İçeriğe geç

Sessiz İzler

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Sessiz İzler

Bölüm 1

I. BÖLÜM

Endişe ile kalabalığın arasında süzülüyordum. Evden çıktığımdan beri takip edildiğimi biliyordum. Ama bu yabancının beni neden gizlice takip ettiğini tam olarak çözememiştim. Yaklaşık yarım saattir, evden çıktığımdan beridir takip ediliyordum. Hayır, diğer insanlar gibi elim ayağım birbirine dolaşmıyordu.Gayet rahattım, her zaman ki gibi. sadece hayret ettiğim bir konu vardı o da bu adam – veya kadın tam olarak bilmiyorum – nasıl hala bu kalabalıkta beni gözden kaçırmıyordu. Boğulduğum bu düşünce selinden çıktığımda şehrin ortasında olan ama çokta göze batmayan küçük pastaneme yaklaşmıştım.

Küçüklükten beri hep bir pastanem olsun isterdim, sabahları uyanıp pastanemde pembe pastalar yapmak istemiştim. Küçükken kurduğum hayallerin hepsini gerçekleştiremesemde en azından bunu gerçekleştirmek istemiştim. Kafamı kaldırdığımda dükkanımın önünde olduğumu anladım. Hayallerimin aksine – ki bu konuda mutluyum – koyu yeşil kapımı ittirerek içeri girdim. İçerisi daha çok, kahverengi ve fildişi renginde dekore edilmişti.

İçeri girmemle birlikte yüzüme kocaman bir tebessüm yerleşti. Bunun nedeni tezgahın başında, her yeri un olmuş bir şekilde müşterilere pasta dışında sunduğumuz kurabiyleri, kekleri ve daha nicesinin mantığını çözmeye çalışan Deniz oldu. Deniz benim liseden arkadaşımdı. Lisedeki arkadaşlıkların kalıcılığı olduğu doğruydu, bunu Denizle beraber doğrulamıştık. Uzun yıllardır arkadaştık, daha doğrusu arkadaştan da öte kardeş gibiydik. Beraber olduğumuz bu yıllarda ona pastanemden bahsettiğim de aynı zamanda pastanemde bir kafe olması için beni ikna etmişti. Burayı beraber işletiyorduk, o içecek servisi yapıyordu bende hamur işlerine bakıyordum. Tabi şu an olduğu gibi arada anladığımız kadarıyla birbirimize yardım ediyorduk.

Geldiğimi anlayan Deniz, koyu mavi gözlerini bana dikti. Sanki gözlerinin maviliği öne çıksın diye saçları siyahtı. Gözlerim kıvırcık saçlarında gezinirken, bakışlarımdan her yerinin un olduğunu anlamıştı. Fakat çokta umursamayıp narin sesiyle "Günaydın Lavinya" dedi. Yüzündeki unları kastederek "Görüyorum ki işler karışık " dedim. Yardımcı olmak için elimdeki mini çantayı bir köşeye bırakıp üstümde ki kabanı küçük askılığa attım. Kabanımı çıkardığım gibi üstüme giydiğim kahverengi tül bluz ve kısa kalem eteğim ortaya çıktı. Yardım etmek için askıda ki mini beyaz önlüğümü giydim.

Hamura bulanmış ellerini kurtarmaya çalışıyordum.Kıkırdamamı tutamayınca Deniz kafama hafifçe vurdu. Elleri serbest kalınca rahatladığını hissettim. Ben hamura şekil verirken o da müşterilerin kahve siparişlerini aldı. Sabahları genelde çok müşterimiz olmazdı o yüzden rahat geçti. Ama öğlene doğru çokta öyle olmadı

Birkaç saat sonra...

Elimdeki tepsiyi masaya doğru yaklaştırdım ve yüzüme sıcak bir gülümseme yerleştirdim, bunu yaparken zorlanmıştım çünkü birkaç saattir gergindim. İçecekleri ve yiyecekleri masaya yerleştirip "Afiyet olsun" dedim. Müşterilerle ilgilenirken ki tebessümüm arkamı döndüğüm an silinmişti. Çünkü sabah olduğu gibi yine biri beni izliyordu. Normalde bu kişileri çabuk fark ederdim, duyularım açıktı. Ama bu sefer tedirgin oluyordum, tabi yaşamadığım şey değildi ama kim olduğunu bilmemek rahatsız edici geliyor.

