İçeriğe geç

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 15 · 13 dk okuma

SEVDAYA YENİK BİÇARE

Bölüm 15

Ağlama Esma'm

Söyle bana, gözlerimde gördüğün teselliyi başka kim verir sana?

Anası yanından ayrıldıktan sonra uzun bir süre daha beklemişti yatağının içinde. İmam nikâhlı kocası onun için geleceğini söylemiş ve beklemesini istemişti. Bugün imam nikâhlı kocası, yarın resmi nikâhla belgelenecekti.

İçi içine sığmıyordu. Nereden peyda olmuştu bu his yüreğine? Muhakkak o gece yaşanmış olmalıydı, Doğan'ın aşkını itiraf ettiği gece. O geceden sonra bir şeyler olmuştu genç kıza. Göğe baktığında tenini ısıtan güneşin, başını kaldırdığında ciğerlerinde soluduğu temiz havanın kıymetini bildiren bir şeyler... Göğsünün içinde bin bir renkli çiçek açtıran bir histi bu.

Kabullenmesi kolay değildi elbet. Esma da kendini o dürtüye bırakmıştı.

"Esma'm."

Adını onun dudaklarından duyduğu an ayaklandı. Kalbinin hızla çarpmasını görmezden gelerek perdeyi usulca kaldırıp penceresinin önünde duran adama baktı. Gelmişti. Perdeyi indirdi ve ağır adımlarla odasından çıktı. Ses çıkartmamaya özen göstererek ayak parmaklarının ucunda terliklerini eline aldı ve dış kapıdan bahçeye yürüdü.

Doğan duvarının önünde duruyor, onu bekliyordu.

"Esma'm." Dedi bir kez daha.

Göğsünün içinde binlerce kuş kanat çırpıyor, oradan oraya kaçışıyordu. Yalnızca ismini dillendirmişti, neydi onu bu kadar heyecanlandıran?

Kız adımlarını önünde durdurduğunda beklemediği bir şey oldu ve Doğan uzanarak kızın ellerini tuttu. Öylesine şaşırmıştı ki çekingenlikle titremişti. "Ne yapıyorsun?" Diye sordu, ellerini çekmeden.

"Karımın elini tutuyorum."

Adamın yüzündeki gülüş ne de arsızdı öyle. Kız kaşlarını çattı. "Daha karı koca olmadık ki."

"Allah katında olduk." Dedi. Yeşile çalan gözlerini kaçırmadan ona bakıyordu, kız ise ısrarla kaçmaktaydı. Ellerini bırakmadan kendine doğru çektiğinde Esma da ona doğru birkaç adım attı. Artık daha yakınlardı. "Rabbimin huzurunda karımsın sen benim. Karımın elini tutmayacaksam kimin elini tutacağım?"

Başka birinin elini mi tutacaktı? Mümkünatı yoktu!

Yoksa... Yoksa kıskançlık mıydı bu hissettiği? Elbet öyleydi! Kendisinin de söylediği gibi onlar nikâhlanmıştı artık, kocasıydı onun. Eriydi. Bir başkasının elini tutamazdı gari!

Adamın elini tutan parmakları çenesine uzandı, başını kaldırıp ona bakması için meydan okudu.

"Mühür gözlüm." Dedi, ruhuna dokunan sesiyle. "Pek güzel olmuştun bugün, kırmızı sana pek bir yakışmıştı. Ama ben en çok beyazlar içinde nasıl görüneceğini merak ediyorum. Tıpkı düşlerimdeki gibi olur musun acaba? Tabii olursun, daha güzel olursun hem de."

Esma bir delilik yaptı ve çenesine dokunan adamın elini tuttu. Bu hareketi Doğan'ı öylesine şaşırtmıştı ki bakışları küçük bir çocuğun bakışlarına dönmüştü adeta.

"Düşlerindeki gibi olur muyum bilmiyorum ama sana iyi bir eş olmak için elimden geleni yapacağım."

"Yedi köyde namın anılsa taş kalpli diye gıkım çıkmaz." Tuttuğu elini göğsünün üzerine götürdü. "Ben severim, kime ne?"

Neler söylüyordu bu adam böyle? Yürek hoplatan sözleri nereden öğrenmişti?

"Doğan."

"Doğan'ın önünde ölsün."

Korkuyla avucunu adamın dudaklarına bastırdı. "Deme öyle!" Derdi neydi bu adamın, daha ilk günden kızı dul mu bırakmak istiyordu? "Delirdin mi?"

