İçeriğe geç

Sessizliğin Sesi

Bölüm 13 · 2 dk okuma

Sessizliğin Sesi

Bölüm 13

Rüyalar

Rüyalar. Rüyalar çok tuhaf değil mi? Normal bir insanın bir anda kendini birkaç saat boyunca kapatıp bilinçsizce yaşadığı öbür hayatı gibi sanki. Sanki istediğin ya da istemediğin olayları yaşadığın bir evren gibi. Ama her rüya güzel değil. Kendimizin istediği gibi şekillendiremediği olaylar da yaşanıyor o evrende. Neden her rüya güzel olmuyor ki? Neden rüyalarımızı istediğimiz gibi yaşatamıyoruz ki? Bu, evrenin bize olan kindarlık göstergesi mi? Ya rüyalarda kendimizi göremiyor oluşumuz? Rüyaların da gerçeklik payı var mı ki? Her rüyanın bir anlamı olmak zorunda mı? Sanki her şey aynı döngü içerisinde ve bizde bu döngüdeki sıradan bir piyonuz.

Tim gelene kadar kendimi dinlendirmeye çalışıyordum. Belki kemiklerimden birkaçı kırılmıştır. Ama bu umrumda olan en son şey falan. Şuan her şeyden önemli olan tek şey Tim'in tek başına bir şeyler yapıyor olması. Bu beni kudurtuyor. Tüm gün ona eziyet etmemişim gibi bir de iş yaptırıyorum. Yani ben öyle hissediyorum. Her zaman güç gerektiren işleri ben yaparım ama şuan yapamıyor olmak çok zoruma gidiyor. Hiç böyle bir şey yaşamamıştım, bugüne kadar. Vücudum bana ihanet ediyordu. Kendimde en çok güvendiğim şeyim gücümdü. Nefeslerim boğuk ve hızlıydı, hatta zar zor nefes alıyordum. Kendimi hiç bu kadar birine muhtaç hissetmemiştim. Çok kötü bir duygu. Gözlerim yorgunluktan kısıktı ve muhtemelen gözlerim şişmişti. Ağır adımlarla gelen Tim'e baktım. Kendi ağırlığından bile daha ağır olduğunu düşündüğüm bir masayı kucaklamış getiriyordu. Ona yardım etmek için içgüdüsel olarak kalkmaya çalıştım ama vücudumu kaldıracak hiç gücüm yoktu. Tim'i sadece izleyecek kadar gücüm vardı. Bu bana işkence gibi geliyordu. Ona yardım edememek çok kötü bir histi.

Tim getirdiği masayı kapının önüne koydu ve yorgun gözleriyle beni süzdü.

'Daha iyi misin?'

Nefeslerim hala düzensizdi. Başımı onaylar şekilde salladım. O bile çok zordu. Tim karşımda bağdaş kurup oturdu. Kısık gözlerimle onu incelemeye başladım. Dağılmış kumral saçları yüzünün bir kısmını kapatıyordu. Ona attığım yumruktan dolayı hafif şişmiş ve morarmış yanağını görünce içim tekrar kötü olmuştu. Yorgunluktan çökmüş yeşil gözleri... O gözler bir tek benimleyken parlamazdı. Hiç bir zamanda parlamayacaktı muhtemelen. Benimleyken başı beladan hiç çıkmadı bile. Onunla her göz teması kurduğumda o yeşil renk sanki siyahın elli tonuna bürünür, parlaklığını benden saklardı. Yorgunluktan sıktığı çenesi çene hattını daha da belirginleştiriyordu. Yüzüne serpiştirilmiş bir kaç çil sanki nefesinin son damlalarını temsil ediyordu.

Tim elini alnıma götürdü ve ateşimin olup olmadığına baktı. Sanırım ona çok dik dik bakmıştım. Başımı hafifçe geriye çektim.

'Üst kata çıkıp uyuyalım artık.'

Tim yavaşça ayağa kalktı ve beni de kaldırmak için elini uzattı. Elini tutmadım ve başka bir yerden tutunup kendimi yukarı çekmeye çalıştım. Tim bu hareketime sinirlenmiş gibi kolumu tutup çekmeye çalıştı.

'Sana elimi uzatıyorum hala salak salak naz yapıyorsun.'

Tim'e yandan bir bakış attım. Kolunu tutup kendimi onun desteğiyle kaldırdım fakat bacaklarım tir tir titriyordu. Heryerim çok ağrıyordu ve bu acı çekişim dıştan da belli oluyordu. Bu belirginlik Tim'i daha da strese sokuyordu. Neredeyse tüm gücünü beni taşımaya adamıştı. Ağır adımlarla merdivene doğru gitmeye başladık ve merdivenleri yavaş yavaş çıkmaya başladık. Tim'e çok yük olmamak için merdivenin tutma yerlerini ölümüne sıkıyordum. Tim kolumun altına girmişti ve merdivenleri ağır ağır çıktık.

Bölüm sonu

3 yorum