İçeriğe geç

Sessizler Ve Kimsesizler

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Sessizler Ve Kimsesizler

Bölüm 1

Bölüm 1 (Hayal)

Odaya doğru yaklaşan ayak sesleriyle gözlerimi daha da çok yumdum ve yorganıma sıkı sıkı sarıldım. Yine koridorda aptal aptal yalpalayarak duvarlara çarpıyordu. Anne denen o kadının böyle bir adamla evlenmesine şaşırmamıştım. Çünkü annemin birebir kopyasıydı zaten.

"Nil!"

Yüzümü buruşturdum. O adamın her şeyi midemi bulandırıyordu. Birden kapım gürültüyle açıldı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Saniyeler içerisinde odaya girdi; "kalk gidiyoruz lan!" kafamı kaldırmadan kalbim son sürat hızda atarken gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim. "Sonunda kurtuluyorum senden!" Kelimeleri ağzında yuvarlayarak konuşuyordu, ne dediğini anlamıyordum. Kaşlarımı çattım ve kafamı tam kaldırmaya hazırlanıyorken yorganım üzerimden atıldı ve kolumdan tutularak zorla kaldırıldım.

Şok olmuştum ve hızla kolumu çekmeye çalıştım ama ne kadar sarhoş da olsa kuvveti fazlaydı. Anneye seslenmeye başladım.

"Uyan artık lanet kadın, uyan!" Duymuyordu. Çok yüksek ihtimalle sızıp kalmıştı. Çıplak ayaklarım ve ince pijamalarımla zorla kapıya yürütmeye çalışıyordu beni.

"Bırak beni adi herif! Bırak! Derdin ne senin?" Ağırlığımı geriye doğru veriyor ve sol kolumu tutan iğrenç elini sağ elimle ittirmeye çalışıyordum. "Seni bu evde istemediğime karar verdim!" Bu aptal herif ne diyordu? Asıl ben onu kendi evimde istemiyordum. Burası babamın eviydi. Asıl gitmesi gereken kişi varsa o da bu adam ve anneydi.

Direnmeye çalıştım. İşe yaramadı. Bağırdım. Yine işe yaramadı.

"Lütfen nereye gittiğimizi söyle!" diyerek haykırdım banyonun kapısına tutunmaya çalışırken.

"Yetimhaneye bırakıyorum seni." İşte o an direnmeyi keserek anlamsızca yüzüne baktım. "Ne?" Gözlerini açık tutup ayakta durmaya çalışıyordu. Belli belirsiz sırıttı: "Evet, sabah annenle konuştum, artık seni bu evde istemiyoruz. Reşit olduğun zaman ne bok yersen ye!" Beynimden vurulmuşa döndüm. Kafamı aşağı doğru indirdim ve gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. Derin bir nefes aldıktan sonra kafamı kaldırıp midemi bulandıran suratına baktım.

"tamam, gidelim." Şaşırmıştı, benden böyle bir şey beklemiyordu. Bunu ben bile kendimden beklemiyordum... "Bana biraz izin ver, birkaç parça eşya alacağım." Şaşkınlıkla kafasını aşağı yukarı yavaşça salladı. Kafamı tekrardan indirdim ve sessiz sessiz ağlayarak odama girdim. Dolabımı açtım, içinden çok da fazla olmayan kıyafetlerimi Topladım ve yatağımın üzerine koydum. Valizim yoktu, hepsini bir tane çantaya tıkıştırmaya başladım.

Hayat böyleydi. Hayat sana uymazdı. Hayat beklemezdi. Sen hayatın peşinden koşmaya çalışırdın.

Bu 17 yaşıma kadar hayatım çalkantılı geçti. Annem ben doğduğumdan beri alkol bağımlısıydı. Benimle ilgilenmeyi çok sevmezdi. Babam ise annemin yokluğunu aratmamaya çalışır, annemin aksine bana gözü gibi bakardı. Babamın prensesiydim ben. Beni hayallerle büyütmeye çalışmıştı.

"Hayaller yaşatır seni," derdi babam hep. Ama şimdi hayal ne bilmiyorum hiç.

O gün babam kalp krizi geçirip öldü.

Hayallerim öldü.

Ben öldüm.

Aslında artık üzülmüyorum. Kahramanım bu berbat dünyadan kurtuldu. Herkesten kurtuldu...

Siyah çantanın ağzını kapattım ve sağ elime alarak küçük, karanlık odamdaki boy aynasının karşısına geçtim.

Üzerimde halâ kareli esofman ve beyaz dar bir tişört vardı. Sonbahardaydık ve bunlarla gece vakti donacaktım ama umursamadım. Aynada kendime bakmaya devam ettim. Kahverengi kıvırcık saçlarım dağılmıştı. Berbat görünüyordum.

Sanki evsiz gibi...

Gözümden bir damla daha yaş düştü yere. Bir tane daha. Ve bir tane daha...

Artık bir evim yoktu benim. Artık burada istenmiyormuşum. İnsanın sanki hiç değerli değilmiş gibi evden dışarı atılması çok koyuyordu.

Ben değersiz değildim ki...

"Seni mi bekleyelim bu saatte?" bağırma sesiyle gözlerimi kapatarak derin bir iç çektim. Bu davranışların hiçbirini haketmiyordum.

