olduğunu düşündüğüm için ona doğru ilerlemek adına bir adım attığım sırada gördüğüm manzara, adımımın yere çivilenmesine neden oldu. Doktor, sevgilimin dudaklarını kendine dudaklarıyla örttü. Ve sevgilim, çekilmedi. • • • bölüm sonu. ortalığı biraz kızıştıralım dedim hahahahahahahaaaaa
Bölüm 25
doctor slump :*
Bölüm sonu
3 yorum
Kemalim yapmaz taehyung hele bir aldat jungkooku popişinden tavana asarım seni
Kesin yanlış anlaşılma taehyungum yapmazz
Erko milleti değil mi hepsi aynı
