İçeriğe geç

SEVGİLER,MİLENA...

Bölüm 3 · 14 dk okuma

SEVGİLER,MİLENA...

Bölüm 3

Ev

İki hafta sonra...

Nihayet! Son finalimi de az önce vermenin huzuruyla kafamı gözlerimi kapatarak geriye attım.Gözetmen hocaların gereksiz ve yersiz söylenmeleriyle kağıtları toplamalarına dönüp bakmadan çıktım amfiden.

Çıkışta fakülteden arkadaşlarla birkaç soru tartıştım. En sonunda erkeklerden bir tanesi "Eeh, neyse ne,bitirdik finalleri defolup gidiyoruz!"diye neşeyle şakıyınca gülmeden edemedik. Gülerek herkese iyi tatiller diledim ve fakülteden çıktım.

Kızlarla Gökhan abinin kafesinde buluşmaya karar vermiştik. Bizim fakülteden yürüyerek birkaç dakika uzaklıktaydı gideceğimiz yer.

Benim finallerim onlara göre birkaç gün daha erken bitmişti. Birkaç sınavları kalmıştı ama ona da önceden çalıştıklarından rahattılar. Ben,Elif ve Çiçek sosyal hayatı önemsediğimiz kadar derslerimizi ve kariyerimizi de önemsiyorduk. Beren ve Gökçe ise en rahat olanlarımızdı. Hiç tınlamazlardı ama sınavları da düşük sayılmayacak notlarla atlatırlardı. Elif onlara hep"Sizdeki tembel şansı tembel"diye sataşırdı. Gökçe ise baktığı telefondan kafasını kaldırıp "Valla haklısın kanka,şansımın hepsini sınavlarımda kullandım. Hadi sen de git çalış belki 10 alırsın ahaha"diye cevap verdikten sonra totosunu dönüp telefon bakmaya devam ederdi.

Ben eczacılık okuyordum. Elif kimya alanında akademik kariyer planlıyordu. Gökçe coğrafya,Beren edebiyat öğretmeniydi. Çiçek ise psikoloji okuyordu. Hepimizin dersleri çok zordu ve yoğundu. Benim ve Elifin çoğu dersimiz laboratuvarda geçiyordu. Beren çok takmıyordu ama sınav haftalarında kendini etüt odasına kapatıp bir sürü ezber çalışıyordu. Kağıtlara bakıp yüzümü buruştururdum. Edebiyat ezberlemeyi hiç sevmiyorum.

Hahahahaha! Gökçenin bir isyanınıhiç unutmam. Buzulların adlarını çalışırken artık dayanamayıp yanımıza gelmişti ve açmıştı ağzını yummuştu gözünü Bunların ne farkı var?Birinin içine su doluyor,bir ad alıyor,biri dağıntepesini kaplıyor bir ad alıyor,birinin içi boş kalıyor başka bir ad alıyor!!!Hepsini Allah yaratmadı mı,Allahın H2O su işte!!Hepsi buz buz! demişti ve gülmekten kırıp geçmişti bizi.Bir yerde haklıydı ama yapacak bir şey yoktu. Coğrafya öğretmeni olmak,bir öğretmen olmak kolay değildi.

Kafenin önüne geldiğimde bizimkilerin çoktan gelmiş olduğunu gördüm. Oturmuş sohbet ediyorlardı. Kapıyı açıp içeri girdiğimde masadaki gözler bana çevrildi. Merhaba hoşgeldinler havada uçuşurken Gökçe "Ooh,hoşgeldin sarmaşık gözlüm"diyerek koltukta kenara kaydı ve bana yer açtı.İnce montumu ve çantamı yanıma koydum.

Bir çay söyledim ve ince belli bardağı dudaklarıma götürürken "Okullar artık kapanıyor. Yaz tatili için planlarınız var mı?"diyen Gökçeye döndüm. "Sen neler yapıyorsun?"diye soran ben oldum.Gökçe kiraz gibi kıpkırmızı dudaklarını büzüp "Hiç bilmiyorum ki. Tatili ailemin yanında geçireceğim. Ama ben diyorum kiiii...beşimiz de buluşup tatile mi gitsek?"

Bence çok güzel olurdu. Ama önce bizimkilerin bir planı var mıydı sormalıydım. Bir Antalya veya İzmir turu yapsak süper olurdu!