Odamdan çıktım. Orda kapının eşiğine it leşi gibi yayılmış oturuyordu. Beni görünce ayağa kalkmaya çalıştı zorla tutunarak. "Hadi gidiyoruz yeni yuvana." Dalga geçer gibi konuşmaya çalışıyordu.

Son kez anne denen kadının odasına doğru bakmak istedim. Kapıda dikiliyordu. Kapıya yaslanmış bana bakıyordu. Hiçbir şey demiyordu. Hayatı boyunda beni azarlayan kadının sesi şu an çıkmıyordu. Kurumaya yüz tutan yaşlar yeniden akmaya başladı. Hayatım boyunca bu kadar kalbimin kırıldığını hissetmemiştim. Yapma demek istedim. Beni burda bile yalnız bırakma demek istedim. Beni sev diye haykırmak, Artık bana umut ol diye boğazım yırtılana kadar bağırmak istedim.

Yapamadım.

Yaşlar gözümden o kadar hızlı akıyordu ki artık hıçkırmaya başlamıştım. Gözlerinin içine baktım. Son kez. Belki gitme der diye, belki 'bu hayatta yalnız değilsin, ben varım!' der diye bekledim. Belki bu adama 'sen ne yaptığını sanıyorsun! Kızım kalacak, sen gideceksin!' demesini bekledim. Hiçbir şey demedi. Hareket bile etmedi. Bu hayata dayanmak istemiyordum artık. Bu insan denen, hiçbir vasfı olmayan insanlara dayanmak istemiyordum artık. Kimse bana dur demedi. Kimse bana hiçbir şey demedi.

O adamın suratına baktım. "gidelim," dedim. Sesimi ben bile duyamamıştım. Sesim çıkmamıştı.

Yavaş yavaş merdivenlerden indik. zaten hızlı inemezdik. O adamı beklemek zorundaydım. Ara sıra yalpalıyordu. Kırmızı arabasının yanına geldik. Hemen kapıyı açıp içeriye girdi ve direksiyona

kafasını yasladı. Sağ elimdeki çantayı sol elime aldım ve kapıyı açtım. Adımımı atamadım. Kafamı kaldırıp sol tarafta kalan eve baktım. Artık orada yaşamıyordum. İçim o kadar acıyordu ki boğazım düğümlenmişti. Gözlerimi kapatıp iç çektim. İstediğim bu değil miydi zaten? Yıllardır bu evden kurtulmaya çalışmıyor muydum ben?

Peki anılarım?

Anılarımdan da kurtulabilecek miydim?

Son kez baktım karşımda duran eve.

ışıl ışıl parlıyordu dışarıdan, anılar ise küf kokuyordu içeriden...

Arabaya bindim. Kafasını hâlâ kaldırmamıştı direksiyondan. Elimi kaldırdım ve sertçe dürttüğüm anda uyandı. Sarhoştu ve arabayı kullanacaktı. Ölmeyi diledim. Artık gözlerimi kapatmayı diledim... Arabayı çalıştırdı. Çok hızlı kullanmıyordu ama arada gözlerini sıkıca açıp kapatıyordu. Yolu görmüyordu. İçimden sabır çekip sağımdaki cama doğru çevirdim kafamı.

.......

Yaklaşık 1 saat sonra bir yerin önüne park etti arabayı. hava kararmıştı. Arabadan indim yavaşça. korkuyordum artık nedensiz. Çok yabancıydım buraya.

Kafamı kaldırdım ve baktım o gri binaya. Eskimiş gözüküyordu dışı. Gece olduğundan mı bilmem ama ürpertici hissettiriyordu. Yavaşça bahçeye doğru adımladık ve giriş kapısının önüne geldik. O öndeydi, ben ise arkada. Yavaşça içeriye adımladık. koridorda kimse yoktu. Güvenliği de mi yoktu buranın?

Önümdeki haysiyetsiz kendinden bilir adımlarla yürüyordu. Sağa doğru döndü ve koridorun sonundaki odanın önüne giderek kapıyı tıklattı. Gel sesini duyduktan sonra içeriye girdi. Sanki hiçbir şeyi yok gibiydi. Az önceki yalpalayan adamdan eser kalmamıştı. Odanın içerisine girdi ve ben de arkasından adımladım. Karşımda tahminen 40'lı yaşlarda siyah saçlı orta boylu bir kadın gülümseyerek bize bakıyordu.

"Hoş geldiniz." Gülümseyerek bize bakarken o adam araya girdi. "Fazlaca hoşbuldum." uzatmadan hemen arkasından devam etti: " Verdiğim belgeler tamam mıdır Firuze Hanım?" kaşlarımı çattım. Daha önceden mi hazırlamıştı her şeyi? Daha önceden mi kovmustu beni evden? Bir kez daha kırıldı kalbim. "Evet tabiiki Cevdet bey, her şey tamam. Kızımız artık bize emanet, gözünüz arkada kalmasın." Pis pis gülümsedi Cevdet. "Tamamdır o zaman çok memnun oldum, eti sizin kemiği benim..." kadın anlayışla başını sallayrak bana döndü ve daha içten gülümseyerek konuştu:

"Yeni yuvana hoş geldin Hayal Nil Kamerli."

............

*İlk hikayem ve lütfen yazım yanlışlarını, hatalı gördüğünüz, beğenmediğiniz yerleri mutlaka belirtmeyi unutmayınız :**

Bölüm sonu

1 yorum