Adam gülümsedi. Dudaklarına kapanan minik elleri tutarak çekti.

"Delirdim ya, sen delirttin beni."

Ne kadar ayıp. Bu adam sahiden de delirmiş olmalıydı. Böyle laflar edilir miydi hiç? Yok yok, niyeti kızı korkutmaktı kesin. Sahi, yarın evlenecekler ve bundan gayrı aynı yastığa baş koyacaklardı. Anası da bir şey dememişti, ne yapacaktı bu kız?

Adamın yanında düşündüğü şeylere de bakın, asıl deliren o olmalıydı!

"Delirdim Esma'm." Tuttuğu elin avucuna öpücük bıraktığında içi bir hoş olmuştu kızın. "Yakında Hezarfen gibi kanat takıp uçacağım."

"Uçma sakın. Kaçar gidersin sonra, nereden bulurum seni?"

Doğan gücenmiş gibi kaşlarını çattı. "Zor bulmuşum seni," Adamın parmakları bu defa yüzüne çıktı, saçlarını okşuyordu. Sürekli dokunuyordu zaten. Rahatsız edici bir dokunuşla değil de hasret gideren bir dokunuşla yapıyordu bunu. "Bırakır gider miyim hiç?" dedi.

Doğru söylüyordu. Doğan onu bu kadar seviyorken bırakma riskini bile göze almazdı. Selim gibi bir tehlikeden kurtarmıştı onu, gerekirse tekrardan kurtarır fakat bir daha asla onu bırakmazdı. Esma artık daha iyi anlıyordu onu, sevdasını...

"Yamacıma gel şöyle."

Yakınlıklarının keyfini çıkartamadan onu kenara çekmesine izin verdi. Beraber sırtlarını duvara vererek yere oturdular. Adam kızın elini bir saniye olsun bırakmıyordu. Kız ise elini bir erkeğin -kocasının- tutuyor olmasına alışmaya çalışıyordu.

"Ne konuşacaktın benimle?"

"Bir şey konuşmak için değil, yüzüne hasret gidermeye geldim." Dedi Doğan. Başını duvara yaslayarak yıldızlı gökyüzüne baktı. "Şimdilik, son kez sessizliğini dinlemek için buradayım."

Öyle de olmuştu. Mehtaplı gecenin varlığında birbirlerinin sessizliklerini uzunca bir süre dinlemişlerdi. Esma o sessizliğin de bir ses olduğunu, hem de daha kıymetli olduğunu anlamış ve Doğan'a doğru çekilmeye başladığını fark etmişti. Sessizliği çekmişti onu.

Ay ilerleyip yerini değiştirene kadar yan yana oturdular. Esma yavaş da olsa birlikte geçirdikleri zamanlardan keyif almaya başladığını kendine itiraf edebiliyordu. Yarından sonra başlayacak olan yeni hayatının nasıl görüneceğini merak etmeye başlamıştı bile. Heyecanı tarifsizdi.

Ertesi sabah Seyribağ seyre doyulmaz bir şenliğe uyandı. Doğan ile Esma'nın düğününe.

Sadece düğün evi değil, köydeki her bir hane akşamki düğün için erkenden kalkmışlardı yataklarından. Her iki genç de köyün sevilen gençlerindendi, onların düğününe yardım etmek boyunların borcu gibiydi. Bu nedenle yalnızca düğün evinde yoktu telaş. Yan komşularında, bakkallarında, cami ve kahvehanelerindeydi. Her bir birey yardım için günler öncesinden hazırdı.

Düğün damat evinde olacaktı. Bahçeye sandalyeler atılmış, kapıya kazanlar kurulmuştu. Koskoca muhtarın oğlu evleniyor tabii, geleni yemeksiz göndermek olmazdı.

Kız evindeki telaş, damat evindeki telaştan daha azdı elbette. Esma'nın anası, kızı sabah ezanı okunur okunmaz kaldırmıştı yataktan. Doyup doymadığını anlayamadığı kahvaltının ardından sofrayı topladılar. Misafirler yavaştan gelmeye başladığında son kez odasındaki çeyizleri kontrol ettiler. Gelen yemeğini yiyip kızın çeyizlerine bakardı. Bittabi öyle de olmuştu. Misafirler yemeklerini yemişler ve kızın el emeklerine övgüler yağdırmışlardı.

Arkadaşları Esma'yı bugün de yalnız bırakmamışlardı, erkenden gelip işin ucundan tutarak yardımcı oldular. Sanem yine yoktu tabii, onu akşam düğünde göreceğini bildiğinden gönül koymamıştı Esma. Onun elinde olan bir şey değildi.

