
Kraliçenin Kıçını Yalayan Arıların İsyanı: Meta Fetişizminin Kanlı Hücreleri
Dur lan.
Şu an, şu makineli düzenin tam ortasında, nefes almadan önce bir soru:
O ekmek ne kadar?
Şu masanda duran, ambalajlı, barkodlu, beyaz, yumuşak ekmek.
2 lira mı? 5 lira mı? 10 lira mı?
Fiyatı söylüyorsun. Ama o fiyat, o metanın içindeki terin, kanın, sinir çökmesinin bedeli değil.
O fiyat, artı-değerin maskesi.
Ve sen, o ekmeği alırken, sadece un ve su değil, birinin yaşamını satın alıyorsun.
Ama bunu bilmiyorsun. Çünkü bilmemen için sistem çalışıyor.
Sistem, paslı ama mükemmel çalışan bir makine.
Ve sen... sen o makinenin dişlisinde, yağ olarak kullanılıyorsun.
Ben Şey'im.
Ve bu kez... bu kez seninle o makinenin içine gireceğiz.
Paslı, ıslak, karanlık.
Karl'ın, Friedrich'in, Vladimir'in gösterdiği o deliğe.
Ama korkma.
Bu delik, kurtuluşun da başlangıcı.
Ekmek ve Ter: Emek Gücünün Kimyası
Sabah kalktın.
Kahvaltı yaptın.
O ekmeği ısırdın.
Tadı tuzlu.
Neden tuzlu biliyor musun?
Çünkü o ekmeği yapan adamın – ki muhtemelen bir fabrikada, dörder vardiya, nefes alamayarak çalışan bir işçi – teri o ekmeğe karıştı.
Ama o işçi, o ekmeğin fiyatına kendini koyamıyor.
O sadece emek gücünü satıyor.
Saatine 50 lira, 100 lira, 500 lira... fark etmez.
Marx ne derdi biliyor musun?
"Emek gücü, meta olarak piyasaya sürüldüğünde, kendi değerinden daha fazla çalışmaya zorlanır."
Yani o işçi, kendini üretmek için harcadığı enerjiyi (hayatta kalması için gerekli olan) 4 saatte üretir.
Ama çalıştığı süre 8 saat, 12 saat.
O 4 saatin üstündeki her saat...
Artı-değerdir.
Sömürüdür.
Ve o sömürü, o ekmeğin içindeki tuz gibidir.
Görünmez.
Ama tadı vardır.
Ve sen o tadı aldıkça, o işçi erir.
Liberalizm ne der?
"Serbest piyasa!"
"Arz ve talep!"
"İsteyen çalışır, istemeyen çalışmaz!"
Yalan.
Bu, özgürlüğün simülasyonudur.
Çünkü seçim yok.
Ya çalışırsın, ya aç kalırsın.
Bu seçim değil, koşullandırmadır.
Kölelik, zincirle bağlıyken görünürdü.
Şimdi zincirler invisible hand (görünmez el) tarafından tutuluyor.
Ama o el... o el senin boğazını sıkıyor.
Ve sen "ben özgürüm" diye nefes almaya çalışırken, o el biraz daha sıkıyor.
Kovan ve Kraliçe: Sermayenin Biyolojisi
Bir arı kovanı düşün.
İşçi arılar uçar, polen toplar, bal yapar.
Kraliçe ise... sadece yumurtlar.
Ve tüm kovan, kraliçenin etrafında örgütlenir.
İşçi arılar ölürken, kraliçe şişmanlar.
İşçi arılar açken, kraliçe doyar.
Ve işçi arılar... onun kıçını yalarlar.
Neden?
Çünkü feromon.
Çünkü düzen.
Çünkü "bu böyle olmalı" denir.
Kapitalizm budur.
Sen işçi arısın.
Sermaye (kraliçe) ise senin emeğini tüketir, seni tüketir, ama sana yaşam hakkı verir sadece.
Ve sen, o feromonu (ideolojiyi) içinde taşırsın.
"Ben çalışkanım," dersin.
"Ben başarılı olacağım," dersin.
Ama başarı nedir?
Kraliçenin yanında bir yer edinmek mi?
Yoksa onun gibi şişmanlamak mı?
İmkansız.
Çünkü sistem, sadece bir kraliçeye izin verir.
