"Demek okul parasını ödemek için buralarda sürünüyorsun, sağır çocuk... Bakalım bu gece beni ne kadar eğlendirebileceksin?"
Ethan’ın tam kulağımın dibinde yankılanan o buz gibi, egolu fısıltısı damarlarımdaki kanı dondurdu. Gözlerindeki o acımasız kibir, bir hafta önceki çatı katında beni tutan çocukla tamamen bağını koparmıştı. Arkasındaki arkadaş grubu, onun bu aşağılayıcı tavrıyla iyice coşarak kahkahalar atmaya başladılar.
"Ooo, Ethan bombayı patlattı! Hadi sağır, patronunu duydun. Bize tüm masanın içkilerini getir ama masaya kadar ritmi kaçırmadan taşı, dökersen hesaba yazarız!" diyerek bardağı masaya vurdu grubun arsız çocuklarından biri.
Kafamı öne eğdim. Kalbim nefretle ve kırgınlıkla deliler gibi çarpıyordu ama tek bir kelime bile edemezdim. Haklı ya da haksız olmamın bir önemi yoktu; burada sadece bir çalışandım ve bar şefinin "hata istemiyorum" deyişi kulaklarımda çınlıyordu. Eğer bir kavga çıkarırsam, bu zengin çocuklara sesimi yükseltirsem anında işten kovulurdum. Yarınki okul faturasını ödeyemez, akademiden atılırdım. Annemin yokluğunun getirdiği o devasa çaresizlik, gururumu ayaklar altına almama çoktan mecbur bırakmıştı beni.
"Hemen hazırlıyorum efendim," dedim. Sesim kendi kulaklarıma bile o kadar kısık ve titrek gelmişti ki... İşitme cihazımın sesini biraz daha kısıp sadece önümdeki bardaklara odaklandım.
O gece, benim için tam bir işkenceye dönüştü. Ethan ve arkadaşları barın en görünür masasına kurulmuş, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmıyorlardı. Sırf beni zor durumda bırakmak için her beş dakikada bir sipariş veriyor, bilerek bardağı masanın en ucuna koydurup elimi uyuşturan buzlu suları üzerime dökmeye çalışıyorlardı. Ethan ise tüm bunları deri ceketine yaslanmış, bacağını bacağının üzerine atmış bir halde, dudaklarındaki o alaycı piercingi parıldatarak izliyordu. Tek bir kelimeyle arkadaşlarını durdurabilirdi ama o sadece benim çaresizliğimi, bir bardak içkiyi masaya bırakırken titreyen ellerimi izleyerek egosunu tatmin etmeyi seçti. "Müşteri haklıdır" kuralının arkasına sığınarak tüm gece boyunca bir köle gibi onların emirlerini yerine getirdim. Eve döndüğümde saat sabaha karşı dörttü, ayaklarım ve gururum paramparçaydı.
Ertesi gün müzik akademisinin stüdyosu, benim için barda geçen o kabus gecesinden çok daha ağır bir sınavdı. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü. Kafamın içi faturalarla, evdeki bomboş buzdolabıyla ve annemin yasıyla o kadar doluydu ki, parmaklarım gitarın sapını kavrarken bile titriyordu.
Üstelik bu sefer stüdyoda sadece grup yoktu; dersin hocası Bayan Ramirez de piyanonun başında bizi izliyordu.
Ethan mikrofonun arkasına geçti, darmadağınık siyah saçlarını geriye doğru savurarak hocaya sinir bozucu, ukala bir gülümseme gönderdi. Şarkının ritmi başladığında derin bir nefes aldım. Elektro gitarımın tellerine vurmaya başladım ama kafam o kadar dalgındı, ruhum o kadar yorgundu ki... Şarkının en önemli geçiş kısmında parmağım kaydı. Tellerden kulak tırmalayıcı, berbat bir detone ses yükseldi. Ritmi tamamen kaçırmıştım.
Müzik bıçak gibi kesildi.
Bayan Ramirez kaşlarını çatarak bana döndü. "Jack, ne yapıyorsun sen? Bu kaçıncı hata? Kafan nerede senin?" diye azarladı.
Ben tam mahcup bir şekilde kafamı öne eğip özür dileyecekken, mikrofonun arkasından Ethan’ın o egolu, amansız sesi stüdyoda yankılandı. Gruptaki arkadaşlarına bakıp sırıtırken mikrofona doğru konuştu: "Hocam, bence boşuna nefesinizi tüketmeyin. Arkadaşın kulağı sadece geceleri barlarda, yüksek müzik altında içki doldururken çalışıyor galiba. Bu sağır haliyle elektro gitarın ritmini duyup çalmasını beklemek zaten bizim hatamız."
Gruptaki diğer çocuklar anında kahkahayı bastı. "Aynen öyle, sağır olduğunu unutup bir de müzisyen olmaya çalışıyor," diyerek arkadan fısıldaştılar.
Gözlerimin arkasının yandığını hissettim. Burnumun üzerindeki çiller, utançtan ve öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Kulaklarımdaki işitme cihazını söküp atasım, bu dünyadan tamamen yok olasım geldi. Ethan tam karşımda, o 1.90'lık devasa cüssesiyle bana yukarıdan bakıyor, hayatımı mahvetmekten zerre pişmanlık duymuyormuş gibi sırıtıyordu. Ne dün geceki sessiz çaresizliğime acımıştı ne de şu anki durumuma. O, sevgiyi de merhameti de bilmeyen acımasız bir zorbaydı ve beni bu okuldan tamamen fırlatıp atana kadar durmayacaktı.
Yazarın Notu:
Sessiz Ritim'in üçüncü bölümüyle karşınızdayım! 🖤 Ethan'ın bu amansız ve acımasız zorbalığı karşısında muhtemelen şu an hepiniz çıldırıyorsunuz! (En azından daha fazla okunduğu bir zaman😔) Jack işini ve okulunu kaybetmemek için her şeye katlanıyor ama Ethan’ın bu egolu sınır tanımazlığı nereye kadar sürecek?
Eğer hikâyeyi beğendiyseniz takip etmeyi unutmayın lütfen! Muah(。♡‿♡。)