İçeriğe geç

Sessizce Sevdiğim Çocuk

Bölüm 9 · 11 dk okuma

Sessizce Sevdiğim Çocuk

Bölüm 9

Odamda Ömer’in kokusu

2 ay sonra...

Sınavlar bitmiş, adeta üzerimizden bir dünya kalkmıştı. Ömer ile çok yakın bir dost olmuştuk. Adeta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Bugün çarşamba ve Ömer hafta sonu bize geliyor. Evet evet. Ömer, bizim eve geliyor. Yere göğe sığamıyorum. Bizim eve geliyor. Odamı, balıklarımı, yatağımı, duvardaki Harry Styles posterini, kitaplığımı, annemi ve ailemi görecekti. Bu inanılmaz bir şey. 1 hafta önce bundan haberdar olmama rağmen, şimdi öğrenmiş gibi heyecanlıydım.

Okulda her şey yolundaydı. Neredeyse her teneffüs Ömer ile dışarı çıkıyoruz, sadece ikimiz takılıyoruz, sadece bizim anlayacağımız ve bizim güleceğimiz espriler yapıyoruz. Ve buna rağmen birbirimize o kadar olumluyduk ki derslerimizdeki başarımız bile artmıştı.

Öğle yemeği yedikten sonra Ömer biraz futbol oynamak için dışarı çıktı. Ben de dönem sonu teslim etmemiz gereken proje ödevini bitirmeye koyuldum. İşin iyi yanı proje ödevimiz İngilizce dersi içindi. İşin ikinci iyi yanı Ömer ile yapıyorduk. İşin kötü tarafı ise Ömer'in İngilizcesinin kötü olması ve benim ona kıyamayıp tüm sorumluluğu almamdı.

Aslında kötü taraf sayılmazdı, ama bana yığılmıştı sanırım ^^ . Ödevimiz bir İngilizce röportaj idi. Bunun için Röportaj metinini çıkarıp biraz düzenleme yapmaya koyuldum. Bir yandan da dışarıda futbol oynayan Ömer'e bakıyordum. Kendimi tıpkı çocuğunu sokağa oynamaya göndermiş, cam kenarında fasulye kırarak onu izleyen anne gibi hissediyordum. Metni oluştururken birinin beni dikizlediğini hissettim. Ömer olmalıydı. Kafamı kaldırdığımda karşımda kuzenim Caner ve yanında onu ihmal ettiğim için bana kırgın olan Seher vardı.

Baya şaşırmıştım. Bunun burada ne işi vardı ?

... '' Caner, senin burada ne işin var ? '' Caner'den tam da beklediğim laubali bir cevap aldım. ''Asıl senin burada ne işin var ? ''

Ne kadar komik ama dimi. Beni ziyarete gelmiş olamazdı herhalde. Tekrar sormama bırakmadan cevap verdi. '' Artık bu okuldayım kuzen.''

Hah! Bir bu eksikti zaten. Nasıl tahammül edecektim buna. Kekelemeye başlayan dilimin arasında '' Nn Ne ? Ne demek artık bu okulayım ?''

Bugün nöbetçi öğrencilik yapan Seher lafa atıldı. '' Kanka 11/A 'ya geçecek.'' Off Allah'ım n'olur bir şaka olsun bu. Ben içimden dua ederken Caner yemek yiyip yemediğimi sormuştu.

''Yedim Caner sağ ol. Hadi gel seni sınıfına çıkarayım. Hem de okulu görmüş olursun.'' Beraber sınıftan çıkıp sınıfına doğru ilerlerken neden önceden haber vermediğini sordum. Yine laubali şekilde cevap verdi.

''Ne o, hazırlık ya da hoş geldin partisi falan mı yapacaktın? '' kıkırdayarak devam etti. '' Aslında sene başında gelecektim, ama okula alışmıştım ve sınavlar da başlayınca ben de sınavların bitmesine kadar bekledim. Bu yüzden sana da sürpriz yapmak istedim.''

Aman ne büyük sürpriz. Kapısına geldiğimiz sınıfın kapısını açarak'' iyi yapmışsın kuzen, sınıfın burası. Sen tanış arkadaşlarınla benim ödevim var. Diğer teneffüslerde buluşuruz tekrar.''

