Keyifli okumalar 🫠💗
🔥
Sabah gözüme vuran lanet güneşle açtım. Sizinle ilk tanıştığımda az kalsın sevinçten güneşi selamlıyordum. Ama artık o güneşin ışığı ses tellerimi çürütüyor gibiydi.
O güneşin ışığı sessizliğe inat haykırma isteği uyandırıyordu artık bende.
Yatağımda doğrulup örütüyü üstümden attım. Telefonumu alıp saate baktım, o sırada Instagram'dan gelen bildirime baktım.
@oğuzbena_: Mine nasılsın?
Şimdi bu ne alaka?
Sayfasına tıklayıp yanıt yazmaya başladım.
@mine_arslnbaby_: İyiyim oğuz. Sen nasılsın?
Anında yanıt gelmişti ama ben telefonu kapatıp yataktan kalktım. Terliklerimi giyip odadan çıktım. Tam o sırada merdivenleri çıkan Savaş Ateş ile karşılaştım. Jilet gibi bir takım elbise giymişti, saçları özenle arkaya doğru taranmıştı. Bana baktı ve " Günaydın." dedi. Ben de gülümseyip başımı aşağı yukarı salladım ve o odasına girerken ben banyoya girdim.
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra bana ayrılmış olan dış fırçasını alıp üstüne macun sürdüm ve dişlerimi fırçaladım. Fırçayla işimi bitirip onu yıkadım ve geri yerine bıraktım. Ağzımı durulayıp havluyu elime aldığım sırada kapı çaldı. Kilidini açıp geri çekildim ardından kapı Savaş Ateş tarafından açıldı ve sesi banyoya doldu.
" Kahvaltı hazır üstünü değiş in." Başımı salladım tamam anlamında ve havluyu yerine bıraktım. "Ve bir de Mine, Hera aşağıda biraz rahat bir karakterdir. Saçmalarsa alttan al olur mu? Hatta o konuşurken sağır ol." Gülümsedim ve yine onu onayladım. Çıkmak için kapıya yöneldiğimde geri çekilip çıkmama izin verdi. Üstünü değişmişti o da, gri bir eşofman altı üstüne ise beyaz oversize bir tişört.
Gri mi?
GRİ EŞOFMAN MI?
Terbiyesiz iç ses, EVİL!
Evil ne be?
İngilizce olarak şeytan!
Gülümsedi ardından banyoya girip musluğu açıp ellerini yıkamaya başladı. Ben ise onu izliyordum o kadar pürüzsüz bir karizması vardı ki. Sağ kolu tamamen dövme ile kaplıydı. Az önce özenle taranmış saçı şimdi dağılmıştı. Esmer teni parlıyordu adeta.
"Beni hâlâ izleyecek misin yoksa bir an önce üstünü değişip aşağı mı ineceksin?" Sesini duyduğum an utançla arkama döndüm ve vakit kaybetmeden odama girdim. Lütfen yer yarılsın da atlayayım...
Kıyafet dolabına ilerleyim açtım, içinden aynı onunki gibi beyaz oversize bir tişört ve gri bir eşofman altı çıkarıp giyindim. Aslında amacım ona benzemek değil rahat olmaktı. Son olarak kardeşim'den çaldığım ve aylardır benim olduğuna herkesi ikna ettiğim gri salaş hırkayı da giyip makyaj masasına yöneldim. Tarağı elime alıp saçlarımı taradım. Bu işlem bittikten sonra saçımı at kuyruğu toplayıp telefonumu da aldıktan sonra odamdan çıkıp aşağı kata inip mutfağa girdim.
Çakma sarışın Hera ile göz göze gelince beni süzdü. Dudakları yukarı doğru kıvrıkdı ve kaşları da havalandı. Gülümseyip başımla selam verdim.
"Vaay, demek çift kombini bile yapmaya başladınız." dedi acayip rahatsız edici imasıyla. Yüzümü buruşturup sandalyeye oturdum. Cevap Savaş Ateş'den geldi, " Ne saçmalıyorsun Hera? Aklını başına topla!" Hera bu yanıta aşağılayıcı bir gülüş ile karşılık verdi. Göz göze geldiğimizde samimiyetsiz bir gülümseyiş sundu iğrenç dolgulu dudaklarıyla. Çok pardon da maymunun götü daha güzeldir... Ben ona bakmaya katlanamadığım için gözlerimi devirdim, çatalımı bir salatalığa batırıp tabağıma koydum. Tam o sırada bir bildirim sesi daha duydum. Telefonumu elime alıp Instagrama girdim. Oğuz'dan mesajlar(!) vardı.
