Bölüm 2
Kanlı parmaklar.
♫~Kağıt Kesiği-Pınar çubukçu~♫
Benim her gün gözlerine umutla baktığım çocuk oydu. Dün akşam gözlerine korkuyla baktığım çocukta, aynı çocuktu. Sesi ve gözleri, bütün sırları ortaya dökmüştü.
Peşinden baktım uzun uzun yanımdan insanlar geçti gitti ben onda takılı kaldım. Gözlerim yanmaya başlayınca anladım donup kaldığımı. Önüme dönüp yürümeye başladım. Anlamıyordum, mantıklı düşünemiyordum. O çocuğu o hâle getirmiş olmasının bir nedeni olmalıydı. Zilin çalmasıyla beraber sınıfa çıktım. Biraz ders dinleyip not aldıktan sonra yeniden zil çaldığında sınıftan çıktım. Çok fazla arkadaşım yoktu, hatta hiç yoktu. Kimse benimle konuşamadığı için arkadaşlık kurmayıda istemiyordu. Bahçeye indim, banklardan birine oturdum. Hafif hafif esen rüzgar yüzümü yalayıp geçiyordu. Belki hiç bir zaman bu bankta yanımda başka biriyle oturmayacaktım, hiç bir zaman arkadaşım olmayacaktı yanımda, hiç bir zaman sevgilim olmayacaktı. Ama olsun diye geçirdim içimden, olsun ben kendime yeterim. Birine ihtiyaç duymayı uzun zaman önce bırakmıştım, güvendiğim her insan beni yarı yolda sırtımdan bıçaklamış, güvenerek girdiğim her yolun sonu bir çıkmaza çıkmıştı. Yollar mutluluğa hep kapalıydı benim için. İnsanlar güvenmek için çok uzaktı iyilikten.
Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğimde derin bir nefes aldım ve banktan kalktım. O sırada karşımdan bana doğru yürüyen çocukla göz göze geldim. Baran sulak. Bizim sınıftan zengin züppenin tekiydi ama bana doğru gelirken gözlerindeki endişe bu mesafeden bile görülüyordu. Hızla yanıma gelip kolumdan tuttu ve beni çekiştirerek götürmeye başladı. Nereye gidiyorduk bilmiyordum ama ısrar etmeden peşinden gittim. Kimsenin bizi görüp duymayacağı bir yere geldiğimizde durdu ve kolumu bırakıp bana döndü. "İnci dün ne gördüysen hepsini unutacaksın tamam mı." kaşlarımı çattım. Dün ne gördüğümü o nereden biliyordu? Hatırladığım kadarıyla orada sadece iki kişi vardı birisi kanlar içinde olan çocuk, ki onun baran olmadığına eminim. Diğeri de sabah gördüğüm yeşil gözlü bana çarpan kişiydi. Yani baran orada yoktu. Ona baktım nerden bildiğini öğrenmek istercesine, konuşabilsem neler neler sorardım ona ama konuşamıyordum. "İnci bak hiç bir şeyi sorgulama kızım, sadece unut. Unutmazsan iyi şeyler olmayacak senin için. Eğer bir kişiye bile söylersen bitersin inci." sanki çatabilirmişim gibi daha çok çattım kaşlarımı. Kimseye söylemeyi düşünmüyordum, zaten söyleyebileceğim kimse yoktu. Bu okulda kimse ne işaret dili biliyordu ne de beni gördüklerinde insanmışım gibi davranıyordu. Kimseye bişey söylemeyecektim zaten. Telefonumu çıkarıp notları açtım ve 'Kimseyebirşeysöylemeyecektimzaten.' yazıp ona uzattım. Okuduktan sonra içi rahatlamışcasına derin bir nefes aldı. Telefonu kendime çevirip yazdıklarımı sildim ve yeniden yazdım. 'Amasenoradadeğildin sanırım. Neredenbiliyorsun benimoradaolduğumu?' uzattım ona yeniden. Yeniden okudu mesajı. Affallamış gibi ensesini kaşıdı ve boğazını temizledi. "Boşver sen. Kimseye bişey söyleme yeter. Hadi eyvallah." tuttum kolundan. Bana döndü, mesajı tekrar uzattım ona, soruma cevap versin istiyordum. Kolunu çekti, "İnci. Karışma sen dedim dimi. Söyleyeceğimi söyledim bitti. Benim kimden duyduğum, gördüğüm seni meraklandırmasın anlaşıldı mı. Görüşürüz. " dedi ve bu sefer gitti. Benim kimden duyduğum, gördüğüm seni ilgilendirmez demişti, yani orada değildi ama biri ona bunu söyledi. Peki benim orada olmam baranı neden ilgilendiriyordu ki? Bilmiyordum ama burnuma hiç iyi kokular gelmiyordu.
