Hoş geldiniz canlarım❤
Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum canlarım
Yeni bölüm için sınır koyuyorum 2 bin yorum istiyorum
Sınır dolduğu gibi yeni bölüm gelecek
Keyifli okumalar, seviyorum sizi❤
"Nasıl alışa bildin mi?", dedi Serçe elimdeki siyah kahve fincanın kulpuna parmaklarımı dolayıp Serçenin yeşil gözlerine dikkatli bir şekilde baktım. Bu kızın yüzündeki sima değişikti, soğuk, don gibi duran suratını tezat bir oranda bozan yeşil gözleri küçük minnacık suratında çok sırıtıyordu. Boyu 150 ya vardı ya yoktu. Ama asla boyunun kısalığı bakıp onu yargılarsanız tabiri caizse oda sizin ebenizi yargılardı. Yerin altındaki diğer kankisiyle beraber bu işi mükemmel yapardı. Dudaklarımı birbirine bastırdım kısa boylular gerçekten çok fena bir yapıya sahipti. Bu deneyimlerimden tescillenmiş bir şekilde sabitti. Serçe lakabını acaba boyunun minnaklığından mı almıştı? Bu sıralar beynimde gezen ve kendime görev edindiğim şey bu çetenin lakaplarını öğrenmekti. Portakalın acayip bir turunçgillere ilgisini görünce onun lakabını bu yönde yordum. Kurt sahibin yanından severek ayırmadığı sadık bir tür köpek gibiydi. Babayani onu da çok sevmiştim içindeki babacan yönüne bir kaçmaz şahit olmuş ve kendi gözlerimle iyi yanını görmüştüm. Bana karşı sıcak, kibar tavırları benim boyumdan mı bilmiyorum ama gene de boyum çok kısa değildi yani 165 de Türkiye standartlarında iyi bir boydu belki küçük kız çocuğu gibi bakışlarından dolayı benimle konuşması, aramızda ki Babayani ile iletişimimiz süperdi. Babayani ve Portakal burada en sevdiğim ikiliydi. Belki ilerde onlarla çok daha iyi dost olabilirdim. Belki de onlar Ceyda'dan pek haz etmiyorlardı bu yüzden bana karşı sıcak ve kibar davranıyorlardı. Bilmiyorum ama bu son günlerde Demir ve Şahin ile fazla iletişim halinde değildim. Çünkü onların yanında olduğu zaman artık sözlere dökemeseler de gözleriyle konuşuyorlardı. Ceyda olarak görmeye başlıyorlardı beni. Onları artık kendi hallerine bıraktım.
Çetenin diğer üyelerini çok görmediğim gibi Demir'in bu evine de hepsi elini kolunu sallayarak giremediğini anlamıştım.. Serçede bugün ilk kez gelmişti beni ziyarete Portakal ile beraber. Portakal artık buradan çıkmıyordu. Ona bir oda versek iyi olurdu. Bu konuyu Demir ile konuşsam iyi olurdu. Burada olmaktan, onlarla iç içe olmaktan, yavaş yavaş onlarla bir bağ kurmaktan sebepsiz bir şekilde mutluydum acaba bende bir sıkıntımı vardı? Serçeyi incelerken bakışlarım tekrar onun açık yeşil gözlerinde buluştu. Neden bana böylesine dikkatli bakıyordu. Gözümün içine bakarken adeta benden bir cevap bekliyordu. Bakışlarımı Portakal'a çevirdim, onun da gözleri benim üstümdeydi. Yüzümde bir şey mi vardı yada Serçe bana bir sorumu sormuştu?
Doğruya bana alışa bildin mi diye bir soru yöneltmişti. Ama neyi kast ederek sormuştu. Kendimi toplayarak tekrar bakışlarımı Serçeye çevirdim.
"Neye?", diye bildim burada ki her şey için alışma sürecindeydim. Sevmiştim her şeyi herkesi sadece Ceyda denilmesinden hoşlanmıyordum. Onun dışında yanlış bir iş yapmıyordum sonuçta.
"Eve.", dedi sesindeki tizlik ile beraber. Gözlerinde ki elektrik biraz korkmamı söylüyordu. Sarı saçlarıyla oynamaya başladı vereceğim cevabı merak ediyordu.
"Evet biraz..", dedim eve alışmakta sıkıntı yoktu sadece her evde olmayan sadece izlediğim aksiyon filimler de ki baronların evine benziyordu. Ev hakkında ki düşüncelerimi sesli bir şekilde onlarla paylaştım.