@oğuzbena_: güzelim, seni çok özledik.
@oğuzbena_: gelsen de yine okulu bir birine katsan.
@oğuzbena_: Ee ne zaman geliyorsun prenses?
@oğuzbena_: güzelim benim cevap versene.
@mine_arslanbaby_: bilmem ki.
@mine_arslanbaby_: Dur bir sorayım.
Gidemezdim henüz, konuşamıyordum. Bu travmayı atlatmam gerekirdi. Ama nasıl?
Telefonu Savaş'a uzatmadan önce Oğuz'a göndermeden ' Ne diyeyim? Kendisi sınıf arkadaşım.' yazdım. Savaş telefonu aldı ve mesajları da ona yazdığımı da okudu. Kaşlarını çattı, ardından gülümsedi, sonra yine kaşlarını çattı ve sonunda bana döndü. "Terapinin başlamasına birkaç gün kaldı. Eğer olumlu sonuç alırsak pekâlâ gidersin." Başımı salladım. " Bir şeyler uydur sen. Şehir dışına çıkacağım de." dedi bu sefer de. Tabii ki de onu yine onayladım. Bir bildirim geldi yeniden. Savaş Ateş'i güldürdü bu bildirim. Telefonumu bana uzatırken kaşlarımı çatmama neden olacak bir cümle kurdu.
"Sevgilini bekletme de cevap ver çabuk. Çok endişelenmiş çocuk." dedi 'çocuk' kelimesinin üstüne basarak.
Telefonu elime aldığımda Oğuz'un yazdığı şeyi gördüğümde bıkkınlıkla göz devirdi. Yavşak herif.
@oğuzbena_: Özledim ama seni güzelim.
Hemen mesaj yazma kısmına 'sevgilim değil, uzun süredir benden hoşlanıyor sadece. Bundan babama bahsetme! Sınıf arkadaşımın cenazesine gidecek gücüm yok.' yazdım ve telefonu ona çevirdim. Okuduğu an kahkahayı patlattı. "Peki, söylemem Ufaklık." dedi kahkasını dindirirken. Ona da göz devirip telefonuma döndüm. Ufaklıkmış sensin ufaklık.
Emin misin ufak olduğuna?
Değilim!
@mine_arslanbaby_: Ya, teşekkürler. Bu arada bir süre baha gelmeyeceğim. Sınavları da bir şekilde hallederim. Çünkü şehir dışına falan çıkıyorum.
@oğuzbena_: Anladım. Umarım bir an önce dönersin.
@mine_arslanbaby_: Umarım. Neyse yemek yicem Oğuz, görüşürüz.
@oğuzbena_: Görüşürüz canım.
Telefonun ekranını kapatıp yemeğime döndüm. Yemek dediğimde tek bir salatalık. Neyse doldurayım şu tabağı...
🔥
Yemeğim bittikten sonra Hera'nın saçmalıklarını daha fazla dinlememek için telefonumu da alıp odama çıktım. Hırkamı çıkarıp komodinin üzerine koydum. Ardından yatağıma girip telefonumla ilgilendim.
Bir kaç saat tiktok, instagramda gezindikten sonra Wattpad uygulamasına girip sevdiğim bir kitaba devam ettim.
Yukarıdan gelen bildirimle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Savaş Ateş eski bir postumu beğenmişti. Bu da demek oluyor ki beni stalklıyordu.

@mine_arslanbaby_: Do summer days have to be hot?🌞
(Çeviri: yaz günleri sıcak olmak zorunda mı?)
Sahra_arslan,_aradwwsln_, oğuzbena_,savaş.ateş ve 8.934 beğeni daha...
Gönderi yorumlara kapalı!
Hemen hesabına tıklayıp baktım. Adamın 12 milyon takipçisi vardı ama kimseyi takip etmiyordu. Sayfayı yenilediğimde bir kişiyi takip ettiğini gördüm. Ve bana bir bildirim geldi.
Savaş.Ateş sizi takip etti!
Ne!? Hemen geri takip ettim. Tek bir gönderisi yoktu. Hatta profil fotoğrafı bile yoktu. Sadece Savaş Ateş yazan bir hesabı bu kadar insan takip ediyorsa... Dayanamayıp takipçilerine baktım. Çoğu 14-30 yaş aralığındaki kadınlardı.
Takipçilerinden mesaj sayfasına girdim ve yazmaya başladım.
@mine_arslanbaby_: Hera gitti mi Savaş abi?
