~Karanlık Çember'in Lideri~
Ertesi sabah saat 06:00... Şehir dışındaki sarp uçurumların kenarında kurulu olan tarihi Kızıl Köşk, sislerin arasında devasa bir şato gibi yükseliyordu.
Kartal, hastane nakil aracından başarıyla kaçırılmış ve köşkün ana salonundaki görkemli koltuğuna oturtulmuştu. Felçli olduğu iddia edilen adam, koltuğundan ayağa kalktı. Altmış yaşlarında, uzun beyaz saçlı, gözlerinde saf kötülüğün parladığı bir adamdı Kartal.
Salonda yaklaşık otuz iyi eğitilmiş paralı asker duruyordu.
"Musa öldü, Nadir yakalandı, Kaan kendini feda etti..." dedi Kartal, elindeki şampanya kadehini kaldırarak. "Ama ben hâlâ buradayım! Karanlık Çember asla yıkılmaz!"
Tam o sırada köşkün devasa ahşap kapıları patlayarak içeri çöktü.
BUMMM!
Sis bombası odanın içini kapladı. Özel harekat timleri ve en önde Eren ile Leyla içeri daldı.
Çatışma inanılmaz bir şiddetle başladı. Köşkün tarihi tabloları, avizeleri mermilerle paramparça oluyordu. Eren iki elinde tuttuğu silahlarla ilerliyor, karşısına çıkan tüm paralı askerleri indiriyordu.
Leyla ise Eren’in arkasını koruyor, yaklaşan askerleri nişancılığıyla etkisiz hale getiriyordu.
Kartal panikle köşkün arka tarafındaki gizli mahzene doğru kaçmaya başladı.
"LEYLA, BURADA KAL! KORİDORU TUT!" diye bağırdı Eren ve Kartal’ın peşinden fırladı.
Eren gizli geçitten geçerek köşkün mahzenine indi. Mahzen, eski tarihi eserlerle ve altınlarla doluydu.
Kartal, mahzenin sonundaki masanın arkasında durmuş, elindeki altın kaplama tabancayı Eren’e doğrultmuştu.
"Dur orada Komiser!" diye kükredi Kartal. "Bir adım daha atarsan kafanı uçururum!"
Eren durdu. Silahını indirmeden Kartal’ın gözlerinin içine baktı.
"Kartal..." dedi Eren. "Sonunda yüz yüze geldik."
Kartal güldü: "Beni yakalayabileceğini mi sanıyorsun Eren? Ben bu şehrin sahibiyim! Benim arkamda kimler var biliyor musun?!"
"Arkanızda kimse kalmadı Kartal," dedi Eren soğuk bir sesle. "Musa öldü. Nadir itirafçı oldu. Adamların dışarıda geberiyor. Sen yalnızsın."
Kartal’ın elindeki silah titremeye başladı: "Kardeşini ben vurmadım! Tetiği Kaan çekti!"
"Tetiği çektiren sendin!" diye kükredi Eren. "Kardeşimin gelinliğini kanla boyayan, ağabeyimi bir katile dönüştüren, sevdiklerimi benden alan sensin!"
Eren yavaş adımlarla Kartal’a doğru yürümeye başladı. Kartal tetiği çekti.
PAT. PAT.
Mermilerden biri Eren’in çelik yeleğine, diğeri omzuna saplandı. Eren acıya aldırış etmedi. Bir canavar gibi Kartal’ın üzerine yürüdü.
Kartal’ın elindeki silahı vurup düşürdü. Kartal’ı boğazından yakalayıp mahzenin taş duvarına çarptı.
"Yalvar..." dedi Eren, gözleri yaşlarla dolu. "Öldürdüğün tüm masumlar için yalvar!"
Kartal nefes alamayarak boğuluyordu: "Yap... Yapamazsın... Sen bir polissin..."
"Ben polisliğimi Ceylan öldüğü gece bıraktım!" dedi Eren.
Eren Kartal’ın boğazını daha da sıktı. Kartal’ın gözleri kaymaya başladı. Tüm o karanlık imparatorluk, kurucusunun son nefesiyle birlikte yok oluyordu.