Ahu salondaki uzun ve yerden tavana kadar yükselen camların bir köşesinde yere oturmuş dışarıyı seyrediyordu. Sonbahar kendini iyice göstermişti. Renk renk olan yapraklarda dolaştı Ahu'nun gözleri. Yapraksız kalan ağaçlara, esen rüzgarla dans eden çalı çırpıya...
Hava serindi ama kendisi buna tezat olarak siyah omuzu düşük bir triko kazak ve pileli beyaz bir mini etek giyinmişti. Eteği ile yere oturmak onu endişelendirmedi çünkü eteği içten şortluydu.
Rowenta onun saçlarını tarayarak bir kısmının gözüne gelmesini engellemek amacıyla siyah kurdale ile toplamıştı. "Ahu, Rose hanım geldi." Rowenta'yı duyunca derin bir nefes aldı. Rose, Ahu'nun psikoloğuydu. Ve açıkcası şu an kimseyle konuşmak istemiyordu...
Ahu istemeyerekde olsa yerden kalkarak eteğini düzeltti. Alt kata, büyük girişin bulunduğu yere adımladı. Rose onunla hep ana salonda konuşurdu.
Lacivert tonlarına hakim salonda koltuğa oturarak hiçbir şey düşünmemeye çalıştı. "Merhaba tatlım." Bayan Rose karşısındaki geniş koltuğa otururken sıcak bir tebessümle ona baktı.
"Merhaba." Ahu'nun sesinden konuşmak istemediği anlaşılıyordu. "Yeni resimler yaptın mı?" Rose onun resimlere karşı olan ilgisini biliyordu.
Ahu kafasını sallayarak onayladı. Rose bu sırada deri defterini açarak dizine yasladı. "Bana sormak istediğin bir şey var mı Ahu?" İnsan en çok neyi düşünürse karşı tarafda merak ettiği şeylere yansıtırdı. Rose'a göre Ahu kolay bir hasta değildi. Falzasıyla içine kapanıktı, sessizdi.
"Dışarısı soğuk muydu?" Esen Rüzgarı camdan görmüştü Ahu. İstese odasındaki geniş balkona çıkıp hissedebilirdi bile. Ama o yinede sormayı tercih etmişti. "Evet, biraz serindi ancak üşüyecek kadar değil." Rose defterine bir kaç cümle yazdı. "Türkiyede şu an hava daha ılıman olmalı..." Ahu mırıldanarak bir çıkarım yaptı.
"Bu hafta Victor beyle neler yaptın?" Ahu'daki sorunun kilit noktası buydu. Rose dizine koyduğu defterde yeni bir sayfa açtı. Ahu gözlerini kaçırdı. "Bir şey yapmadım." Dedi sakince. "Onun hakkında konuşmak istemiyorum..."
"Neden? Sana davranışlarından dolayımı?" Ahu gözlerini salonda gezdirdi. "Yok."
Rose ilgiyle ona baktı. "Belkide ona karşı olan tutumunu değiştimelisin Ahu'cum." Ahu kulaklarının işittiğiyle şaşkınlıkla gözleri açtı. "Neden, o bana bu hayatı reva gördü." Sessizce dile getirdi aklındakileri.
"Çünkü bazen ne kadar çözüm arasakta istediğimiz sonuçlara varan bir yol olmaz. Umutsuzluğa kapılmak yerine belkide olaylara bakış açımızı değiştirmeliyiz." Rose ona en iyi gelecek şeyin bu hayattan kurtulmak olduğunun bilincindeydi fakat kendisininde elinden bir şey gelmiyordu...
"Ama o benim özgürlüğümü benden aldı." Ahu'nun sesi çaresiz çıkıyordu. Bu hayattan nasıl kurtulacağını zamanında çok düşünmüştü, ancak bir çıkar yol bulamamıştı.
"Victor bey, seni seviyor Ahu."
"Sevmesin, istemem ki..." dedi Ahu burnunun ucu sızlarken "Bu evden dışarı bir adım atmama bile izin vermiyor." Yanağına düşen bir damlayı hızla elinin tersiyle sildi "Hem ben Victor' dan korkuyorum. Sevgi korkutmamalı Rose..."
Rose yıllardır bu mesleği yapıyordu fakat ilk kez ne diyeceğini bilememişti. Onun aksine Ahu devam etti. "Ve tüm bunlara rağmen sen tavırlarımı değiştirmemi söylüyorsun." Yeşil irislerini ona çevirdi. "Sen benim yerimde olsan ona karşı tutumunu değiştirebilir miydin?"
