bilge ne yapacağını ve ne karar vereceğini düşünürken yağız sessizliği bozdu
"Neden yeteneklerimizi ölçmüyoruz arkadaşlar?"
parmaklarımı çıtlatırken yağıza döndüm
"nasıl olacak o?"
"Benim gideceğimiz restorana yakın bir dairem var. birkaç tane eşya var içinde yinede işimizi görür. müzik odam var orada. atölye gibi düşünebilirsin"
ipeğin dışarıya bakan gözleri heyecanla taylana döndü.
"gider miyiz taylan?"
taylan odağını bozmadan arabayı sürmeye devam etti.
"sen ne istersen hayatım"
ipek bana döndü
"itiraz yok. eğer tek kelime edersen evdeki ses bombasının sesini fulleyip sabah horon teperim başında bilmiş ol"
derin bir iç çektim
"sabah başımda horon tepmenden iyidir sanırım. bakarız"
taylan arabayı profesyonelce park etti. hemen dışarı atlayıp ipek in kapısını açtı. yağızla ben ise arabadan inip girişe doğru yürüdük.
"kaç yaşındasın bilge?"
"22 yaşındayım"
"nerelisin?"
"Bursa"
masaya oturduk. ben ipek'in karşısına, taylan ise yağızın karşısına oturmuştu. ipekle taylan yan yanaydı. otomatik olarak benim yanımda da yağız vardı
"Taylan menüyü uzatır mısın"
taylan incelediği menüyü bana uzattı. bende seçtim ve garsonu çağırdık. taylan, ipek ve kendi istediği yemekleri sipariş etti.
"benle hanım efendiye spaghetti alfredo. içecek olaraksa cosmopolitian alalım."
garson bana ve yağıza baktı.
"siz ne alırdınız?"
"Ben bir sezar salata alayım. içecek olarak ise kola"
yağız hemen balıklama atladı
"bana da hanım efendinin aynısından"
yağıza neden dercesine baktım
"hiç uğraşamam şimdi yemek seçmekle"
tekrar önüme döndüm
"İyi sen bilirsin" diye mırıldandım.
telefonumun ekranını açıp birazcık sosyal medyadaki gündemlere baktım. tam haberleri okuyordum ki bildirimlere bir mesaj düştü. okumadan kapattım ve telefonu masanın üstüne koydum. garson yemek tabaklarını önümüze koydu. içeceklerimiz geldikten sonra kolamdan bir yudum aldım. kolayı ağzıma götürdüğüm anda bildirim sesi gelmişti. bende dayanamayıp kolayı yutmadan mesaja baktım.
BİLİNMEYEN NUMARA BİR FOTOĞRAF GÖNDERDİ
bildirimin üstüne tıkladım. açtığımda kolanın boğazımda kalması uzun sürmedi. yaklaşık 50 salise.
"ipek acil şuna bak"
öksürmem durmadığından dolayı yağız yavaşça sırtıma vurdu. ipeğe uzattığım telefonu ipek hemen kaptı. ilk başta üstteki mesaja baktı. sonrada alttaki fotoğrafa.
BİLİNMEYEN NUMARA: bilge nasılsın gül kokulum? umarım iyisindir. çünkü lisedeki mevzuların intikamını almak için sabırsızlanıyorum. izleniyorsun bilge. ona göre davran.
fotoğrafta ise 1 masa ve 4 sandalye vardı. ve evet fotoğraftaki kişiler bizdik
ben gülerek telefona bakıyorum. yağız göz ucuyla gülümseyen bana bakıyor. ipek masanın altından taylanın elini tutuyor. gülüyorlar birbirine bakarak.
"bu ney lan. bilge napıcaz? ayrıca kim bu"
taylan ipeğin elinden telefonu aldı. gözleri büyüdü
"bu sapık piç kim lan?"
yağız benim tam tersime çok sakindi. taylanın elinden telefonu aldı. fotoğrafı incelerken yutkundu. ademelması yutkunması ile yukarı aşağı hareket etti.
"bilge önceden sana böyle bir mesaj gelmiş miydi?"
olumsuz anlamda başımı salladım.
"şüphelendiğiniz biri var mı?"
ben düşünürken ipek yağızın sorusuna yanıt verdi.
"lisedeyken bilgeye saplantılı bir aşık vardı. her gün bilgenin sırasının üstüne çikolata koyardı bilge seviyor diye. bilge zaten hep dışlanan birisiydi. ben korumasam kim bilir diğer iğrenç insanlar bilgeyi nasıl zorbalarlardı. o çocuk önceden bilgeyi en çok zorbalayan insanlardandı. zaten bilge bu yüzden çocuğu hiçbir zaman sev-"
"tamam kes ipek ayrıntıya gerek yok." diye yükseldim
hem bu mesaja gerilmiştim, hemde bu ortamda olan insan sayısına. evet anksiyetem tetikleniyordu. beynim durmadan bana sorular soruyordu.
ne yapıcaz birileri bizi izliyor, bizi takip ediyor acilen birşey yapmalıyım. acaba şuan çok saçmalıyor gibi duruyor muyum? kaçırılırsam ne yaparlar acaba? organlarımı falan mı satarlar yoksa fidye filan mı isterler? gerçi fidye istenilecek insan yok.
sıkıntıyla parmaklarımla saç diplerimi kazımaya başladım. ipek ayağa kalktı ve kolumu tuttu
"gel bir lavabo ya gidelim elini yüzünü falan yıka"
tam kalkıyordum ki yağız elimi tuttu
"bilge şuan saçma bir şey yapıyorum ama benim senin yanında gözükmem lazım. en azından adamların işini zorlaştırırız. bir nevi yanında sevgili gibi gözükürsem senin yalnız olmadığını düşünürler."
çaresiz kaldığım için mecburen bu teklifi kabul ettim. evet kabul ettim ve an itibariyle yağızla el ele lavaboya doğru yürüyoruz. acaba daha neler olabilir diye düşünürken onu gördüm. keskin bakışları, kalın kaşları, uzun boylu ama çok da heybetli olmayan berke'yi gördüm. evet saplantılı çocuk berke tam olarak karşımda duruyordu
-BÖLÜM SONU-