İçeriğe geç

Sevilmeye İhtiyacım Var |texting

Bölüm 17 · 8 dk okuma

Sevilmeye İhtiyacım Var |texting

Bölüm 17

bölüm 17

bölümü okumaya başlamadan önce oy vermeyi unutmayın ve bol bol yorum yapın lütfen.

iyi okumalar!

**

0536**: sevilmeye ihtiyacım var

0536**: senin tarafından sevilmek istiyorum

0536**: benim sadece senin tarafından sevilmeye ihtiyacım var

0536**: içimdeki hayat ağacını yakan bu ateş, senin sevginle tekrar yeşillensin istiyorum

0536**: çok bir şey istemiyorum, değil mi?

0536**: bu mümkün olabilir mi?

çisem: kimsin ve bu mesajları bana neden atıyorsun?

0536**: ben içimde yarattığım ormanın, senin sevginle hayat bulmasını isteyen bir kralım.

çisem: ben ne oluyorum bu durumda, kraliçe?

0536**: sen benim yorulunca altında soluklandığım ağacımsın.

0536**: sen benim yağmurdan kaçarken altına saklandığım ağacımsın.

0536**: sen benim nefesimsin Çisem.

çisem: hoşsun ama boşsun ya

çisem: bu sözlerle beni kandırabileceğini düşünüyorsan

çisem: doğru düşünmüşsün

çisem: derdim ama

çisem: istediğim kişi olsaydın :)

0536**: belki de

çisem: belki de ne?

0536**: belki de istediğin kişiyimdir :)

çisem: ya bi siktir git

0536**: ayıp oluyor ama

görüldü.

0536**: ayıp yatakta olur demen gerekiyordu...

-bu mesaj silindi.-

0536**: tadımız kaçtı ya, gidiyorum ben

çisem: çok bile durdun.

çisem: kaybol, bir daha rahatsız etme beni

0536**: kalbim kırıldı

çisem: annemin porselen tabağı olsaydı üzülebilirdim

0536**: gidiyorum o zaman ben

görüldü.

0536**: gittim.

görüldü.

▿▿▿

Telefonu sırama bıraktıktan sonra dizimi sallayarak düşünmeye başladım. Beril, Çağın'a yazdığımı nereden biliyor? Ben ona Çağın'a yazacağımı söylememiştim. En yakın arkadaşım olduğunu biliyorum fakat bunu benden başkası bilsin istemedim. Beril'in bu konu hakkında bir bilgisi olsaydı eminim kuzenine bundan bahsederdi. İkisi birbirinden asla bir şey saklayamıyordu.

Bir dakika. Yoksa Çağın ona yazan kişinin ben olduğumu öğrenmiş miydi? İyi de nasıl? Aklıma gelen salaklıklarım sayesinde sebebini anlamam uzun sürmedi. Çağın'a salak diyorum ama ben ondan daha salağım. Ona ikinci adımı söylemiştim. Yetmezmiş gibi saçlarımın rengini söyleyip ona ses atmıştım. Bunlara rağmen beni tanımasaydı saçma olurdu. Kendi salaklığıma ağlamak istiyorum şu an.

Oflayarak oturduğum yerden kalktım. Zilin çalmasına 5 dakika vardı, cebimde para olduğundan emin olduktan sonra kantine doğru yürümeye başladım. Kantinde sıra olmadığını görünce Serkan Abi'ye seslendim. "Çisem geldin mi?"

"Yok daha gelmedim, yoldayım." bunu dememle Serkan Abi'nin ters bakışlarına maruz kaldım. Sevimli bir şekilde gülümseyip, "Su verebilir misin bir tane?" diye sordum. "Bilmem, verebilir miyim?" diye karşılık verdi. Birbirimizi çok severiz. Zil sesini duyunca yerimde zıplayarak, "Hadi Serkan Abi ya! İlk ders Edebiyat yok yazılmak istemiyorum." o bana su getirmek için giderken cebimden bozuk para çıkarıp tezgaha bıraktım. Serkan Abi'nin getirdiği suyu elinden almadan önce "Kolay gelsin!" diye bağırarak hızlı adımlarla sınıfa yürümeye başladım.

