iyi okumalar!
***
Sıkıntıyla oflayarak yatağımdan doğruldum. Hiçbir şekilde uyuyamamıştım ve bu halde okula gitmem gerekiyordu. Neyse ki bugün işten izin alabilmiştim, bu şekilde okul çıkışı eve gelince direkt uyuyabilirim. İş dediğime bakmayın, yaptığım tek şey komşumuzun bebeğine bir kaç saatliğine bakmak. Ben bebeğiyle ilgilenirken o kendine biraz zaman ayırabiliyordu.
Ayaklarımı sürüyerek dolabımın karşısına geçtim, gözlerim çok ruhsuz bakıyordu. Sanki ruh emiciler gerçekti ve benim ruhumu emmişlerdi. Daha fazla bu görüntüye katlanamadığım için okul üniformamı alıp kendimi tekrar yatağa attım. Yataktan çıkmadan önce hiç uykum yoktu ama üniformayı elime almak uykumu getirmeye yetmişti.
Uyumak istemediğim için yataktan kalktım ve yatağımı topladım. Tekrar toplamaya üşeneceğimi bildiğim için tekrar uzanmaya yeltenmeyecektim. O kadar salak değiliz hani.
Ah salak deyince aklıma Çağın geldi. Ne yapıyor acaba? Ne yapıyorsa yapıyor sana ne Ağça!
Kendi kendime konuşarak mutfağa girdim. Annemin evden çıkmadan önce hazırladığı sigara böreklerini ağzıma tıkıştırırken bir yandan arkadaşıma mesaj yazıyordum. Okula beraber gittiğimiz için hazır olduğumda ona mesaj atarak haber veriyordum. Şuan tam olarak hazır sayılmasam da o gelene kadar on kere hazırlanabilirim. Kendisi çok uyuşuk olduğu için ve onu beklememek için hazırlanmadan önce ona her zaman mesaj yazıyorum.
Ağça: hazırım gel beni al
görüldü
Anında görüldü oldu. Aferin adam ol, hemen göreceksin benim mesajımı. Mesaj yazdığını fark edince sohbetten çıkmadan telefonu çamaşır makinesinin üzerine bıraktım. Aynadaki ruhsuz yüzüme göz kırptıktan sonra avuçlarımın içine doldurduğum suyu birkaç kere yüzüme çarptım. Bildirim sesini duyunca suyu kapatarak elimi üzerime sildim. Tek gözümü, gözüme su girmesin diye hafifçe kısarak yolladığı mesajı okudum. Hayır ya...
Beril: kanka ben bugün gelemeyeceğim. kuzenim az önce evden çıktı, seni de almasını söyledim iki dakikaya evin önünde olur.
Söve söve dişimi fırçalamak için fırçayı elime almıştım ki kapının zili çaldı. Hay sokayım böyle işe. Koşa koşa kapıyı açmaya gittim. "Sen içeri geç istersen iki dakikaya geliyorum." tam arkamı döndüğüm sırada "E hani hazırdın sen?" dedi. Demek ki değilmişim. Tabi bunu ona söylemedim.
"Seni beklemiyordum." bu dediğim komiğine gitmiş gibi dişlerini göstererek gülümsedi. Gülmesene oğlum. "Beril gelecek diye yavaş yavaş hazırlanırsan bizi de bekletirsin böyle." bekleme o zaman, git.
"Zaten hiç uyuyamadım sinirliyim, beklemek istemiyorsan git ben tek giderim." kimseyi sabah sabah çekmek istemiyordum. "Biliyor musun Çisem?" kaşlarımı kaldırarak devam etmesini bekledim. Etmedi. İlla benim ağzımdan çıkması gerekiyordu. Şerefsiz değil mi işte.
"Neyi?" şüpheli gözlerle beni süzdü. Benim olduğumu anlamasından korkuyordum. "Seni birisine çok benzetiyorum." ayakkabılarını çıkarmadan içeriye doğru yürümeye başladı, yani bana.