Ben çayımı yudumlarken,kafeye giren kişilerle gözlerim kapıya doğru döndü:Çakma sarışın Merve ve kankileri. Pek önemsemedim açıkçası. Bize bir bakış atıp sipariş vermeye gittiler.

"Annemden izin koparmaya çalışacağım ama pek söz vermeyeyim. Sevgi sultan izin vermeyebilir. Bu tarz şehir dışı yolculuklara pek sıcak bakmıyor. Beni tek yollamak istemiyor."dedim elimdeki ince belli çay bardağını sallarken.

"Canım 20 yaşındasın. Artık izin vermezse ne zaman verecek?"diyen Gökçeye içten içe hak veriyordum ama her anne bir olmuyordu. Hepsi çocuklarının iyiliğini istiyordu,annelerin ortak paydası buydu. Ama hayata bakış açıları,fikirleri,her birimizin annesinin farklı farklıydı. Mesela Gökçenin annesi Leyla teyze coğrafya öğretmeniydi,Gökçe gibi. Ve hayata bakış açısı,gençlerin gezmesi gerektiği yönündeydi. Gökçe ondan izin alırken hiçbir sıkıntı yaşamazdı. Her zaman Gökçenin yeni yerler gôrmesini desteklerdi. Elbet benim annem de desteklerdi ama,bu konuda bi tık pimpirikliydi. İçlerinde izin almanın en zor olduğu kişi bendim. Annem elinden gelse beni bir kavanoza koyup o şekilde yaşatacaktı.

Yaşadığım şehirde eczacılık olmadığı için mecbur beni başka bir şehire,Ankara'ya yollamışlardı. Buraya geldikten sonraki ilk zamanlarda annemle her gün telefonda konuşuyorduk. Benim için de zor bir durumdu çünkü evimden ilk defa bu şekilde ayrılıyordum. Sonra Berenle aynı yurda düşmemiz ve aynı odada kalmayı müdürlükten talep etmemizin sonucunda toparlandım ve alıştım. Annem de artık eskisi gibi evhamlanmıyordu. Bu huyunu törpülemişti.

İlk başlarda annemin abarttığını düşünürdüm. Ama sonradan Elifin bana izlettiği bir haber yüzünden iki gece ağlayınca aklım başıma gelmişti. Artan kadın cinayetleri,cinsel istismarlar ve içi çürük insanlar yüzünden hem çok üzülüyordum hem çok öfkeleniyordum. Annem ve babam haber izlemeyi çok severlerdi,Dünyada olup bitenleri öğrenmek hoşlarına giderdi ama bu durum arttığından beri,evde babama televizyon açtırmaz olmuştu annem. Hep iyiye gitmesini umuyor,bu son olsun diyorduk. İçten içe son olmayacağını bile bile.

Kadın güldü,sevgiydi,çiçekti. Onu koparmaya nasıl cüret edebilirlerdi?

"Hmm,sen yine de Sevgi sultana bir sor. Bakalım ne diyecek?"kafamı salladım. "Siz?"diye sordu kalan arkadaşlarımıza Gökçe. Çiçek dudaklarını büzdü "Aslında iyi olabilir. Temmuz sonuna kadar Fransadayım ama,teyzemin yanına gideceğim."dedi. "O zaman ağustos gibi planlarız. Hem havaların böyle en sıcak,en güzel,en denize girmelik olduğu zaman olur hehe!"diyen Gökçeye güldüm. Ağustosta tatile gitmek konusunda anlaştık.

Elif hararetle kimya öğretmeninin ne kadar sıkıcı bir kadın olduğundan,fularının çirkinliğinden bahsederken Emre girdi kafeye. Elinde bir buket çiçekle... Dik dik bakmamak için önüme döndüm. Elif ve Çiçek de fincanlarıyla oynarken çaktırmadan onlara bakıyordu. Valla Gökçe ve Beren in öyle bir derdi yoktu. Gökçe arkasını dönmüş,Beren Gökçenin önünde dik dik ikisi de bakıyorlardı. Dürttüm onları. Ayıp yav.

