Aynur’un çığlığı evin içinde yankılandığında, kalbimin attığını değil, göğsümün içinde parçalandığını hissettim.
“SAKIN KAPIYI AÇMAYIN!”
Bir anlığına herkes olduğu yerde kaldı.
Aras’ın yüzündeki ifade değişmişti. Az önce bana kardeşçe yaklaşan o adam gitmiş, yerine yıllardır peşinden koştuğu bir hayaletle karşılaşmaktan korkan biri gelmişti.
“Aras...” dedim.
Cevap vermedi.
Gözleri kapıdaydı.
“Kim var dışarıda?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
Başını yavaşça bana çevirdi.
“Efnan, ne olursa olsun aşağı inme.”
Bu cümle içimdeki bütün öfkeyi yeniden ateşledi.
“Bana ne yapmam gerektiğini söylemekten vazgeçin artık!”
Sesim yükselmişti.
“Hayatım boyunca herkes benim yerime karar verdi. Annem öldü dediler, inandım. Babam beni terk etti dediler, bekledim. Sonra babamı buldum, onu da elimden aldılar. Şimdi annemin yaşadığını söylüyorsunuz ve yine bana susmamı söylüyorsunuz!”
Gözlerim doldu.
“Yeter.”
Aras’ın bakışları yumuşadı.
“Ben seni susturmak istemiyorum.”
“Öyleyse bırak beni.”
Merdivenlere doğru yöneldim.
Tam ilk basamağa ayağımı koymuştum ki arkamdan bir el bileğimi tuttu.
Barış.
Başımı çevirdim.
Ela gözleri gözlerime kilitlenmişti. O gözlerde korku vardı ama kendisi korktuğunu belli etmemek için bütün gücünü topluyordu.
“Tek başına gitme.”
“Barış...”
“Ne olursa olsun yanında olacağım.”
Sesindeki sakinlik, içimdeki fırtınaya dokunan tek şeydi.
“Ya başıma bir şey gelirse?”
Elimi biraz daha sıkı tuttu.
“Gelmez.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi:
“Çünkü bu kez seni kaybetmene izin vermeyeceğim.”
Kalbim bir anlığına durdu.
Böylesine korkunç bir gecenin ortasında, onun söylediği birkaç kelime içimde hiç beklemediğim bir sıcaklık bıraktı.
Barış elimi bırakmadı.
Ben de çekmedim.
Birlikte aşağı indik.
Salonun ortasında Aynur duruyordu.
Yüzündeki soğukkanlılık tamamen kaybolmuştu. Siyah şapkasını çıkarmış, saçları omuzlarına dağılmıştı. Gözleri kapıya kilitlenmişti.
“Sen neden buradasın?” diye sordum.
Aynur bana baktı.
Bu kez yüzünde kibir yoktu.
Sadece korku vardı.
“Çünkü o kadın gelmemeliydi.”
“Kim?”
Aynur cevap vermedi.
Dış kapının ardından bir kadın sesi duyuldu.
“Efnan...”
Dizlerimin bağı çözüldü.
O ses...
Bana yabancıydı.
Ama aynı zamanda hayatım boyunca aradığım bir şeye benziyordu.
Bir anne sıcaklığına.
Bir çocukluk hatırasına.
Bir ev hissine.
“Efnan,” dedi kadın tekrar. “Lütfen kapıyı aç.”
Aynur bir adım önüme geçti.
“Hayır.”
“Çekil.”
“Beni dinle.”
“Hayır!”
İlk kez Aynur’a bağırdım.
“Yıllardır beni dinlemedin. Şimdi sıra bende.”
Kapıya yürüdüm.
Arkamdan Barış’ın sesi geldi.
“Efnan, bekle.”
Elimi kapı koluna koydum.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra çevirdim.
Kapı açıldığında yüzüme soğuk gece havası vurdu.
Karşımda bir kadın duruyordu.
Üzerinde yağmurdan ağırlaşmış uzun, koyu renkli bir palto vardı. Saçları yüzünün iki yanına yapışmıştı. Solgun yüzünde yılların yorgunluğu vardı.
Ama gözleri...
Gözleri benim gözlerimdi.
Aynı bakış.
Aynı derinlik.
Aynı hüzün.
Kadın beni gördüğünde nefesi kesildi.
Dudakları titredi.
“Elif...”
Kaşlarımı çattım.
“Ben Efnan.”
Kadının gözlerinden yaş süzüldü.
“Biliyorum.”
Bir adım attı.
Ben geri çekildim.
“Yaklaşma.”
Olduğu yerde durdu.
“Tamam.”