Sibel ve Zahide, Esma'yı akşam için hazırlamışlardı. Tıpkı şehirdeki gelinlerin giydiği gibi bembeyaz, kabarık bir gelinlik giymişti. İlçeye indiklerinde Doğan özellikle gelinlik almalarını söylemişti. Bunun için ne kadar mutlu olduğunu anlayamazdı. Kınasında olduğu gibi düğünde de saçını ve makyajını Sibel üstelenmişti. Tabii Doğan yine kuaför tutmak istemişti, ancak bunca masrafın ardından gerek duymamıştı Esma. Hem arkadaşı harikalar yaratıyordu. Tıpkı bugünde olduğu gibi. Saçlarını yukarıdan güllerle topuz yapmış, üzerine beyaz simler dökmüştü. Farını beyaz yapıp parlatmış, yanaklarını al al yapmıştı. Duvağını da topuzunun altına yerleştirdikten sonra hazırlanmayı bitirmişti.

Esma'yı salonun başköşesine oturttular ki gelen ona baksın, güzelliğine methiyeler dizsin. Bu sırada anası, arkadaşlarıyla beraber bohçalarını sandıklara koyuyordu.

Yalnızca birkaç saatin ardından çalgıyla çengiyle uğurlanacaktı bu evden. Baba ocağından... Üzülüyordu, üzülmesine fakat hissettiği şey daha çok heyecandı. Yeni hayatının yeni başlangıcını olan heyecanıydı.

Dışarıdan davul zurna sesleri gelmeye başladığında komşularının etrafında oluşturduğu çemberin arasındaydı genç kız. Babası salona girdiğinde çoğu kadın ayaklanarak kenara çekildi. Kızını kaldırdı adam, kuşağını bağladı ve gözünden akan bir damla asi gözyaşıyla kızına sarıldı.

Meğer ağlamak için babasının sarılmasını bekliyormuş Esma. O an beş yaşına geri dönmüştü sanki, babasının kanatları altında hüngür hüngür ağlıyordu.

"Esma'm, güzel kızım." Dedi, kulağına. Tıpkı küçükken söylediği ninniler gibi çıkmıştı sesi. "Bu kapıdan çıktıktan sonra bir daha gelemem diye düşünüverme sakın. Burası senin babanın, atanın ocağı. Kapısı her daim sana açık."

"Babam."

Esma babasının göğsünde ağladı bir süre. Daha sonra anasına sarıldı, bir kez de onunla ağladı. Geri çekildiğinde nenesinin elini öptü. Odadaki kadınların hayır duasını aldı. Babasının kolunda, doğup büyüdüğü evden çıkartıldı. Dışarı da büyük bir kalabalık karşılamıştı onları. Bir kenarda davul zurnanın eşliğinde oynayan adamlar, diğer tarafta onları izleyen köylüler vardı.

Babası Esma'nın ata binmesine yardımcı olduktan sonra atın yularını Doğan'ın eline uzattı. Esma'nın duyamadığı ancak nasihat verdiğini bildiği bir konuşma geçti aralarında. Ardından düğün alayı hareket etmeye başladı. Kır atın üzerinde keyfi yerindeydi Esma'nın. Yalnızca sırtını gördüğü kocasının onu götürmesini izlerken pek bir nazlıydı. Allah'tan yüzü tülün altındaydı da kimse fark etmiyordu onu. Az önce ağlayan gözleri şimdi mutluluktan ışıldıyordu.

Düğün alayı muhtarın evinin önünde durdu. Doğan müstakbel karısını attan indirdikten sonra geniş bahçede onlar için hazırlanan masaya oturdular.

"İyi misin?" diye sormuştu Doğan. Çalgı seslerinden sesini duyurmak için bağırmış, yine de kulağına eğilmişti. Başını sallamakla yetindi Esma. Kekelemekten korktuğu için ağzını açmaktan çekinmişti. "İyi ol."

Senin yanındayken kötü olmamın ihtimali var mı acaba? İç sesinin sorusuna yanıtsız kaldı.

İlk planda onu seçmesinin nedeni buydu zaten. En zor zamanında karşılaşmıştı onunla. Yalnızca karşılaşmamışlardı, Esma onu fark etmişti. Bu kadar geç farkına vardığı için kızıyordu kendine. Fakat bir yandan da düşünüyordu. Kaderlerini bir yazan yaradanın bir bildiği olduğunu düşünüyordu. Karşılaşmaları yazgılarında vardı.

