Gözlerimi açtığımda abimin başucuma bir sandalye çekmiş ve gece orada uyuyakaldığını gördüm.
Yaşadığım utanç verici tartışmadan sonra bir dakika bile orda durmamış eve gelmiştik. Açıklıktan karnımın ağrıdığını hissettim.
Boğazımda dizilen yemeği hatırladıkça karnım tekrar gurulduruyordu.
Yataktan doğrulup abimi uyandırmadan kalkmaya çalıştım. Daha sonra odadan çıkıp mutfağa yöneldim.
Annem faaliyetlerine başlamış olmalıydı ki bütün ev mis gibi kokuyordu.
Ağzıma simit parçalarını tıkıştırmıştım ki abim mutfağa girdi. Birkaç dakika dopdolu ağzımla bakıştık.
"Kimseye değil, bana söyleseydin ya Cemre? Ben senin en yanındaki olacağım yerde en uzağındaki kişi olmuşum. Senden önce kendime kızıyorum, nasıl fark etmedim diye. Bu sikik kafam her boka çalışıyor ama bi sana çalışmamış abicim. Özür dilerim."
Başka birşey söylemeden mutfaktan çıktı. Daha ne söyleyecekti ki zaten?
Bende gözyaşlarım ve dolu ağzımla yere çöktüm. Cenin pozisyonunda yere uzandım. Kendimden utanıyordum. Abime gitmeliydim, sakin bir şekilde anlatmalıydım, ilk ona.
Suçluluk duygusu tüm bedenimi kaplamıştı. Tek gözyaşımın bile hesabını soracak abim, bana yardım edememenin rahatsızlığıyla devam edemezdi. Mert'i bulacaktı, belasını sikecekti ve hayatına devam edecekti.
Bütün utancıma rağmen iyi hissettim bir anlığına. Özellikle Mert'in bilgilerini vermeliydim belki?
Yüzüne yerleşen gülümseme çok sürmemişti, düşünmek bile acı veriyordu. Eski sevgilim... Evet hala onu düşünecek kadar maldım ama aksini düşünemiyordum.
gelecegin - rome - julietleri isimli gruptan mesaj :
Bu akşam XX kafede yeni başrol şeferine içmeye gideceğiz!! 20.00da göndereceğim konuma gelin, araba ile gelmenizi tavsiye etmiyorum:D
Bir çift yeşil göz, ha?
~
Üzerime giymek için bütün gardolabımı mahvetmiştim. Elbise? Belki ama kıyafetim çok şatafatlı olsun istemiyordum. En sonunda etekte karar kıldım. Diz kapağımın hemen üstünde biten etek ince bacaklarımı ortaya çıkartmıştı. Üzerime ise siyah bir ceket almıştım.
Siyah bana çok yakışıyordu.
Bir ilk yapıp dudaklarıma kırmızı ruj sürdüm. Eyeliner de çekip dışarı çıkmak üzere aynaya baktım. Bu kıyafetlerimle liseli gibi görünüyordum.
"Çok güzel olmuşsun."
Babamın sesiyle arkamı döndüm. Gözlerine bakmak bile içimi suçluluk duygusuyla kaplıyordu.
"Özür dilerim baba."
Babam hafifçe gülümsedi. Gözlerinin içi kanıyordu, kızının üzülmesini görmeye dayanamıyordu, biliyordum.
Babam her zaman bana daha düşkün olmuştu. Gülümsediğimde, sevindiğimde gözlerinin içi parlıyordu. Onu hayal kırıklığına uğratmak, yapmak istediğim en son şeylerden biriydi. Bana ne kadar değer verdiğini göre göre bunu ona yapamazdım.
"İyi eğlenceler."
Bunu söyledikten sonra bana arkasını dönüp odamdan çıktı. Gözyaşlarımı tutmaya çalıştım, makyajımın bozulmasını ve yüzümün şişmesini istemiyordum. Biliyordum, ağlamaya başlarsam bardaktan boşalırcasına içimdekileri dökecektim.
Şuan olmaz, şuan değil diye geçirdim içimden. Daha sonraya sakla. Abinin göğsünde ağlayacaksın. Sonra.
Ardından kapıya yöneldim. Evden çıkarken düşünmeye çalışıyordum. Birşeyler içmek kesinlikle kafamı rahatlatacaktı. Alkol ve sigara kullanmayan biri olarak arada yaptığım bu kaçamağa çok ihtiyacım vardı.
Yemek yiyeceğimiz yere geldiğimde neredeyse herkesin geldiğini gördüm. Aksel ve Deniz gelmemişti daha. Umursamadan boş bulduğum yere oturdum. Daha sonra sohbet eden kalabalığa karıştım..
~ Kaan Aksel Güner
"
"Oğlum dalga mı geçiyorsun? Kız arkadaş yapmak ne alaka? Kim bu kız, neyin nesi hiçbir şey bilmeden sevgili olmak nedir kaçıncı yüz yıldayız haberin var mı?"
Deniz'i bir dövmediğim kalmıştı. Bilmiyordu neden bu kadar sinirlendiğimi. Üç kere randevuya çıktığı kızla sevgili olmuştu bu mal.
"Kaan ne kadar amma abarttın! Güzel, kafa kız. Eğlenceli de. Niye bu kadar taktın anlamadım.."
"Benim kız ka-" Hay amına koyayım! Ağzımdan kaçmıştı.
Deniz tek kaşını kaldırdı.
"Kız ne? Anlamadım dediğini? Kaan? Devam etsene."
Ofladım. Kız kardeşimin bana bu yükü verdiğine inanamıyordum, en yakın arkadaşımdan nasıl saklayacaktım lan ben bunu?
"Boşver. Hadi şu yemeğe gidelim."
Deniz gülerek kafasını salladı ve arabaya doğru ilerledik. Bugün bitince çok rahatlayacaktım.
Restorana geldiğimizde heyecandan elim uyuşmuştu. Cemre'yi ailelerimizin buluşmaları dışında arada abisiyle verdiği ev partisinde görüyordum. Zaten aile yemeklerine de çok gelmiyordu. Kısaca, onu gördüğüm her dakika bile çok kıymetliydi. (Düşüncelerimi de yazmayı çok isterdim:')
Arabayı park ettikten sonra açlıktan perti çıkmış Deniz ile koşar adımlarla restoranta girdik.
Mümkün mü? Kaç yıl olduğunu hatırlamıyorum. Saymayı bıraktım sanırım. Ama her seferinde, her seferinde aynı şey oluyordu. Boğazım düğümleniyor, kalbimin ritmi bozuluyordu. Platonik olmanızı tavsiye etmiyorum.
*Gönül şakaya gelmiyordu. (Tuana'dan Leyla şarkısı.. Kaç saat dinlediğimi saymadım:)
Göz göze gelmememize gerek yoktu. Sırtına dökülen açık kumral, hatta neredeyse sarı renkli saçları, heyecanla sağsola laf atışları, her zerresi içimdeki o lanet kıvılcımın tekrar parlamasına neden oluyordu..
Onunla ilgili hiçbir şey değişmemişti. Aynı bana olan boş bakışları gibi..