Beni umursamayıp bakmalarını sürdürmelerine göz devirdim. Merve,Emrenin elinden gülleri alırken utangaç utangaç gülümsedi. Uzakta oldukları için ne dediklerini tam duyamasam da sarılmalarını ve birbirlerini öpmeleri i gördüm. Gökçe ağzını 'O'yapmış bir şekilde bize dönünce Elif onu kolundan dürttü. Gökçe "Len hani bunlar ayrıydı!"diye bana sessizce bağırınca omuzlarımı silktim.

Galiba ayrılmaları asılsız bir dedikodudan başka bir şey değildi.

Her ne kadar Merveden haz etmesem de ve Emrenin it kopuk biri olduğunu bilsem de,ikisinin de birbirlerine iyi geldiklerini fark etmiştim. Nereden mi?

Gözlerinden.

Birbirlerine o kadar büyük bir sevgiyle ve aşkla bakıyorlardı ki şaşırmış,aynı zamanda kalbimin sıcak bir şefkatle dolduğunu hissetmiştim. Yalancı ilişkileri tanırdım,çok görmüştüm. Ama onlarınki gerçek bir sevgililiğe benziyordu.El ele kafeden çıkarlarken kulağıma Gökçenin telefonla konuştuğu arkadaşına "Ya valla gördüm bu iki gözümle. Allah kahretmesin ki çok da yakışıyorlar. Ayrılmamışlar. Kız benim istihbaratlarıma güvenmiyor musun yelloz?"dediği çalındı.

Gülümsedim. Umarım hep mutlu olurlardı.

****

Valizimin fermuarını kapattım ve kapının kenarına doğru valizimi sürükledim. Bir seneyi daha bitirmiştik. Sabah erkenden Bursaya doğru yola çıkacaktım. Kızlar her ne kadar birkaç gün daha kalmam için ısrar etseler de artık gitmek ve ailemi görmek istiyordum. Zaten hepsi çok yoğundu ve ders çalışmak zorundalardı. O yüzden bir yere gezmeye de gidemeyecektik. Ağustosta zaten görüşecektik.

"İşte olduu..."dedim binbir uğraşla topladığım valizime bakarken. Ellerimi belime koyup döndüm ve kızların buruk bakışlarıyla karşılaştım. "Hadi amaa"dedim ranzanın altındaki Elifin yanına giderken. "Niye üzgün üzgün oturuyorsunuz? Gene görüşeceğiz."

"Öyle tabii de.."dedi ranzanın üstündeki Çiçek. Sadece sesini duyuyordum. "E öyleyse atın bu ölü toprağını üstünüzden."dedim. "Grubumuzun sarmaşık gözlü güzeli giderken horon mu tepeyim?"diye sordu bana Gökçe. Kaldığı alt ranzdan bana bakıyordu ayıcığına sarılmış. Hakikaten üzgündü. "Grubumuzun ay tenli gece saçlı neşe kaynağı böyle üzgün üzgün bakarken nasıl mutlu olabilirim?"dedim ona. Hafifçe gülümsedi bana. Ama sanki..içlerinde bir sıkıntı var gibiydi.

"Bilmiyorum Milena.."dedi Beren odaya girerken. "Bi tuhaf hissediyorum. Acaba gitmesen mi? Bak biraz daha kalmayı düşün."dedi Gökçenin yanına otururken. "Kuzum dersleriniz var. Sizin de gideceğiniz yerler var. Üstelik biletimi çok önceden indirimdeyken aldım hehehe"dedim gülerek. Ama hiçbiri gülmedi.

Benim de gülüşlerim solarken ayağa kalktım ve hepsi bana bakarken onlara dönüp gülümsedim. "Mutlu olun kızlar,çünkü ben çok mutluyum. Bu yaz hepimiz için harika geçecek. Sınavlarınızı verin ve ağustosta İzmir e gidelim!"dedim coşkuyla. Yatağımdaki yastığı kapıp Gökçeye vurduğumda kendine geldi ve "Bana vurmak ha!"diyerek üzerime yastık fırlattı. Kahkahalar atarak kaçtım ama yastıktan kaçamadım. Gülüşlerim kızları da bir nebze canlandırdı ve etraftaki kasvetli havayı bir nebze de olsa dağıttı. Onlarla sohbet ederken bir yandan da yatmaya hazırlanıyordum. Yarın otobüsüm erken saatteydi.

