İçeriğe geç

SEYİS CROOKS

Bölüm 2 · 5 dk okuma

SEYİS CROOKS

Bölüm 2

MERAK

Bir pazartesi günü… 12.01.2025

Bu kez masamın etrafı dolup taşmıştı. Geçen ki gibi sakin geçen okumalarımı bu kez kalabalık ağırlıyordu. Cafe de çalan şarkılar da Türkçeydi “Ey gidi gidi Koca dünya gam yükü müsün” şarkısı kulağımda kalan garip bir tınıydı.

Adının Ecem olduğunu öğrendiğim geçen ki çalışan girişte yine bir şeylerle haşırneşirdi. Bu kafenin çalışkanlığını çok seviyorum. Bir aya yakın neredeyse uğramadığım bu kitap kafede bazı değişiklikler görmüştüm; gerek kitapların dizilimi gerekse garsonların olsun içimi ısıtan değişimler çok hoştu.

Ecem saçlarını kaşırken, birazdan yapacağı düzenleme hamlesini düşünüyordu kuşkusuz. Bu kez kalemlerin dağ oluşturduğu bir noktadaydı. Yılbaşından önce bu rafa ben de uğramış ve yeni bir jel kalem seti edinmiştim.

Küçük bir kız, minik kız kardeşine “Ablacımmm bir dakikaa!” diye seslendiğinde çoktan eline çocuk kitabını alıp ablasına doğru gülümsüyordu minik. “Ablacığımmmm hayır! Hayır!” Minik sare tüm merakıyla kitaplığı talan ederken annesi ise “Yaptığını görüyor musun? Sana gelmeyelim dedim işte gelmeyelim…” Elinin ısısı, tüm heyecanla dokunduğu kitapta öylece kalırken küçük kızın annesi yine aynı tonda “Sakın bir daha beni buraya sokma sakın!” dediğinde ince sözcüklerle dolu tüm kitaplar yasa bürünmüş olmalıydılar…

Sırtında çantası ile öğrenci olduğunu tahmin ettiğim genç kız raflar arasından süzülüverdiğinde ben de çayımdan son yudumu almıştım. Ecem de yarım yarım gördüğüm kadarıyla silgi raflarına geçiş yapmıştı; tam o sırada da kişisel gelişim rafları beni süzüyordu. İsmini okuyamadığım bir kitabın üstünde gülümseyen bir çocuk bana bakarken gözümün önünden aynı sularda bir kadın geçiverdi. Aradığını bulamıyor gibiydi belki de ne aradığını bilmiyordu bile; birisine hediye seçiyor fakat özel birisi olduğu içinde en güzeli olsun istiyordu. Ah çalan şarkı ne kadar da tanıdık gibi “sevemedim karagözlüm..” Bu Türkiye’nin meşhur plaklarından olmalıydı eve gittiğimde bunu baştan sona dinlemek istiyorum.

Kır saçlı bir kadın çocuk raflarını gözetliyor. Ah pardon saçları açık sarı ve kıvırcıkmış onu yaşlı birisi sanmıştım. Deminki o aradığını bulamayan kadın tekrar raflar arasındaydı ama bu kez ne aradığını bulmuş gibi ayağında ki kar botları ve salınan atkuyruğu ile hızla sağa yöneldi.

Güler yüzlü anne kızını takip ederken yanda sohbet eden iki arkadaştan birisi de daha eve gidip yemek yapacağından bahsederken içime bir ferahlama düşmüştü çünkü erkenden uyanıp yemeğimi yapıp çıkıştım dışarıya – tek yaşıyor olsam da- ah yine o meşhur kara gözlüm çalmaya devam ediyordu…

Herkes bana deli diye gülüp geçiyor

Senin aşkın beni kara gözlüm deli ediyor.

***

Kasa hareketliydi ve şarkı değişmişti. Bir sağımda oturan genç delikanlı ise çalıştığı notlara ara verip sanırım biraz kitap rafları arasında gezintiye çıkmıştı.

Bir diğer çalışan küçük çocuğa aradığı kitabı bulmasında yardımcı oluyordu.

“Eğer resmini görürsem hemen alabilirim.” Dedikten sonra hapşuru vermişti küçük oğlan. Renkli gözleriyle ve savurduğu saçları ile hem havalı hem de tatlıydı da.

“Rüzgarrr! Ne yaptın?”

“Kitabımı bekliyorum.”

“Yok,” derken yüzü düşen çalışandı. “Bulamadınız mı?” diyense orta yaşlı annesi idi Rüzgar’ın.

Yandaki genç delikanlının gezintisi kısa sürmüştü. O dersine çalışmaya devam ederken diyecektim ki tekrar yerinden kalkması bir oldu. Ne aradığını bulamayan o hanımefendi ise hemen solumda telefonu ile bir şeyler yapıyordu.

Bir başka delikanlı, annesi ile rafla arasından bana doğru yönelirken ve hemen geri çekiliverdiler. Öylesine geziyor gibiydiler. Süs eşyası rafında onlara dalıvermişken hemen önümde ki çocuk kitapları rafından Kolay Piyano 2 kitabı ikisi birden düşüvermesin mi? Hemen kalkıp yerlerine yerleştirdikten sonra maziye dalıverdim. Bir dönem piyano öğrenmeye çalışıyordum –kendi kendime- tek tük bazı şarkılar hala aklımda ama bu düşüş beni tekrar öğrenmeye devam etmeye teşvik etmişti.