Abi...
@savaş.ateş: Gitti abim.
@savaş.ateş: Bir şey mi istedin abim?
Abim kelimesini ısrarla söyledi. Onun da benim gibi sırıttığına emindim. Tek sorunumuz şu ki ben ilk okula başlarken o liseyi bitiriyordu. Ah yakışıklı big boy'um neden 28 yaşındasın ki?
@mine_arslanbaby_: yok Savaş abi de babam ne zaman gelecek?
@savaş.ateş: Bilmiyorum Mineciğim ama istersen gel bir çay içelim, hava güzel.
@mine_arslanbaby_: Olur ama ben çay sevmem. Ben kahve içerim bol şekerli ve sütlü.
@savaş.ateş: Tamam. Ben indim sen de üzerine bir hırka al gel.
Ona 'tamam' yanıtını yazdıktan sonra yataktan kalktım ve yatağı topladım. Ardından saçlarımı taradım ve açık bıraktım, hırkamı da alıp odadan çıktım. Merdivenlerden inip arka bahçeye açılan kapıya yöneldim, kapıyı açıp dışarı çıktım. Ayaklarım yalındı ama bunu umursamadım. Çimlerin üzerine basarak masaya doğru ilerledim. Savaş Ateş'in kara delik gözlerine tutuldum ve ona doğru istemsizce çekildim. Yürüdüm, yürüdüm ve yürüdüm, en sonunda karşısındaki sandalyeye oturdum. Masanın üzerine iki kupa bardak vardı. Onunkinde dumanı tüten çay, benimkinde ise kahve vardı.
"Nasılsın?" diye lafa girdi Savaş Ateş. Başımı usulca iyiyim anlamında salladım. "Hiç oturup konuşma fırsatımız olmadı,kendinden bahset diyeceğim de malum." Kupasını eline alıp bir süre düşündü. Ben sütlü kahvemi çoktan içmeye başlamıştım bile. Savaş Ateş aydınlanmış gibi kaşlarını havalandırdı ve konuşmaya devam etti." Ben sorayım sen evet, hayır cevaplarını olur mu?"
Hmmm demek hakkımda bir şeyler öğrenmek istiyor. Olur verirdim. Yanıt.
Onu onaylamamla devam etti. "17 yaşındasın öyle mi?" Başımla 'evet' yanıtını verdim. Ardından telefonu elime alıp açtım. Instagram uygulamasına girip onunla olan mesaj sayfasına tıklayıp yazmaya başladım.
@mine_arslnbaby_: Senin sorduğun sorulara sırayla ikimiz de cevap verelim olur mu abi?
Gelen bildirime bakıp güldü, "Olur abim." Ben de gülüp kahvemden bir yudum daha aldım. "Okuyor musun? Lise son sınıf sanırım." Yine onayladım onu, o ise devam etti " Peki ne okumayı düşünüyorsun? Hukuk mu?" Hayır,hukuk beni aşardı. Başımla olumsuz bir yanıt verdim. " Tıp?" Hayır, bu meslek beni yorardı ve de kan beni tutardı... Yine reddettim. " Tasarımcılık falan mı okumak istiyorsun?" İşte bu, ben bunu okumak istiyordum. Hızlıca onu gülümseyerek onayladım. Kaşlarımı kaldırarak onu işaret ettim.
Derin bir nefes aldı, ardından bir yudum çay içti, havadan aldığı nefesi geri havaya teslim ettikten sonra " Savcıydım, ta ki bir sene önce işimden atılana kadar." Bunu söylerken yüzünde herhangi bir duygu yoktu. Kaşlarım çatıldı, neden diye sormak istedim. Ve sormasam da anlamıştı.
Benim sessizliğimi yine duymuştu.
"Neden mi?" Hızla başımı salladım. " Adalet anlayışları benim adalet anlayışımla uymadı. Karşı çıkıp direniş gösterince 6 ay hapis yattım. Çıkınca da cübbemi aldılar." Güldü, hatta kahkaha attı " Oysa ki, daha iki sene mesleğimi yaptım. Her neyse, başka soruya geçelim." Muhtemelen eski mesleği hakkında konuşmalar onu, o belli etmese de üzüyordu. Tamam diye salladım kafamı.
Tam o an bir şey dank etti kafamda. Bu adam babamın arkadaşıysa, o da mafya olmalıydı. Beni kurtarmaya geldiğinde birinin ona ' Kurt' diye seslendiğini duymuştum. Ayrıca silah tutuyor, çatışma başlatıyordu. Bu nasıl savcı olabildi ki?