"Hop!" diyerek ellerimi ona doğrulttum 'DUR' dercesine, ne olduğunu anlamak için yüzüme saf saf baktı. "Ayakkabılar diyorum. Çıkarsan mı diyorum." anlamamış gibi ayakkabılarına baktı.
"Güzel değiller mi?" ona bağırmak geliyor içimden ama yapamıyorum. "O pis ayakkabılarınla mı gireceksin eve?"
"He. Ayakkabılar pis değil ki yeni aldım." Allahım neden ben? Ne günah işledim ben? Parmağımla kapıyı işaret ettim, "Çık dışarı hadi beni uğraştırma." dedim. Ayakkabılarını olduğu yerde çıkarıp karşıma geçti. Ama ben hala gözlerimi ayaklarından alamamıştım. Bu çoraplarını yanlış mı giymiş?
"Çağın?"
"Çıkardım ya ayakkabılarımı şimdi ne oldu?" sitem dolu sesine karşılık gülesim geldi ve güldüm. "O çoraplar ne allasen?" gülüşüm kahkahaya dönüşürken, Çağın hala yüzüme dalmış bir şekilde bakıyordu. Gülüşüm onun bakışlarında takılı kalırken, öksürerek gülmemi durdurdum. Öksürürken yüzüne biraz tükürüğüm gelmiş olabilir ama görmemiş gibi yapalım lütfen...
"Yarabbim çok şükür, su verenlerin çok olsun." diyerek yüzünü sildi. Tek sorun yüzüne tükürmem mi yani çoraplarını görmedi mi bu çocuk? "Çorapların diyorum çorapların." bakışları aniden çoraplarına döndü. Bu çocuk beni dinlemiyor muydu?
Ayağındaki çoraplardan birisi babet çorap diğeri de Beril'in uzun fosforlu yeşil çoraplarıydı. Bunları giymeyi nasıl becermişti bilmiyorum ama konu Çağın ise her şey olabiliyordu. "Ya bunları bana kim giydirdi..." sesi sonlara doğru kısılırken ben bu haline gülüyordum. "Çoraplarını sen giymiyor musun oğlum?" bana boş boş bakmaya çalışırken yüzünün yavaş yavaş kızardığını fark ettim. Duygularını asla saklayamıyordu. Yerim.
"Tamam ya sen otur şuraya ben kardeşimin çoraplarından getireyim." onu arkamda bırakarak kardeşimin odasına yürüdüm. Lan ben kardeşimi unuttum! Okula geç kalacak çocuk. Çok iyi bir abla olduğumu biliyorum. Aramızda sadece 1 yaş olabilir ama abla abladır.
Çağın'a kardeşimin ilkokul birinci sınıf olduğunu söylemiştim ama bunun sebebi sadece benim hakkımda daha az bilgi sahibi olmasını istediğimdendi. Kardeşim olduğunu biliyor ama en azından yaşını farklı biliyor. Kardeşimin ilkokul birinci sınıflardan da farkı yok zaten, aynı zekaya sahipler. Bugün de kardeşimi gömdüğüme göre ablalık görevimi tamamladım.
"Berk uyan lan! Geç kaldın." arkasını dönerek uyumaya devam etti. "Oğlum kalksana yarım saat sonra ders başlayacak." oflayarak yerinde doğruldu. "Of kalktık işte. Bıktım okuldan ya bir bitmedi gitti." gözlerimi devirerek odasından çorap alıp çıktım.
"Al şunları giy ben de hemen geliyorum." çorapları ona fırlatarak odama yürüdüm. "Ağzıma atsaydın." o da olur bir gün. Vakit kaybetmeden üzerimi değiştirip, dişlerimi fırçalayıp Çağın'ın yanına gittim. "Çok şükür geldin. Hadi gidelim geç kalacağız."
"Alt tarafı beş dakika bekledin, boş yapma yürü." kapıyı açmadan önce kardeşime bağırdım. "Berk biz çıkıyoruz sen de peşimizden çık! Sakın uyuma!" e kardeşim bir şey yemedi. Neyse kalksaymış okulda yer artık. Kardeşimi çok severim.
