Hayatım sanırım biraz zor geçmişti. Babamın yokluğu, annemin varolması ama yok olmayı tercih etmesi ve ayyaş üvey baba... Şimdi ise evsizlik... Çantamı beni bıraktıkları odadaki yatağa fırlattım. İki kişilik odaya düşmüştüm. Yurttaki tek iki kişilik oda buymuş çünkü bu odada garip bir kız kalıyormuş, yani öyle söylediklerini söyledi Firuze Hanım. istersen başka odada da kalabilirsin diyerek seçenek sunmuştu ama kabul etmemiştim, daha ne kadar garip insanlarla barınabilirdim ki?
"Eşyaların dolaba sığmazsa benimkini seninle paylaşabilirim istersen..." Sesin geldiği yere doğru döndüm. Karşımda duran kıza baktım. Çok naif ve güzel bir yüzü vardı. Hafifçe gülümsedim. "teşekkür ederim senin de bir ihtiyacın olursa benden isteyebilirsin." İçimde fırtınalar kopuyordu ama ona bunu yansımaya hakkım yoktu. Çok çekingen birine benziyordu. Çoktan çantamdaki eşyaları çıkarıp yatağin üzerine katlayarak koymaya başlamıştım. Bir yandan da kızla tanışmak istiyordum, sonuçta yeni evimde yalnız kalamazdım. Iyi birine benziyordu. Elimdeki yeşil kazağı katlamadan yatağın üzerine bıraktım ve tekrardan kıza döndüm. Kitap okuyordu, ona döndüğümü görünce hemen kafasını kaldırarak bana baktı. "Nil ben," elimi uzattım ve gülümsedim. "Anlaşacağımızı umuyorum." O da çekingence gülümsedi ve kafasını hafifçe aşağıya eğip kaldırdı. "Ayşen.." sanırım gerçekten çok çekingen bir kızdı... Elini hafifçe uzattı ve sıktı. Çok utanmışa benziyordu. "Çok memnun oldum, kesinlike çok iyi anlaşacağız. Bu arada... saçların çok güzel." Derince bir nefes aldı. "Yani şey.." nedensizce gözlerim dolmuştu. "Yani çok güzelsin demek istedim." Gözümdeki yaş yavaşça yere düştü. Nedensizce kızın utanması ve utandığı halde benden iltifatını esirgememesi çok mutlu etmişti aynı zamanda da üzmüştü.
Birden ağlamama çok şaşırmıştı. Gözleri faltaşı gibi açıldı ve ayağa fırladı. "Ne oldu birden? İyi misin? Yanlış bir şey mi söyledim yoksa?" Ellerini kollarına koymuştu." acıyla gülümsedim. "İyiyim merak etme, sadece yaşadıklarımın etkisiyle birden patladım. Hiçbir şey yapmadın, merak etme. Merak etme..." Rahatlamışçasına gözlerini kıstı ve ikimizi de yatağa oturttu. Gözyaşlarımı elleriyle sildi. "Anlatmak ister misin bana?" Gözlerini kaçırdı ve aşağıya doğru indirerek elleriyie oynadı. "Tabii bana güvenmezsen anlarım..." Hafifçe tebessüm ettim. Hala elleriyle oynamaya devam ediyordu. "Sana güvenirim. Çünkü zaten anlatsam da kaybedecek hiçbir şeyim yok..." Kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Gözleri çok şey anlatıyordu sanki. "Peki o zaman, ne zaman istersen anlatabilirsin. Bundan sonra kendini iyi hissetmen için heykel gibi bile dururum!" İkimiz de kahkaha attık. Tanışalı daha birkaç dakika olmuştu ama ona çok ısınmıştım.
Peki birilerine güvenerek doğru mu yapıyordum?
Yanlış mı?
Ayşen'in yatagından kalktım, "Ben eşyalarımı dolabıma yerleştirip biraz uyusam olur mu?" Anlayışla kafasını salladı. "Tabii ki, yardım ister misin?" Evet isterdim...
Artık birilerinden çok yardım isterdim...
Kafamı olumlu anlamda salladım ve ikimiz de eşyalarımı dolaba koyduk. İşimiz bitincede yataklarımıza oturduk. Ayşen kitap okumaya devam ediyordu ben ise boş boş tavana bakıyordum.
Anne denen kadın ne yapıyordu şu an?Burada mutlu olabilecek miydim? Burası artık ev miydi, evcik mi? Beni neden istememişlerdi?
Kafamda sürüce soru dönüyordu ama ben hiçbirine cevap bulamıyordum.
................
"Nil!" Biri beni uykumun içinde sarsıyordu. "Nilcim uyan, Nilcim!" Gözlerimi yavaşça aralayıp kırpıştırarak kendime gelmeye çalıştım. Ellerimle yüzümü ovaladım ve tamamen açtım gözlerimi. İlk gördüğüm şey ise Ayşen'in gülümseyen suratıydı. İlk başlarda ne olduğunu algılayamadım ve kaşlarımı çatarak doğruldum. "Ne oluyor?" Gözlerimi tekrardan ovuşturarak Ayşen'e baktım. "Hadi uyan kahvaltıya inelim." Kolumdan yavaşça çekeledi. Acıyla inledim. O şerefsizin sıktığı yerler morarmış olmalıydı. Ayşen hemen kolumu bıraktı. "Ne oldu? Yanlış bir şey mi yaptım? Özür dilerim!" İkinci kez yanlış bir şey yaptığını düşünüyordu. Ona böyle düşündürdüğüm için üzüldüm ve kolumu ovalayarak ayağa kalktım. "Hayır canım sen bir şey yapmadın, dün kolumu karanlıkta kapıya çarptım. Morarmış olmalı." İnanmamıştı ama üzerinde fazla durmadı. "İstersen sana çürük kremi verebilirim, iyi gelir." Gülümsedim. "Çok iyi olur ama önce kahvaltıya inelim kurt gibi açım." O da gülümsedi ve kapıya doğru ilerledi.
