İçeriğe geç

Sessizce Solmak

Bölüm 24 · 5 dk okuma

Sessizce Solmak

Bölüm 24

Bölüm 24 – Geri Dönen Gölge (Part 1)

# Sessizce Solmak

## Bölüm 24 — Geri Dönen Gölge (Part 1)

Kampüs, hafta sonunun ardından yeniden eski kalabalığına kavuşmuştu. Bahçedeki ağaçların arasından geçen hafif rüzgâr, yere düşen kurumuş yaprakları taş yolların üzerinde gürültüsüzce savururken öğrenciler dersliklere yetişebilmek için aceleyle yürüyordu. Koridorlardan yükselen o tanıdık kahkahalar, kantinden yayılan taze kahve kokusu ve uzaktan duyulan tok zil sesi... Her şey, dışarıdan bakıldığında tam da olması gerektiği gibi akan, sıradan bir pazartesi sabahını işaret ediyordu.

Sadece Harin öyle hissetmiyordu.

Elindeki kalın eskiz defterini göğsüne sıkıca bastırarak binanın merdivenlerini çıktı. Son basamağa geldiğinde durup göğsünü şişiren derin bir nefes aldı. Zihnindeki o karmaşayı susturmaya çalışıyordu ama ne zaman gözlerini kapatsa aklına hep aynı saniyeler geliyordu. Ruan'ın kendisine o kadar yakın durması... Uzun parmaklarının çenesini nazikçe kaldırışı... Ve dudaklarının dudaklarına değdiği, zamanın tamamen durduğu o birkaç saniye...

İlk öpücüğünü, o an hissettiği o sarsıcı yoğunluğu hâlâ unutamamıştı.

Dudaklarını birbirine sıkıca bastırıp başını hızla iki yana salladı, kendi kendine kızarak.

"Toparlan artık..." diye mırıldandı, sesini koridordaki uğultunun arasına gizleyerek. "Sanki dünyada öpüşen ilk insan sensin."

Bu çocukça itirafına ve kendi içine düştüğü bu hâle kendisi bile hafifçe gülümsedi.

Sınıfın ağır kapısını açıp içeri girdiğinde, gözleri artık saklayamadığı istemsiz bir refleksle doğrudan Ruan'ı aradı. Onu her zamanki gibi en arka sırada, pencerenin kenarında tek başına otururken buldu. Önündeki kalın kitaba bakıyor, sayfaları inceliyor gibiydi ama Harin’in kapıdan girdiğini hisseder hissetmez başını yavaşça kaldırdı.

Bakışları havada kesişti.

İkisi de birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdamadı, aralarındaki o görünmez bağın gerildiğini hissettiler.

Sonra Ruan'ın o her zamanki mesafeli yüzünde, sadece Harin’in görebileceği kadar küçük, çok hafif bir tebessüm belirdi.

Harin'in içi o an tarif edilemez bir sıcaklıkla ısındı.

Kendi yüzünde belirecek kocaman bir gülümsemeyi engellemeye çalıştı, dudaklarını ısırdı ama tamamen beceremedi; gözlerinin içi parladı.

Çantasını sırasına bırakırken kalbi yine göğüs kafesine sığmıyormuş gibi gereğinden çok daha hızlı atıyordu.

"Bu çocuk bunu bilerek yapıyor olamaz..." diye düşündü, sırasına yerleşirken. "İnsanın ritmini tamamen bozuyor."

Dersin başlamasına birkaç dakika kala, öğretim görevlisinin asistanı elindeki dosyalarla sınıfa girip yüksek sesle bir duyuru yaptı:

"Arkadaşlar, bugünkü ilk ders iptal edildi. Hocamız acil bir toplantı için şehir dışında olduğundan ikinci derste görüşeceğiz."

Sınıf bu haberle birlikte bir anda hareketlendi. Kimisi sabah mahmurluğunu atmak için kantine gitmek üzere ayağa kalktı, kimisi gruplar halinde koridora çıktı.

Harin de defterini çantasına koyup bahçeye çıkmak üzere ayaklanmıştı ki, Ruan’ın gölgesi sırasının başında belirdi.

"Kahve içer misin?" diye sordu Ruan, sesi pürüzsüz ve sakindi.

Harin şaşkınlıkla başını kaldırıp ona baktı. "Şimdi mi?"

Ruan hafifçe omuz silkti. "Başka zaman da olur."

Genç kız onun bu düz ve dolambaçsız tavrına istemsizce güldü. "Olur, içelim."

Birlikte sınıftan çıkıp koridora adım attılar. Kalabalığın arasında yan yana yürürlerken ikisi de söze neredeyse nereden başlayacağını tam bilemiyordu. Bu sessizlik, daha birkaç gün önce yaşansaydı Harin'i fazlasıyla germiş ve rahatsız etmiş olurdu. Ama şimdi etmiyordu. Hatta garip bir şekilde, Ruan’ın yanındaki o sessizlik ona huzur veriyordu.

Kantin her zamanki gibi oldukça doluydu. Ruan sıraya girmek için öne doğru geçerken, Harin cam kenarındaki boş masalardan birine oturdu. Dışarıda, gökyüzünün griliğiyle birlikte ince ince bir yağmur atıştırmaya başlamıştı.

Ruan kısa bir süre sonra elinde iki dumanı tüten bardakla geri döndüğünde, birini Harin'in önüne bıraktı.

"Şeker koymadım."

Harin şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Nereden bildin?"

"Geçen sefer kahveni alırken iki paket şekeri hiç açmadan kenara itmiştin," dedi Ruan, masaya otururken.