Hava karardı, bahçe yalnızca renkli ampullerin ışıklarıyla aydınlanıyordu. Köyün gençleri ortadaki meydanda kurtları dökerken gelin ve damat masasında oturmaya devam ediyordu. Delikanlılar bir ara damadı oynamaya kaldırmıştı fakat Doğan ısrarla kalkmayı reddetti. Karısının yanından ayrılmadı. Öte yandan Esma arkadaşlarının ısrarı ile birkaç defa oyuna kalkmıştı.

İlçeden gelen memur, resmi nikâhlarını kıydığında Esma'nın heyecanı hat safhaya ulaşmıştı artık. Hem Allah katında hem de resmi olarak karı koca olmuşlardı. Olabilecekleri en sağlam şekilde birbirilerine bağlanmışlardı.

Düğün devam ediyordu ancak Esma'nın kulağına uzanan ses kızın korkuyla titremesine yol açmıştı. "Hadi." Diyorlardı. Kızı odaya götürmek için gelmişlerdi.

İlk geceleri bu evde olacak ve ertesi sabah ise kendi evlerine geçeceklerdi.

Esma utana sıkılı koluna giren kadınların eşliğinde eve doğru yürümeye başladı. Fakat kapıdan içeri girmek yerine evin arkasına doğru gidiyorlardı.

"Ne oluyor? Neden buraya geldik?"

Tanımadığı bu kadınları Doğan'ın akrabaları sanmıştı fakat bir bit yeniği olduğunu şimdi anlıyordu. Hızla duvağını kaldırarak karanlık etrafa bakındı. Kadınlar kollarını bırakmıyordu.

"Bırakın beni! Niye geldik buraya?"

"Sus biraz." Demişti kadınlardan biri, Esma'yı evin arkasındaki kör ve karanlık noktaya getirdikten sonra bir anda kaybolmuşlardı. Peşlerinden gitmeyi düşünmüştü ancak önüne bir karartı çıktı.

Selim.

Peşini bu kadar kolay bırakmayacağını bilmeliydi.

"Esma, güzelim."

"Allah rızası için git Selim, ne olursun." Dedi yalvaran bir sesle. Üzerine doğru yürüyen adamdan kaçmak için geriledi. "Bak herkes burada, yapma bu kötülüğü bana. Ne olursun git buradan."

Adam onu duymadan üzerine yürümeye devam ediyordu. Esma düştüğü bu korkunç durumdan kurtulmak için çabalarken Selim bütün yollarını kapatmıştı. "Nasıl giderim Esma'm?" Ona yalnızca Doğan Esma'm diyebilirdi. Selim'in ağzından duymak midesini bulandırmıştı. "Seni kaçırmaya geldim."

"Ne kaçırması Selim? Ağzından çıkanı kulağın duysun, evliyim ben."

"Evlenme falan yok. O Doğan kandırıyor seni. Ben geldim bak, sevdiğin adam geldi. Seni buradan çok uzaklara götüreceğim. Kimse bizi bulamayacak."

Selim kızı dirseklerinden tuttuğu gibi sürüklemeye başladığında Esma deli gibi korktu. Birileri duyacak diye bağıramıyordu bile ancak Selim'in onu götürmesine izin vermemek için çabalıyordu.

"Neler diyorsun sen Selim? Bırak beni!"

"Bırakmam, gidiyoruz!"

Bir zamanlar yolunu gözlediği adam, bu adam olamazdı. 3 yılını yanlış bir adama sevmeye harcamış olamazdı. Onu düğün günü, kocasının yanından çekip götüremezdi. Ama götürüyordu işte, onu karanlığa doğru çekiyor ve yalnızca onu vadediyordu. Karanlığı.

"Ulan şerefsiz!"

Doğan'ın sesini duyar duymaz karanlığa çekilmekten son anda kurtuldu. Onu inatla sürüklemeye çalışan adama rağmen omuzunun üzerinden kocasına baktı. Onu kurtarmaya gelmişti.

Etraf karanlıktı fakat o karanlıkta bile parlayan öfkesini fark edebiliyordu Esma. O öfkeyle de Selim'e saldırmıştı. Esma kurtulur kurtulmaz bir kenara sığındı. Doğan, zincirlerinden kurtulmuş bir yırtıcı gibi Selim'e vuruyordu.

"Uyarmadım mı lan ben seni? Esma'dan uzak duracaksın demedim mi?"

"Esma önce benimdi."

