Dünyadakiler her zamanki işlerini yaptıkları bir vakit birden bire bir patlama yayıldı etleri kemiklerinden eriyerek ayrıldı ve feci bir acıyla öldüler. Şimdi külleri boş sokaklarda uçuyor.
Geriye kalan %10 luk kısım kendi kolonilerini kurdu bazıları yine kendi evlerinde tedbirle yaşamaya karar verdi. Çünkü Şeytan itaat ederlerse kimseye zarar gelmeyeceğinin sözünü vermişti. Tanrının onları terk ettiğini düşünen halk yapacak bir şeylerinin olmadığını anlamıştı. Şeytan kapının ardında bile olabilirdi. Yıllarca kötülüğüyle herkese bahsettikleri şeytan hemen üstlerinde onlara bakıyordu.
Tedbirle yaşamak isteyen ailelerden biri de bir kız, babası ve dedesiydi. Dedesi hastaydı, babası bazen gündüzleri terkedilmiş evlere girer erzak toplardı. Ama geceler güvenli değildi hiçbir karanlık yer güvenli değildi. Karanlık, şeytan ve iblislerin geçidiydi.
Babası bugün erkenden uyanmış meydana gidecekti. Meydan çok uzaktı ve akşama kalmadan geri gelmesi gerekiyordu. Kızı da kapıya kadar ona eşlik ediyordu.
Babası silahını ve büyük bir sırt çantasını omzuna taktı küçük evin koridorunda yürüdü ve oturma odasına geldi yaşlı dedesi her zamanki koltuğunda homurdanıyordu.
"Dedenin ilaçlarını ve birkaç şey alıp hemen dönerim. Birbirinize iyi bakın." Dedi kapıyı açıp durdu. "Baba?" Diye seslendi onu son kez yüzünü görmek için.
Baba kızını anlından öptü ve gülümseyip kapıyı kapattı. Hava soğuktu ve bulutluydu. Yapraklar sokak kenarlarına dağılmıştı başı boş arabalar dağınık park edilmişti. Evler eskimiş bazıları fırtınadan çökmüştü. Eskisi gibi öten kuşlar, böcekler yoktu. Ağaçlar solmuş çimenler kuruyordu. Dünya da çürüyordu. Güneş en son ne zaman görünmüştü?
Arabaya bindi tam gaz meydana doğru sürmeye başladı.
****
Tam 2 gün geçmesine rağmen babası gelmemişti. Aklına türlü türlü sahneler geliyordu. İblisler ona saldırmış mıydı? Başına elbet bir şey gelmiş olmalıydı. Dedesi de hala aynı yerde oturuyordu ihtiyaçları harici kalkmıyordu. İkisi de konuşmuyordu günlerce sessizlik yemini etmiş gibiydiler. Geceleri bütün ışıkları yakıyorlardı gündüzleri daha sıkıcı oluyordu.
Sonra bir gün yeniden uyandı. Peşinden gidip tek başına onu bulmayı düşündü. Babası yoktu dedesi bir ruhtan ibaretti. İnsanlar yoktu. Kaybedecek bir şeyi yok gibiydi. Saatlerce duvara bakıyor hayaller kuruyordu gelecekte daha güzel şeyler olacağını düşünüyordu ama sonra babası geliyordu aklına kalkıp evin içinde bir kaç tur atıp geri oturuyordu.
Başına gelecekleri umursamadan sırt çantasına bir su ve bir kaç yiyecek koydu masaya dedesinin ilaçlarını bırakıp yanına su koydu.
"Sadece bir günlüğünü gidip geleceğim." Dedi ona bakıp ama o ona bakmıyordu. Masaya bir günlük değil üç günlük ilaç koymuştu.
"O öldü, sıra bize geldi."
Dedesinin lafıyla kaşlarını çattı ama umursamadı ocağa bir kaç tencere yemek bırakmıştı. Kapıyı çarpıp giderken dedesinin o yıkık yüzünü görmeyeceği için sevindi.
Biraz soğuk ve esintili sokaklarda dolaştı. Arabaları kontrol edip çalışan var mı diye baktı ve sonunda buldu. Egzoz sesi gürültülüydü, direksiyon deri kaplamaydı. Açık olan yollardan sürdü ve uzun zaman sonra meydana yaklaşmıştı ki babasının arabasını gördü. Arabadan inip içine baktı şoför koltuğunun kapısı sökülmüştü. Biraz daha etrafa dikkatli bakınca arabada bir iblisin bıraktığı yanık ayak izlerini gördü. Muhtemelen babası bir iblisin saldırısına uğrayıp ölmüştü. Kan izleri ormana gidiyordu. Arabanın kapısı ilerideki vitrinlerden birine saplanmıştı.
Peki şimdi ne yapacaktı? Bir iblise kafa tutup babasına ne geldiğini öğrenecek miydi yoksa onu ölü olarak kabul mü edecekti?