Sınıftan içeri girip '' tamam kuzen, hadi iyi dersler.'' dedi. Ya insanlar bazı akrabalarını gram sevmezler ama aklım da kalmadı değil. ''Şimdi sene sonu geldi, yabancılık çekmesin'' diye düşünürken sınıfımın önüne gelmiştim çoktan. Yazıya başlamadan dışarıda futbol oynayan Ömer'e bir göz gezdirmek istedim. Dışarıya bakınca da baya şaşırdım. Daha az önce sınıfına bıraktığım çocuk Ömerler ile futbol oynamaya gitmiş.

Bu ne hız diye şaşırırken aşağı inip biraz hava almak bir de maçı izlemek için sınıftan çıktım. İnerken tek başına oturan ve karşı sınıftaki çiftleri izleyen Buse'nin yanına oturdum.

''N'apıyorsun kanka ?''

''Hiç kanka karşıdakiler yine kavga ediyor, bakalım dedikodu yapılacak bir şeyler çıkacak mı ?'' Buse'nin cümlesine büyük bir kahkaha ile karşılık verip '' Yeter be kızım, azıcık derslerini çalışsana. Dedikodu seni üniversiteye sokacak mı? '' kıkırdamalarımız arasında futbol oynayan Ömer'e baktım.

Saçları ıslak ve oldukça terli görünüyordu. O kadar hayrandım ki ona, bana o kadar güzel geliyordu ki anlatamam...

Ben yine dalmışken Buse telefonunda Şeyma Subaşı'nın İnstagram profilini açmış bana çevirip '' Kanka hayata bak be. Her gün başka bir ülkeye, özel uçağıyla uçuyor.'' Buse'nin imrenerek baktığı fotoğrafa dalmışken az ötede kavga sesleri yükseliyordu. Kafamı kaldırıp baktığımda Ömer ve Caner'in yumruk yumruğa kavga ettiğini gördüm.

Evet, inanılmaz. Yine bir akraba gereksizliği. Okulun ilk gününden kavga çıkartmak nedir? Üstelik kavga ettiği kişi en yakınımdaki insan. Buse ile hızlıca kavgaya karışıp ayırdık. Ben kuzenim olacak mahlûkatı tutarken, Buse de Ömer'i tutuyordu. Kuzenimi kantine sokmak için zorla okula götürüyordum. Bu sırada nöbetçi öğretmen gelip Caner'i elimden aldı. Hemen hızlıca Arkamı dönüp Burnu kanayan Ömer'e doğru koştum.

Ömer'i ilk defa böyle sinirli görüyordum. Az önceki hoca Ömer'i çağırınca burnunun kanadığını, kanama durduktan sonra geleceğimizi söyledim. Hoca içeri girince Ömer'i alıp arka bahçeye gittim. Ders zili çalmış herkes sınıflarına gitmişti. Ömer'in burnunu peçete ile sıkarken bir yandan da kuzenime ettiği küfürleri dinliyordum. İşin tuhaf yanı bu bana aşırı komik gelmişti. Ömer devam ederken büyük bir kahkaha attım. Ne oldu dercesine bakan Ömer'e dönüp.

''Bu küfrettiğin yani az önce dövüştüğün çocuk ne yazık ki benim kuzenim.'' Anlam vermeye çalışan Ömer, bir süre bekledikten sonra sadece 'nasıl?'' diyebildi.

''Evet, maalesef ki kuzenim. Okulumuza nakil almış. Kendisi 11. sınıf. Onun adına çok özür dilerim. Ayrıca kavga ettiğiniz için değil, ona söylediğin küfürlere gülüyordum. Çünkü ben de kendisine pek haz etmem.''

Bunu duyan Ömer yerinden kalkıp silkelendi, sırıtarak yerde oturan bana kalkmam için elini uzattı ve'' Allah'tan ailesine küfretmemiştim.'' dedi.

Bu cümleyi duyunca büyük bir kahkaha patlatan ben içeride ders işleyen hocaların dikkatini çekmiştim. Hoca camdan içeri girmemizi söyleyince kapıya doğru yöneldik. Ömer ile müdür yardımcısının kapısında beklerken müdür yardımcısı odadan çıkıp sınıfıma çıkmamı söyledi ve Ömer'i içeri çağırdı.

İçimden dua ederek çıkıyordum. Sınıfa girip çoktan başlamış dersi dinlemeye koyuldum. Aklım hep Ömer'de idi. Çok geçmeden kapı çaldı ve Ömer içeri girdi. İçimden kuzenimin okuldan kovulması için dua ediyordum. Çok geçmeden zil çaldı. Ömer'e ne olduğunu sordum. ''Bir şey olmadı ya, içeride barıştırdılar bizi. Ceza falan da vermeyeceklermiş.''