Tezgaha yaklaştığımda yüzümdeki tedirginliği silmeye çalıştım ama başarısız olmuşum ki Deniz' in meraklı sesiyle karşılaştım. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda, meraklı gözlerle bakarken "Ne oldu? Yüzün bembeyaz olmuş" diye sordu. Gözlerimi kaçırdım, ondan kaçamayacağımı biliyordum ama yine de saklamaya çalıştım. "Bir şeyim yok, hafta sonu beraber resim sergisine gidelim mi? Çok güzel tablolar gelecekmiş." kaçma girişimim başarılı olmamış olacak ki, hemen lafa atladı. "Benden kaçamazsın, son saatlerde zaten çok tedirgindin. Sen ne olduğunu söylemeden susmayacağım." Kararsız bir şekilde suratına baktım, ona söylemem gerekiyordu. "Pastaneye gelirken takip edildim. Bilmiyorum belki de... Şimdi de izleniyorum. Ben," durdum, nefesimi verdim. Bir süre konuşmadım Deniz bunu garipsemedi veya zorlamadı. O da benimle beraber susmayı seçti. "belki de yorgunluktandır" dedim ve sustum.

Deniz bunun üstüne yatıştırıcı bir ses tonuyla "Yorulmuş olmalısın dinlenmen lazım, eski sevgilin öldüğünden beri takip edildiğini söylüyorsun," Eski sevgilimi çok yakın bir tarihte kaybetmiştim. Tamı tamına 3 ay olmuştu. Çabuk toparlandım çünkü eski sevgilim gereksiz bir insandı arada benden nefret ettiğini hissediyordum . Evet, eski sevgilimi kaybettiğim tarihten beri takip edildiğimi hissediyorum ve bu tedirginlik onsuz korktuğum için değil takip edildiğim için, ama çoktan beri takip edilmemi umursamıyorum. Bu artık rahat olmamı sağlıyor çünkü alışmıştım. Ama arada sırada izleniyordum. Bu rahatlık peşine düşmemi engelliyordu.

Deniz sıcak bir sesle "haftasonu beraber bahsettiğin resim sergisine gidelim, hem beraber vakit geçirmiş oluruz." Tebessüm ettim, Deniz' de onay almanın mutluluğu ile başını salladı. Dükkanın kapısının açılma sesiyle Deniz'in bakışlarının odağı gelen müşter olmasıyla beraber arkamı döndüm. İçeriye siyah giyinimli bir adam girmişti. Normal bir müşteriye benziyordu, sadece kapatma saatine yakın bir zamanda gelmesi şaşırtıcıydı. Biraz önce servis yaptığım çift biz konuşurken gitmiş olmalıydı.

İçeriye giren müşteri gayet rahat bir tavır takınmıştı. Cam kenarında olan masalardan birine yaklaştı. Üzerindeki kabanı çıkartınca siyah dar tişörtü ve düz kesim siyah pantolonu ortaya çıkmıştı. Üzerindekilerle beraber tek renkli yanı gözleriydi. Ela gözleri. Çıkarttığı kabanını koltuğun üzerine koydu ve yanına oturdu. Yerleşmesiyle beraber gözlerini bize çevirdi. Deniz'e döndüğümde şaşkınca adamı izliyordu. Sadece benim şekilde "Maşallah yunan mitolojisinden inmiş gibi adam, " diye fısıldadı. Hemen ardından "Sana mı ayarlasak? Ne güzel yakışırsınız valla" dediğinde kaşlarımı çattım. "Sen alsana siparişini" dediğinde konuşmama bile izin vermeden resmen beni adamın önüne attı. Deniz'e baktığımda yüzünde güller açıyordu. Kafamı çevirip müşteriye baktığımda o da benim gibi şaşırmış duruyordu. Deniz'e ölümcül bakışlar atmak için tekrar döndüğümde Deniz'in yerinde yeller esiyordu. Büyük ihtimalle işim bitince ona yapacaklarımı az çok tahmin ettiği için kaçmıştı.

