# Sessizce Solmak
## Bölüm 6 — Yakınlaşma Hatası
“Bazı insanlar sana sevgilerinden değil; yokluğunun bıraktığı o uğultulu sessizliği başka hiçbir sesle susturamadıkları için yeniden yaklaşırlar.”
Seowon Üniversitesi kampüsü sonbaharın tam kalbindeydi. Dallardaki yapraklar sarının ve kızılın en hüzünlü tonlarına bürünmüş, rüzgâr teni ürpertecek kadar sert esmeye başlamıştı.
Harin, elindeki sıcak kahve bardağına tutunarak fakülte binasına doğru ağır adımlarla yürüyordu. Son iki gündür Ruan’da açıklayamadığı bir farklılık vardı. Hâlâ mesafeli, hâlâ kendi zırhının arkasındaydı ama artık Harin’i tamamen yok saymıyordu. Bu ani ve sessiz değişim, Harin’in içinde ürkek bir umut yeşertirken bir yandan da onu görünmez bir uçurumun kenarındaymış gibi korkutuyordu.
Büyük amfiye girip yerine geçtiğinde Mina anında yanındaki sırada bitti. "Bugün Ruan’da bir gariplik yok mu sence de?" diye fısıldadı merakla.
Harin şaşırarak arkadaşına döndü. "Nasıl yani?"
Mina omuz silkti, gözlerini amfinin girişine dikti. "Dün ders çıkışında sen kapıda beklerken seni izliyordu. Bakışlarını hiç kaçırmadan, sanki sadece senin orada var olduğunu kanıtlamak ister gibi bakıyordu."
Harin cevap vermedi ama kalbinin hırçın ritmi göğüs kafesinde anında yankılanmaya başladı.
Tam o esnada amfinin ağır ahşap kapısı açıldı ve Ruan içeri girdi. Bu kez her zamanki gibi doğrudan en arka sıralara yönelmedi. Adımları ağırlaştı, durdu ve gözlerini doğrudan Harin’e dikti. Bu kez bakışlarını kaçıran o olmamıştı; aksine uzun, sorgulayıcı ve derin bir şekilde doğrudan Harin’in gözlerinin içine baktı. Harin nefesini tuttuğunu hissetti.
Ruan yavaşça yürüdü ve aralarındaki tüm görünmez duvarları hiçe sayarak gelip Harin’in tam yanındaki boş sandalyeye oturdu. Aralarında saniyeler süren buz gibi bir sessizlik oluştu ama bu kez o boğucu sessizliklerden biri değildi. Havada elektrikli, gerilimli bir çekim vardı.
Harin, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak hafifçe fısıldadı: "Bugün... erken gelmişsin."
Ruan çantasından dosyalarını çıkarırken pürüzsüz bir sesle cevap verdi: "Öyle gerekti." Duraksadı, bakışlarını elindeki kağıtlardan ayırmadan ekledi: "Görüyorum ki sen de erken gelmişsin."
Sıradan, ufacık bir cümleydi bu. Ama Harin’in göğsünde aylardır biriken o ağır kırgınlık buzunun çatlamasına yetti.
Kürsüye çıkan profesörün sesi amfide yankılandı: "Arkadaşlar, önümüzdeki hafta proje sunumlarına yavaş yavaş hazırlanmanız gerekiyor..." Ancak Harin’in zihni artık dersi çoktan terk etmişti. Çünkü Ruan kalemini çıkarmış, defterinin kenarına hızlıca bir şeyler karalıyordu.
Ardından, Ruan defterini kimseye fark ettirmeden hafifçe Harin’e doğru kaydırdı. Sayfanın köşesinde tek bir satır yazıyordu:
“Dün neden gitmedin, neden o yağmurda bekledin?”
Harin’in parmakları dondu. Başını yanındaki çocuğa doğru çevirdi ama Ruan ona bakmıyordu, gözlerini tahtaya dikmişti. Yine de tüm dikkatiyle ondan gelecek cevabı beklediği çok açıktı. Harin titreyen elleriyle kalemi kavrayıp hemen altına yazdı:
“Sadece... beklemek istedim.”
Defteri yavaşça geri itti. Ruan yazıyı okudu, bir saniye duraksadı. Sonra başını hiç çevirmeden, neredeyse sadece Harin’in duyabileceği bir fısıltıyla mırıldandı:
"Biliyordum."
O an Harin’in ciğerlerindeki nefes tamamen kesildi. Çünkü bu, aylardır örülen o aşılmaz duvarda açılan ilk gerçek gedikti; Ruan ilk kez ona gerçekten, tüm savunmasızlığıyla cevap vermişti.
Ders bittiğinde amfi hızla boşalırken Ruan bu kez yerinden kalkmadı. "Bugün kütüphaneye gidip projeye çalışalım," dedi.
Harin şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Şimdi mi?"
Ruan başını onaylarcasına salladı. "Zaman kaybetmeyelim, sunum yaklaşıyor."
Kütüphane her zamanki gibi sessiz, loş ve büyüktü. Ama bu kez masadaki atmosfer tamamen farklıydı. Ruan fiziksel olarak çok daha yakındı; projenin detayları hakkında normalden çok daha fazla konuşuyor, fikirlerini paylaşıyordu. Her cümlesi yine son derece kısa ve kontrollüydü ama Harin o gerçeği görebiliyordu: Ruan’ın bakışları sürekli onun üzerindeydi. Her hareketini, her mimini gizlice izliyordu.