"Esma benim karım." Dedi bastırarak. Yediği dayağa rağmen cevap veriyor olması onu öfkelendirmişti. "O senin hiçbir şeyin olamaz."

Onu uyarmıştı, yetmemiş bir de babasıyla konuşmuştu ancak bu pislik kimseyi dinlemiyor ve burnunun dikine gitmeye devam ediyordu. Yaptığı her yanlışı affedebilirdi belki, ancak nikâhlı karısını düğününden kaçırmak da ne demekti? Bu yanlışın affı yoktu, yalnızca cezası vardı. Ve Selim o cezayı bugün alacaktı.

"Doğan."

Elinin atlındaki adama vurmaya hazırlanıyordu ki duyduğu sesle eli havada kaldı. Başını çevirerek sesin sahibine baktı. Babasına.

Ne zamandır buradaydı, her şeyi duymuş muydu bilmiyordu ancak donuk ifadesinden açıktı. Babası her şeyi öğrenmişti.

Muhtar, önce köşeye sinen genç kıza ardından da oğluna baktı. Peşinden gelen var mı diye kontrol ettikten sonra yaklaştı. "Ne oluyor burada? Niye dövüyon kahvecinin oğlunu?" Belli ki her şeyi duymuştu, yine de oğlundan bir cevap bekliyordu.

Doğan önüne döndü ve yüzü kandan geçilmeyen adama tiksintiyle baktı.

"Defol git buradan, gözüm görmesin seni." Adamın yakasını bırakmadan eğildi ve fısıldadı. "Bu yaptığın cezasız kalmayacak, bilesin."

Selim yakasındaki ellerden kurtulur kurtulmaz ayağa kalkmaya çalışarak zoraki attığı adımlarla kaçtı.

O sırada Esma nefesini tutmuştu. Az önce kaçırılmaktan korkuyordu, şimdi ise kayınbabasının öğrendiği şeyden sonra vereceği tepkiden. Ürkek bakışlarla Doğan'a baktı, bakışları ben buradayım diyordu. Ben yanındayım, bana güven.

"Ne oluyor dedim Doğan? Duyduklarım doğru mu?"

Doğan gözlerini Esma'dan ayırmadı. "Esma sen eve geç," Dedi başıyla. Kızın tereddüdünü fark edince devam etti. "Hadi."

Az önce yaşadığı şeyden sonra titreyen bacaklarını zorla hareket ettirdi Esma. Başını eğdi ve yürümeye başladı. Fakat kayınbabasının sesini duyuyordu arkasından.

"Başkasının konuştuğu kızı mı alıverdik?"

Bir damla gözyaşı yanağından süzüldü. Yaşlı adamın sitemi haklıydı. Esma başkasının konuştuğu bir kızdı.

"Doğru konuş baba, Esma benim karım."

"Ulan oynaşını-"

"Sakın baba! Sakın devamını getirme."

Yalnızca bir anlığına yürümeyi kesti Esma. Duyduğu şeyler yüreğine bir hançer gibi saplanırken peşindeki gölgeden nasıl kurtulabilirdi ki? Er ya da geç yakalanacaktı, yakalanmıştı.

Hızlı adımlarla yürüdü ve eve girdi. Ağlıyordu ki nasıl ağlamasın? Duvağını örtmeyi akıl ettiği için seviniyordu. Kimse onun titreyen vücudu ve yaş gözleriyle görsün istemiyordu.

"Kızım?" Sıçrayarak arkasını döndüğünde Medine anasıyla karşılaştı. Ağlamayı keserek burnunu çekti ve bağını eğdi. Yaşlı kadın yanına yaklaşıp duvağını düzeltmişti. "Neredeydi kuzum sen, kimdi o kızlar? Neyse, geliver bakem. Odaya çıkartıveren seni. Düğün bitti bitecek, kocanı odada beklemen münasip olur."

Kadının koluna girip onu odaya çıkartmasına izin verdi Esma. Burası Doğan'ın odasıydı. Tek kişilik yataktan anlaşıyordu zaten. Pek bir şey yoktu odada. Bir yatak, gardırop ve üst üste yığılmış kışlık yorganlar. Medine anası onlar için temiz çamaşırlar koymuştu kenara. Kızı yatağa oturttuğu sırada ağladığını fark etmişti.