Rose bu soruya sesli bir cevap vermiş olsa bunun cevabı kesinlikle hayır olurdu "Canım kendini bu kadar-"
"Sorduğum soruya cevap veremiyorsun Rose." Ahu onun cümlesini bitirmesine izin vermemişti. Biliyordu, yerinde kim olursa olsun asla böyle bir adama boyun eymezdi. Kendide bunu yapmaya çalışıyordu, tabi elinden geldiğince...
"Daha fazla konuşmak istemiyorum." Ahu oturduğu yerden kalkarak geniş ve gösterişli merdivenlere ilerleyerek hızla yukarı çıktı.
Rose ise Rowenta'nın kapıya kadar eşliğiyle evden ayrıldı. Kendi aracına bindiğinde her seans sonrası yaptığı gibi Victor'u aradı. Çağrı karşı tarafda açılınca karşılaştığı sessizliğe alışkındı. Patronu onunla gerekmedikçe iletişim kurmazdı.
"Efendim, Ahu hanımda hiçbir gelişme yok. Tavırlarında çok net ve haklı-"
"Bana onun için ne yapmam gerektiğini söyle doktor." Victor, şirkette paravan olarak kullanıcakları hesapları kağıtlar üzerinde incelerken oldukça sakin ve mimiksizdi.
"Onu evde tutmaya bir son vermelisiniz." Rose onu bırakmasını söylemedi, nedeni bunu bir çok kez dile getirmesine karşı patronunun sinirden gözünün dönmesiydi.
"Olmaz." Net bir cevap. Victor bu önerinin üzerine düşünmedi bile. Ahu'ya kendisinden başka değen hiçbir göze tahammülü yoktu.
"Bunu onun ruhsal sağlını için bir daha düşünün lütfen." Rose yapabildiğince Victor'u ikna etmeye çalışıyordu.
"Olmaz. Dedim. Doktor." Victor her bir kelimenin üzerine basa basa bir kez daha tekrarladı. "Başka bir şey söyle."
Durum zaten psikolojik olarak çok yıpratıcıydı. Rose'a göre patronununda psikolojik destek alması gerekiyordu. Bu düşüncesini asla dile getirmedi. "Maalesef, başka bir çözüm yolu öneremem. Ahu hanımın biraz kendine ait sınırları olmalı, özgür hissedebildiği sınırlar."
Victor sinirden çenesini sıkarken elindeki kağıtları masaya sertçe bırakarak ayağa kalktı. Masasının hemen önündeki deri koltuklardan birinde oturan Sergio anlamsızca ona baktı.
Şehir manzarasına bakan canım önünde durduğunda bir eli cebinde, dışarıda gözlerini dolaştırdı. "Bir şekilde onu iyi ediceksin. Bu amaç için varsın. Başka bir çözüm yolu bulmaya başlaman senin açından iyi olur." Sert sesi oldukça ürperticiydi.
"Efendim, inanın bana başka bir yolu olsa elimden geleni yaparım." Rose kendini iyice stres altında hissediyordu. Öyleki sürdüğü aracı ona dar geldiğinde sonbaharın getirdiği serin havaya aldırış etmeden klimayı açmıştı.
"Elinden gelenin daha fazlasını yap doktor." Victor sakinlikle konuşmaya devam etti. "Yoksa oğlun Arthur'u belli bir süre misafir etmek zorunda kalıcaz. Ve emin ol ki onda bırakacağımız travmaların üstesinden sen bile gelemezsin." Cümlesi bittiği anda Victor telefonu kayıtsızca kapattı.
Rose ise korkuyla kulağından telefonunu çekti. Aracını yolun kenarına yanaştırdı. Oğlu daha dört yaşındaydı. Değil bu tarz adamları görmesi onların yanından bile geçmesini istemezdi.
Titreyen elleri hareket ettirmediği direksiyonda dururken alnınıda direksiyona yasladı. Derin nefesler alırken aklında sadece oğlu vardı...
Victor hiçbir şey olmamış gibi büyük masasına ilerleyip oturmuştu. Onun için önemli olan tek kişi Ahu'ydu. Geri kalan herkes geberip gidebilirdi.
Sergio net bir şekilde telefon görüşmesinde dediklerini duymuştu. Şaşırmamıştı. Adı geçen kadını arkadaşından pek çok kez duymuştu. Victor'un sevgi dediği bu bağın da saplantı olduğunu gören tek kişiydi.
Açıkcası Victor'u bu derece kendine bağlayan kadını fazlasıyla merak ediyordu. Bahsi geçen kadını tanımasa bile bir konuda Sergio'nun düşüncesi çok netti; O kadın Victor sayesinde, yıkımın tüm gücünü avucunda tutuyordu...