Sesindeki kırılma kalbime dokundu.
Ama buna izin vermedim.
“Sen kimsin?”
Kadın gözlerini kapattı.
Sanki bu soruyu yıllardır bekliyormuş gibi.
“Ben Derin.”
İçimde bir şey sustu.
Dünya, yağmur, ev, insanlar...
Hepsi bir anlığına anlamını yitirdi.
“Gerçekten sen misin?”
“Evet.”
“Annem misin?”
Kadın ağlamaya başladı.
Ama yine de başını kaldırdı.
“Evet kızım.”
Bu kelime...
Kızım.
Hayatım boyunca birinin bana söylemesini beklediğim o tek kelime, şimdi karşımdaki kadının dudaklarından dökülmüştü.
Ama içimde sevinç yerine korku vardı.
Çünkü insan, yıllarca ölü sandığı birinin karşısında ne hissedeceğini önceden bilemiyordu.
“Beni neden bıraktın?”
Derin’in yüzündeki ifade paramparça oldu.
“Bırakmadım.”
“Öyleyse neden yoktun?”
“Çünkü seni hayatta tutabilmek için senden uzak durmak zorundaydım.”
“Kimden?”
Derin cevap vermeden önce Aynur’a baktı.
Aynur başını eğdi.
Sonra Derin tekrar bana döndü.
“Babanın düşmanlarından.”
“Babamın düşmanları mı?”
“Sandığından çok daha büyük bir meseleydi bu.”
Aras merdivenlerden indi.
Derin onu gördüğü anda dondu.
“Aras...”
Aras’ın yüzü bembeyazdı.
“Sen öldün.”
Derin gözlerinden yaşları silmeden gülümsedi.
“Baban sana öyle söylemek zorundaydı.”
Aras birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra öfkeyle başını çevirdi.
“Bunca yıl... Bunca yıl seni aradım.”
Derin ona doğru bir adım attı.
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun!”
Aras’ın sesi çatladı.
“Beni annesiz, babasız bıraktınız. Sonra Efnan’ın varlığını öğrendim. Onu bulmaya çalıştım. Ama herkes bana yalan söyledi.”
Derin’in gözleri bana kaydı.
“Çünkü seni bulduğunda seni de kaybetmekten korktuk.”
Aras acı bir kahkaha attı.
“Ve şimdi ne değişti?”
Derin’in cevabı çok sessizdi.
“Baban öldü.”
Salon buz kesti.
Bu söz, gecenin en ağır gerçeğiydi.
Babam artık gerçekten yoktu.
Ama onun ölümünün ardından sakladığı bütün hayat birer birer karşıma çıkıyordu.
Ben ise bütün bunların ortasında, anneme bakıyordum.
“Beni neden şimdi buldun?”
Derin bana doğru yaklaştı.
“Çünkü artık saklanacak kimsem kalmadı.”
“Babam seni koruyordu.”
“Evet.”
“Peki şimdi?”
Derin gözlerini bana dikti.
“Şimdi seni ben koruyacağım.”
Başımı iki yana salladım.
“Ben korunmak istemiyorum.”
“Biliyorum.”
“Gerçeği istiyorum.”
“Gerçek bazen insanın taşıyabileceğinden ağırdır.”
“Ben zaten taşıyamayacağım kadar şey taşıdım.”
Sesim titredi.
“Babamı kaybettim.”
Derin’in gözleri doldu.
“Biliyorum.”
“Onu bulduğum gün kaybettim.”
Bu kez Derin kendini tutamadı.
Bana sarılmak için bir adım attı ama durdu.
Sanki izin vermemi bekliyordu.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Sonra, yıllardır içimde biriken bütün özlemin ağırlığıyla ona doğru yürüdüm.
Ve sarıldım.
Kollarım boynuna dolandığında dünya başıma yıkıldı.
Derin’in bedeni titriyordu.
Saçlarımı okşadı.
“Kızım...”
Gözlerimi kapattım.
“Bir daha gitme.”
“Gitmeyeceğim.”
“Yalan söyleme.”
“Söz.”
O an yıllardır içimde boş duran bir yerin dolduğunu hissettim.
Ama mutluluk uzun sürmedi.
Çünkü arkamızdan Aynur’un sesi geldi.
“Derin.”
Derin yavaşça benden ayrıldı.
Aynur’un yüzüne baktı.
İki kadın arasında öyle ağır bir sessizlik oluştu ki, aralarındaki geçmişin tek bir kelimeye sığmayacağını anladım.
“Sen hâlâ yaşıyorsun,” dedi Aynur.
Derin’in cevabı soğuktu.
