Yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu, sanki hiç sönmeyecek gibi. Onlardan gözlerimi alamıyordum ama saat oldukça geç olmuştu ve görevli anlamadan odama dönmeliydim. Odama giderken görevliye yakalanmamayı hedefleyen ben, direkt müdür Bayan Clara Ross ile karşılaştım. O delici gözlerini bana dikmiş, bakıyordu ve benden bir açıklama bekliyordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben daha önce defalarca yetimhaneden kaçmış ve yaramaz bir öğrenciydim. Terasta biraz hava alıp yıldızları izliyordum desem bana asla inanmazdı.
Merhaba, bu arada ben yıllar önce ailesi tarafından terk edilip yetimhaneye verilen o kızım: Veronica Valenti. Ailem beni terk ettikten sonra durmadım. Burada kalmak istemiyordum, bu yüzden de yurttan kaçtım, okulu astım, karakolluk oldum, yetimhaneyi yaktım… ve daha onca şey. Ama yine de aklımda tek bir şey vardı: Ne olursa olsun buradan kurtulacaktım.
Ama yine de Bayan Ross'a dönüp, bir ümit bana inanır mı diye ona açıklama yaptım. Terasta biraz hava alıp yıldızları izlediğimi söyledim. Tabii ki inanmadı. Onun gözünde ben bir kaçak, yalancı ve yaramaz bir kızdan başka bir şey değildim ve onun gözünde artık bu son damla olmuştu. Beni bu yurttan ne yaparsam yapayım göndermeyeceğini söyledi. O tam bir ucubeydi. Çocuklardan nefret etmesine rağmen, onca garip olaya rağmen hâlâ yurtta müdürdü.
Benim burada pek arkadaşım yoktu ancak tek bir kişi vardı ki o da beni burada koruyan ve hep yanımda olan Diana Moran'dı. İşlediğim suçlarda yanımda olan ve beni destekleyen tek suç ortağımdı.
Bu arada garip olaylardan kastım, bundan bir yıl önce, 2025 yılında, Amerika'nın Florida eyaletinde Bayan Ross'un gelmesiyle başlayan ve yaklaşık dört arkadaşımızı kaybetmemize sebebiyet veren o şeydi. Ne oluyorsa çok sessiz, sakin ve kimse yokken oluyordu. Onun ne olduğunu bilmiyorduk ama kesinlikle bildiğimiz tek şey, bu durumun içinde Bayan Ross'un olduğuydu. Bir kişiyi daha kaybetmemek için onca şey yaptık; yurdu yakıp yok etmeyi bile denedik ama ne yaparsak yapalım olmuyordu. Herkes de bunun farkındaydı ama kimse Bayan Ross'u karşısına almak istemiyordu ve herkes ondan ne kadar korksa da ona ucube diye sesleniyordu.
Ama Diana ile ben kafaya koymuştuk. O şey neyse, nasıl bir yaratıksa, onu biz bulacaktık. Önce bir plan kurduk. Bu cinayetlerin hepsi aynı yerde, yani yetimhanenin en alt katında işleniyordu. Suçlu her kimse hiç iz bırakmadan yok oluyordu. Yetimhanenin en alt katında sadece kitaplar ve eski evraklar bulunduğu için orada kamera yoktu ve suçlu her kimse bunu biliyor, işini itinayla halledip ortadan kayboluyordu. Yoksa suçlu yakınımızdan biri miydi? Bunu öğrenmek için elimizden geleni yapacak ve o her kimse onu bulacaktık.
Diana ve ben yatakhaneye gidip biraz dinlendik. Bayan Ross'a yakalanmamak için akşam bodrum katına inecek ve bu işi çözecektik. Bu sırada yatakhanede dinlendik ve akşam olduğunda Diana ile birlikte bodrum katına indik. Tam oradaki kitapları ve dosyaları inceleyecekken bir anda ışıklar gitti. Bayan Ross geceleri belli bir saatten sonra hep ışıkları kapatırdı ve herkes yatağından korkusundan kalkamazdı. Ama bu sefer ışıklar olduğundan daha erken bir saatte kapanmıştı.
Bir anda Diana'nın çığlığını duydum.
“İMDAAAT!”
