İçeriğe geç

Sessizlik Delili

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Sessizlik Delili

Bölüm 1

Sessizlik Delili : "Taşların Sustuğu Yer"

📖 Sessizlik Delili

Bölüm 1 – "Taşların Sustuğu Yer"

İstanbul, Ekim ayının gri bir sabahına uyanırken, Adalet Sarayı'nın mermer merdivenlerinde ayak sesleri yankılanıyordu. Herkesin koşar adım geçtiği o uzun koridorda, ince topuklu ayakkabılarla yürüyen bir kadının varlığı dikkat çekiyordu. Ceketinin omuzları düzdü, yüzü ifadesizdi ama gözlerinde bir kararlılık vardı.

Savcı Sanem Aydın, odasına girer girmez siyah ciltli dosyayı masasının üzerine bıraktı. O dosya, sadece bir cinayet soruşturmasını değil; yıllardır görmezden gelinen sessizlikleri, bastırılmış anıları ve yüksek duvarların ardında kalmış gerçekleri taşıyordu.

“Altın Kafes vakası...” diye mırıldandı.

Dosya, İstanbul Boğazı'nda lüks yatında ölü bulunan iş adamı Hakan Karaca ile ilgiliydi. Ceset raporunda darp yoktu, zehir yoktu, iz yoktu. Ama bakışlar eşine çevrilmişti: Aslı Karaca.

Aslı’nın avukatı ise, İstanbul Barosu’nun en tartışmalı isimlerinden biri olan Avukat Can Divit idi. Medyada "sihirli savunmalar" yapan adam olarak tanınıyordu. Ama Sanem için o, geçmişin gölgelerinden farksızdı. Çünkü Can Divit, yalnızca bu davanın savunucusu değil… bir zamanlar, onun kalbini kıran adamdı.

🕰️ Geçmişten Kalan

Sanem kahvesinden bir yudum aldı. Yıllar önce üniversitede kısa süreliğine yolları kesişmişti Can’la. Başlangıcı heyecanlı, sonu tarifsiz bir hayal kırıklığıydı. Can, özgür ruhlu, pervasız, karizmatik biriydi. Sanem ise sınırlarını bilen, kontrolü elden bırakmayan bir hukukçuydu.

Şimdi, birbirlerine sadece bakışarak dava kazanmak zorundaydılar.

⚖️ Duruşma Günü

Mahkeme salonu kalabalıktı. Medya, sanık koltuğundaki Aslı Karaca'nın gözlüğünün çerçevesini bile yazmıştı.

Can Divit, kürsüde söz aldı.

“Sayın hâkim, müvekkilim suçsuzdur. Boğaz’da olan bir teknede, kimse tarafından görülmeden birini öldürmek... Bu bir hayalet masalı değilse, mantık dışıdır.”

Sanem ayağa kalktı. Sesi netti, titremiyordu.

“Sayın mahkeme, müvekkilinizin üç hafta önce İsviçre’deki gizli banka hesabına 5 milyon TL yatırıldığını biliyor musunuz? Bu para, Hakan Karaca’nın ölümünden tam bir gün önce çekilmiş.”

Salon buz gibi oldu. Can irkildi. O bilgiyi nasıl bulmuştu? Aslı, kendisine bundan söz etmemişti.

💼 Kuliste

Duruşmadan sonra, adliye koridorunda Can, Sanem’i yakaladı.

“Sen bu kadar kirli bir dosyayı neden üzerine alırsın, Sanem?”
“Ben dosyanın kirli olduğunu söylemedim. Ama sen hâlâ temiz misin, ondan emin değilim.”

Aralarında yıllardır konuşulmamış cümleler havada asılı kaldı. Ama bu sadece bir başlangıçtı. Çünkü perde arkasında biri daha vardı: Savcı Leyla Aydın. Sanem’in ablası. Soğukkanlı, mesafeli ve iç dünyasını hiç belli etmeyen biri. Dosyanın arka planında onun imzası vardı.

Leyla, odasında tek başına otururken kardeşinin ses kaydını dinliyordu. Sanem, gece geç vakitte kaydettiği bir iç ses notunda şöyle diyordu:

“Adaletin peşinden koşuyorum ama bazen korkuyorum. Ya gerçek, beni de mahvederse?”

Leyla, kulaklığını çıkardı. Pencereden dışarı baktı. Bu dava, sadece Hakan Karaca’nın değil... ailesinin, kendi kardeşinin ve hatta geçmişlerinin de yargılanacağı bir sürecin habercisiydi.

📌 Bölümün Sonu

O gece adliyenin ışıkları geç söndü.

Sanem, ofisinde tek başına oturuyordu.

Kapı çaldı.

İçeri giren kişi, onu hem şaşırttı hem korkuttu:

Avukat Emre Divit.

Can Divit’in kardeşi. Ama o farklıydı. Daha dengeli, daha derin. Ve elinde tuttuğu bir dosya, bu hikâyeyi bambaşka bir yöne sürükleyecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.