"Ağlıyon mu sen bakem?" Duvağını kaldırarak kızın akan rimeline baktı. Hemen mendili çıkartıp kızın yüzünü sildi, avuçları arasına aldı anaç tavırla. "Oy benim kınalı kuzum. Korkma sakın. Doğan'ım senin canını yakmaz, merhametlidir. Anandan babandan ayrıldın diye mi ağlıyon yoksa? Ağlama kuzum, bundan sonra bir anan da benim."

Burnunu çeke çeke başını salladı.

"Ağlama haydi, sil şu gözyaşlarını. Bak birazdan beyin girecek içeriye, neşelen azcık. Naz yap, öyle hemen elletme." Esma duyduğu şeyle şaşırıp başını kaldırdı. "Şeyini görünce şaşırıverme sakın. Anam benim ilk gecem neydi öyle, duvağımı kaldırdıydı bir çığlık kopuverdi ağzımdan. Beni buna mı vermişler dediydim içimden. Doğan'ımın eli yüzü düzgün, Allah'a şükür. Korkma sen, yavaş yavaş alışırsınız birbirinize."

Yaşlı kadın gülümseyerek kızın yanaklarını öptü, duvağını örterek odadan çıktı.

Esma yalnız kaldığında hissettiği heyecanın sebebi Selim'le olan münasebetinin artık herkesin dilinde olacağı endişesiydi. Artık evliydi de, onun adına gelecek her zeval Doğan'ın adına, onun ailesi adına gelmiş sayılacaktı. Ah be Doğan. Diye geçirdi içinden. Onu uyarmıştı, yol yakınken vazgeçelim demişti. Keşke o gün onu dinleseydi ve bu günde olmasalardı. Çünkü bugün bu işin içinden nasıl çıkacağını bilmiyordu.

Eli yüreğinde bekliyordu. O kapı hışımla açılacak ve kayınbabası kolundan tuttuğu gibi onu dışarıya atacaktı. Fakat öyle bir şey hiç olmadı. Aşağıdan sesler kesildi. Bir süre sonra kapı gıcırdayarak ağır bir şekilde açıldı ve Doğan içeri girdi.

Oturduğu yerden ve duvağının ardından öylesine heybetli görünüyordu ki bir dağı andırıyordu. Güçlü, yaslanılacak bir dağ.

Adımlarını durdurarak yanına oturdu. Bir süre sessizce oturdular. Ağzından kötü bir sözün çıkmasını bekliyordu Esma. Evlenmemiz hataydı, herkes konuşacak, boşanalım. Öylesine korkuyordu ki Doğan'ın böyle bir adam olmadığını hatırlamamıştı.

"Esma'm."

"Ne olacak bundan sonra?"

Muhtar tek oğlunun elin oynaştığı kızla evlenmesine razı gelmezdi değil mi?

"Bir şey olacağı yok. Evlendik biz, kimse bir şey diyemez." Dizlerinin üzerine koyduğu yumruklarını sıkıyordu. "Babam da mecbur boyun eğecek, susacak. Kimse benim helalim hakkında ileri geri konuşamaz Esma."

Hala onu savunuyordu, ondan vazgeçmiyordu. İçeri bir yerlerde kalbi eriyor olsa da üşüyordu hala.

"O şerefsizin de hesabını soracağım. Yaptığı yanına kalmayacak."

Artık ağlıyordu Esma. Kocası onu koruyorken onun yaptığı tek şey başlarına bela açmak olmuştu. Doğan onu Selim'in gazabından kurtarmıştı, defalarca. Onunla evlenmiş, ona iyi bir hayat vadetmişti. Onu sevmişti. Esma bunları hak edecek ne yapmıştı? Sevgisi layık mıydı ki? Eziliyordu. Doğan'ın gösterdiği bu şefkat onu eziyordu.

Duvağı kaldırıldı. Doğan'ın parmakları yanağına uzanarak ıslanan yanaklarını sildi.

"Ağlama Esma'm. Sen ağlanacak bir şey yapmadın."

Başını kaldırarak ona dünya gözüyle cennet bahşeden adamın gözlerine baktı. Bu gözler yalnızca onu görüyordu, onun için görüyordu.

"Sen ağladığında sanki gökyüzümden bir yıldız kayıyor. Kaydırma Esma'm, beni yıldızsız bırakma."

Bölüm Sonu.

Piç Selim ya, geldi ortalığı karıştırıp gitti. Neyse... Cezasını bulur elbet :/

Kayınbaba her şeyi öğrendi, bakalım bundan sonra Esma'ya tavırları nasıl olacak? Doğan bu duruma ne tepki verecek, hepsi parmaktan sonra.

Bölüm sonu

6 yorum