Bir başkası şimdi tam bana bakarak gülümseyen çocuk resimli kişisel gelişim kitabının rafını inceliyordu. “Bulabildin mi hayatım?” diyerek çantasını düzelterek yanına usulca yaklaşan sevgilisinin ardından başka rafa doğru yöneldiler.

Şimdi biraz kaldığım yerden okumaya devam edeceğim ama sakın kulaklarımı gözlem yapmaktan uzak olduğunu sanmayınız.

“Anne istediğin o kitaplar yokmuş ama aynı yazarın şu kitapları varmış, attım bak bakalım.” Diyerek çocuk kitaplarının olduğu rafın önünde dikilen gözlüklü, kıvırcık saçlı dantelli külotlu çoraplarına eşlik eden botları ile dimdik duran genç kız. “Bunlar var, ee bir dakika tekrar bakıyorum.” diyerek tekrar annesiyle görüşmesine

“Bu cırtcırtlı kitap, bunlar değil bir dakika bakıyorum.” Yürümeye devam edip “Onlar bebekler içinmiş senin için dur bi saniye ağlamak nasıl başladı bu nasıl?” “Anladım tamam, bakalım bu ne kadarmış?”

***

“Anne yok yok! Sordum ya…” kendi etrafında tam bir tur dönüp “Annecim istersen hiç almayayım?” rafın etrafında dönmeye devam ederek “Ben öyle geziyordum, bir kırtasiyeye de uğrayayım dedim.” Diyerek usulca kasaya giderek sadece bir kalem alıp çıkmıştı o kıvırcık saçlı garip desenli çoraplı genç kız.

“Aaa ders çalışıyorlar burada, maşallah.” Diyerek etrafı süzen iki yetişkin kadın hayrete düşmüş gözleriyle rafların arasında kaybolmuşlardı.

Kitapçı, ilk geldiğim saate nazaran hareketlenmeye başlamış hemen solumda evde yemek yapmam lazım diyen iki genç kadından biri, bir diğeriyle birlikten çoktan çıkmış; onların yerini ise tıpkı onlar gibi dost fakat yaşları oldukça küçük iki öğrenci almıştı.

Ecem bu kez kasada yerini almış, balkon tarafının kapısı ise bir açılıp bir kapanmaya devam etmekteydi. Bu sırada önümden geçen iki genç arkadaştan birisinin sırtında gitarı ile hızlı adımlarla çalışanı arıyor aklında ki suali sormak için can atıyordu. “Teşekkür ederim.” Dedikten sonra garip şekilde çocuk kitapları rafını pür dikkat incelemeye başlamışlardı. Birisi için –bir çocuk- kitap aradıkları aşikardı tabi.

Sevgili okurum bu çocuk rafından bıktınız biliyorum fakat tam önündeki koltukların bu alanda olmasının suçu ne? Üstelik bu koltuklarda da ben oturmaktayım… Yazın gelmesine yakın balkona çıkacağım sabredin…

“Gel onu koy yerine gel.” Diyerek arkadaşını çekiştiren gitarlı genç sanırım başka bir fikir ile baş başa idiydi ki arkadaşını hızla çocuk rafının arkasına sürükledi.

Kır saçlı ve gözlüklü bir amca da hemen onun yanında ona eşlik eden eşiyle birlikte bebek kitapları rafında heyecanla bir arayış içindeydiler. Tam bu sırada gitarlı genç, arkadaşıyla birlikte ne aldıklarını göremediğim ürünü hediye paketi yaptırmışlardı bile.

Orta yaşlı sarışın bir kadın eline, kişisel gelişim rafından bir kitap iliştirmiş bir başka eserin arayışına girerken, iki genç kız da sticker bölümünden ellerine iliştirdikleri renkli etiketlerle, onları yapıştırmanın hayalini kurdukları kitap ya da defterlerini düşünüyorlardı. Bu sırada hemen solumdaki genç dostlarda kalkmış hesabı ödemeye gidiyorlardı. Hemen solumdaki masadaki gençler çoktan masaya veda etmiş, onun hemen önündeki masaya ise yaşlı bir çift teşrif etmişti. Yaşlı adam bayağı hararetle bir şeyler anlatıyordu. Kadın ise sessizdi.

Tesettürlü bir genç tükenmez kalemlerin olduğu rafta defterine uyumlu kalemler seçiyordu. Siyah topuklu botları, eteği, şalı ve onlara eşlik eden gri boyun şalı ile aşırı derecede asil gözüküyordu. Bu beni Müslümanlara olan merakımı giderek arttırıyordu. Gencecik bir kızın kendini böylesine muhafaza etmesinde elbet bir sebep olmalıydı. Bunu isteyerek mi yoksa zorunlu olarak mı yapıyordu bilmiyorum ama bu davaya baş koyduğu aşikardı.

Bölüm sonu

1 yorum