Ve aniden kapının kilitlenme sesi geldi. Biri Diana'yı götürmüş ve beni buraya kilitlemişti. Panikten bağırmaya başladım. Diana iyi miydi? Diana'yı kim götürmüştü? Tam kafam sorularla allak bullak olmuşken bir anda kapı açıldı. Karşımda Bayan Ross vardı. Bana burada ne yaptığımı sordu ve yine o delici bakışlarını attı. Ne diyeceğimi bilemedim. Bayan Ross, biraz daha ona cevap vermezsem beni öldürecek gibi duruyordu.
Ardından bir anda patır patır ayak sesleri gelmeye başladı. Gelen Diana'ydı. Koşarak bana sarıldı ve bir anda ağlamaya başladı. Şaşkın bir şekilde ben de ona sarıldım. İkimiz de korkmuştuk.
Bayan Ross, Diana'ya dönüp iyi misin, dedi. Diana ise iyi olduğunu ve tuvalette bir böcek gördüğünü söyledi. Onların bu kadar korktuğunu gören Bayan Ross daha fazla uzatmak istemedi ve:
“Doğru yatakhanenize.” dedi.
Yatakhaneye giderken ben Diana'ya dönüp iyi olup olmadığını ve onun çığlığını duyduğumu söyledim. O da bir şeyin onu çektiğini ve ona karşı koyamadığını, onun çok güçlü olduğunu söyledi. Ben de daha fazla sorgulamadım ve yatakhaneye gittik.
Ben ve Diana, yan yana olan ranzaların alttaki yatağında yatıyorduk. Tam yatacakken Diana'nın yastığının altında bir kâğıt dikkatimi çekti ama sabah sorarım deyip yattım ve bizi izleyen Bayan Ross, kameradan bakıp bizim yattığımıza emin olunca ışıkları söndürdü.
Ertesi gün sabah Diana'nın sesiyle uyandım. Bana kahvaltı saati olduğunu ve geç kalmamamız gerektiğini söylüyordu. Ona tamam deyip kalktım ve tuvalete gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra yatakhaneye geçip üzerimi değiştirdim ve beraber kahvaltıya indik.
Kahvaltının ardından Diana'ya, dünkü olan şeylere rağmen o katili bulmalıyız, dedim. İkimiz de ne kadar korksak da bu işin peşini bırakmayacaktık. Akşam tekrar bodrum katına inelim, dedim. O da:
“Bayan Ross dün bizden şüphelendi. Bence bir gecelik duralım.” dedi.
Yarın gece inmeyi teklif etti. Haklıydı, ben de tamam dedim.
Ama o günün akşamı, düne kıyasla hiç olmaması gerekenden daha olaylı ve ölümlü sonlanmıştı.
Sonraki gün sabah uyandığımızda okulda yine polisler vardı. Onlar bile bu ölümlerin sırrını çözemiyorlardı. Katil bunu neden yapıyordu ve nasıl bu kadar kusursuz yapıyordu? Polisler bile bu durumda çaresizdi. Ama daha da korkutucu olan şey, bunların hepsinin bir sırayla ilerlediğiydi.
Ölen kız, Veronica'nın ranzasının üstünde yatan kızdı: Zoe Blackwood.
Veronica onu görür görmez tanımıştı ve sanki kanı donmuştu. Çok konuşmamalarına rağmen yakınından biri olması onu üzmüştü.
Veronica, son bir kez onu daha yakından görmek istediğini söyledi. Bayan Ross:
“Polisler inceleme yapıyor, şu an yaklaşamazsın.” dedi.
Polisler ise zaten bir şey bulamadıklarını ve bakabileceğini söylediler. Bunun üzerine ben de gittim ama sanki ona yaklaşırken ayaklarım geri geri gidiyor gibiydi. Onun öldüğüne inanmak istemiyordum. O nasıl ölürdü?
Ona yaklaştım ve kulağına eğilip onu öldüren her kimse onu bulacağımı söyledim. Biraz daha bakıp tam yanından ayrılacakken üzerinde bir şey fark ettim.
Tam o sırada Bayan Ross polislerle konuşuyordu. Herkesin odağı başka yerdeydi.
Zoe'nin üzerinde, kıyafete sonradan eklenmiş kırmızı bir kurdele vardı. Sanki o kıyafete aitmiş gibi duruyordu ama ben o kıyafeti daha önce de görmüştüm.
Ve o an anladım ki bu, katilin bir imzasıydı…