Kapıyı kapattıktan sonra Çağın'ın yanına yürüdüm. Dalgın gözüküyordu, benimle alakası var mı acaba? "Çağın, bir şey mi oldu? Dalgınsın." bana dönerek beni incelemeye başladı. Ne olduğunu anlamıyordum. Gözlerini saçlarımda gezdiriyordu. Bakışları gözlerimle buluşunca yutkunup önüme döndüm. "Soru soruyoruz boş boş bakıyor." omuzlarımı silkerek yürümeye devam ettim. Normal davranmaya çalışıyorum ama yanımda o varken bunu becerebiliyor muyum, orası meçhul.
Kolunu omzumda hissedince kafamı ona çevirdim. Sorgularcasına tek kaşımı kaldırdım. "O kolunu oradan indirir misin, ben mi indireyim?" ona sert davranmak istemiyorum ama bu kadar yakın olursa her şey mahvolacak.
Kolunu omzumdan çekmek yerine beni kendine daha çok çekti. Ne oluyor ya? "Onu görmedim ama ona çok benziyorsun." kim olduğunu anlamamak için salak olmak lazımdı. Ben de salak oldum. "Kimden bahsediyorsun anlamıyorum." kolunu omzumdan çekti. "Hiç kimse. Boşver." boşverdim.
Ellerimi cebime sokarak yürümeye devam ettim. Okulun önüne geldiğimizde kapının önünde Beril'i görmeyi beklemiyordum. Hani gelmiyordu bu? Adımlarımı hızlandırarak yanına gittim. "Beril? Hani gelmiyordun sen?"
"Gelmeyecektim aslında, kendimi kötü hissediyordum. Ama bir anda kendimi iyi hissedince geleyim dedim." çok şüpheli gözüküyordu. Neyse yakında çıkar kokusu. "Ben gidiyorum." diyerek yanımızdan ayrıldı Çağın.
"Bir şey oldu mu?" diye sordu Beril. Ben bir şey mi kaçırdım, ne olması gerekiyordu?
"Hayır. Bir şey olmadı, nereden çıktı?" omuzlarını silkti, "Hiç, ikinizde dalgın yürüyordunuz." irdelemeden okuldan içeri girdim. Çok uykum olduğu için hiçbir şeyi umursayacak halde değilim. Koridorda Çağın ile karşılaştık. Önümde durup bana bakmaya başladı. Kafamı eğip yanından geçerek sınıfa girdim.
Okulda uyumayı sevmiyorum ama bu ders kendime biraz gelmek için uyumam gerekiyor. Seçmeli Edebiyat dersi olduğu için ve son sınıf olduğumuz için uyumamıza bir şey demiyorlardı. Normalde bu derste soru çözüyordum ama kendime bugünlük izin tanıdım. Üstümdeki hırkayı çıkararak sıramın üzerine koydum. Yastık işlevini yerine getirecek benim canım hırkam. Tam kafamı sıraya koymuştum ki Beril beni dürtükledi. Yerimde zıplayarak "Ne var?" dedim. Tikimle oynanmasından nefret ediyorum ama Beril'e kızamıyorum. "Çağın ile ne oldu neden koridorda öyle önünde durdu? Neden ondan kaçıyorsun?"
"Bir şey olmadı Beril. O bugün biraz dalgın sanırım farkında olmadan önümde durmuştur." kafamı tekrar sıraya koyuyordum ki buna izin vermedi. "Senin ona yazdığını mı öğrendi? Sabah ba-" sustu.
"Hayır öğrenmedi merak etme. Konuşmayı kestik onunla, artık öğrenemez." tam kafamı sıraya koyuyordum ki aklıma takılan şeyle ona döndüm. "Sen ona yazdığımı nereden biliyorsun?"
Beril yanımdan kalkıp giderken ben arkasından öylece bakakaldım. Düşündüğüm şey olmuş olamazdı değil mi?
>
bombabomba
bu bölüm bir şeylerin başlangıcı bazı şeylerin de sonu olacak.