En sonunda hepimiz yataklarımıza girdiğimizde kimseden çıt çıkmıyordu. Benim içimi de şimdiden arkadaşlarımın özlemi bastırmıştı. O yüzden boğazıma öküz oturmuş gibi hissediyordum. "Kızlar.."dedi Elif hafifçe. "Hı?"diyerek cevap verdi Beren.

"Mert beni öptü."

Gökçe çığlık atarak yatağından fırlarken,ben ona bu konuyu bu saatte açtığı için küfrediyordum.Beren ışığı açtı,Çiçek de dolabından cips ve çikolataları çıkarıp Elifin üzerine fırlattı.

Sonuç:Hiç uyumadan otogara gittim.

****

Beş altı saatlik yolculuğumdan sonra otobüsten inmiştim. nihayet...diye düşündüm. evimdeyim.

Beni almaya gelen kişi en yakın arkadaşlarımdan biri olan Ceyhundu. Onu upuzun olduğu için her yerden seçebiliyordum. Yakışıklı yüzü beni gördüğü gibi aydınlandı. Koşa koşa gidip sarıldım ona. O da ben de kahkahalar atarken "Naber fındık kurdu?"diye sordu bana. "İyiyim sarı çiyan,senden naber?"dedim ona. Ona sarı çiyan dememe hep bozulmuş gibi yapardı ve tek sarı çiyanın Beren olduğunu,kendisinin kumral olduğunu söylerdi. Ama bir şey demeyip gülünce onun da beni ne kadar özlediğini anladım.

"İyiyim ben de."dedi valizlerimi alırken. "Araba şurada"diyerek ileride bir noktayı gösterdi. Onu takip ederek gittim ve beyaz arabasını gördüm. Valizleri yerleştirdi ve ikimiz de yerlerimize oturduk. Ben mutlu mutlu sırıtırken o arabayı gülümseyerek çalıştırdı ve "Anlat bakalım,nasıl gidiyor?"diye sordu. "İyi gidiyor."diye cevapladım sorusunu. "Nihayet bitti finaller. Onun dışında kızlarla geziyorum,ders çalışıyorum. Senin nasıl gidiyor hayat?"diye sordum.

"Anayasa ezberlemekten ciğerim soldu."dedi bana bıkkınca bakıp. Bir kahkaha attım. "Ee kendin kaşındın"kafasını iki yana umutsuzca sallayıp "Bir de Almanca.."dedi. "Bindik bi alamete,gidiyoz kıyamete.."dedi.

Ceyhun,İstanbulda Almanca hukuk okuyordu. Bir hakim olmak her zaman hayaliydi. Onu bu konuda çok destekliyordum. İleride muhteşem bir hakim olacağından hiç şüphem yoktu. Bir de Almanca olması onun yolunu açıyordu. İlk başlarda biraz zorlanıyordu ve beni Ankaradayken sürekli arayıp ağlanıyordu. Hahaha,o anlatırken ben gülüyordum. Ama şu an her ne kadar zorlansa da,ileride meyvesini fazlasıyla toplayacaktı.

Ona döndüğümde bana bir şey söyleyecekmiş de söyleyemiyormuş gibi baktığını gördüm. Kaşlarım anında havaya kalktı ve fark ettirmeden muzipçe gülümsedim. Evet,senin anayasa ezberlemekten solmuş ciğerini tanıyorum. Bana onu soracaksın.

"Ihm..kızlar nasıl Milena?"diye sordu bana. "Kızlar mı?"diye sordum. Düşünüyormuş gibi yaptım. "İyiler ne yapsınlar diye üstü kapalı bir cevap verdim. Dudaklarını sıkmasından,bu cevaptan hoşnut olmadığını anladım.

"Yanii...sağlıkları sıhhatleri yerinde mi? Bir problemleri, ihtiyaçları var mı? Rahatsız eden birileri falan? Söyle bana ben hallederim." dedi. Aman...büyümüş benim arkadaşım da kahramanlık yapacak..dur seni az daha kudurtayım diye düşünüp içimden cadı kız gülüşümü attım. Yola bakarken "yok ya,hepsi ders çalışıyor,sevgilileriyle falan vakit geçiriyorlar."dediğim an kaşlarının havaya kalktığını,direksiyondaki elini sıktığını gördüm.