Kapıda Edebiyat öğretmenimiz Mehmet Hoca'yla karşılaşınca gülümseyerek kapıyı geçmesi için açtım. "Buyrun Hocam, siz önden geçin.", Mehmet Hoca alay içeren gülüşüyle "Önce ben girersem yok yazılırsın." deyince hoca ve kapı arasından içeri sıyrılarak girdim. İlk dersten yok yazılmak istemiyordum. Erken kalkıp yok yazılmak koyar diyecektim ki hiç uyumadığım aklıma geldi. Neden uyumadım ki? Malım herhalde.

Mehmet Hoca oturmamızı söyleyince yerime oturdum. Ders genel olarak boş geçiyordu, sadece yazılı olacağımız zaman çıkacak yerlerin altını çizdirip önemli yerleri anlatıyordu. Bizi sıkmayı sevmiyordu. "Konuşma etkinliği başlamıştır." evet kesinlikle bizi sıkmayı hiç sevmez canım hocam.

Konuşma etkinliği ne mi? Mehmet Hoca ne zaman "Konuşma etkinliği başlamıştır." derse o zamandan itibaren hocadan izin almadan konuşmak yasak oluyor. Konuşmak için parmak kaldırman ve Hoca'nın "Konuş." demesi gerekiyor. Konuşma eylemini gerçekleştirmen için söylenen herhangi bir kelime kullanırsa ve sen buna kanıp konuşursan ceza alıyorsun. Cezamız ise konuştuğun kelime sayısı kadar ya İstiklal Marşı ya da Gençliğe Hitabe yazıyorsun. Yani her bir kelimeye 10 kıta yazman gerekiyor. Sınıfın sessiz kalması için hocamızın bulduğu çözümdü bu. İşe yarıyor muydu peki? Evet kesinlikle işe yarıyor. Sessiz bir sınıfta soru çözebilmeyi kim istemez ki.

Sınıfta sessizlik hakim olmuşken bende kafamı sıraya gömdüm. Sessiz sınıfta soru çözmek harika bir şey ama uyumak her şeyden daha güzel. Tam uykuya dalacakken birisinin bana seslenmesiyle kafamı içine gömdüğüm hırkamdan kaldırdım. Seslenen kişi tahmin edebilirsiniz ki Mehmet Hoca'ydı. Parmağımı söz vermesi için kaldırdım.

"Söyle." oflayarak elimi havada tutmaya devam ettim. Çünkü "Konuş." demedi.

"Söz verdim ya Çisem. Söyle." sınıftakiler yalandan gülerken bende yalandan güldüm. Biz gülünce hoca da güldü. Hocam biz yalandan gülüyoruz ama siz bilirsiniz.

"Konuş."

"Efendim hocam." dedim. Sırf bunu söyleyebilmek için kolumu yordum.

"Neden ders çalışmıyorsun? Sınava az kaldı." hatırlatmayın hocam.

"Dedim olabilir." sınıftakiler gülünce bende güldüm. "Hocam ben sabaha kadar ders çalıştım. Ders çalışırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışım." bu dediğime ben bile inanamadım.

"Aferin Çisem ama bu pek sağlıklı sayılmaz. Uyku düzenine dikkat etmelisin." kafamı onaylarcasına aşağı yukarı salladım. Annem gibi konuştunuz hocam sağ olun.

Kafamı tekrar sıraya koyacakken sınıfın kapısı tıklatıldı. Umursamayarak kafamı sıraya koyacakken tanıdık sesle gözlerimi kapıya çevirdim. Gelen Beril'di. Umursamayarak kafamı sıraya koydum. Yanımda hareketlilik hissedince sıraya daha fazla yayıldım. Beni dürteceğini bildiğim için kendimi sıktım. Ama beni dürtmedi. Sıradan karalama sesi gelince ders çalıştığını düşünerek sessiz kaldım. Kucağıma bıraktığı kağıdı alarak yerimde doğruldum. Uyumak yok bana ben bunu anladım. Kağıdı açarak içinde yazana baktım.