''Oh, iyi iyi. Hiç değilse olay büyümemiş.'' dedim ve derin bir nefes alarak masanın altındaki proje ödevimi çıkarttım. Yazmaya devam ettim. Az sonra Caner, sırtında çantası ve elinde montuyla sınıfın kapısında belirdi. Ömer ile yüz yüze gelmemeleri için hızlıca kapıya koşup sınıfa girmesini engelledim. Hiçbir şey olmamış gibi sırıtıyordu.

''Ben izin aldım eve gidiyorum, sonra çıkışta falan bekleme beni diye haber edeyim dedim.''

Amman ne büyük kayıp. Ben de zaten meraklıydım seni beklemeye...

...Bunları her ne kadar teyzemin hatırı için söylemesem de '' Tamam kuzen dikkatli ol.'' diye geçiştirdim. Çok kalmadan gitmişti zaten. Ömer ile inşallah araları düzelmiştir diye dua ederken, Ömer beni çağırıp metni tamamlamamızı söyledi. Metni tamamlarken aklıma hafta sonu Ömer'in bizde kalacağı geliyordu. Heyecanımı dindiremiyordum. Neyse ki birkaç gün kalmıştı.

Bugün sabah erkenden kalktım, resmen evi odamı süpürüyordum, camları silip yerleri paspaslıyordum. Ne de olsa büyük gün. Ömer bugün bize geliyooooooorr.

Odamın camlarını silerken annemin hayret içinde bana bakan yansımasını görmüştüm. Annem odamın kapısına yaslanarak güldü, ellerini bağdaştırarak '' Şu Ömer'e söyle bize her gün gelsin. Hiç değilse odanı topluyorsun.'' Büyük bir kahkaha atarak camın kenarına oturdum. Düşeceksin in oradan diyen annem bana doğru koşmaya başlamıştı. Ben gülmeye devam ederken hemen aşağı indim.

'' Tamam sakin, neyse ya bende başka bir gün intihar ederim.''

''Tövbe estağfurullah'' deyip odamdan çıkan anneme '' Anne, mutfaktaki camları da sen sil'' dememle terliğini çıkarıp bana göstermesi bir olmuştu. '' Tamam validem, mesajı aldım.''

Pencereleri silmeyi bitirdikten sonra, mutfağa gidip yemek yapan anneme yardım etmeye koyulmuştum. Ömer'in gelmesine daha vardı. Annem Ömer'i neden bu kadar önemsediğime anlam vermeye çalışıyordu. Sürekli en yakın arkadaşım olarak bahsetmiştim. Bu yüzden aramızda olan sıcakkanlılıktan böyle olduğunu sanıyordu. Evet, sanırım Ömer de böyle sanıyordu. Zaten bunu bir tek ben böyle bilmiyordum.

Saat yaklaştıkça annem ile sofrayı hazırlamaya koyulmuştuk. Çok geçmeden Ömer onu gidip sokağın başından almam için aramıştı bile. Hızlıca içeri aynanın karşısına geçip dağınık saçlarıma şekil vermeye başladım. Aynaya son kez bakıp sırıtarak başından ayrıldım ve kapıya doğru yöneldim. Az sonra dışarı çıkıp sokağın başında bekleyen Ömer'e doğru hızlı adımlara yürümeye başladım. Beni görünce o da bana doğru yürümeye başlamıştı.

Yaklaşınca ilk defa sarıldık. Evet Ömer Kayacan ile, âşık olduğum insan ile ilk defa sarılmıştık. Sırtımı sıvazlayarak, ''N'aber kardeşim, nasılsın ?'' diye sormuştu. Ben ise hâlâ sarılmanın şokunda titreyen sesimle ''İyim Ömer, hoş geldin'' demiştim.

Hala düşündükçe heyecanlandığım sayılı anlardan biriydi. Ve daha geleli birkaç saniye olmuşken bile her şey mükemmeldi. Hemen hızlıca sokağın ortasındaki evimize yürümeye başladık.

Kapının önüne gelince kapıyı açan annem ''hoş geldin oğlum'' deyip o güzel gülüşünü etrafa saçıyordu. Ayakkabısının bağcığını açan Ömer, ayakkabısını çıkarıp hemen annemin elinden öptü. Evet, kafamda beni resmen heyecandan titretecek ve bir o kadar da güldürecek senaryolar dönüyordu. Evet, annemi damat adayı ile tanıştırıyorum. Öp sevgilim kayınvalidenin elini. Kendi kendime kurduğum hayallere kıkırdarken annem ve Ömer dönüp bana anlam veremeyen suratlarla baktılar. Bir süre bekleyen sessizliği Ömer '' Bu hep böyle, okulda da durduk yere gülüyor'' cümlesiyle bozmuştu.

