İçeriğe geç

SESSİZCE KAYBOLANLAR

Bölüm 5 · 4 dk okuma

SESSİZCE KAYBOLANLAR

Bölüm 5

MİCHAEL'İN SIRRI

Marry ile olan konuşmamın üzerinden tam iki gün geçmişti. Biraz kendimi toparlayıp gördüklerimi sindirdim ve üçüncü günün sabahına mutlu ve olumlu bir şekilde uyanmaya çalıştım. Öyle de oldu ama günün ilerleyen saatleri hiç de umduğum gibi gitmedi.

Bir can daha verdik. Bir ölü daha…

Hepimiz çok hüzünlü ve mutsuzduk. İçimiz ne kadar acısa da hiçbir şey yapamıyorduk ve bu da canımızı çokça sıkıyordu. Ölen arkadaşımız çok da yabancı değildi. Daha üç gün önce Oliver ve Ambar’ın elinden kurtardığım o kız, Marry’di.

O kadar masum ve iyi niyetli bir kızdı ki…

Neden? Neden o ölmüştü? Neden kurban oydu?

Bilmiyorduk ama onun adına çok üzülmüştük. En çok da ben… Daha yeni konuşmuştuk. Her şey iyiydi, yolundaydı…

Ama bu durumdaki en önemli şey artık bu katili bulmaktı. Her kimse kusursuz ve başarılı bir şekilde işini hallediyordu. Ama en önemlisi, imzasını bırakmayı ihmal etmiyordu. Ve bunu sadece ben fark ediyordum. Diğer arkadaşlarımın neden dikkatini çekmediğini bilmiyordum. Kafamda mı kuruyordum, yoksa buna mı inanmak istiyordum?

Bu olayın üzerine Bayan Ross gelip bizi dağıttı ve kalabalık yapmamamızı söyledi. Ama orada bir şey dikkatimi çekti. Tam hepimiz dağılırken fark etmiştim.

Dün akşam bir ara uyandım ve yanıma baktığımda Diana yoktu. Şu anda da olduğu gibi olay yerinde de Diana yoktu ve dün geceden beri onu hiç görmemiştim.

İyi miydi? Neredeydi?

Hepimiz yemekhaneye gittik. Ve tabii ki geçen günkü gibi yeni gelenler yine olay çıkarmayı tercih ettiler. Lucas’a bulaştılar. Durduk yere yemek tabağını yere attılar ve Lucas’a yumruk attılar.

Ben de kendimi tutamayıp onlara diklendim. Ne yaptıklarının farkında bile değillerdi ve onlara birinin bir şeyleri hatırlatması gerekiyordu.

Tam o anda tabii ki Bayan Ross geldi ve bizi odasına çağırdı.

Odasına gittiğimizde hepimize bağırıp çağırdı. Ben de kendimi tutamayıp ona karşılık verdim ve olayları gerçek bir şekilde anlattım. Bayan Ross bunu beklemiyordu. Ben konuşmaya başladığımda şok içinde bana odaklandı ve beni dinlemeye başladı.

Ben de bir hışımla her şeyin doğrusunu onun yüzüne çarptım ve odadan çıktım.

Bayan Ross, benden sonra odadaki herkesi kovmuş. Lucas, olayın ardından yanıma gelip söylediğinde damarına fena bastığımı fark etmiştim.

İçimden, “Artık benimle uğraşır durur.” dedim.

Sonrasında ise yanımıza Diana geldi.

Diana’ya dönüp, “Neredeydin? Dün gece de uyandığımda yatağında olmadığını gördüm.” dedim.

O da dün gece tuvalete gittiğini, sabah ise mezarlığa ailesini görmeye gittiğini söyledi.

Ben de çok önemsemeyip, “Tamam.” dedim ve ona bugün olan cinayeti söyledim. Şaşırmış gibiydi. Ne diyeceğini bilemedi.

Michael geldi ve Lucas’ı çağırdı. Panik içindeydi. Hemen onu sakinleştirip ne olduğunu sorduk ama o sırada Lucas da Michael da son derece panikti.

