İçeriğe geç

SESSİZLİĞİN SESİ

Bölüm 1 · 4 dk okuma

SESSİZLİĞİN SESİ

Bölüm 1

QUİET CHİLD.

Bölüm 1.

Sessiz Gözler.

♫~Çoban yıldızı - Teoman ~♫

Bahçedeki çardakta oturmuş kitabımı okuyordum. Yanımdan hızlıca geçip giden kokusu burnuma dolan çocuğun peşinden baktım. Arkadaşlarının yanına gitmiş, oturmuş ve sohbete dahil olmuştu bile. Zaman onlar için çok hızlıydı belki ama benim için akmıyordu hiç bir zaman. Sessizliğin üzerimdeki ağırlığı beni bitiriyor, canımı çıkarana kadar da üstümden çekilmeyecek gibi duruyordu. Bu düşüncelerin kafamda beni daha fazla bitirmesine izin vermezdim bu yüzden kitabıma geri döndüm.

Bir kaç dakika sonra üzerimde hissettiğim bakışlarla arkadaşlarıyla birlikte oturan çocuğa döndüm yeniden. Yanındaki arkadaşı sanki beni yiyecekmiş gibiydi. Sevgilisi miydi acaba diye düşündüm durdum ama tabiki bir sonuca varamadım. Bunu neden düşündüğümü bile bilmiyorum. Arkadaşına bakarken çocuğun orman gibi yeşil olan gözleri bana döndü sessizce, gözleri gözlerime dokunduğunda ateşler bedenimi esir aldı. Önce ben çektim gözlerimi, kaçırdım ondan. Ama hissediyordum gözleri hâlâ benim üzerimdeydi. Titreyen bedenime aldırış etmeden kitabı okumaya devam etmeye çalıştım, ama yapamıyordum. Neden gözlerinin gözlerime değmesi beni bu kadar çok heycanlandırırdı ki? Neden böyle çarpardı kalbim ve titrerdi her yerim?

Sessizce kalktım banktan, okula girdim. Sınıfa çıktım, sırama oturdum. Kısa bir şey gibi ama benim için zaman akmadı o anda bile. Camdan dışarıyı seyrettim, ona rastladı gözlerim yine. Benim gözlerim hep ona rastlardı zaten hep o beni çekip götürürdü uzak diyarlara, bakışlarıyla. Sıraya yatırdım kafamı gözlerimi kapattım sessizliğin içinde, sessizlik aradım. Bazen öyle anlar gelirdi ki, sesler beynini ele geçirir, dilin konuşamazdı. Bazen öyle anlar olurdu ki, konuşmak isteyen dilin bir bıçakla kesilmişcesine susardı. Ve bir daha hiç konuşmazdı o dil. Ağzından güzel birşey çıkarmazdı. Kelimeler burhana uğrar, sözcükler parçalanırdı. Ama bazen de öyle bir an gelirdi ki, dil susar, akıl konuşurdu. Bülbül gibi şakardı içinde. Sessizliğin içindeki ses olurdu aklın. Şuan o anlardan birindeydim. Ve işte bu yüzden sessizliğin içinde sessizliği arıyordum.