Belki de fazla ileri gittim..diye düşündüm. Amaan neyse.O benle maytap geçerken iyi.

Bu halini kahkaha atmamak için kendimi zor tutarak izledim. Kıskandığını görmek çok hoşuma gidiyor,komik oluyor suratı haha!

En sonunda arkadaşımın bu burnundan soluyan haline dayanamayıp "Çiçek iyi Ceyhun."dedim. "Eğer sorduğun oysa..." Bir an onun ismini duyunca kalakaldı. Arabayı sağa çekip bana gözlerindeki şaşkınlıkla döndü. "Biliyor muydun?"

"Ah elbette ki biliyordum. Anlamayacağımı mı sandın Ceyhun? cidden mi?"dedim ona inanmazca bakarak. Bazen bu kadar zeki birine göre fazla saf oluyordu.

Hele de bu gönül işlerinde.

Kızlarla Ceyhunu ilk tanıştırdığımda Ceyhunun her birine karşı mesafeli ve resmi olan bakışları,Çiçek'e değdiği anda titredi. Bunu anında fark etmiştim. Çiçek'in elini sıkarken,kendini tanıtırken hiçbir problem yoktu. Tıpkı bir hakimden bekleneceği gibi soğuktu. Ama onlar gittikten hemen sonra bize gelip Çiçekle ilgili dolaylı olarak en az bir düzine soru sorunca kafamı iki yana sallayarak güldüm. Aptal aşık.

Şöyle bi baktım Ceyhuna. Kızlar peşinde dört dönüyordu. Yaklaşmaya cesaret edebileni... Çünkü Ceyhun gerçekten insanlara aşırı derece soğuk davranıyordu. Resmi,mesafeli... Herkesle hemen kaynaşamıyordu çünkü mizacı böyleydi. Biz Ceyhunla daha altımız bezli olduğu zamandan beri tanışıyorduk. O yüzden benimleyken kendi olabiliyor,istediği gibi kahkaha atıyordu. Yeni tanıştığı biriyle hemen buu şekilde sıkı fıkı olması zordu. İşte Çiçekle tanıştığında da bu yapısı engel olmuştu ona. Çiçek zaten utangaç bir kızdı. O da Ceyhuna bir atakta bulunmayınca,Ceyhun uzaktan bakakalmıştı ona.

Elleriye yüzünü sıvazlarken "Ben ne yapayım sen söyle şimdi Milena."dedi. "Ben bilmem ki böyle işleri. Çiçek in de çekingen olması işimi zorlaştırıyor. İki yıldır uzaktan bakıyorum."dedi. Sustum. İçini dökmesini bekledim. "Beni sever mi Milena? Tanısa sever mi beni?"

Ne desem boştu. Evet desem boş bir ümit verecek,hayır desem boşuna kalbini kıracaktım. Ben ne diyeceğimi bilemez bir halde ona bakarken,o durumu yanlış anladı ve kafasını sallayarak "Sevmez tabii..benim gibi bir buzdolabını kim sever?"diye sordu. Onun omzuna hafifçe vurdum. Kendi hakkında böyle şeyler söyleyip kendine bu kadar çok haksızlık yapmamalıydı.

"Ceyhun,birincisi,kendinle ilgili böyle şeyler söylememelisin. Sen hayatımda tanıdığım en harika insanlardan birisin. ikincisi,Çiçek'in durumunu biliyorsun. Çiçek,o kişi her kim olacaksa çok özel biri olmasını istiyor. Neler yaşadığını biliyorsun Ceyhun"dedim ona.

Çiçekin annesi o daha çok küçükken hastalıktan vefat etmişti. Çok zayıf bir bünyesi varmış ve doğumdan sonra çok yıpanmış. Kalbi dayanmamış,o kalple Çiçeke hayat olmuş,can olmuş. Babası da hiç kimseyle evlenmemiş,hep annesinin özlemini çekmiş kalbinde. Annesinin fotoğraflarına bakıp bakıp ağlarmış babası gizlice. Çiçek,bize annesini fotoğrafını gösterdiğinde,kızıyla arasındaki benzerlik bir an korkuttu beni. Kadın o kadar güzel,naifti ki bir an kalakaldık hepimiz. Çiçek bu aşka tanıklık ederek büyümüştü. O yüzden her ne kadar çıkma teklifi edenler olduysa da kabul etmedi ve hep bir kişiyi bekledi.

