Telefon kulağımdaydı.
Karşıdaki ses birkaç saniye sustu.
Ben de sustum.
Sonra dayanamadım.
“Sen kimsin?”
“Bunu öğrenmenin zamanı değil.”
“Ben artık kimseye güvenmiyorum.”
“Güvenme.”
“Öyleyse neden aradın?”
“Çünkü yarın çok geç olabilir.”
Bora yanıma yaklaştı.
“Kim?”
Telefonu hoparlöre aldım.
“Yarın ne olacak?”
Karşıdaki adam güldü.
“Babanı bulduğunuzu sanıyorsunuz.”
Babamın adı geçince gözlerim doldu.
“Babam güvende.”
“Şimdilik.”
Bora sertçe konuştu:
“Onunla ne istiyorsun?”
“Ben Bora'yla konuşmuyorum.”
“Benimle konuşacaksın.”
“Hayır.”
“Öyleyse kapat.”
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Sevgi, günlüğünün son sayfasını aç.”
Elim istemsizce günlüğe gitti.
“Ne var orada?”
“Bunu sen yazdın.”
Sayfayı açtım.
Son sayfada yalnızca birkaç satır vardı.
Daha önce dikkat etmediğim bir cümle gördüm:
“Eğer biri bana geçmişimi anlatmaya çalışırsa, önce Nisa'ya bak.”
Başımı kaldırdım.
“Nisa'ya neden bakacağım?”
Adam:
“Çünkü o senden önce hatırladı.”
Telefon kapandı.
Odaya ağır bir sessizlik çöktü.
Bora bana baktı.
“Bunu daha önce görmüş müydün?”
“Hayır.”
“Sayfayı bana ver.”
Günlüğü uzattım.
Bora yazıya baktı.
“Bu senin el yazın.”
“Biliyorum.”
“Peki neden Nisa?”
Cevap veremedim.
---
Nisa'yı bulduğumuzda eski bir kafede oturuyordu.
Bizi görünce yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bir şey oldu.”
“Evet.”
“Ne?”
Günlüğü önüne bıraktım.
“Bunu sen biliyor muydun?”
Nisa sayfayı okudu.
Gözleri doldu.
“Evet.”
Bora sertçe:
“Ne zamandır?”
“Birkaç yıldır.”
“Bize neden söylemedin?”
Nisa başını eğdi.
“Çünkü Sevgi benden bunu istedi.”
Bana döndü.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ne zaman?”
“22 Mart gecesi.”
Zihnim yine bulanıklaştı.
“Ne dedim?”
Nisa'nın gözlerinden yaş süzüldü.
“Bana, ‘Eğer bir gün her şeyi unutursam, Bora'ya söyleme,’ dedin.”
Bora'nın yüzü değişti.
“Bana neden söylemesin?”
Nisa ona baktı.
“Çünkü senin de bazı şeyleri unutman gerekiyordu.”
“Benim mi?”
“Evet.”
Bora başını iki yana salladı.
“Ben hiçbir şeyi unutmadım.”
Nisa:
“Hayır. Hatırladığını sanıyorsun.”
O cümle hepimizi susturdu.
Bora:
“Ne demek bu?”
Nisa çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı.
Masaya koydu.
Fotoğrafta dört kişi vardı.
Ben.
Bora.
Nisa.
Ve Emir.
Arka planda bir araba görünüyordu.
Fotoğrafın tarihi:
22 Mart 2005.
Ama asıl dikkat çeken şey fotoğrafın arkasındaki yazıydı.
“Kaza başlamadan beş dakika önce.”
Bora fotoğrafı eline aldı.
“Bunu kim çekti?”
Nisa cevap vermedi.
Ben fotoğrafı çevirdim.
Altında bir cümle daha vardı.
“Direksiyonda Emir yoktu.”
Emir.
Bir anda yüzümdeki kan çekildi.
“Ne?”
Nisa başını salladı.
“Emir arabayı sürmedi.”
Bora:
“Peki kim sürdü?”
Nisa gözlerini kapattı.
“Bunu hatırladığım gün Sevgi bana bir şey söyledi.”
“Ne söyledi?”
“‘Bora bunu öğrenirse kendini suçlar.’”
Bora ayağa kalktı.
“Ben ne yaptım?”
Nisa ağlamaya başladı.
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
“Biliyorsun!”
Nisa korkuyla geri çekildi.
Ben Bora'nın koluna dokundum.
“Bora, sakin ol.”
“Ben ne yaptım?”
Nisa gözlerini bana çevirdi.
“Sevgi…”
“Ne?”
“Bunu sana söylemek istemiyorum.”
“Artık söyle.”
“Hayır.”
“Lütfen.”
Nisa uzun süre sustu.
Sonra fısıldadı:
“22 Mart gecesi arabayı sen kullanıyordun.”
O an hiçbirimiz nefes alamadık.
Bora'nın yüzü bembeyaz oldu.
“Ben mi?”
Nisa başını salladı.
“Evet.”
“Hayır.”
“Bora…”
“Ben araba kullanmadım.”
Nisa ağlayarak:
“Hatırlamıyorsun.”
Bora başını iki yana salladı.
“Ben hatırlıyorum.”
Nisa:
“Hayır.”
“Hatırlıyorum!”
“Hatırladığın şey gerçek değil.”
Bora bana baktı.
Gözlerinde korku vardı.
“Sevgi…”
“Buradayım.”
“Ben sana zarar verdim mi?”
Bu soruya cevap veremedim.
Çünkü zihnimde bir görüntü belirdi.
Arabanın direksiyonundaydım.
Bora yanımdaydı.
Nisa arka koltuktaydı.
Emir dışarıdaydı.
Ve yolun ortasında bir adam vardı.
Ben frene basıyordum.
Ama fren çalışmıyordu.
Bora bağırıyordu:
“Sevgi, direksiyonu bırak!”
Sonra ben ona baktım.
Ve söylediğim son cümleyi hatırladım:
“Bora, ben bunu yapmak zorundayım.”
Gözlerimi açtım.
Bora hâlâ bana bakıyordu.
“Hatırladın mı?”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Ne yaptım?”
“Sen hiçbir şey yapmadın.”
“Öyleyse kim?”
Cevap vermeden önce kapının dışından bir ses geldi.
Emir.
“Ben.”
Hepimiz döndük.
Emir kapıda duruyordu.
Ve ilk kez yüzünde hiçbir sır saklamayan bir ifade vardı.
“Arabayı kullanan kişi Bora değildi.”
Bora:
“Kimdi?”
Emir gözlerini bana çevirdi.
“Sevgi.”
O an bütün dünya sessizleşti.
Çünkü 22 Mart gecesinin direksiyonunda gerçekten ben vardım.
Ama asıl korkunç olan bu değildi.
Emir bir adım içeri girdi.
“Ve sen arabayı bilerek yoldan çıkardın.”
Bora'nın yüzü dondu.
“Niye?”
Emir bana baktı.
“Çünkü önümüzde duran kişi…”
Durdu.
“Bora'nın babası değildi.”
“Kimdi?”
Emir'in cevabı fısıltı kadar alçaktı:
“Sevgi'nin babasıydı.”