İkisinin bildiği ancak bizim bilmediğimiz bir şey vardı.

Oradan yanımızdan gidip konuşmak istiyor gibiydiler. Bizden bir şey saklıyorlardı ama ben buna izin vermedim.

Bir anda, “DURUN!” diye bağırdım ve onlara her şeyi anlatmalarını söyledim.

Donakaldılar. Bunu söylememi beklemiyorlardı.

Bu katil, ölüler derken canıma tak etmişti artık. Sır yoktu.

Onlar da bunu anlayıp, “Tamam.” deyip anlatacaklarını söylediler.

Michael anlatmaya başladı:

“Seninle bodrum katında karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?” dedi.

Ben de, “Yani, kısmen.” dedim.

“Orada beni gördüğünde benim katil olduğumu düşündün. Bunu söylemedin ama ben aklından geçenleri biliyordum. Ben orada ölen kardeşimin ardından acaba bir iz bulabilir miyim umuduyla bulunuyordum.” dedi.

Hepimiz şok içinde ona döndük. Ne diyeceğimizi bilemedik.

Hemen ardından Zoe’nin onun öldürülen kız kardeşi olduğunu söyledi.

Bir kez daha şok içinde kalmıştık.

Bu nasıl olabilirdi?

Onlar normalde birbirleriyle pek konuşmazlardı. Meğer anne ve babalarının kayıplarının ardından Zoe, hiçbir aile bireyine çok fazla bağlanmak istememiş. Anne ve babası gibi eğer o kişiyi de kaybederse bir daha hayata tutunamamaktan korkmuş.

Abisi Michael ile ne kadar görüşüp konuşsa da çok fazla samimi olmamaya çalışmış. Daha doğrusu, kendini kandırmayı seçmiş.

Abisi sayesinde anne ve babasından sonra yeniden hayata tutunmuş ve uzun bir süre psikolojik tedavi görmüş.

Michael’ın bu söylediklerini dinledikten sonra, “Demek bu yüzden bu kadar sessiz ve soğuk bir kızdı.” dedim.

Michael da, “Evet. Sadece ben değil, kimseye yakınlık göstermek istemiyordu.” dedi.

Bu durum ona fazlasıyla ağır gelmişti.

Michael bunları söylerken biz de şokumuzu atlatmaya çalışıyorduk.

O akşam bir şey bulabildin mi diye sordum.

Michael ise, “Evet, buldum.” dedi.

“Yerin altında bir geçit… Katilin ini olmalı. Birçok tabut vardı.” dedi.

Ben de, “Evet, biz de bulduk.” dedim.

Yani Diana ile ben bulmuştuk.

Michael bir de kardeşinin kıyafetindeki kurdeleden bahsetti. O kıyafette böyle bir kurdele olmadığını ve bunun katilin bir imzası olduğunu söyledi.

Ben de, “Evet.” dedim. “Zoe’nin öldüğü gün benim de dikkatimi çekmişti ama başka kimse fark etmemişti.”

“Ben bu katilin kim olduğunu merak ediyorum. Her kimse hemen ortaya çıkmalı.” dedim.

“Neredeyse bir buçuk yıldır bu katili arıyoruz ama her kimse çok iyi gizleniyor.” diye ekledim.

Michael da, “Evet.” dedi.

Lucas ise bugün ne olduğunu sordu.

Michael, kardeşinin mezarına gittiğini ve Bayan Ross’un da orada Zoe’nin mezarının başında olduğunu söyledi.

“Zoe’ye, ‘Abin hiç rahat durmuyor. Yakında o da yanına gelmeyi planlıyor herhalde.’ dedi.” diye anlattı.

Hepimiz bir kere daha şok geçirmiştik.

Çıkmazda gibiydik.

Hepimiz çaresizce birbirimize bakıyorduk. Sanki aynı şeyi düşünüyorduk:

“Şimdi ne yapacağız?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.