BÖLÜM 19: YEŞİLİN ORTASINDAKİ ISSIZLIK
Surların ötesindeki o sonsuz yeşillik ve çocukların yüzündeki özgürlük tebessümü, Aden’in ruhundaki o derin kuyuya çare olmaya yetmedi. Çocukları güvenli kasabaya, direnişçilerin yeni sığınağına teslim ettikten sonra bir daha kimseyle tek kelime konuşmadı. Şehirdeki taş duvarlar geride kalmıştı ama Aden, kendi zihninde inşa ettiği o karanlık zindanın dışına hiçbir zaman çıkamamıştı.
Gündüzleri rüzgârın taşıdığı deniz kokusu Bahar’ın nefesini; gece olduğunda cırcır böceklerinin sesi Bahar’ın zindandaki o cılız fısıltısını hatırlatıyordu. Dünya ne kadar özgür, gökyüzü ne kadar uçsuz bucaksızsa; Aden o kadar yalnız, o kadar kimsesizdi. Bahar olmadan nefes almak, her geçen gün ciğerlerine çekilen bir zehre dönüşmüştü.
Aylarca o yeşil vadide, kimsenin uğramadığı ahşap bir kulübede yaşadı. Tek bir ahşap oyma yaptı bu süre boyunca: Bahar’ın gülümsediği, elinde mavi bir kır çiçeği tuttuğu insansı boyutta bir heykel. Her gece o cansız ahşaba sarılarak uyudu, her sabah onun soğuk yüzüne uyanarak ağladı. Tutunabileceği tek dal, Bahar’a verdiği o yaşama sözüydü; fakat o söz bile kalbindeki bu devasa yangını söndürmeye yetmiyordu.