Aşağıya yemekhaneye indik. Etrafı inceledim. Sanki tanıdık birini aramak istercesine etrafıma bakındım.
Tanıdık kimse yoktu.
Neden olsundu ki?
Etrafıma biraz daha bakındım. Herkes arkadaşıyla oturmuş kahvaltısını ediyordu. Kimse mutsuz gibi görünmüyordu. Kimileri şakalaşıp gülüşüyor, kimileri dedikodu yapıyordu. Ben de mutsuz olmayacaktım. Ama sanki Dün evden atılıp yetimhaneye bırakılmamışım gibi bir de burda hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı ediyordum. Arkadaş bile bulmuştum. Kendi kendime acınacak halime güldüm...
"Neye gülüyorsun?" Kafamı kaldırarak Ayşene baktım, o da gülümsüyordu. "Sence kader mi bizi kovalar yoksa biz mi kaderi kovaladığımızı zannederiz?" Dedim elimdeki elmayı kemirirken. Bu soruma şaşırmıştı. "Nereden çıktı ki şimdi bu?" Omuz silkerek dudağımı büzdüm. "Bence kader bizi kovalar ve biz de kaçabileceğimizi zannederiz." Haklıydı. Aslında buraya gelmek benim kaderimde vardı ve ben de kaderimden kaçamamıştım.
Aslında hiçbirimiz kaderimizden kaçamamıştık.
"Haklısın... Neyse, ben bi lavaboya gideceğim. Ne tarafta?" Akşamdan beri tuvalete gitmediğim için sıkışmıştım. "Kapıdan çıkınca sola dön, koridorun sonunda solda kalıyor." Başımı sallayarak ilerlemeye başladım. Koridorun sonuna geldim ve tam sol tarafa dönerken birisiyle çarpıştım. Aceleyle özür dileyecekken yanımdan hızlıca geçip gitmişti. Arkamı dönüp baktığımda ise onun bir erkek olduğunu gördüm. Kafasında siyah bir şapka ve ağız tarafında ise arkadan gördüğüm kadarıyla bir maske vardı. Kaşlarım çatıldı. Kızlar tuvaletinde ne işi vardı? Aceleyle içeri girdim. Ama gördüğüm şeyle bayılmamak için savaş verdim. Kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki lavaboların kenarına tutunarak çığlık attım.
"Yardım edin! Hareket etmiyor! Lütfen ambulans çağırın!" Tuvaletten dışarıya çıktım. "Lütfen herkes buraya baksın! Lütfen birisi ambulansı arasın!" Çoğu kişi buraya toplanmaya başlamıştı. İnsanlar içeriye girerken kendimi dışarıya attım ve dizlerimin üzerine çöktüm. Sanki dünya dönüyordu, sanki felç olmuştum ve kıpırdayamıyor gibiydim. Kız hareket etmiyordu. Küçücük kıza kıymışlardı.
Kafamı kaldırıp etrafıma bakmaya çalıştım ama midem bulanıyordu ve başım çok fazla dönüyordu. Derin nefesler almaya çalıştım.
"Baba? Ne oluyor? İyi misin?" Kalbini tutarak nefes almaya çalışıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece babamın kalbini tutarak yere düştüğünü gördüm. Acı çekiyordu.
Elimi babamın üstünde dolaştırıp telefonunu bulmaya çalıştım. Gözlerimdeki yaşlar çoktan düşmeye başlamıştı.
Telefonu buldum. Ama ellerim o kadar titriyordu ki tuşlara basamıyordum.
Sakinleşmeye çalıştım. Babamın bana öğrettiği sayı saymayı denedim.
1, 2, 3...
Olmuyordu.
Birinin koşarak bana doğru geldiğini duydum. "Nil! İyi misin, nolur cevap ver!" Sanırım bu ses Ayşen'in sesiydi.
Etrafta sürüce ses vardı ve hepsini uğultu şeklinde duyuyordum.
"Ceylin'e ne olmuş?"
"İntihar etti kesin!"
"Kaç yaşındaymış?"
15, 16, 17, 18...
olmuyordu.
"Kızın adı ceylin miymiş?"
"Kesin odasındakiler öldürmüştür!"
"Bence intihar etti!"
Siren sesleri...
28, 29, 30...
olmuyordu.
Nefesim kesilmişti, herkesin dediği şeyler midemi bulandırmıştı. Ayağa kalktım, Ayşen'in arkamdan bağırmalarını duymadan bahçe kapısına doğru koşmaya başladım. Başım o kadar dönüyordu ki etrafı zor görüyordum.
Koştum.
43, 44, 45, 46..
Koştum....
Koşarken tekrardan çarptığım biriyle dengemi sağlayamadım.
Yere de düşmedim...
57, 58, 59....
Düşmeden önce birisinin beni kucakladığını hissettim.
Ve sonrası karanlık...
•2. bölüm sonu.... Okuyan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim :)))