selamlarrrr ben geldim
yepyeni ve coook tatlıs bi bölümle tekrardan karsınızdayım. aslında cogu kisi win untouchable yb bekliyordu ama biliyorsunuz WU dark ve kurgusuna asırı emek verdigim bir fic. yeni bölümleri düzenlemem uzun sürebiliyor, biraz saha bekleyecegiz yapacak bisi yok 🤷🏻♀️
simdiiik iyi okumalar
BOL BOL YORUM VE OY BEKLİYORUM 😇
♡
taehyung's pov
Sabah demeye bir şahit gerek olsa da, kahvaltı hazırlamakla meşguldüm.
"Taehyungie~ Ommet de yapabilir misin? Minho hyung ilk defa deneyecek."
"Taehyungie'n sana kurban olsun." diye fısıldadığımda neyseki her zamanki gibi duymamış ve "Hm?" diye karşılık vermişti.
"Omlet onun adı, diyorum güzelim." Sonra ise o ağzının içinden konuşmuş bu sefer de ben duymamıştım. "Anlamadım?" diye ona döndüğümde bana bakam koca gözleri aniden etrafı taramaya başlamış, aniden parlamıştı.
"Onun adı artık ommet tamam mı? Hem. Sen bana cahil mi demeye çalışıyorsun? Ayrımcı bir pislik oldun Komutan Beyciğim yanlız, hiç yakıştıramadım..." Bir kollarını birbirine bağlarken, o minik dudaklarını büze büze ikaz eder gibi cıklıyordu. Öyle tatlıydı ki...
Ama bu fazla konuştuğu gerçeğini göz ardı edeceğim anlamına da gelmiyordu tabi.
"Ben diyorum acaba Minho hyungla babama mektup mu yollasam beni geri şeytan yapsın diye, hm? Çünkü bu iş böyle olamayacak yani! Güçsüz oldum ben böyle! Ne güzel, şeytanken her istediğimi yapıyordum, cehennemde yasadışı tavşan dövüşü yaptırdığımda bile bu kadar bir tepki vermemişti yani! Ne olmuş 1800 Fransız Krallığına gidip saray kölelerini yaktıktan sonra hem ona hem sağ ve sol kolu zebanilerine cıbıldak yakalanmışsam? Ney iş efendim, sürekli olay çıkartıyormuşum, bir prense yakışır davranmıyormuşum! Hah! Külahıma anlatsın onu! Çok da iyidim, tamam mı? Bence o kral olmayayım diye hep böyle gıcıklık yaptı zaten. Yoksa... benim ne suçum var yani? Bir de ne dedi biliyor musun Taehyungie?"
İç çekmekle yetinmiştim. Kafamı sikmişti ama ona karşı boynum kıldan inceydi. "Ne dedi, bebeğim?"
"Bak lafı ağzımdan aldın! Bana bebek olacaksın dedi! Dünyaya ineceksin ama bebek olarak dedi. İnanabiliyor musun?"
Kafamı salladım ona hak verir gibi.
"Neyseki bizim kapının önüne düşmüşüm ha. Yoksa o sürtük oğlana kalacaktın! Geldim de, gördü evin gerçek hanımını! Değil mi Taehyungie?"
"Evet."
Gördüğünüz gibiydi.
Tahtada domatesleri dilimlerken, yanımdaki minik şeytan görüş açıma girmek adına tezgaha yaslana yaslana gevezelik yapıyor ve migrenimin baş göstermesini sağlıyordu.
Tabii her şey bunlardan da ibaret değildi. Aslına bakarsanız biraz sinirliydim.
Keza gün gece evime giren, Jungkook'un peşinde 'Minho hyung' diye dolandığı somurtan adamın varlığı geldiğinden beridir sinirlerimi bozuyordu. Aynen öyle, Jungkook'un tüm ilgisi ondaydı. Öyle ki dün gece mutfakta karşılaştıktan sonra heyecanla kollarını omzuna sarıp sarılmış, resmen üzerine atlamıştı. Adam oldukça ilgisiz ve bulunduğu ortamdan rahatsız olduğunu belli edecek kadar küçümser birisiydi. Bunu sadece tam olarak 24 saat olmasa da, bir kaç saatte anlayabilmiştim.