Büyük bir kahkaha atıp kıkırdayan anneme döndüm, '' Anne sen neden gülüyorsun? Deli miyim ben? '' Annem Ömer'in çantasını alıp portmantoya asarken, '' günaydın '' demişti. Haksızlık. Resmen bunlar Ömer ile birleşmişlerdi. Ömer elini yıkamaya giderken arkadaşlarıyla dışarı çıkan ablam ve onu araba ile alan babam kapıyı çalıyordu. Hemen hızlıca kapıyı açıp babamın elinden poşetleri almaya yeltendim. Babam poşetleri elini geri çekerek bana vermemeye çalıştı.

Anlam vermeye çalışırken ''Bunlar annene, bugün evlilik yıldönümümüz. Onları odaya saklayacağım.'' dedi ve hızlıca anneme görünmeden odaya yöneldi. Ablamı öpüp kapıyı kapattım. Az sonra Ömer lavabodan çıkmıştı. Beraber oturma odasına geçmiştik. Ardından babam içeri geldi. Ömer tanıdığım en ince ruhlu insandı. Babam içeri girer girmez ayağı kalkıp elini öpmüştü. Benim aklımda yine deli senaryolar dönerken onlar çoktan sohbete başlamıştı. En son konu onun aşk hayatına gelmişti.

'' Var mı sevgilin bakalım? Yakışıklı çocuksun, okulun tüm kızları sen ve Efe'nin peşindeymiş diye duydum.'' Utancından kızaran Ömer, kıkırdayan babam ile biraz sessizlik olmuştu. Sessizliği içeri giren ablam bozmuştu. Ömer ile tokalaşıp tanıştılar. Benim iç sesim yine durmuyor tabi.'' Ooo Ömer Bey'i görümcesi ile de tanıştırdın. Helal.'' İç sesim ne kadar susmak bilmese de haklıydı. Şu an tam bir aile gibiydik. Keşke her insan eşit şartlarda doğup büyüse bu dünyada.

Sohbetimiz annemin içeriden yemeğe çağırmasıyla bölünmüştü. Babam ayağı kalkıp '' hadi bakalım, hanımı bekletmeyelim.'' Ömer'i gülümseten bu cümlesi ile odadan çıktı. Ayağı kalkıp Ömer'i elinden tuttum ve kaldırdım. Beraber sofraya oturduk. Cümlenin güzelliğine bakar mısınız? ''Beraber.'' Yemekte karşıma oturan Ömer'e bakıp duruyordum. Bir yandan annemin tabağına bol bol koyduğu yemeklerden yeyip yemediğine, bir yandan da utanıp çekinmemesi için ailemin elinden geleni yaptıklarını izliyordum.

En son ablamın yine tatlı küçük öğrencilerinden bahsederken hepimiz gülüşürken babam sofradan kalkıp içeri girmişti. Az sonra elinde bir pasta ile geldi. Annem ile olan evlilik yıl dönümleriydi. Herkes sofrada alkış tutarken Ömer'in hayran bakışları arasında içim burkulmuştu. Çünkü Ömer'in anne ve babasının arası kötüydü. Hatta boşanma eşiğine bile gelmişlerdi. Annem hızlıca masadan kalkıp pastayı masaya bırakan babama sarılmış mumları üflemişlerdi. Ablam da video çekerken benim umurumda olan tek şey üzüntüsüydü. Annem ve babamı tebrik edip, birlikte odama geçtik.

Çok heyecanlıydım. Odamı ilk defa görecekti. Aylardır bu odada hayal ettiğim Ömer, bu gece odamdaydı. Akvaryumun Mavi ışığıyla aydınlanan odamın lambasını yakarak yatağıma oturdum. İnanın ne konuşacağımı, ne diyeceğimi bilmiyordum. Soruları hep o sorsun istiyordum. Odamın neredeyse her köşesine dikkatle bakıp çok beğenen bir yüz ifadesiyle bana gülümsüyordu. En sonda sessizliği Adele'in bir posterini bulup bana sormasıyla bozmuştu. ''Ooo Adele'i bu kadar çok mu seviyorsun? ''