Telefonumu alıp hemen ona yazmaya başladım.
@mine_arslanbaby_: Bir dakika! Sen babamın arkadaşıysan muhtemelen senin de karanlık işlerle bir ilgin vardır. Nasıl savcı olabilirsin ki? Ayrıca ismin Kurt mu?
Gönderdim. Hemen baktı. Güldü ve konuştu "Düşündüğümden daha zekiymişsin Mine Ece." Kaşlarımı 'Allah Allah!' der gibi kaldırdım. Gülümseyişi yüz ifademi gördükten sonra daha da büyüdü ve devam etti konuşmaya " Baba'm öldükten sonra Baba'nın da olduğu Karanlık çetesinin liderliği bana kaldı. Hedeflerim farklıydı, ben sadece baba mesleğinin kurbanı oldum. Savcı iken Korhan abi ile anlaştık, zaten ondan başkasının benim için böyle bir şey yapacağını düşünmüyorum da... Her neyse, baban ile anlaştık o geçti Çete liderliğine. Biliyor olmalısın," Kafamı evet anlamında salladım. "Olan bitenden haberim oluyordu ama iki senede bir kere bile ayağımı basmadım mekanına, ya da insanlarıyla görüşmedim Korhan abi hariç. Bu ilk sorundu, ikinci olarak ise, yer altında Savaş Ateş değil Kurt'um. Lakabım Kurt."
Kaşlarımı kaldırıp dudaklarımı büzdüm 'vay be' edasıyla. Adam bildiğin kitap karakteri gibi. Keşke yaşı küçük olsaydı...
" Sevgilin var mı?" Sorusu ile donup kalmıştım. Büzdüğüm dudakkarımı serbest bıraktım, kaşlarımı da eski haline döndürdüm. Başımı olumsuz anlamda salladım. İşaret parmağımla onu işaret ettim. Kahvemi yarılamıştım bile, o ise çayından daha sadece bir yudum almıştı.
"Benim de yok. Hemen çatma kaşlarını, Hera benim eski sevgilim. Ona olan aşk duygularım çoktan bitti. Gerçi aşık olduğuma hiç inanmadım da... Yok be, eski Hera'ya aşıktım ben." dedi. Ama onlar hâlâ görüşüyorlardı, ve Hera ona hâlâ aşık gibi bakıyordu, temaslarda bulunuyordu, odamdan bahçeyi izlediğimde çıkış kapısında ağız ağıza bile şahit olmuştum onlara. Savaş Ateş sanki düşüncelerimi duymuş gibi cevap verdi "Onunla hâlâ görüşmemizin, görüşürken vakit geçirmemizin tek nedeni Hera'nın hâlâ bir şeyleri kabullenememesi. İki buçuk senedir ayrıyız ama o kabul etmedi benim artık onu eskisi gibi sevmememi." Başımı anladım anlamında sallayıp yeniden telefonuma dönüp yazmaya başladım.
@mine_arslanbaby: Eskisi gibi sevmemek? Demek ki hala bir şeyler var içinde.
"Seviyorum ama eskisi gibi bakamıyorum ona. Onu ilk on sekizinci yaş günümde Adana'da ki bir barda tanıdım. 20 yaşındaydı o, çok güzeldi o. Şimdiki gibi saçma sapan estetik operasyonlar yaptırmamıştı. Bakır saçları, yeşil gözleri, yüzündeki çiller. O kadar güzeldi ki, saf bir güzelliği vardı. Bir masada oturuyordu, masada da beş altı tane adam. Ben yaşıma göre çok olgun biriydim, ben de onun gibi yirmilerine yeni girmiş bir genç olarak görünüyordum."
Anlatırken gülümsüyordu, sanki o anılara geri dönmüş gibi. " Oturdum bara geberene kadar içtim, kafamı bile kaldıramıyordum. Herkes dağılıyordu artık, ben kalkamıyordum, kalksam bok çuvalı gibi yere düşerdim. Geldi o an yanıma tuttu beni kolumdan ve dedi ki ' İlk defa mı sarhoş oluyorsun be adam, bu ne hal?' dedi. Ben de hayır falan dedim işte. Nasıl geldiğimi falan sordu, biraz sohbet ettik o sırada dış kapıya varmıştık bile. Oturttu beni zengin bir herifin ona hediye ettiği arabasına sürdü evine. O andan sonra hiç bir şey hatırlamıyorum çünkü arabada uyumuşum zaten. Sabah bi' uyandım, tanımadığım bir evin koltuğundayım, evin diğer köşesinden de şarkı sesi geliyor. Tarih 4 nisan 2012,"
Demek ki doğum günü ya 3 nisan ya da 4 nisandı. Hâlâ ona aşıkmış gibi anlatıyordu. O hâlâ ona aşıktı ne kadar inkar etse bile. Adam 2012de 18 yaşındaydı, barlara gidip sarhoş oluyordu ve kendinden büyük bir kadının evinde uyanıyordu. Ben 2012de 7 yaşındaydım, evde pembe Winx'li taytımla, mavi şirinler desenli tişörtümle ' Barbie prenses ve popstar ' izliyordum...