"N'aber? :)" gözlerimi devirerek elinden kalemi aldım.

"Uyuyorum." bu sefer gözlerini devirme sırası ondaydı.

"Uyanıksın." ona 'Sen ciddi misin?' bakışını attıktan sonra kafamı pencereye çevirdim. Kolumu dürtünce önümde duran kağıda ne yazdığına baktım.

"Sinirli misin bana?"

"Hayır." ona bakmadan önüne bıraktım.

"Biliyorum sinirlisin." hadi canım?

"O zaman neden soruyorsun?"

"Bu seni hiç alakadar etmez." bana gülünce ayağına tekme attım. Ben ona tekme atınca o da bana karşılık verdi. Tekrar ona tekme atacağım sırada ön sırada oturan sınıfın çalışkanı olduğunu sanan kızdan öksürük sesi geldi.

"Teneffüste konuşalım." omuzlarımı silktikten sonra bu sefer beni kimsenin rahatsız etmemesini umarak çantamdan çıkardığım kulaklığı kulağıma takıp kafamı sıraya koydum. Şarkı açmamıştım sadece şarkı dinliyor havası vermek için takmıştım. Bu şekilde kimse rahatsız etmeyecektir. Yani umarım.

Gözlerimi biraz olsun uyuyabilmek için kapattım. Umarım teneffüste kimse -Beril- beni uyandırmaya çalışmaz.

***

Yanımdan gelen sesle gözlerimi açmak istedim ama açamadım. Birisi kimsenin duymasını istemiyormuş gibi birisine bir şeyler söylüyordu. Yeni uyandığım için sesi algılayamadım ama ses çok yakından geliyor. Bir saniye... Bu ses çok tanıdık. Uyandığım belli olmasın diye kıpırdamadan durmaya devam ettim.

"Senden neden nefret etmem gerektiğini anlamıyorum. Senden nefret etmeyeceğim." saçlarımda gezinen eller ile aldığım nefesi tuttum. Birisine bir şeyler söylemiyor. Benimle konuşuyor!

Fark etmemesi için tuttuğum nefesi bıraktım. Düzenli bir şekilde nefes almaya çalıştım. Tabi bunda pek başarılı olamadım ama neyse ki Çağın bunu fark etmedi. Saçlarımın arasından onun suratına baktım. Bana bakmıyordu, dümdüz karşısına bakıyordu. Bir anlık başkasıyla konuşuyor olabileceğini düşündüm. Tabi bu düşüncemden kafasını bana çevirdiği anda vazgeçtim. Gözlerimi hızla kapattım. Sakin olmaya çalışarak uyuma numarasına devam ettim.

"Bunları sen uyanıkken sana söyleyebilir miyim bilmiyorum." derin bir nefes alarak konuşmasına devam etti. "Kulağındaki kulaklıklar sayesinde bir tık rahat konuşabiliyorum." ah doğru ya ben kulaklık ile uyudum. Şarkı dinlediğimi sanıyor.

Saçlarıma çarpan nefesle huzursuzca kıpırdandım. Çok yakınız. Gözlerimi açarsam eğer uyumadığımı anlayacak, buna son vermek istiyorum ama ne söyleyeceğini de çok merak ediyorum. Hem de çok merak ediyorum.

"Çisem ben se-" lafını tamamlayamadan kapı büyük gürültü ile açıldı.

"Çağın ne yapıyorsun? Çisem'i uyandır diye yolladım sen gelmiş burada kafanı koymuş yatıyorsun." duyduğum şeyle şoka girdim. O da yanıma kafasını koyarak beni mi izliyordu? Nefesinin neden yakından geldiğini bu şekilde anlamış oldum.