Harin birkaç saniye önündeki bardağa, ardından karşısındaki adama baktı. "Sen... bunları gerçekten hatırlıyor musun? Dikkat ediyor musun yani?"

Ruan omuz silkti, bakışlarını kahvesine indirerek. "Hatırlanmayacak, gözden kaçacak şeyler değil."

Harin bardağı iki eliyle kavrayıp sıcaklığını teninde hissetti. "Ben insanların hakkımdaki böyle küçük ayrıntıları hatırlamasına pek alışık değilim."

"Ben de zihnimde birilerini ya da birilerine ait şeyleri hatırlamaya pek alışık değilim."

Bu dürüst cümle, ikisinin de yüzündeki o hafif gülümsemeyi anında aldı götürdü; havaya ani bir ciddiyet çöktü.

Harin başını kaldırdı, gözlerinin içine bakarak sordu: "Ne demek o?"

Ruan kahvesinden sakin bir yudum aldı. "Boş ver."

"Hayır, boş vermiyorum."

Ruan gözlerini tamamen ona çevirdi, aralarındaki o derin bakışmayı bozmadan konuştu: "Her şeyi bugün konuşup tüketirsek, yarın konuşacak hiçbir şeyimiz kalmaz."

Harin kaşlarını hafifçe çattı, kalbinin vuruşlarını dinleyerek. "Yani... biz konuşmaya devam edeceğiz?"

Ruan bu kez saniyesinde, hiç düşünmeden cevap verdi: "İstiyorsan."

Harin'in yüzünde farkında olmadan, tamamen içgüdüsel olarak oluşan o sıcak gülümseme, Ruan'ın keskin gözlerinden kaçmadı.

"İstiyorum."

Bu tek kelime, Ruan'ın içinde, o yıllardır buz tutmuş, kimseyi yaklaştırmadığı dünyasında uzun zamandır hissetmediği kadar büyük bir sıcaklık bıraktı.

Ardından konu yavaşça değişti. Harin son günlerde üzerinde uğraştığı çizimlerden bahsetti, teslim etmesi gereken afiş tasarımını anlattı. Ruan ise işletme fakültesindeki yoğun sunum hazırlıklarından, rakamların dünyasından söz etti. Konu konuyu açtıkça, dakikaların ve saatlerin nasıl akıp gittiğini ikisi de fark etmedi.

Ders saati yaklaşınca kantinden çıkıp bahçeye doğru yürüdüler. Yağmur durmuştu ama taş yollar hâlâ ıslak ve kaygandı. Harin yürürken bir an dengesini kaybedip ayağı kayacak gibi oldu.

Büyük bir refleksle yanındaki Ruan'ın koluna tutundu.

İkisi de aynı anda, taş yolun ortasında durdu.

Harin hemen elini onun kolundan çekti, yanaklarının kızardığını hissederek. "Özür dilerim..."

Ruan hafifçe gülümsedi, sesindeki o sertlik tamamen kaybolmuştu. "Niye özür diliyorsun?"

"Dengesizim biraz, sakarlık işte."

"Bence sakar değilsin, sadece kafan çok dalgın."

"Olabilir, genelde öyle söylerler."

Ruan bir an tereddüt etti, parmakları havada kısa bir an duraksadı. Sonra elini yavaşça uzatıp Harin'in omzuna esen rüzgârla düşmüş küçük, kurumuş bir yaprağı narin bir hareketle aldı.

"Hâlâ," dedi gözlerinin içine bakarak.

Harin şaşkınlıkla ona doğru bakakaldı. "Ne hâlâ?"

"Hâlâ dalgınsın."

İkisi de aynı anda, aralarındaki o gerginliğin tamamen dağılmasıyla birlikte hafifçe gülmeye başladı.

Tam o sırada, fakültenin ana giriş kapısının önüne büyük, siyah bir araba yanaştı.

Oldukça lüks, camları tamamen karartılmış, gösterişli bir araçtı bu. Çevredeki öğrencilerin bakışları anında o tarafa döndü.

Arabanın kapısını şoför hızla açtı.

Araçtan uzun boylu, bakımlı ve sarı saçlı genç bir kadın indi. Yüzündeki pahalı güneş gözlüğünü yavaşça çıkarıp kampüsün bahçesine doğru kısa, kibirli bir bakış attı.

Harin'in yüzündeki o neşeli gülümseme saniyeler içinde yavaşça silindi.

Bu yüzü... Bu kadını...

Daha önce kesinlikle görmüştü. Nerede, hangi loş ışıkta ya da hangi tehlikeli anın kıyısında gördüğünü o an tam olarak hatırlayamıyordu ama gördüğüne adı gibi emindi.

Yanında duran Ruan ise olduğu yerde adeta bir taş gibi donup kalmıştı.

Az önce Harin’e bakarken gülen, yumuşayan yüzünden eser kalmamıştı. Dudakları düz bir çizgi halini almış, bakışları tamamen kararmıştı. Gözleri doğrudan o genç kadına kilitlenmişti.

Sarı saçlı kadın da kalabalığın arasından sıyrılıp bakışlarını doğrudan Ruan’ın üzerinde sabitledi. Dudaklarının kenarında, her şeyi bildiğini iddia eden o tehlikeli, tanıdık ve soğuk gülümseme belirdi.

Ve hiç tereddüt etmeden, topuklularının taş yolda çıkardığı o sert seslerle doğrudan onlara doğru yürümeye başladı.

Geçmişin gölgesi, ikisinin arasında yeni kurulan o kırılgan dengeyi ezmek için geri dönmüştü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.