Ve en çok sinirlerimi bozanlardan birisi de, Jungkook'un gece uyumak yerine tüm gece 'Minho hyunguyla' hasret gideriyor oluşuydu. Yani, beni ilgilendirdiğinden değildi de, uyku düzenini bozacaktı! Evet, kesinlikle!
Ve Tanrım... Onu uykusuzken hiç görmediniz. Berbat birisi oluyordu, buna katlanamazdım tamam mı?
Aynen öyle.
Hem zaten nereden tanışıyorlardı ki...
"Ne ayrımı Tanrı aşkına Jungkook? Hem, sen gitsene içeri 'canın hyungunun' yanına. Ben yaparım kahvaltınızı-"
"Tamam o zaman."
Nasıl bu kadar çabuk kabullenebilirdi?!
Ben kendimi yeyip bitirmeye başlamışken gittiği yoldan geri dönen ve omuzlarımdan tutunan Jungkook, bir anda hiç beklemediğim bir şeyi yaparak dudaklarını yanağıma bastırmıştı.
Resmen donmuş kalmıştım. Elimdeki bıçak domatesin üzerinde duraksadı, gözlerim titredi ve zar zor koca gözlerine kavuştu. Minik dudakları gülümserken gerilmiş, tatlı gamzeleri belirginleşmişti. Elleri omuzlarımdayken, parmak uçlarına yükseldiğini anlamak pek de zor değildi.
Tabii şoktan çıkmam uzun sürememişti. Elimdeki bıçağı bırakıp, ellerimi bir hışımla arkamdaki bedenin incecik beline sardım ve sırtını tezgaha yaslayıp üzerine eğildim. Dudaklarından şaşkın bir ses çıkmış ve refleksle elleri boynuma sarmalanmıştı. Koca gözleri şimdi şaşkınlıkla büyüyordu.
"Bu öpücük ne içindi peki?"
Boğazını temizledi. "Şey..." Gözleri başka yerlere uğradıktan hemen sonra kendinden emin bir şekilde döndü bana tekrardan. O gözlerime baksa da, ben maalesef gözlerimi pembe dudaklarından alamıyordum. "Canım istedi. Olamaz mı yani, Komutanım?"
"Olabilir tabi..." Sesim istemsizce hırıltılı geliyordu. Aklımda geçenlerin haddi hesabı yoktu, ama daha tam bir isim koyamadığım hislerimin tek taraflı olduğunu bilmek icraatime engeldi.
İşaret parmağı ensemi okşadı, ardından eli saç diplerimde gezindi. Gözlerine baktığım bir kaç salisede onun da gözlerinin dudaklarımda olması, içimde bir heyecan ortaya çıkarttı. Deli olacak gibiydim.
Minik şeytanım beni deli ediyordu.
"Taehyungie."
"Hm...?"
"Kalbim çok hızlı."
Kıkırdadım masum ifadesine. "Benim de." Şimdi burunlarımız sürtünüyordu.
"Senin de kalp ritim bozukluğun varmış?" diye hatırlattı, geçen gün hastane çıkışı ona bahsettiğim sorunu hakkında. Ona da dediğim gibi, yalnızca şeytandan insana dönüştüğü için çıkan ufak tefek bir sorun olduğuma emindim. Sonuçta kalbi ilk defa çalışıyordu.
"Benim hastalığım başka, daha ciddi..."
Kaşları çatıldı. Alt dudağı titrerken, endişeli bir ifadeyle ellerinin yavaşça ensemden indirdi. Omuzlarımdan tutup bir kaç santimetre geri ittirmiş gözleriyle yüzümü turlamıştı. "Taehyung s-sen..."
Hislerimi anlamış mıydı?
Bu tepkisi peki, rahatsız mı olmuştu?
Kesinlikle rahatsız olmuş olmalıydı.
"Jungkook, bak ben-"
Ellerini göğsüme vurup uzaklaştırdı. Gözleri dolmuş gibiydi. "Sana inanamıyorum!"
"Ben özür diler-"
"Kanser misin?!"
"Ne?"
"Bunca zaman bana nasıl söylemezsin? Beni umursamıyor musun sen hiç! Bunu benden nasıl saklarsın aptal! Daha evlenecektik! Balayına Miami'ye gidecektik! Minik şeytan bebeklerimiz olacaktı! Ö-Ölemezsin Taehyung! Sen ölürsen ben ne y-yapacağım gerizekalı?!"