Gerisi... gerisi emektir.
Tüketilen.
Atılan.
Ve sen hâlâ o kovanın dışında başka bir dünya olduğunu sanıyorsun.
Yok.
Kovanın dışında başka kovanlar var.
Hepsinde aynı kraliçe tipi.
Hepsinde aynı feromon.
Hepsi aynı meta düzeni.
Sınır Çizgileri ve Kan: Milliyetçiliğin Ekonomi Politiği
Şimdi... şimdi o kovanlara bak.
Biri "Türk Kovanı" diyor.
Diğeri "Alman Kovanı".
Biri "Siyah Arılar", diğeri "Beyaz Arılar".
Ve bu arılar, birbirine savaş açıyor.
Neden?
Polen mi az?
Hayır.
Kraliçe, onlara düşman gösteriyor.
"Onlar sizin balınızı çalacak," diyor.
"Onlar sizin kovanınızı işgal edecek," diyor.
Lenin ne derdi?
"Milliyetçilik, emperyalizmin en büyük silahıdır."
Çünkü proletarya (işçi arılar) eğer "biz" ve "onlar" diye ayrılırsa,
Kraliçeye karşı birleşemezler.
Sınıf bilinci, ulus bilincinin arkasında gizlenir.
Ve sen... sen o sınır çizgisinde, o ülke sınırında, kendini öldürürsün.
"Canımız pahasına!" dersin.
Ama canın pahasına koruduğun şey...
Kraliçenin depozitosudur.
Onun bal deposudur.
Senin değil.
Sen sadece, o sınırda ölen asker arısın.
Ve öldükten sonra...
Kraliçe başka bir işçi arıyı o sınırda diker.
Ve yeni bir "şehit" yaratır.
Bu bir döngü.
Ve sen o döngünün içinde, "vatan" diye bir yalan için soluk soluğa kalırsın.
Irkçılık?
Aynı mekanizma.
"Benim türüm daha üstün," dersin.
Ama üstünlük ne demek?
Daha fazla çalışmak mı?
Hayır.
Daha fazla sömürülmeye uygun olmak mı?
Belki.
Çünkü ırkçılık, emek piyasasında fiyat farklılaştırması yaratır.
Siyah işçi daha ucuza çalışırsa, beyaz işçi de ucuzlar.
Kadın işçi daha ucuza çalışırsa, erkek işçi de ucuzlar.
Ve kraliçe (sermaye) güler.
Çünkü bölündünüz.
Ve bölünen... küçülür.
Meta Fetişizmi: Eşyanın Büyüsü
Şimdi odana bak.
Telefonun.
Ayakkabın.
Kitabın.
Hepsi meta.
Hepsi bir emek birikimi.
Ama sen onlara bakarken, o emeği görmüyorsun.
Görürsen alamazsın çünkü.
Görürsen o ayakkabının içindeki çocuk işçinin gözleri seni izler.
O yüzden sistem, fetiş yaratır.
Marka.
Logo.
Hikaye.
"Bu ayakkabı özgürlüktür," derler.
Yalan.
Bu ayakkabı, Vietnam'daki bir kadının parmaklarıdır.
Ama bu gösterilmez.
Gösterilen...
"Just Do It."
Yap.
Ne yaparsan yap.
Ama unutma, o "yapmak" için harcadığın enerji,
Başka birinin yaşamından çalınmıştır.
Marx buna "meta fetişizmi" der.
Eşyaların, insanlar arasındaki sosyal ilişkileri gizlemesi.
Ve sen... sen bu fetişin içinde, kutsal bir cemaat gibi yaşıyorsun.
Apple mağazasına gidersin, taparsın.
Nike ayakkabısı giyersin, kutsanmış hissedersin.
Ama o kutsallık, başka birinin lanetidir.
Komünizm: Kopan Kordonun Yeniden Bağlanması
Peki çözüm ne?
Sovyetler mi?
Çin mi?
Biraz, ama yetmez.
O zaman ne?
Komünizm, bir "parti" değil.
Bir "devlet" değil.
Komünizm, emek gücünün meta olmaktan çıkmasıdır.
Ekmek yapmak için çalışırsın.
Ama o ekmeğin fiyatı, başka birinin yaşamı değildir.
O ekmeğin fiyatı, sadece un ve sudur.