''Evet, gerçekten çok seviyorum. Neredeyse tüm şarkılarını ezbere bilirim.'' Ömer ufak bir sırıtışla posteri yerine koyup yanıma oturdu. Biraz utanmıştım. Ömer yatağımın üzerinde bağdaş kurup bana bir şeyler anlatıyordu. Evet, bu âşık olduğum insan. Ve hal böyle olunca biraz tuhaf hissetmiştim. O gece ne kadar konuşmuştuk, nelere gülmüştük, neler izlemiştik, neler yiyip içmiştik pek hatırlamasam da, mükemmel bir gece olduğunu söyleyebilirdim. Yatma vakti gelince Ömer'e rahat bir yatak kurmuştuk. Annem misafirlere çok önem veren bir insan bu yüzden Ömer'e gün boyunca eksiği olup olmadığını sorup durmuştu.

Ömer'i uyurken görecektim bu gece. Heyecandan uyuyamıyordum. Az sonra annem içeri girip yine bir ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Teşekkür edip iyi geceler diledikten sonra odadan ayrılmıştı. Ömer ise anneni nasıl ikna edebiliriz bir şeye ihtiyacım olmadığına deyip kıkırdamaya başlamıştı. Kafamı koyduğum yastığı 1 metre uzağımda uyuyan Ömer'e fırlatmıştım. O da bana fırlatınca yastık savaşı başlamıştı. Resmen çocukluğuma dönmüştüm. Yorulunca artık iyi geceler deyip yorganın altına girdim. Ömer uyumamı istemiyordu. Oldukça heyecanlanmıştım. Çalışma masamda şarja taktığı telefonu alıp kilidini açtı. Ardından birini aramaya başladı.

Resmen kendimi boşlukta hissediyordum. Gözlerim dolmuştu. Ömer konuşmaya devam ederken yatağım uzanıp sırtımı dönmüştüm. O an çok büyük bir karar vermiştim. Ömer'e her şeyi anlatıp arkadaşlığımızın bitmesini göze alacaktım. Yeter ki bu acıyı çekmeyeyim. Ben onunlayken onsuzdum. Hiç değilse onunla değilken onu daha az hatırlayabilecektim. Ama bir türlü susmuyorlardı. Kulaklığımı takıp arkama döndüm ve uyumaya çalıştım.

Gözlerimi açtığımda taktığım kulaklık beni boğmaya çalışmış gibi boynuma dolanmıştı. Hızlıca müziği kapatıp kulaklığın kablosundan kurtuldum. Zar zor açılan gözlerimi duvarda çalışan analog saatime diktim. Saat sabahın dördü idi. Aklıma Ömer'in bizde kalması olayı gelince de hemen aşağıda yatan Ömer'e baktım. Telefonu göğsünde açık şekilde duruyordu. Karşıdaki telefonu hala kapatmamış. Açık şekilde uyumuşlar. Aman ne romantik. Hayır, elbette kıskanmıyordum fakat Ömer ne sağlığını ne de cebini düşünmeyen, düşüncesiz biri ile birlikteydi. Ve o kızı Ömer gibi birinin değerini anlamayan biri olarak görmeye başlamıştım.

Ömer'e dikkatle baktım. Koyu kahverengi saçları yüzüne gelmişti. Saçlarını ellerimle geriye attım. O güzel gözleri uyuyordu. Tel tel ayrılmış uzun kirpikleri, üst üste binmişti. O kadar güzel nefes alıp veriyordu ki, etkilenmemek elde değildi. Hızlıca yorganı örtüp mutfağa su içmeye gittim. Bardağımı elimde götürüp dışarıda hafif aydınlanmış gökyüzüne çevirdim. Gökyüzü o kadar farklı tonlarda renge sahipti ki insanoğlunun bunlar olunca uykuda olması, görecekleri manzarayı kaçırma konusunda büyük bir şanssızlıktı. Bardağımı bırakıp odama yöneldim. Yatağıma geçip yan tarafımda uyuyan Ömer'i izliyordum. Sabah her şeyi anlatacaktım. Bir türlü uyuyamıyordum. Ömer'i izlemeye dalmışken, elimi yanağında gezdirdim. Dudakları adeta beni öp diye fitneler koparıyordu. Yüzümü iyice yüzüne yaklaştırdım. Yavaşça alıp verdiği sıcak nefesini dudaklarımın üstünde hissediyordum

Bölüm sonu

3 yorum

  • Abi bölüm kitleyince ne anlıyorsunuz ya param yok Aq uygulama zaten diğer bölümü açmam için iki saat sofue veriyor okuyasim kaçtı şuan kitap burda bitti dj