Ceyhun bunu biliyordu. Bu yüzden elinden geldiğince nazik olmaya çalışıyordu. "Seni sever diyemem,ama hemen öyle bakma bana. İnan ben de bilmiyorum. Bu yüzden seni boş bir umuda sürüklemek istemem. Ama sevmez de diyemem. Yaa...öyle mutlu mutlu bakarsın bana. Yine de diyorum ya sana,ben nötrüm. Olmazsa da üzülme. Bir nedeni vardır ki olmaz. Hayırlısı bu olur belki. Ama eğer olursa da,hayır,olmasa bile,evlenince kız çocuğunun adını Milena koyacaksın. söz mü?"

Ceyhun gülerek dinliyordu beni. Doğruldu ve arabayı çalıştırırken "Söz."dedi. "Ama sen de unutma. Erkek çocuğunun adı Ceyhun olacak. Caymak yok haa.."Bu,onunla benim aramdaki bir sözdü. O evlenince kızının adını Milena koyacaktı,ben de oğlumun adını Ceyhun koyacaktım.

"Tamam tamam,pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ama ben ciddiyim Ceyhun. Ne yapacakmışsın?"

"Kız çocuğumun adını Milena koyacakmışım."

"Söz mü?"

"Söz."

****

Eve geldikten sonra annemle babam beni kapıda karşılamıştı. İkisi de gülerek bana sarılırken derin bir nefes aldım onların kollarının arasında. çok şükür..dedim. Allah'ım,çok şükür.

Her ne kadar annem ve babam Ceyhunu eve gelmesi ve bir kahve içmesi için zorlasalar da Ceyhun teşekkür edip gitmesi gerektiğini,finallerinin olduğunu söyledi. Ona "Danke schön hakim bey"diyerek teşekkür ettim. Annemler de beni almaya otogara gittiği için oğulları bildikleri Ceyhuna teşekkür ettiler.

"Gern geschehen.."diyerek rica etti ve birbirimize göz kırptık. O arabaya atlayıp giderken ben de ailemle birlikte iki katlı müstakil evimize girdim. Annem yine döktürmüştü içeriden gelen kokulara bakılırsa. Babamla oturma odasına geçerken annem mutfağa gitti ve elinde kahvelerle yanımıza geldi. Annemin kına yaktığı kızıl saçlarına,babamın yeşil gözlerine bakarken mutlu hissettim kendimi ve kahvemden bir yudum aldım.

"Yavuz nerede?"diye sordum. "Okulda"diyerek cevapladı annem. "Eee Milena? Anlat bakalım nasıl Ankarada havalar? Hayatlar?"diye sordu bana. "Yandım be babacım" diye cevapladım babamı. Havalar gerçekten haziranın başlarında olmamıza rağmen sıcaktı. "Hayat iyi..yuvarlanıp gidiyorum. Derslerime çalışıyorum. Finaller iyi geçti. Bütünlemeye kalacağımı sanmam." Babamın gururlu bir bakışla kahvesini yudumlamasına gülümsedim.

"Geçen Aysel teyze bu ilaç iyi gelir mi ara da sor bakiyim Milenayı deyince aradım ya seni. Almış o ilacı. İyi de gelmiş ha. Tavsiyeni dinledik"dedi annem. "Artık sen bizim eczacımızsın,eczacı hanım."dedi. "Zaten bi bizim sülaleye ilaç satsan rahat geçinirsin kızım,haha"diye gülen babamla beraber güldüm. "Evet,ama eczane açmadan önce bir laboratuvarda çalışmak,işimi her yönüyle görmek istiyorum."dedim.

Herkes eczacıları dükkanda oturup ilaç satan insanlar olarak görüyordu ama öyle değildi. Çalışma alanı ve iş imkanı o kadar fazlaydı ki! Ve bir sağlıkçı olarak işimi yaparken hataya yer veremem. En ufak bir yanlışım karşımdaki kişinin sağlığına zarar verebilirdi. Eczacıyım dediğimde burun kıvıranlardan hiç haz etmiyordum. Benim ve eczacı meslektaşlarımın ne kadar çok çalıştığımızı,ne kadar emek verdiğimizi bilmiyorlardı.