Şimdi asıl sorunu düşünmeye başladım. Ben nasıl yeni uyanıyormuş gibi davranacağım?! Kafamı diğer tarafa çevirmek isterken boynumdan gelen sesle sesli bir şekilde inledim. Arkadaşlar sanırım boynum kırıldı.

Çağın "Çisem yavaş!" diye bağırdı ama kulaklık olduğu için onu duymuyormuş gibi yaptım. Saçlarım yüzümü gizlerken elimle boynumu ovaladım. Elimin üzerinde başka bir el hissedince yerimde sıçradım. Ellerin sahibine bakınca Çağın'a ait olduğunu gördüm. Kulaklıkları kulağımdan çıkarıp "İnsan ses verir, korktum." dedim. Oyuncu olmayı düşünmeli miyim?

"Çisem yaklaşık 1 dakika önce zaten sana seslenmiştim. Kulaklığın takılıysa bizim suçumuz ne?" haklı olduğu için sessiz kaldım.

"Neyse, neden başımdasınız?" Çağın ayağa kalkarak cebinden telefonunu çıkardı ve ekranını açarak bana çevirdiğinde anlamayarak bir ona bir de telefona baktım. "Duvar kağıdın güzelmiş."

Beril eliyle alnına vurarak "Sen bir daha uyuma lütfen." dedi. Ne demeye çalıştıklarını anlamadım gerçekten. "Saatin kaç olduğundan haberin var mı? "

"Yoo." Çağın'ın elindeki telefondan saate baktım.

14:37

"Oha! Ben nasıl bu kadar uyuyabilirim?" etrafa bakındım. Sınıfta sadece üçümüz vardık. "Herkes nerede?" Beril'in üzerine bakınca forma olmadığını fark ettim. Tabi ya, son ders beden.

"Hadi kalk üstünü değiştir ders beden hoca yoklama alıcak seni bekliyoruz. Çağın'ı da yollamıştık oysaki bir geldim o da yanında yatıyor." bakışlarım Çağın'a çevirdiğimde benden bakışlarını kaçırdı.

"Neyse ben kaçtım dersim boşken gidip tadını çıkarayım." Çağın bir şey dememize izin vermeden sınıftan çıktı.

Üzerimdeki formayı çıkarıp çantamın içine attım. "Ben hazırım hadi gidelim." sabah altıma tişört giyerek akıllı davranmışım. Kendimle gurur duyup havalı havalı sınıf kapısından çıktım. Sağıma dönmemle bir vücuda çarpmam eş zamanlı oldu. "Pardon." benden bir adım uzaklaşan Çağın'a delici bakışlarımdan gönderdim.

"Neden geri döndün?" Beril'in sorusuyla bakışlarını benden çekti. "Telefonumu unutmuşum onu almaya geldim." aklın nerede çocuğum?

Omuz silkerek yanından geçtim. Beril Çağın'a bir şeyler dedikten sonra adımlarını hızlandırarak bana yetişti. "Benimle konuşmayacak mısın?"

"Ne konuşmam gerekiyor?" bahçeye çıkınca gözümü kısmadan edemedim. Güneşli havaları hiç sevmiyorum.

"Sabah ki olaydan bahsediyorum." cevap vermek için ona döndüğüm sırada bedenci ismimizi seslendi.

"Beril! Çisem! Hadi kızlar, arkadaşlarınız sizi bekliyor." sıranın sonuna geçerek yoklamanın alınmasını bekledim. "Sağ baştan say!"

Sıranın bana gelmesini beklerken çardakta oturan Çağın çekti dikkatimi. Arkadaşları basketbol oynarken, O benim ona verdiğim notlarla ders çalışıyordu.

Yüzümdeki tebessümü bana sıranın gelmesiyle sildim ve bağırdım. "Otuz bir, son!"

***

mükemmel bir bölüm sonu olduğunun farkındayım arkadaşlar osnwlwmwkkw

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.