Zil çalınca sınıfa çıktım. Baran'a baktığımda arkadaşlarıyla en arka sıralarda saçma sapan muhabbetler ettiklerini gördüm. Önüme döndüm ve kitabıma odaklandım. Ders boyunca kitap okudum sonlarına doğru ise biraz uyudum. Bu seferki teneffüste aşağı inmemiş sınıfta kalmıştım. Sınıfta ben, baran ve tayfası, Zeynep ve sevda hariç kimse yoktu. Kafamı kapının olduğu yöne doğru sırama yatırdım. İçeri girip çıkanları izliyordum. Sonra gözlerim birinde takıldı, bir çift yeşil gözde. Hemen doğruldum oturduğum yerden. Gözlerime bakıyordu. Sanırım beni hatırlıyordu ve onu hatırladığımı da anlamıştı. Önüme döndüm hızlıca. Gözlerini üstümden çekip baran'a döndü. "Hallettin mi?" diye sordu dünden aşina olduğum ses. "Hallettim." dedi baran bu kez. "İyi." diyip adım sesleriyle beraber çıktı sınıftan. Bedenimi bir titreme ele alırken şişemden suyumu yudumladım. Neyi halledecekti ki baran? Neyi halletmişti ya da? Barana baktım, gözleri üzerimdeydi. Önüme döndüm yeniden. Ve sıraya uzanıp gözlerimi kapattım. Aklımdaki soruların beni ele geçirmesine izin verdikten sonra, gözlerimi kapattım ve uyuya kaldım.
Duyduğum gürültüye açtım gözlerimi kafamı kaldırıp gürültünün kaynağına baktım. İki kız kavga ediyordu, aslında hiç umursamazdım ama bu kez merak ettim ve sıramda doğrulup onları izlemeye başladım. Büyük ihtimalle son teneffüstü ve bu iki kız birbirine zaten ezeli düşmandı. Ama bu kızlardan biri bizim sınıftan değildi, olmamasına rağmen çok tanıdıktı. Sınıfa hızlıca giren kişiyle beraber olduğum yerde daha da dikleştim. Bir çift yeşil göz. Sınıfa girmesiyle kızları ayırmaya çalıştı. Hatırladım, bu tanıdık kız o gün bana dik dik bakan, sevgilisi sandığım kızdı. Sanırım bunu doğrulamıştım. "Eda! Bırak şu kızı yeter!" hâlâ ayırmaya çalışıyor ama başaramıyordu. Adının eda olduğunu öğrendiğim kız bir anda liya'yı hızla itti ve geriye çekildi. Liya arkaya doğru düştü. "Eda! Yeter dedim sana! Napıyosun Allah aşkına sen!" dedi yeşil gözlerin sahibi yeniden konuşarak. Eda ona baktı, gözlerindeki sinir asla geçmiyordu, öfkesi adeta her saniye yeniden alevleniyordu. "Ne mi yapıyorum?" dedi ve devam etti. "Ben ne mi yapıyorum? Ya bu sürtüğün bana dediği şeyleri duymadın mı sen!" diyince kaşlarımı çattım. Liya'yı pek tanımazdım ama böyle bişey yapacak bir kız olduğunu da düşünmüyordum. "Ya ben bişey söylemedim diyorum!" diye bağırdı yerden kalkan liya. "Sen bi anda gelip bilmeden, sormadan yapıştın kafama! Ben kimseye senin hakkında bişey söylemedim!" sıkıntıyla bir of çektim. Gerçekten bu ergen liseli kavgaları kaçıncı yüzyılda kalmıştı? Ayağa kalkıp yanlarına geldim ve liyayı alıp sıraya oturtturdum. Arkamdan eda bişeyler söyledi," Napıyosun lan konuşuyoruz görmüyor musun." duymamazlıktan geldim. Ki duysam bile cevap vermeyeceğim belliydi. Liyanın gözleri gözlerimi buldu. Korkuyordu çünkü eda gibi bi kız herkese herşeyi yapabilecek tiplerdendi. Çantamdan peçete çıkarmış liyanın kanayan dudağını silerken bir anda biri kolumu tutup kendine doğru çevirdi. Adeta ateş fışkıran gözlere baktım. "Lan sana diyorum. Konuşuyorduk ne yapıyorsun! Cevap versene!" dişlerimi sıktım. Şuan ona cevap vermek o kadar çok isterdim ki. Ama maalesef veremiyordum, şanslıydı. "Tamam eda gidelim hadi." dedi yeşil gözler. "Cevap versene lan dilini mi yuttun!" diyerek çenemi sıktı tek eliyle. Karşılık vermiyordum çünkü eğer verirsem büyük ihtimalle dayak yerdim. Sadece bekliyordum öylece. Yeşil gözlü edayı tutup çekti kendine doğru. "Kız konuşamıyor eda! Ne zorluyorsun yürüsene artık!" edanın gözlerindeki değişimi gördüm. Şaşkınlık mı, şok mu bilmiyorum ama bir dakika daha beklemeden sınıftan peş peşe çıktılar. Bende liya ya döndüm yeniden. Derin bir nefes aldım. "Teşekkür ederim..." ona baktım. "Edayı bilirsin. Birşeyin doğruluğu onun için önemli değildir. Duyduysa bitmiştir. Yakar, yıkar, döker. Arkasını düşünmez." gülümsedim burukça ve sırtını sıvazladım. "Sağol inci." gülümsedi oda. Öğretmen sınıfa girdi ve son dersi işledikten sonra okuldan çıkıp eve doğru yürümeye başladım.