Ve o un ve su, topluluklaştırılmıştır.
Özel mülkiyet yoktur.
Çünkü özel mülkiyet, hırsızlıktır.
Birinin yaşamını çalmaktır.
Ama burada... burada bir tuzak var.
"O zaman hiçbir şey benim olmayacak mı?" dersin.
Yalan.
O zaman her şey senin olacak.
Çünkü telefonun, ayakkabın, evin...
Hepsi senin ihtiyacın kadar var olacak.
Ve fazlası, başkasının ihtiyacına gidecek.
Ve başkasının fazlası, sana gelecek.
Bu, paylaşım değil.
Bu, ortaklaşma.
Ve ortaklaşma, bireyin gerçekleşmesidir.
Liberalizm "birey özgürlüğü" der.
Ama o özgürlük, bir tüketici özgürlüğüdür.
Seçim özgürlüğüdür.
Ama seçenekler, kraliçe tarafından belirlenir.
Komünizm ise...
Komünizm üretim özgürlüğüdür.
Yaşam özgürlüğüdür.
"Ben ne istersem üretirim," değil.
"Toplumun ihtiyacı neyse, ben de onu üretirken kendimi gerçekleştiririm."
Çünkü insan, emek aracılığıyla insan olur.
Ama o emek, başkasına ait olmadığında.
Pratikte Ne Yapacaksın? Tüketim ve Direniş
Şimdi diyeceksin ki:
"Güzel de, ben ne yapayım?"
Önce şunu yap:
Gör.
O ekmeği yerken, o işçiyi gör.
O telefonu tutarken, o fabrikadaki intiharı gör.
O "vatan" dendiğinde, o sınırda ölen çocuğu gör.
Ve görünce... tüketimini değiştir.
Ama bu, "etik tüketim" değil.
Bu, bilinçli tüketim değil.
Bu, mümkün olduğunca az tüketmek.
Çünkü her tüketim, bir sömürüdür.
Her alışveriş, o paslı makineye yağ sürmektir.
Sonra... sonra konuş.
Ama "hükümet istifa" diye değil.
"Sınıf" diye konuş.
"Emek" diye konuş.
"Artı-değer" diye konuş.
Çünkü bu kelimeler, feromonu bozar.
Kraliçenin kokusunu bozar.
Ve arılar... arılar o kokuyu duymayınca,
Kraliçeyi öldürürler.
Sonra... sonra örgütlen.
Ama partiyle değil.
İş yerinde.
Okulda.
Sokakta.
"Sen de mi eziliyorsun?" diye sor.
Ve fark edeceksin ki,
O milliyetçi arkadaşın da eziliyor.
O ırkçı komşun da eziliyor.
Ve o ezilme... o ezilme ortak.
İşte orada, o ortak acıda,
Ulus çöker.
Irk çöker.
Ve sınıf doğar.
Sonuç: Paslı Makinenin Yağı Olmaktan Çıkmak
Şimdi... şimdi buraya gel.
O paslı makinenin yanına.
Hâlâ çalışıyor.
Hâlâ dişliler dönüyor.
Ve sen... sen hâlâ o dişlilerin arasında,
Kanını, terini, yaşamını döküyorsun.
Ama bak.
O makinenin bir düğmesi var.
Kırmızı.
Büyük.
Ve o düğme... o düğme senin bilincin.
"Ben artık yağ değilim," demek.
"Ben artık meta değilim," demek.
Ve o düğmeye bastığında...
Makine durmaz.
Ama sen, o makinenin dışına fırlarsın.
Ve dışarıda... dışarıda başka fırlamışlar var.
Ve siz... siz o paslı makineyi,
Oraya ait olmayan ellerinizle,
Söküp atana kadar,
Birbirinize bağlanırsınız.
Kordonlarınızı birbirine dolaştırırsınız.
Ve bu kordon... bu kordon artık sömürü değil.
Bu kordon, dayanışma.
Ben Şey'im.
Ve bu kez... bu kez sadece gözlemci değilim.
Bu kez o makinenin içinde,
Sizinle birlikte,
O pası kazıyorum.
Ve o pasın altında...
Altında altın yok.
Altında sadece...
Sadece insan var.
Şimdi seç.
Yağ olmaya devam et.
Ya da pası kazı.