"N'oluyor oğlum dedim kalktım koltuktan gittim şarkı sesinin geldiği odaya. Omuzlarını sallayarak dans ediyor ve makyaj yapıyor. 'Sen kimsin?' dedim 'demek uyandın!' dedi. Sonra işte olan biteni anlattı bana. Yaşımı öğrendiğinde çok şaşırmış ama dert etmemişti. Konuştuktan hemen sonra evime döndüm. Bir ay boyunca hiç çıkmadı aklımdan ve yine gittim bu sefer. O günden sonra aramız iyileşti ve aşık olduk. Her şeyi bıraktı benimle birlikte İstanbul'a geldi benim üniversitem için. O okumuyordu, koskoca tıp fakültesini kazanmasına rağmen dondurmuştu. Benimle tanışana kadar uyuşturucu kullanıyordu, ben hayatına girdikten sonra bıraktı onu da. Ben üniversiteye giderken o da bir mağazada çalışıyordu. İki yıl öyle geçti, çok mutluyduk ta ki ben anaannemin ölüm haberini alana kadar. Döndük ikimizde Adana'ya. Tabii onu orada herkes tanıyordu, çok zorbalandı. Kimse de sorgulamamıştı ki neden orada çalışıyorsun."
Öyle be Savaş Ateş, biz kadınlara asla neden? diye sorulmaz. Direkt yargılanırız. Akrabalarım duysa 'acaba ne giydi de adamı tahrik etti' diye beni suçlarlar...
Oysa ki, tecavüzün bir nedeni yoktu. Oysa ki tecavüze uğramak kadının ayıbı değildi. Ayıplanacak bir kadın arıyorlarsa tecavüz edenin annesini ayıplayacaklar! Küçüklükten beri oğullarına kadınları aşağılayan sözde kadınlar ayıplanmalı!
Savaş Ateş derin bir nefes aldı. Yüzü çoktan solmuştu bile. Bazı anılar gülümsetirken bazıları da böyle üzebiliyordu. Çay ve kahve çoktan soğumuştu bile.
"Birlikte olduğu adamların karıları saldırdı, yaşlılar yargıladı, küçük çocuklar yanından geçmemek için yönlerini değiştirdi. Onun adı artık Hera değildi," Yutkundu. Yutkunmasının sesi bana bile duyuldu. Gözlerini sıkıca yumdu, ardından açtı ve devam etti. " Herkes ona fahişe diyordu. Biliyor musun," dedi başını kaldırıp gözlerimin içine acıyla bakarak. " Onu bir kere bile olsun sorgulamadım. Ondan bir kere bile olsun tiksinmedim, her dokunduğumda ilk günkü heycandaydım ve ona hâlâ hayranlıkla bakıyordum. Kalabalık ' Git buradan fahişe!' diye bağırırken bile. Elini sıkıca tuttum." dedi ve başını yeniden yere indirip çimleri izledi. Sonra ise devam etti.
Ben ne mi yaptım? Hiç sıkılmadan bütün benliğimle, heyecanımla dinledim tabii ki.