Biz kahve içerken kapının açılma sesi geldi kulaklarıma. "Anne,ben geldim!"dedi ses. Bu sese ve içindeki özgüvene oldukça aşinaydım. "Gel oğlum."dedi annem. Hepimiz gülerek kapıya döndüğümüzde kardeşim Yavuz'u gördüm.

Mavi okul gömleği ve siyah kot pantolon giyiyordu canım kardeşim. Annemin lacivert gözlerini ve babamın siyah saçlarını almıştı. Saçlarını şekilli kestirmeyi çok sevdiğinden arkaları kısalttırmış,önlerden uzatmıştı. Son gördüğümden bu yana boyu bir hayli uzamıştı. Lacivert gözlerindeki özgüven pırıltılarını buradan bile görebiliyordum. 12 yaşındaki eegen kardeşim Yavuz Güz.

Özlemiştim haytayı.

Beni gördüğü anda çantasını koltuğa fırlatarak hızlı adımlarla yanıma gelip sarıldı. Annemle babam bize gülümseyerek bakarken ben şaşkındım. Beni özlemiş,belli. Yoksa hayatt bu şekilde sevgi gösterilerinde bulunmaz,ergen erkek kardeşlerin bir kutsal görevi olarak ablası olan beni her daim gıcık ederdi. Her daim.

Yavuz yanıma oturup belime sarılı bir halde kafasını göğsüme koydu. Ben de saçlarını ellerimle geriye tarıyordum. "Noldu len,sen hiç böyle yapmazdın? Yolda kafana saksı mı düştü nedir?" Kafasını kaldırıp tip tip baktı bana. "Yoksa ateşin mi var?"

"Abla bırak ya! Sana da düzgün davranmaya gelmiyor!"

"Aa! Ben senin için neler neler yapıyorum,sense ablana isyan ediyorsun ha! Nankör seni" yine kafasını kaldırıp tip tip baktı bana ve "neler neler yaptın benim için?"diye sordu. "Hiih!"diyerek haykırdım. "Ben senin ikinci ananım Yavuz bey. Sen daha elim kadar bebekken,ben senin.."

"Götümü siliyordun,evet.."dedi Yavuz. Hahaha! Her defasında bunu söylerdim ona. Ben senin götünü bile sildim kıymetimi bil derdim.

Yavuzla aramda tam sekiz yaş fark vardı. Dolayısıyla abla kardeş gibiden ziyade bir süreliğine anne oğul gibi büyümüştük. Annem ve babam çalıştığı için Gavuzla ben ilgilenir,ona mama hazırlar,uyutur,oynar,onun da dediği gibi götünü siler bezlerdim. Yavuz büyüdükten sonra aramızdaki ilişki tam bir abla kardeş ilişkisi oldu. Beni her zaman sinir ederdi. Ben de ona bağırırdım ve annemin bize bağırışları ve Hep senin suçun bunlar Orhan! Hep sen şımarttın bu ikisini! Milena,Yavuz! adlı serenatları arasında annemin yanından kaçar bahçeye koşardık. Her ne kadar beni bağırtsa da bana inanılmaz düşkün olduğunu biliyordum. Aynı şekilde ben de ona çok düşkündüm.

Şimdi o çocuk büyümüş,karşıma oturmuş çokbilmiş bir edayla sırıtıyordu. Bu sırıtışı biliyorum. Benim abur cuburlarımı yemiş

Benim. Abur. Cuburlarımı. Yemiş.

Söylemesine gerek yoktu. Bir bakışının ne demek olduğunu bilecek kadar iyi tanıyordum onu. "Sen.."diye hırsla Yavuza atıldım. Kahkaha atarak beyaz ağırlıklı aydınlık salonumuzdan koşarak çıktı.

"Yavuz hepsini mi yedin lan!"

"Çöplerini de yatağına koydum."

Koşarak odama gittim ve abur cubur çöplerinin yatağımda,masamda ve yerlerde olduğunu görünce "Ya Yavuz!"diye bağırdım. "Seni yakalayınca göstereceğim anyayı konyayı."

"HAHAHAHAHAHA! Eve hoş geldin abla."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.