Otobüs durağında bekliyordum. Yağmur çiseliyor, gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu. Bana doğru gelen kişiyi görmezden gelmeye çalıştım. Bakışlarımı yere indirdim. Omuzuma dokunan elle ona doğru döndüm. "Özür dilerim." yeşil gözlerin sahibiydi konuşan. "Yani eda adına.. O özür dilemek istedi ama gitmesi gerekiyordu." anladım anlamına salladım kafamı aşağı yukarı. "Kusura bakma inci.." ona baktım. Adımı nerden duyduğunu merak etmiştim. Adımı sınıftan bir kaç kişi hariç kimse bilmiyor sanıyordum. "İyi akşamlar." gülümsedi ve yürümeye devam etti. Peşinden baktım yine. Aklımdaki o binlerce soru, yeniden canlanmıştı. Ben hâlâ bu çocuğun neden birini dövdüğünü bilmiyordum. Neden bana öyle baktığını anlamıyordum. Sadece düşünüp duruyordum. Konuşmak istesem büyük ihtimalle telefonda yazıp göstermemi bekleyemez diye düşünürken, gelip benden özür dilemişti. Hemde hiç suçlu olmadığı bir konu hakkında başka birinin adına. İyi biri olduğunu düşündüm. Ama hâlâ tamamen emin değildim. İnsan bazen iki yüzlü olabiliyordu. Yüzünüze gülüp arkanızdan neler karıştırıyordu bilemezdiniz. O yüzden şimdilik bu düşünceyi de diğerleriyle birlikte rafa kaldırdım ve gelen otobüse binip eve gittim.
İçeri girdiğimde ev yine çok sessiz ve karanlıktı. Işığı açtım. Eşyalarımı köşeye bırakıp salona baktım, kimse yoktu. Diğer odalara baktığımda aynı sonuçla karşılaştım. Ev boştu yani babam olacak adam evde değildi. Rahat bir nefes alıp odama geçtim ve üstümü değiştirip mutfağa gidip yemek hazırladım. Etrafı topladım ve yemeğimi yedim. Babam hâlâ gelmemişti. Gelmemesi benim açımdan çok iyiydi. O yoksa huzur vardı. O yoksa nefes alabilirdim. O yoksa ben iyiydim. Yediklerimi yıkadıktan sonra odama geçtim yeniden. Ödevleri halledip biraz kitap okudum. Ama babam hâlâ yoktu. Alışılmadık bir şeydi bu yüzden biraz endişeliydim. Kapıları kilitleyip camları kapattım. Odama geçtikten sonra kendi kapımı da kilitledim ve yatağa girdim. Bir süre sonra uyuya kaldım.
Sabah kalktığımda telefonum susmuyordu. Odanın içi sürkeli bildirim sesiyle yankılanıyordu. Gözlerimi ovuşturup telefonu elime aldım ve gelen mesajlara baktım. Kaşlarımı çattım herkes bana Twitter'a bakmam konusunda mesajlar atmıştı. Mesajlardan çıkıp Twitter'a girdim. Gündemdeki ilk hastag'e tıkladım. '#gülaykoriçinadalet' yazıyordu. Anlamadığım için haberleri okumaya başladım. Sonra gördüğüm bir twett'e şu yazıyı okudum. 'Gece saatlerinde eve dönerken M.T. Tarafından bıçaklandığı söylenen Gülay Kor ağır yaralandı. M. T. Göz altına alındı.' Babamın neden eve gelmediğini anlamıştım. Ama bu çok fazlaydı. Babam birini ağır mı yaralamıştı? Babam dediğim adam, birine zarar mı vermişti. Yapardı, öyle bir insandı ama yine de bir umut herşeyin yanlış anlaşıldığını M. T. nin benim babam Mustafa Tekin olmadığını düşünmek istedim.
Sadece düşünebildim çünkü bir saat sonra telefonuma gelen arama karakoldan'dı.
Bölüm sonu...