"Cenaze işlemleri bitti ve vakit kaybetmeden İstanbul'a geri dönüp eski düzenimize devam ettik. Ama aklım çok doluydu bir kadın yüzünden." dediğinde kaşlarımı çattım. O da devam etti, "Akşam yemeği yiyecektik ama evde ekmek bitmişti. Gittim bakkala, kasada yaşlı bir kadın vardı. Ben onu tanımıyordum ama o beni görür görmez tanıdı. 'Savaş oğlum, hoşgeldin.' dedi, ben de sordum kimsiniz falan diye. Kadın kendi hakkında hiç bir şey söylemedi sadece ekmeği poşete koyarken ' O kadın senin kaderin değil, boşuna elini tutup da el âleme maskot olma. Senin kaderin başka, senin doğacak olan üç çocuğun anası başka bir kadın.' dedi sonra ekmeği elime sıkıştırıp ücreti bile almadan kasanın arkasındaki odaya girdi. Ben neye uğradığımı şaşırmıştım. Ekmeğin parasını tezgaha bırakıp bakkaldan çıkmış ve acele ile eve gitmiştim ve olan bitenden Hera'ya hiç bahsetmemiştim. Zihnim bir süre sonra o anıyı unuttu ama anaannemin ölümü ile çok dolmuştum. Final haftama az kalmıştı ama ben bir türlü o dağıldığım yerden toparlanamıyordum." Gülümsedi ve devam etti, " Beni toparladı, finallere çalıştırdı ve başarıyla tamamlamı sağladı. Öyle yaşadık çok mutluyduk, ben savcı olmuştum bile. Her gün işe gidip geliyordum, onun ise çalışmasına izin vermiyordum. Senelerce çalıştı evi geçindirdi, şimdi tatil sırası ondaydı. Bir gün işteyken telefonuma bir fotoğraf gönderildi bilinmeyen bir numara tarafından. Fotoğrafta onun başka bir adamın yatağında çırılçıplak bir şekilde yapıyordu Hera. Oracıkta da bitirdim herşeyi. Çünkü ben ona göz yummuştum, her şeyine." Gülümseyişi konuştukça daha da kısılıyor yerini somurtkan bir yüz ifadesine bırakıyordu.
" Eve döndüğümde hiç bir şey olmamış gibi bana sarıldı, ben ise net bir şekilde ayrılmak istediğimi söyledim. Anlamadı neden, ne yaptım tarzı klasik kelimeler saydı. Odamıza çıkıp valizini açtım, neyi var neyi yok topladım hepsini bavuluna, iyi bir miktarda para da yerleştirdim ve git dedim. Bir daha ne karşıma çık ne de İstanbul'a ayak bas dedim ve o gece onu evden kovdum. O kadar canım yandı ki hâlbuki, onu öylece kapı dışarı etmiştim, dinlememiştim bile. Olayın aslını öğrendiğimde her şey için çok geçti, artık ona aşık değildim. Hakkında bir şeyler öğrenmelerini istedim bazı arkadaşlardan, meğerse Adana'ya dönmüş evini değiştirmiş, en önemlisi de yüzünü değiştirmişti, saçlarını geğiştirmişti, yem yeşil gözlerini kapkara lensle kapatmıştı. Adı bile değişmişti. Ve artık üniversiteye gidiyordu. Onu uzun bir süre sonra ilk kez hapisten çıktıktan sonra gördüm, yani yaklaşık 7 ay önce. Beni gördüğü an şaşırmıştı. Oturup her şeyi anlattım, ama artık eskisi gibi olamayacağımızı söyledim, özür diledim ve döndüm İstanbul'a. Bu sefer de o geldi ve geldikten sonra beni bırakmadı. O gün bu gündür ki her hafta mutlaka beni görmeye geliyor. Onunla bir daha asla olamam ben, artık eski Hera yok. Ben bu kadını tanıyamıyorum."
Onu anlıyordum aslında, eski Hera'yı istiyordu ama artık çok geçti. Tabii ki de Hera'nın geçerli bir sebebi vardı, buna eminim. Kim boşu boşuna adına leke sürer ki?
Bana baktı, tam gözlerimin içine. " Birilerine değil, kendine ait ol. Asla bir adamın sana dokunmasına, sana bağırmasına, seni aşağılamasına izin verme Ufaklık." Gözlerinin içi parlıyordu adeta. " Biliyorum, şu an çok zor bir dönemden geçiyorsun. Acıyor canın, ama inan bana her şey çok güzel olacak. Sen gideceğin terapilere odaklan. Konuş, haykır, fısılda ama sesini duyalım Ufaklık." dedi. Hiç düşünmedim bile kalktım oturduğum sandalyeden adımlarımı onun yanına yönelttim. Yanına vardığımda başını kaldırıp bana baktı. Ben de üstten dolu gözlerimle güzel yüzüne baktım. Hızlıca eğilip pürüzsüz yüzüne bir öpücük kondurdum ve arkama bakmadan eve girdim hızlı adımlarla.
🔥
Konuşmamızın üstünden dört buçuk saat geçmişti ama ne ben onu, ne de o beni görmüştük. Çünkü ben derin, dört saatlik bir uykunun kollarındaydım.