Tanrım... Sen gerçekten beni mi sınıyorsun?
Şaşkın ifademle "Jungkook?" diyerek ellerimi ne ara ağlamaya başladığını anlamadığım bedenin omuzlarına yerleştirdim. "Ne var!" diye bağırdı yüzüme yüzüme. Resmen çığırıyordu! "İyi misin sen?"
Sinirden kıpkırmızı olmuştum, bir anda yüzüme tokat yemeyi beklemiyordum tabiki!
"Sensin iyi!"
Ve kollarını birbirine bağlayıp tezgah ve bedenim arasında çekilerek hıçkıra hıçkıra mutfaktan ayrıldı. Tam arkasından gideceğim sırada kulağımda biraz önce duyduğum kelimler teker teker duyuldu.
Kıkırdamadan edememiştim.
"Minik şeytan bebekler mi?"
♡
jungkook's pov
"Minmin hyung!" diye ağlayarak hyunguma koşturduğumda kollarımın açık ve adımlarımın ona sarılmak için ilerlediğini anladığı gibi uzaktan çığlıklar atarak koşturmaya başlamıştı.
Bir dakika, o bana 'hoşt' mu demişti?
"Uzak dur! Kışt! Git!"
"H-Hyuuuung!"
Salondan bahçeye kadar koşmaya başladığımızda Minho hyung bahçedeki bahçe cücesine takılmış ve yere kapaklanmıştı. Ben de fırsat bu fırsat diyerek ıslak gözlerim ve sesli hıçkırıklarımla yerdeki bedene sarılmış, yüzümü boynuna gömmüştüm.
Omuzlarımdan tutarak uzaklaştırmaya çalışırken sonradan vazgeçmişti. "Hyuuung... Ço-Çok üzgünüm şu an!" diye kafamı kaldırıp tekrar ağlamaya başladığımda göz devirdi.
"Tamamen bir alt tabaka insana dönüşmüşsün..." Bunu demesiyle bu sefer çığlık atarak ağlamaya başladığımda ellerini kulaklarına götürdü ve gözlerini yumdu. "Ah yeter! Ne oldu yine Jungkook?"
"Hyung! Taehyung!"
"İçerideki peşinden Komutan Beyciğim diye gezindiğin herif mi? Ne olmuş ona?"
"Taehyung..." diye tekrarladığım anda bu sefer sessizce ve sakince ağlamaya başlamıştım. Ciddi anlamda kötü hissediyordum ve kelimelere bile dökemiyordum bile.
Yanağımı abimin göğsüne yasladım ve ikimiz de nemli çimlerde uzanırken bu sefer o biraz önceye göre daha az temas antisiydi. Öyle ki, ağlamamın sessizleşmeye fakat gerçekten ciddi olduğunu fark edince elini saçlarıma götürmüş ve okşamaya başlamıştı.
"Hyung, Tae-Taehyung kansermiş." diye itiraf ettikten sonra bu sefer yüzümü göğsüne gömdüm.
"Neyseki 800 yıllık kardeşimin ne bok olduğumu biliyorum..." diye homurdandıktan sonra yavaşça oturur pozisyona geçtiğinde ben de ister istemez ince bacaklarımı bükerek oturmuştum. Ellerimi ıslak gözlerime götürüp ovuşturdum.
Ellerini iki arasına koyup biraz geriye doğru eğilerek oturdu. "Sana kanser olduğunu o mu dedi?"
"Hayır."
"Birinden de duymadın değil mi?"
"Ihı."
Kendinden emin bir şekilde nefes verdi. "Demiştim işte. Neden kafanda senaryo kurup ağlıyorsun, benim alık kardeşim?"
Tanrım...
Bunu nasıl anlayamamıştım?
Şükürler olsun!
Bir an gerçekten de Taehyung kalp kanseri zannetmiştim, biliyor musunuz? Çünkü ikimizin de kalbi çok hızlı atmıştı ya, sonuçta kalp ritim bozukluğunun bir üstü kanser gibi gelmişti gözüme, o yüzden şey etmiştim yani... Ayy! Şimdi içeri gidip Taehyung'a sarılacaktım!