Bir ara Harin, referans kitaplarından birini almak için yüksek raflara doğru yöneldi. Parmak uçlarında yükselmesine rağmen kitap oldukça yukarıda kalmıştı. Tam o sırada arkasında bir gölgenin belirdiğini hissetti.
Ruan, sessizce arkasından yaklaşmıştı. Aralarındaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azdı. Genç adam uzun kolunu uzatıp kitabı raftan rahatça aldı ve Harin’e doğru uzattı. Kitabı teslim ederken parmakları kısa, elektrikli bir an boyunca birbirine temas etti. Bu kez ikisi de elini hızla geri çekmedi.
Harin olduğu yerde adeta taş kesildi. "Teşekkür ederim..." diye mırıldandı nefes nefese.
Ruan sadece baktı. Koyu kahverengi gözlerinde çözülmesi imkansız bir hare dalgalandı. İlk kez çok düşük, pürüzsüz bir sesle konuştu: "Uzanıp da yetişemediğin her ne varsa... buradayım."
Basit bir teklif gibi görünüyordu ama Harin’in dünyasında bu cümle dağları yerinden oynatacak güçteydi. Çünkü Ruan ilk kez onunla "yakın" olmayı, aradaki mesafeyi sıfırlamayı bizzat kendisi seçmişti.
Fakat ikisinin de bilmediği acı bir gerçek vardı; Ruan bunu planlayarak yapmıyordu. Sadece içindeki o büyük korkuya, Harin’i tamamen kaybetme korkusuna daha fazla direnemediği için bu çelişkili yakınlığa sığınıyordu.
Aynı saatlerde kampüsün hemen dışındaki caddede, lüks bir arabanın içinde Seyou bekliyordu. Direksiyondaki parmaklarını sabırsızca oynatırken telefonunun ekranına baktı. Ruan aramalarına saatlerdir geri dönmemişti. Ancak konum uygulamasında görünen son yer oldukça netti:
Seowon Üniversitesi Merkez Kütüphanesi.
Seyou mavi gözlerini öfkeyle kıstı, dişlerini sıktı. "Demek oradasın..." diye fısıldadı karanlığa doğru.
O esnada kütüphanenin loş masasında Harin ve Ruan çalışmaya devam ediyordu. Ruan’ın sesindeki o soğuk ton yerini daha yumuşak kelimelere bırakmış, Harin’in yüzündeki solgun ifade ise yerini uzun süredir uğramayan o taze gülümsemelere teslim etmişti. Ama ikisi de bu yanılsamanın farkında değildi. Bu yakınlaşma, yaklaşan fırtınadan kaçmak için sığındıkları derme çatma bir limandı sadece.
Gece kampüs tamamen boşaldığında, Ruan ilk kez Harin’i ana yürüyüş yoluna, otobüs duraklarına kadar bırakmayı teklif etti. Sarı sokak lambalarının altında, dökülen yaprakların çıtırtısıyla ilk kez yan yana yürüdüler. Yol boyunca sessiz değillerdi ama kelimelerin arasında hâlâ eksik, söylenmeyen çok büyük bir şeyler vardı.
Durağa yaklaştıklarında Harin durdu ve Ruan’a döndü. "Bugün... çok farklıydın."
Ruan duraksadı. Gözlerindeki o sert ifade tamamen yumuşamıştı ama içindeki karmaşa bakışlarından okunabiliordu. "Öyle mi?"
Harin başını hafifçe salladı, kehribar gözleri lambanın ışığında parladı. "Evet. Çok daha yakındın."
Ruan bir şey söylemek için dudaklarını araladı. İçindeki tüm o gizemi, neden kaçtığını, neden Seyou ile olan o bağı koparamadığını anlatmak istedi belki de. Ama yapmadı. Çünkü biliyordu ki dürüstlük, şu an inşa ettikleri bu kırılgan dünyayı paramparça ederdi. Sadece yutkundu ve şunu dedi:
"Buna alışsan iyi olur. İleride her şeyi daha kolay kılacaktır."
Harin kırık bir tebessümle sordu: "Senin bu yakınlığına mı alışmalıyım?"
Ruan bu soruya cevap vermedi, veremedi. Çünkü bu sorunun cevabını henüz kendi zihninde bile netleştirebilmiş değildi.
Gece yarısı odasına dönen Harin, yatağının kenarına oturup defterini açtı ve hissettiği o tatlı ama korkutucu karmaşayı kağıda döktü:
“Beni tüm gücüyle kendinden uzaklaştıran o adam… şimdi beni kendi çekim alanına alıyor.”
Kalemi sayfanın üzerinde biraz beklettikten sonra hemen altına titreyen bir satır daha ekledi:
“But neden bu yakınlık, o soğuk mesafeden çok daha tehlikeli geliyor?”
Aynı saatlerde Ruan, odasındaki yatağın kenarında oturmuş telefonuna bakıyordu. Seyou’dan gelen tam 18 cevapsız arama ve sitem dolu mesajlar ekranda birikmişti. Hiçbirini açmadı, doğrudan ekranı kapatıp telefonu masaya fırlattı.
Şakaklarını ovarak kendi kendine fısıldadı: "Sorun yok, bunu kontrol edebilirim... Her şeyi yoluna koyacağım."
Ama sesindeki o çaresiz ton, kendi yalanına inanmadığını fısıldıyordu. Çünkü artık çok geçti. Harin onun bu adımlarıyla çoktan ona görünmez bağlarla bağlanmaya başlamıştı ve Ruan, bu bağı koparacak kadar güçlü olmadığını içten içe çok iyi biliyordu...