Adama tekrar döndüğümde, bütün olayı anlamış gibi etrafa hınzır gülüşler atıyordu. Utandığımda gözlerimi sıkıca kapatıp başımı eğdim. Kısaca rezil olmuştuk. Gözlerimi açtığımda adam ciddi durmaya çalışıyordu. Önlüğümün cebinden minik defter çıkarıp utanç içinde deftere baktım. Gözlerimi defterden kaldıramıyordum. Sipariş almak için kafamı kaldırdığımda yakından daha parlak olan kumral saçlarıyla, pırıl pırıl olan ela gözleriyle karşılaştım. Adamı incelemeyi bırakıp sipariş işine döndüm. Az önceki olan olaydan dolayılı kısık çıkan sesimle "Ne isterdiniz?" diye sordum. Normalde cümleye hal hatır sorarak başlardım ama şuan bunu yapacak durumda olmadığım için sormadım. Kısık çıkan sesimden dolayılı güler gibi oldu ama kendini tuttu. "Acı bir Türk kahvesi olur" dedi. "Peki" diyerek geri geri yürümeye başladım. Tezgaha vardığımda içimden Deniz'e okuduğum bedduaları eksik etmedim. Beddualar eşliğinde makineye yaklaştım ve Türk kahvesi için gerekli ayarları yaptım. Kahvenin olmasını beklerken müşterimiz dışında her yere bakıyordum. O da benim dışımda hiç bir yere bakmıyordu. Deniz bir gün elimde kalacak. Kahvenin pişmesini beklerken fincanı ayarladım.

Makineden kahvenin piştiğini haber veren sinyal gelince, makinenin cezvesini çıkardım. Bu sırada Deniz gelmişti tezgahın arkasına geçerken, "Biraz erken olmuş, ben gittiğimde işleri hızlandırdınız mı?" diye hınzırca sordu. Bu sefer bunu yüksek sesle söylemişti, duyulmadığını düşünüyordu ama bal gibi duyuluyordu. Kaşlarımı çattım ve onu duymazlıktan gelerek fincana doğru yaklaştım. Bu sırada yine durmadı ve "Elinede çok yakıştı" dediğinde hafifçe koluma vurdu. Kahveyi fincana koydum ve utana sıkıla adama yanaştım. Masasına koyduğum gibi kaçarcasına uzaklaştım. Müşterimizin kahvesi bitene kadar dükkanı kapatmak için son hazırlıkları yaptık. Adamda gitmemeye yemin etmiş gibi aheste aheste içiyordu. Bir süre sonra adamın yudumlarını saymaya başlamıştım. Son yudumunu içtikten sonra fincanı masaya bıraktı ve "Kahveniz güzelmiş," dedi hızlıca ayağa kalktı. Kabanına uzanırken "Artık sık sık gelirim buraya, siz servis edersiniz değil mi?" diye sordu bana bakarak. Aldığı kabanını giyerken benimle olan göz temasını kesmiyordu. Beni utandırmak için yapıyordu ve başarmıştı. Arkasını döndü ve yürüdü. Yürürken geniş omuzları endamını belli ediyordu.

Adamın çıkmasıyla beraber yavaş yavaş Deniz'e döndüm, Deniz'in de bana bakmasıyla dudaklarım kıvrıldı. Neler olacağını anlayan Deniz yutkundu ve başını salladı hemen ardından koştu. Dükkanın ortasında koşuşturmadan sonra Deniz benden gazabını almıştı. Yaklaşık kovalamaca 15 dakika sürmüştü. Sonrasında dükkanı kapatıp çıkmıştık. Bense evime yürüyordum hafif ayak sesleri geliyordu. Ama sanırsam görünürde benden başka kimse yoktu. Bu sefer yakalayacaktım. Hızlı hızlı yürümeye başladım, arkamdaki adım sesleride yükseldi ve yaklaştı. Tam zamanında köşeden döndüm. Döndüğüm köşe iki binanın arasıydı ve çıkmaz sokaktı. Benim dönmemle beraber beni takip eden kişide döndü. Çevik bir hareketle arkamdaki kişiyi binanın duvarıyla arama aldım. Kolumla boynunu duvara sabitlediğimde, köşeye sıkışmıştı. Bulmuştum sonunda onu, karşımdaki kişiyle gözgöze gelmemle beraber kalın bir kahkaha attı. Sanki bunun olacağını biliyordu. Sokak lambasının altında şu dakikadan beri birbirimizin hayatını değiştireceğimizden habersiz birbirimize bakıyorduk.

Bölüm sonu

2 yorum