YouTube'de makyaj videoları izliyordum vakit geçsin diye. Artık sıkılmaya başlamıştım. Bu olaylar yaşanmadan önce sık sık gezmelere giderdim. Annem ile alışverişe giderdim, arkadaşlarımla partilere, konserlere giderdik. Arda ile eğlence merkezlerine, lunaparklara gider midemiz iflas edene kadar oynardık oradaki tehlikeli ama eğlenceli oyuncaklarla. Hayatım artık tamamen değişmişti. Bir tane Allahın cezası şerefsiz yüzünden hayatım alt üst olmuştu.
Geceleri kabuslarıma geliyordu, uyurken bile rahat bırakmıyordu. Kabuslarımda zehirli, kirli ellerini tüm vücudumda gezdiriyordu. Nefretini kusuyordu üzerme.
Dün gece kan, ter içinde uyandığım çok korkunç, ama bir o kadar da garip bir kabus gördüm. Yine o küflü odadaydım. Karşımda o vardı, dizlerinin üstüne çökmüş bir şekilde, onun arkasında ise karanlık bir gölge. Onun boynunda zincir, bileklerinde ise kelepçeler vardı. Arkasındaki gölge ise sağ elinde zincirin ucunu diğer, sol elinde ise kelepçenin anahtarını tutuyordu.
O karşımda diz çökmüş, bana küfürler saydırıyordu. Onun her hakaretinde boynundaki zincir daha da sıkılıyordu. Ve daha da ölüyordu. En sonunda gölge anahtarı da zinciri de bıraktı yere. O da yere yığıldı gözleri açık bir şekilde. Gölerinden kanlar akıyordu. O adam kan ağlıyordu.
Gölge benim arkama geçti ve ellerini omuzuma koyup beni ileri doğru hafifçe itti, ikimiz de yürüyüp o odadan çıktık. Odadan çıkar çıkmaz güneşin parlak ışıkları vurdu yüzümüze, gölgenin yüzü daha net bir şekilde görünüyordu. Bu gölge Savaş Ateş'di. Önüme döndüm, sevdiğim herkes oradaydı. Savaş Ateş bana baktı gülümsedi ve "Bitti Ufaklık, artık özgürüz , ruhlarımız kurtuldu." dedi. Ama hayır, bir şey olacaktı biliyordum. Bitmemişti. Daha yeni başlıyordu.
Tam o an bir patlama sesi duyuldu, yanımdaki beden kanlar içinde yere düştü. Haykırdım, lanet güneşe bakıp sessizliğime inat var gücümle haykırdım. Ancak güneş artık solgundu. Gülümseyen güneşin artık gözlerinden kan boşalıyordu. Başımı indirip etrafıma baktım, sevdiğim herkes kan ağlıyordu. Savaş'a döndüm, nefes almıyordu.
Savaş Ateş ölmüştü.
Ağladım.
Bağırdım.
Ağladım.
Sustum.
Savaş Ateş uyanmadı.
Bir kadın geldi, yaşlı bir kadın. "Bu adam senin kaderin, onu yaşat, onu kurtar." dedi ve gitti. Nasıl dedim, yardım et dedim dinlemedi, arkasına bile bakmadan gitti.
Sonra nefes nefese uyandım zaten. Aklıma Savaş Ateş'in anlattığı o yaşlı kadın geldi.
Astrolojiye inanan biriydim ve ilgilenen bir çok arkadaşım vardı. Hemen WhatsApp'dan Asi'nin sayfasına girdim. Asi benim yakın arkadaşlarımdan biriydi, oldukça güzel ve doğru bir şekilde tarot falı bakabiliyordu.
Mine: Asi, bebeğim n'aber?
Mine: Senden bir şey isteyebilir miyim?
Asi: Selam Mine. İyiyim senden n'aber?
Asi: Tabii ki de iste güzelim.
Mine: Biri var, adı Savaş.
Mine: Savaş Ateş.
Mine: Onun bana karşı düşüncelerine bakar mısın ilk?
Asi: Hemen bakıp yazıyorum canım.
Mine: Bekliyorum bebek.
(00:26)
Asi: Baktım bebeğim.
(00:32)
Asi: Şimdi, senin cazibene kapıldığı belli. Ama korktuğu bir şeyler var, kendinin bile kabul edemeyeceği duyguları var sana karşı. Bu adamın senden sakladığı bir şey var. Koç burcu olduğunu düşünüyorum değilse bile ateş grubu kesinlikle. Ne kadar aklında olsanda yanında olan başka bir kadın var. Uzun boylu, yeşil gözlü yuvarlak suratlı bir kadın. Bu kadınla tek ilişkileri cinsellik. Ona karşı herhangi bir duygu söz konusu değil.