Zil çaldı, öğretmen sınıfa girdi. "Evet arkadaşlar oturun lütfen yoklama alacağım!" oturduktan sonra öğretmen herkesin ismini okumaya başladı. "İnci Tekin." isimimi duyunca elimi havaya kaldırdım. Öğretmen bana baktı ve okumaya devam etti. Bende bu boşluktan yararlanıp kafamı sıraya yatırdım yeniden. Bir sürü şey düşünüyordum. En basit örneği okuduğum kitabın sonunun nasıl biteceğiydi. "Evet arkadaşlar derse başlayalım..." ninni gibi gelen sesle gözlerimi tamamen kapattım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Bir kaç ders ya da teneffüs geçmişti, bilmiyordum. Uyandığımda sınıfta kimse yoktu ve tek başımaydım. Hava kararmaya başlıyor gibiydi, kim bilir kaç saattir uyuyordum ve kimse beni uyandırmamıştı. Sıradan kalkıp eşyalarımı aldım ve sınıftan çıkıp gözlerimi ovuşturarak koridorda yürümeye başladım. Kulağıma ilişen seslerle adımlarımı yavaşlattım. Sesin geldiği sınıfın önüne geldiğimde gördüğüm manzarayla ayaklarıma çiviler çakılmış gibi olduğum yerde donup kaldım. "O sesini kesmezsen herkese herşeyi anlatırım." diyordu yüz görünmeyen çocuk. Ne olmuştu da neyi anlatacaktı bilmiyordum ama yakasına yapıştığı çocuğu kanlar içinde bırakmıştı. Ayaklarım geriledi. O sıra kanlar içindeki çocuğun gözleri bana döndü. "Yardım.. Yardım et bana.." napmalıyım? Kaçmalımıyım? Yardım mı etmeliyim? Benim gibi birisi ne yapabilir ki? Ne sesim çıkar ne de o adam gibi birinin gücüne karşılık benim gücüm. Çocuğun yakasına yapışan ellerin sahibi bana döndü yavaşça gözlerini gözlerime kilitledi. Korkudan kalbim gümgüm atıyordu. Ya bana da zarar verirse diye çok korkuyordum. Sertçe yutkundum. "Kim lan bu." sesi değil de, gözleri çok tanıdıktı karanlığın içindeki yüzün. Hızlıca arkaya doğru gitmeye sonra koşmaya başladım. Peşimden gelen ayak seslerini duyuyordum, daha hızlı koştum. Durmadım, sesler kesilsede koştum, beni göremeyeceği kadar, bulamayacağı kadar uzaklara. Durup ellerimi dizlerime yasladım ve soluklanmaya başladım, hava oldukça kararmıştı saat 7 buçuğu geçmişti. Eve gitmem gerekiyordu yoksa evde daha kötü şeyler beni bekliyor olacaktı. Hızlıca ana yola çıktım ve otobüse bindim. Bir saatlik yolculuğun sonunda eve varmıştım.

Sessizce eve girdim. Odamın kapısına gelip kapıyı açtım, evden ses gelmiyordu. Odama girip kapıyı kapattım ve üzerimdeki eşyaları köşeye bırakıp kıyafetlerimi değiştirdim. "İnci! Nerdesin buraya gel!" ölümüm olan, olacak, olmuş. O sesi duydum. İçeri gittim. " Yemek hazırla bana." mutfağa yöneldim bu sözüyle, dünden kalan yemekleri ısıttım ve tepsiyle önüne koydum. Hiç bir şey demeden televizyon izleyerek yemeye başladı. Odama geri döndüm. Ödevleri yaptım ve yatağa uzandım. Duvarla bakışırken herşeyin güzel olduğu bir hayat düşledim. Gözlerimi kapattım, açtığımda herşeyin güzel olmasını diledim. Sabah oldu, gözlerimi açtığımda, herşey aynıydı. Hiç bir şey değişmemişti, bu aynı günü tekrar yaşayacağım demekti ama bişey aklımdan çıkıyordu, dün yaşadığım o olaydan sonra o çocuk okulda karşıma çıkarsa ne yapacaktım? Polise gitmeli miydim? O kanlar içinde yatan çocuğa ne olmuştu? Yine bin tane soru beynimi yerken ben sessizliği seçtim. Hazırlandım, evden çıktım ve okula gittim.

Okula girdiğimde omzuma çarpan bedenle durdum. Gözleri gözlerime değince felaketim oldu. "Kusura bakmayın." yanımdan geçip gitti sonra. Çok kısa bir andı, ama yıllar sürmüştü içimde.

Benim her gün gözlerine umutla baktığım çocuk oydu. Dün akşam gözlerine korkuyla baktığım çocukta, aynı çocuktu. Sesi ve gözleri, bütün sırları ortaya dökmüştü.

Bölüm Sonu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.