"Sensin alık, gerizekalı."
"Jungkook,"
İkazına karşı dil çıkarıp arkamı döndüm ve içeriye doğru koşturmaya başladım. "Taehyungieeee!!" diye seslendiğimde Taehyung'un hemen bahçeye bakan balkon masasına yiyecekleri yerleştirdiğiniz fark etmiştim. Gülümsemem biraz solmuştu, çünkü ciddi anlamda yüzü oldukça üzgün gözüküyordu. Üzgünden kastım, bir nevi sinirli de gibiydi. Kaşları çatılıydı, bakışları bana uğramazken seslice yutkunmuştu.
"Taehyung-"
"Kahvaltı hazır. Yersiniz." dedikten sonra hâlâ yüzüne bile bakmadan balkondan çıkarken elimi koluna attım. "Nereye?" Fakat arkasına dönmeden kolunu kurtardı.
"Duşa gireceğim."
Ve gitmişti.
Pek anlayamamıştım ve bu beni oldukça rahatsız etmişti tamam mı? Beni resmen görmezden gelmişti! Ya, gel de çıldırma! Biraz önce hiç bir sorun yoktu! Ben tripliyken nasıl şimdi sıra ona geçmişti ki yani?
O da mı beni kanser sanmıştı ki?
Jungkook, hâlâ kafandan senaryo kuruyorsun? Alıksın alık.
Hâlâ güçleri yerinde olduğundan sanki bana güç gösterisi yapar gibi beynime telapati yollayarak zihnimi okuyan, bahçedeki çimlere alışmış gibi duran bedene çatık kaşlarımla baktım ve orta parmak çektim.
Şimdi sofrada tek kalmıştım.
Ben böyle durur muydum sizce?
Tabiki hayır!
Adımlarımı çivi gibi basa basa içeriye girdim ve merdivenleri çıkmaya başladım. "Ne demek Jeon Jungkook'a atar gider yapmak oğlum! Ama sen dur. Ben gösteririm sana."
Merdivenler biraz gördüğü için nefes nefese kalsam da hızla üst kattaki Taehyung'un odasına çıktım ve kapı kulpunu çektiğim gibi içeriye girmiştim.
Ah olamaz...
Zamanlamam çok kötüydü.
Belki hızla girdiğimde soyunurken yakalayıp çıplak görürürüm sanmıştım ama...
Taehyung sanki hayatı boyunca hep bu anı beklemiş olmalı ki, maşallah odaya girdiği gibi duşa girmişti galiba. Odasının banyosundan çoktan su sesleri geliyordu. Nedenini bilmediğim bir şekilde tamamen içgüdüyle banyo kapısının önüne geldim ve yumduklamaya başladım.
"Yah! Kim Taehyung! Öyle artistlik yapmakla bitmiyor o işler ha! Bir de bıraktın beni orda! Biraz önce ben trip atacaktım bi baktım sen çoktan kapmışsın rolümü, hayırdır sen?! Kıtlarım oğlum seni! Bize boşuna zemheri bebesi demiyorlar yani! Hah, yüzüme de bakamadın ha hiç! Duşa girecekmişmiş, bana ne be-"
Taehyung'un artistliğine laf ederken kendi kendime artistlik yapan ben, tabiki de bir anda banyo kapısının açılmasını ve Taehyung'un aniden bedenimi içeriye çekmesini beklemiyordum.
•
•
•
bölüm sonu.
yanlız happy holiday göndermesini gören fark eden oldu mu🙂↔️
umarım bölümü beğenmişsinizdir. bana kalırsa biraz bunları yakınlaştırmanın zamanı geldi. pat diye smut beklemeyin, her şeyin bir zamanı var.
ve ilk bölümler hakkında tekrardan konuşmak istiyorum. 'Evin Hizmetçisi' adlı bölümden itibaren fic yenilendi. İlk bölümlerden nefret ediyorum doğrusu. O yüzden yakın zamanda düzenleme yapacak ve kurguya zarar vermeden değişiklikler yapacağım. ilk bölümleri de okuyabilirsiniz böylece, istediğiniz gibi.
Böyle.
kendinize iyi bakin.
hoşçakalınnnm💗🎀