"Yok harbi garip ama mimarisi beni kendine aşık etti. Keşke böyle mimari şekilleri ülkenin bir çok yerinde olsa. Mesela böyle bir yapıda emniyet, lokanta, kitap evi ne bileyim çok güzel şeyler olabilir.", dedim sesimde ki heyecanla Serçe ve Portakal'da sözlerime katılarak kafalarını salladılar.
"Evet ama işte mimarisi yaşasaydı keşke bu dediğin güzel olurdu.", Serçe'nin sözleri ile yüzüm düştü.
"Ya vefat mı etti?", dedim büyük bir kayıptı. Bu mimar yaşıyor olsaydı çok güzel eserler bırakabilirdi.. Serçe elindeki kupayı orta sehpaya bırakıp arkasına yaslandı ayak ayak üstüne attı. Yüzünde ki muzurlukla konuşmasına başladı.
"Bak Sevda bu evin kırk alem şekli var açıp girmesini bilirsen. Bu mimar bu mimariyi o kadar zeki bir şekilde yaptı ki Rıhtımda öyle. Bu yüzden bu bilgilerin yabancı insanların yada düşmanlarımızın eline geçmesini istemezdik. Yani düşünsene o Mimar tarafından teşifre olması kötü olurdu. Demir Abi de bu yüzden bu işi ilerde sorun olmasın diye., dedi kelimelerine devam etmesini Portakal kesti.
"Serçe.", dedi dudaklarına götürdüğü limonatasından bir yudum aldı. Serçe omuzunu kaldırıp indirdi.
"Ne Portakal? kıza gerçekleri söylüyorum. Demir burayı ve Rıhtı mı yapan Mimarı öldürmedi mi? Ben öldürdü diye biliyorum. Hatta Sevda bu olaydan sonra çete içinde konuşulan diğer şey ise mimarın cesedi bulunamadığından Demir'in bu evin temeline gömdüğü önde ikiye bölünmüş durumdayız. Kurt' a soralım mesela. Kurt? Demir abi şu Mimarı buranın temeline mi gömdü yoksa Rıhtımın temeline mi?", dedi duyduklarımı idrak etmeye çalıştım. Mutfaktan kendine bir tabak yemek doldurmuş masaya yemek için geçen Kurt, Serçenin ona yönelttiği sorusu ile bakışlarını bana çevirdi. Benim mutfağıma böyle rahat rahat girip yaptığım şeyleri neden yiyordu! Ben o kadar şeyi ona yapmıyordum ki sonuçta.
"Rıhtıma tabi ki.", dedi Serçe'nin sorunu yanıtladı. Ben duyduğum şeye şaşırdım. Bu adam bu derece cani miydi?
"Çocuklar yapmayın ya. Demir abi duysa sizin bu sözlerinizi hele senin de Çanak tuttuğunu Kurt o zamanda böyle gülecek misin?", Portakal kaşlarını çatarak Kurt'a bakıyordu. Kurt gözlerinde ki parıltı ile Portakalın sorusuna kafa salladı.
"Evet unutma ki ben sol kolum.", dedi artık gına gelmişti Kurt'un bu sözlerini duymaktan.
"Ne olmuş sol kolsan?", arkamdan gelen Demirin sesiyle dudaklarımı bir birine bastırdım. Kurt tıkınmayı bırakıp hemen ayağa kalktı. Serçe ve Portakalda kendilerine çeki düzen verdi.
Hah! Burada tek şımaracak kişi bendim ama onları üzmemek için yapmıyordum aslında onlarda biliyordu Karısıyım oğlum ben.
*******
DESTE'DEN..
Ağzım açık duyduklarımı hazmetmeye çalıştım. Abim karşıma geçmiş evlendim diyordu. Sevda ile evlendiğini söylüyordu! Eski eşine tıpa tıp benzeyen kadınla? Elimle bacağıma cimcik attım acıyan dizimle yüzümü ekşittim. Rüya falan görmüyordum yaşadıklarım, duyduklarım gerçekti.
"Oha kocamla bir balayına gidip geldim. Abim evlenmiş!", dedim sesimin tonunu ayarlayamadım. Abim benim bağırarak konuşmama yüzünü buruşturdu.
"Sus Deste.", dedi elindeki kağıtlara bakmaya devam etti. Beni özlememişti galiba.
"Neler olup bittiğini anlatacaksın abi neler oldu. Yani senle Sevda nasıl?", dedim kanepede onun yanına doğru sokulup dedikodu yapak istedim. Ben yokken neler olmuştu abimden bunları tek tek öğrenmek gerekiyordu.
"Evlendik işte." Waaaooow!
"Bu kadar mı yani abi., dedim bir kaç şey daha bir şeyler söylerse iyi olurdu. Yani ben abimin benimle dertleşeceğini umdum. Aptallık etmiştim. O gitsin anca sol koluyla dertleşsin! Sonra Deste alınganlık ediyor oluyor! Abi benimle dertleşmesi gerekiyordu Kurt ile değil..
