İçeriğe geç

ŞEYTAN VE DİĞERLERİ

Bölüm 3 · 5 dk okuma

ŞEYTAN VE DİĞERLERİ

Bölüm 3

CADIDAN UZAKLAŞ, GEL BANA

Olanlar tam olarak şöyleydi; Babasını bulmak için kendini toparladı ve sonra ateşte yanmış ayak izlerini takip etti.

İblis muhtemelen bir demiri bile bir dokunuşta eritebilen bir iblisti. Ya babasını bulacaktı ya da babasının cesedini. Tabi iblis tamamını yememişse.

Uzu sürdü arabayı sonra ağaçlık alana girdi arabayı bıraktı çantayı ve babasının önceden arabaya koyduğu bir kaç eşyayı da aldı. Hava kararıyordu ama buraya gelmişti bir kere geri dönemezdi hem yolda benzin biterdi o karanlıkta benzin bulmak zor olurdu.

Ağaçlar ilerledikçe sıklaştı daha da kurudu ve inceldi. Bir çalılığı geçmişti ki büyük bir mağara ağızı gördü büyük bir kayaya bir cadının sembolü çizilmişti. Sorun şuydu ki iblisin adımları kayboluyordu mağaraya yada başka bir yere gitmiyordu sanki uçup bir yere gitmişti. Kayalıkları tırmandı sessizce ve havanın daha da kararmış olduğunu farketti kalbi deli gibi çarpıyordu. Rüzgar bile esmiyordu artık hiçbir hayvan ses çıkarmıyordu.

Mağaraya korka korka girdiğinde öleceğini yada babasının öldüğünü düşündü. Bunlar olabilirdi şuan her şeyin eşiğindeydi vereceği kararın doğru olduğundan emin değildi ama başka şansı yoktu. Mağaranın içinde el fenerini yakıp ilerledi kayaları inceledi ve sonra yere doğru tuttu. Yer kurumuş otlarla doluydu muhtemelen bir hayvan eskiden burada uyuyordu. Büyük bir kayanın arkasında biri vardı. Oturmuş gibiydi. Ve yerde lekeler vardı. Feneri oraya tuttuğunda babasının yarım yüzünü gördü çığlık atıp geriye kaçtı. Yüzünün yarısı parçalanmış ezilmişti kan kurumuştu. Beyaz kemiklerini görebiliyordu dişleri ve göz çukurunu da. Göz bebeği yoktu. Büyük bir kayanın hareket ettirilişini duydu arkasından ödü koptu geri geri gidip otların üstüne doğru yürüdü büyük bir gölgenin kocaman bir kayayla mağaranın ağzını kapattığını gördü ve o anda otlar aşağı doğru ağırlaştı ve yerdeki tahtalar kırılıp kızı boşlukta bıraktı havada süzülürken çığlığı bütün mağarayı sardı bunu duyan cadı hafifçe sırıttı.

Kız suya düştüğünde şimdi de boğulmamak için çırpındı yüzeye çıktı ayakları ve elleri bir şeye değiyordu. Bir şeylere. Yüzündeki suları eliyle sildikten sonra etrafa net bir şekilde baktı burası bir su birikintisiydi ilerde toprak vardı. Etrafında olan kemikler ve kafa taslarını görünce yeniden bir çığlık atıp karaya çıkmak için aceleyle çırpındı.

Derin bir nefes alıp rahatlamaya çalıştı sonra mağaranın derinliklerine girmeye karar verdi. Feneri daha sıkı tutup ilerledi iki yanı kayalık olan koridoru yürüdü. Yürüdü yürüdü. Aynı koridor sağ tarafından da çıkınca oraya saptı sonra yine sol taraftan bir yol çıktı daha da inceliyor ve kayalar sivrileşiyordu. Arkasından bir şeyin geldiğini hissediyordu. Ama kafasında kurduğu bir şey olduğuna inanmak istiyordu.

Ama sonra adım sesini duydu. Arkasında kimse yoktu. Ama o yine de çantasındaki sivri bıçağı elinde sıkıca tuttu. Biraz daha yürüdü yürüdü.

Sesler duydu biri konuşuyordu daha yavaş ve sessiz adımlar atmaya çalıştı arkasından gelen şeyi bile unuttu. Bir ışık görünüyordu ve bir masa boş bir sandalye ve diğer sandalyede oturan cadı. Cadı onu görmüştü ama gözlerinde yüzünde kötü bir şey yapacakmış gibi bir ifade yoktu. Bu onu rahatlatmıştı.

"Geç,otur."