Kesinlikle Hera'dan bahsediyordu. Koskoca Savaş Ateş benim mi cazibeme kapılmıştı? Doğru çok güzel bir kızdım ama onun kızkardeşi yaşındaydım. Ama doğruya doğru o da mükemmel yakışıklı bir herifti. Hem yaş sadece bir sayıydı.
Mine: Anladım. Peki bakabilir misin, bizi ileride neler bekliyor?
Asi: Hemen!
(00: 35)
Asi: Olacaksınız! Sizi şehvetli, tutkulu, mükemmel bir ilişki bekliyor. Mine, bu Adam senin kaderin... O kadar masum seveceksiniz ki. Ama çok sıkıntılar yaşanacak. Senin ailenden bir erkek, kesinlikle baban, o biraz sıkıntı yaratacak ama Savaş her şeyi yapacak. Savaş bu yol uğuruna bir çok şeyini kaybede bilir. Birini feda edebilir ya da. Ama her şeyden önce Savaşın ikilemde kalacağı dönemler olacak yakın tarihte. Dikkatli ol çok düşmanınız olacak, kem gözler olacak üzerinizde. Ve kaderinden sakın kaçma Mine. Uyumlandıysan söyle bebeğim😻💋
Mine: Uyumlandım, aldım kabul ettim.
Mine: çok teşekkür ederim canım benim.
Mine: Öpüyorum seni çok çok💋.
Asi: Ben de❤️🔥
Ne kadermiş arkadaş. Bu adam nesıl benim kaderim olabilir? Biz ayrı dünyanın insanlarıydık. Olamazdık ki, ban çok küçüktüm onun için.
Ne saklıyordu bu adam acaba benden? Veya neden saklıyordu?
Kimi saklıyordu?
Düşümncelerimi bölen Instagram'dan gelen o bildirim oldu. Savaş Ateş tarafından gönderilen mesaja dakikalarca aval aval baktım.
Bu adam gerçekten aklımı okuyordu...
@savaş.ateş: Ufaklık, uyumadıysan ve sıkıldıysan dışarı çıkalım mı? Hava almış olursun.
Ben bu adamın boynuna atlardım arkadaşlar!
@mine_arslanbaby_: OLURRRR!
@mine_arslanbaby_: LAN KURT MUSUN NESİN, SEN NESİN??? AKIL OKUYUCU MU???
@savaş.ateş: Tahmin ettim sadece, sakin ol güzelim.
@mine_arslanbaby_: Aynen, aynen. AYRICA, SENSİN GÜZWELİM!!!
@savaş.ateş: Tamam pardon. Sayın Mine Ece Arslan hanım, sıkıldıysanız dıyarıya çıkalım mı?
@mine_arslanbaby_: Eğer tantuni yiyeceksek neden olmasın sayın Savaş Kurt Ateş bey.
@savaş.ateş: hadi hazırlan in bekliyorum.
@mine_arslanbaby: Tamamm. Hadi öptüm.
@savaş.ateş: Gördüm onu az önce.
@mine_arslanbaby: Sus ve bekle.
@savaş.ateş: Ahahah. Hadi gel.
🔥
O gece Savaş Ateş'in unuttuğu bir şey vardı. Hesbın şifresi Hera'da da vardı. Hera o gece gözyaşlarına boğulurken, Mine ve Savaş kahkahalarla sohbet edip, gezip, eğlendiler.
Hera artık kabullenmişti, sevdiği, aşık olduğu adam bir süre sonra başkasına ait olacaktı. Küçük bir kız çocuğu sevdiği adamı onun elinden almıştı.
O gece Hera bir mesajla herşeyi bitirip yeniden Adana'ya döndü.
Savaş Ateş'i, sevdiği adamı Hera kendi içinde öldürmüş cesedini ise yakmıştı. Yanan bedenin küllerini atmamıştı. Belki, bir umut, anka kuşu olup yeniden doğardı.
Hera her zaman kullanılan ve sevilmeyen o kadın oldu.
Ama Hera'nın içini kimse görmedi, özünü kimse bilmedi.
Sevdiği adam dahil.
🔥
Nasıldııı?? Beğendiniz mii???
Yazarken titriyordum... Hele ki Hera...
Aslında cuma yayınlayacaktım ama dayanamadım...
Oy ve yorum unutulmasınn🫠
Seviyorum okuyup okutturan herkesi🫶🏻🥺💝