"Evet.", dedi koluna vurup yanından kalktım. Ona ne güz haber vermeye gelmiştim ettiğine bak ya.
"Abi bari bana yapma ya. Neyse Sevda nerede?", dedim anlamıştım, birada kırılmıştım Sevda ile evlenme sebebini asla anlatmayacaktı. Acaba aşık mı olmuştu bizim peri kızına Bu mümkündü bir önceki eşi aman duymasın şeytan kızdı.
"Odam da.", dedi ayağa kalkıp bir adım attım sonra abimin sözleri ile bakışlarımı ona çevirdim önemli bir işe odaklandığı için benimle göz teması kurmuyordu. Duyduklarımı ve abimin hal hareketlerini kenara ekilip şöyle bir baktım. Ne yani ciddi ciddi aynı oda da mı kalıyorlardı? Aynı yatakta uyuyorlardı, belki sabah birbirlerine sarmaş dolaş uyanıyorlardı. Ohoo
"Oha siz ciddi şey mi oldunuz?", dedim bunlar yakında beni hala da yapardı! Abim bakışlarını bana çevirdi.
"Ney Deste?", dedi sanki ben yanlış bir anlam çıkarmışım gibi bakıyordu
"Şey işte karı koca.", dedim göz kırpıp abimle bu konuları konuşacağım aklıma gelmezdi.
"Deste sen niye geldin ki abiciğim. Hadi sen Yakışıklıyı da yanına al git.", dedi mutfakta yemek yiyen kocamı da beni de evden postalıyordu. Hiç iyi bir ev sahibi değildi.
"Tamam artık evlisin hatta eski evliliğine oranla şimdi daha çok ev reisi gibi gözüküyorsun. Rıhtıma gittim çocuklar senin eve geçtiğini söyledi ben şok. Neyse senin adına sevindim abi. Söylemesen de yüzünden belli Sevda ile mutlu olduğunu görebiliyorum. "
"Evet senin gözlerinde hep problem olduğunu söylüyordum. Sen niye geldin bir şey mi diyeceksin?", dedi elinde ki biten evrakları kenar bırakıp gözlerini kısarak bana baktı.
"Aşk olsun seni özledim tabi ki.", dedim o beni özlememişti anlaşılan..
"Evet ondan kocanla başımda bir sürü dert varken, yer altında olaylar artarken beni yalnız bırakıp gittin.", dedi sol kolum var ya demek istesem de küçük kız çocukları gibi kıskançlık yapmayı artık bırakmalıydım.
"Hadi ama abi içten içe gittiğime sevindin ayak bağı gibi görmüyor musun beni?", dedim onun gözünde asla büyüyememiş küçük kızdım. Bu olayların içine girmemi asla istemiyordu ama işte kan çekiyor yapacak bir şey yok.
"Görmüyorum.", dedi sesinde ki sıcaklık ve samimiyetle bu anları nadir olurdu. Gülerek onun yanına gittim sarıldım
"Valla mı çok züldüm bak.", dedim onun gibi sıcak ve samimi bir ses tonumla.
"Niye?", dedi merakla kafamı göğsünden kaldırıp gözlerinin içine baktım. Şuan bu anımı bu haberi vereceğim tek ailemdi o benim. Annemle babamda olsaydı keşke yanımızda.
"Ayak bağı olarak artık tek değilim. Yakında bu sayı ikiye çıkacak.", dedim abime baktım yüzünü buruşturdu. Dediklerimi anlayamamıştı. Yada anlayıp beni mi sinir ediyordu. Dayı olmak kötü bir şey değildi!
"Anlamadım Deste?", dedi gerçekten anlamamıştı.
"Anlamayacak ne var abi!", dedim sinirle kollarımı bağdaş yaptım. Bir kaç adım ötede duran Sevda bana baktı gözleri kocaman olmuş bir şekilde bana bakıyordu beni gördüğüne sevinmiş gibi bir hali vardı. Abim ile konuşmamıza da şahit olduğu gülen gözleri ve şok olan suratından belliydi. Abimi şok içinde bırakacak soruyu gülerek sordu.
"Sen hamile misin?", dedi dolan gözlerimle kafamı salladım. Bu anı çekip saklamak isterdim. İlerde çocuğuma anlatacağım ikinci güzel bir anıydı. Birincisi babasının haberi öğrenince komik halleriydi. Aşkım ya nasıl sevinmişti, baba olmak onun için çok farklıydı.
"Deste.. Abim.. Sen?", şok içinde garip ama mutlu olan abime sarıldım.