Bir kaç adım yürüdü yerde bir kaç çıkıntıya takıldı. Saçları öne eğildi başını kaldırdığında cadı yanına gelmiş ona elini uzatmıştı. Cadının çekiciliğinde kaybolan kız elini tuttu ve sandalyeye yürüdü oturdu. Korkmuyordu sanki biri onu koruyor gibi geliyordu cadı iyi biriydi ve babasına zarar vermemişti. Palavra olduğu birazdan aklına gelecekti ama çok geçti masaya oturmuştu bile.

"İsmin ne?"

"Elysia."

Yüzüne baktı ellerinde garip dövmeler vardı. Üstünde örtü gibi ama olmayan bi kıyafet giyiyordu. Yüz hatları güzeldi ama gözleri sert ve korkutucu bakıyordu.

"Tahmin edeyim Elysia," Dedi. "Birini arıyordun ve buldun korkunç bir halde. Kim o adı sanırım... şuan çok derine inemiyorum."

"Babam. Babamı arıyordum ama bir iblis onu öldürmüş." Üzüntüden gözleri doluyordu. "Sen bir cadısın. Senin iblislerinden biri olmalı. Babamın kanıyla büyü mü yapıyorsun yoksa sen.."

Ayağa kalktı yandaki üstünde kurumuş bitkiler olan bir bitkiyi yakıp büyük mağara deliğinin kenarlarında sallamaya başladı beyaz duman etrafı sarmaya ve tuhaf bir koku yaymaya başlamıştı. "Hayır yalnış. Babanı ben öldürmedim ve babanın kanını büyülerim için kullanmadım. Biz gücümüzü öyle almayız bizim gücümüz lordumuzdan gelir. Asıl düşünmen gereken neden burada olduğun." Bitkiyi söndürüp masamın üstüne bıraktı kızın dumana alışması zaman aldı bir kaç kez öksürdü. "Neden buradayım?" Dediğinde gözleri kararmaya başladı buna alışıktı çünkü yiyeceğin az olduğu ve vitaminlerinin azaldığı bir kıştan geçmişlerdi. Ama bu farklıydı bu sefer vücudu üşüdü ve ensesinde buz gibi soğukluk hissetti.

"Gördüğün gibi hamileyim doğumum yaklaşıyor. Birine ihtiyacım var." Dedi koca karnını okşayıp.

Cadının sakinleştirmek için yaptığı büyüden karnını görememişti. Elleri uyuşuyor ayak parmakları üşümeye başlamıştı. Başının döneceğini hissetti.

Kalbi gümbür gümbür atmaya başladı. Kadının büyüsünden kurtulup ayağa kalktı başı döndü sandalye düştü o da yere düşecek gibi oldu. Ama aslında bu hiç olmamıştı. "İçtiğin çayın etkisindesin sakin ol yakında geçecek."

Masada güzel desenli içinde sarı bir içeceği olan fincanı tutuyordu transtan çıktı ve onu bıraktı fincan devrilip masaya döküldü.

"Şu yaptığına bak burayı kim temizleyecek şimdi!" Söylene söylene fincanı kaldırdı başka bir masaya koyup bir bez almak için içeri gitti.

"Sen bana... onu içtiğimi hatırlamıyorum?"

Ayağa kalktı cadının peşinden yürüdü ayakları uyuşmuş onu kaldırmak için zor bela hareket ediyordu. "Bunları ilk duyuşum değil."

Kız, cadının üstüne saldırdı bıçağını boğazına dayadı ama bileği de git gide uyuşuyordu. "Sen kötü bir cadısın!"

"Beni tanımıyorsun aptal kız hamile bir kadını öldürecek cesaretin var mı?"

Elysia kendine gelip bıçağı boğazından çekti. "Ben... afedersin kendimde değilim." Deyip yan döndü. Tuhaf bir sessizlik oldu. "Babası nerede?"

Cadı masadaki kahveyi temizlemek için bir kap su ve bez aldı masaya yürürken gülerek konuştu. "Daha öğrenecek çok şeyin var bu konuları sonra konuşuruz." Bezi kaptan ıslattı ve kahveyi masadan silmeye çalıştı. "Sonra mı?" Dedi Elysia elleriyle pelerininin yakalarını tutup. "Benim eve gitmem gerek... dedem"

Başı dönüyordu. Kararsız ve kafası karışıktı. Kadın ona ne yapmıştı böyle? Bukleleri masaya değiyordu karnı masaya dayalıydı. "Bir süre kalabilirsin değil mi? Doğum gerçekleşene kadar, sonra gitmekte serbestsin."

"Serbest miyim? İstesem gidemez miyim?"

"Çıkışı kendi başına bulursan gidersin." Dedi bezi yeniden suya saldırıp. Su koyulaşmıştı. Cadı fincanı eline alıp tezgaha koydu. Gülümseyip ona baktı. "Bu arada ben Iris."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.