“Sen de hâlâ yalan söylüyorsun.”
Aynur’un yüzü gerildi.
“Efnan’ın sana inanacağını mı sanıyorsun?”
Derin bana baktı.
“Ben onun bana inanmasını istemiyorum.”
Şaşkınlıkla ona döndüm.
“Ne?”
“Gerçekleri kendisinin görmesini istiyorum.”
Derin çantasından küçük, siyah bir defter çıkardı.
Bana uzattı.
“Bunu baban bana verdi.”
Defteri aldım.
İlk sayfasını açtığımda babamın el yazısını gördüm.
“Efnan bunu okuduğunda kırk günün sonuna gelmiş olacak.”
Kaşlarımı çattım.
“Bu nasıl mümkün?”
Derin cevap vermedi.
Sayfayı çevirdim.
“Eğer Derin sana ulaştıysa, plan değişmiştir.”
Bir sonraki satırda tek bir cümle vardı:
“Asıl düşman evin içinde.”
Başımı kaldırdım.
Herkese baktım.
Mert.
Tugay.
Bora.
Sude.
Melis.
Ecrin.
Barış.
Aras.
Aynur.
Derin.
Herkes birbirine bakıyordu.
Ama benim gözüm yalnızca bir kişide takılı kaldı.
Bora.
Çünkü diğer herkes şaşkın görünüyordu.
Bora ise...
Sanki bunu zaten biliyormuş gibiydi.
Bakışlarımız kesişti.
Yüzündeki ifade değişmedi.
Ama dudaklarının kenarında çok küçük bir hareket oldu.
Bir gülümseme.
İçim buz kesti.
“Bora...”
Başını kaldırdı.
“Efendim?”
“Sen ne biliyorsun?”
Salonun havası bir anda değişti.
Barış hemen yanıma geçti.
Ecrin, Melis’in elini tuttu.
Mert Bora’ya doğru bir adım attı.
Bora ise hiç acele etmeden ayağa kalktı.
“Sanırım artık saklamanın anlamı yok.”
Aynur bir anda ayağa fırladı.
“Bora, sus.”
Bora ona baktı.
“Geç kaldın Aynur Hanım.”
Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Efnan, baban ölmeden önce bana bir şey emanet etti.”
“Ne?”
Bora cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Ama bu kez anahtarın üzerinde harf yoktu.
Bir sayı vardı.
40.
Bora anahtarı masanın üzerine bıraktı.
“Bu evde kırk gündür aradığınız şey bir kasa değil.”
Yutkundum.
“Ne o zaman?”
Bora’nın cevabı, hayatımda duyduğum en korkunç cümle oldu.
“Sen.”
O anda üst kattan büyük bir gürültü geldi.
Bir şey kırıldı.
Ardından bir çığlık duyuldu.
Derin’in yüzü bir anda değişti.
“Hayır...”
Merdivenlere doğru koştu.
Ben de arkasından gittim.
Barış kolumu tuttu.
“Efnan, dur!”
“Bırak!”
“Çok tehlikeli olabilir.”
Gözlerine baktım.
“Barış...”
Sesim titriyordu.
“Ben bütün hayatım boyunca korktum.”
Elimi onun elinin üzerine koydum.
“Ama artık korktuğum şeylerin peşinden gideceğim.”
Barış birkaç saniye bana baktı.
Sonra elimi bıraktı.
“Öyleyse yalnız gitmeyeceksin.”
Ve birlikte merdivenleri çıktık.
Üst kata ulaştığımızda koridor karanlıktı.
Derin önde, Aras hemen arkasındaydı.
Koridorun sonunda babamın çalışma odasının kapısı açıktı.
İçeriden yağmurun ve kırılan camların sesi geliyordu.
Derin kapının önünde durdu.
Bana baktı.
“Efnan...”
“Ne oldu?”
Yüzündeki korku büyüdü.
“Babanın çalışma odasına kimse giremezdi.”
“Şimdi neden?”
Derin yutkundu.
“Çünkü orada senin doğduğun geceye ait bir şey var.”
Kapının içinden bir ses geldi.
Bir erkek sesi.
Sakin.
Soğuk.
Ve tanıdık.
“Geç kaldınız.”
Kanım dondu.
Çünkü o ses...
Babamın sesiydi.
Kapının ardındaki karanlıktan tekrar yükseldi:
“Efnan, içeri gir.”
Barış elimi tuttu.
Ben ise nefesimi tuttum.
Babam ölmüştü.
Ama odanın içinden onun sesi geliyordu.
Ve o an anladım:
Bazı insanlar öldükten sonra bile sırlarını yaşatıyordu.