"Ben anne oluyorum, sen dayı, sende yenge oluyorsun artık yakında beni de hala yaparsınız diye umuyorum.", diyerek bu mutlu anın arasına onlara da çocuk yapmaları gerektiğini sıkıştırdım. Abim baba olma konusunda çok hevesli yada istekli bir adam olmamıştı. Baba olmayı istemiyor desem daha doğru olurdu. Ama şimdi bakışlarını Sevdaya çevirmesi onun e tepki vereceğini merak etmesi bende artık şu düşünceyi düşündürmeye başladı.
Abim Baba olmak istiyordu!
Bakışlarımı Sevda'ya çevirdim utanarak gözlerini abimden kaçırdı bunlar olmuştu.
******
SEVDA'DAN..
Deste'nin gelmesi güzel olmuştu onu özlemiştim, Hamile olmasına ablamın hamileliği kadar sevinmiştim. Akşam biraz sohbet ettikten sonra eşiyle beraber evlerine gitmişlerdi. Mutfağa bir şeyler atıştırmak için girdiğim zaman boş kazanlar ile güldüm. Bugün herkesin burada karnını doyuracağımı tutmuştu! Portakal'ın sözlerine göre elimin lezzetli olması yüzünden rıhtıma da bir kaç yemek götürmek istemişti. Deste'nin önünden Babayani ,Demir ile beraber gelmiş direk yemek bize de kaldı mı? diye sormuştu. Hazırladığım sofra ile karnını doyurup gitmişti.
Sabah yataktan esneyerek uyandım, uykuyu ve tatlıyı çok sevmem suç değildi umarım. Yataktan kalkacağım sıra karnımda hissettiğim el ile yutkundum. Gözlerimi kırpıştırarak yan tarafıma doğru döndüm. Demir üstü çıplak yüz üstü uyurken sol eli benim karnımdaydı. Ses yapmadan elini yavaş hareketle durup yastığın üstüne koydum. Saçlarımı toplayarak yataktan kalktım. Kocamın bu hallerine alışmam mı lazımdı?
******
Hazırladığım kahvaltıyı Demir ile beraber karşılıklı mutfakta ki masada yaparken çayımdan bir yudum alıp kenara bıraktım. Demir bir yandan kahvaltısını yaparken diğer yandan da sol kolunun dirseğini masaya yazmamış elinde ki telefonu ile bir yazışma halinde gibiydi.
"Ablamın yanına gideceğim bugün.", dedim bakışlarını bana çevirmesi için birde gideceğim yer haber vermek istedim. Bakışlarını bana çevirdi kafa salladı
"Git.", dedi sadece bende kahvaltıma devam ederken boş bulunup sordum.
"Sen niye hep kısa cevaplar veriyorsun?", dedim dikkat ettiğim yeni bir bilgiydi bu Demir hakkında. Yan yana bile olsak bir elin parmak sayısını geçmezdi konuşmamız.
"Nasıl?" dedi gene bir kelime ile soru cümlesi kuran koca yürekli kocam!
"İşte böyle."dedim parmağımla daha demin kullandığı kelimeyi kast ederek.
"Fazla sevmem konuşmayı.",dedi üç kelime ile güldüm. Kafamı iki yana salladım.
"Bence seviyorsun ama kendini durduruyorsun. Yada çok insana laf anlattığın için yoruluyorsun."dedim sonuçta Kraldı!
"Öyle bir şey olmaz. İnsan konuşmaktan yorulmaz." dedi uzun kurduğu cümle ile bakışlarımı çatalımda ki domateslerden çekip ona çevirdim.
"Bence yorulur.", dedim insandık sonuçta. Yorarlarsa yorulurduk, makine değildik bizde. Temiz hislerle birini severdik eğer o kişi temiz sevgimizi kirletirse yorulurduk sevmekten. Sevmeye küsmezdik yada kapılarımızı tam kapatmazdık ama her zaman elimizde bir tavada olurdu, o kapıdan sevgi hisleriyle gidip bizi yorarsa kafasını yarmak için bir tavada iş görürdü.
"Fikrine saygı duyuyorum." dedi ah aklımda ki düşünceleri de bilseydi gene saygı duyar mıydı?
"Ablam da kalsam bu gece onları özledim. Bura biraz şey olduğu için onun gelmesini istemiyorum." dedim cümlemi kurmam ile boş kalan sözümü o tamamladı.
"Burası biraz ne?.. Garip mi?" dedi kafamı salladım. Ablama nasıl anlatırdım bu evin mimarisi niye böyle dese ne diyecektim.
Kocam Kral ondan!
Bu konuyu açıklamak benim için zordu.
.
.
.
Yıldızımızı da parlatın gidin be canlar